10 Kasım 2016 Perşembe

Clinton ve Trump

Amerika'daki seçimler dolayısı ile bizim eve de bir hareketlilik gelmişti. Meryem ara ara Hillary Clinton'ın seçilirse ilk bayan başkan olacak olmasından duyduğu heyecanı dile getiriyordu. Seçimlerden bir gün önce, arabada yine seçimler gündeme geldi. Bilge ve Meryem Clinton'a mı yoksa Trump'a mı oy vereceklerini konuşuyorlardı. Bilge hemen ağzını doldura doldura "ben Donald Trump'ı seçerdim" diye cavp verdi. "I want my dreams come true" diye ekledi ardından hemen. Yani rüyalarının gerçek olmasını istiyormuş. Ben Bilge'nin bu yorumunu şaşkınlıkla dinlerken Meryem hemen müdahele etti. "Donald Trump hates kids. Ben Clinton'ı seçerdim çünkü Clinton çocukları çok seviyor" dedi.
Yol boyunca Trump, Clinton derken eve geldik. Ben tabii gece biraz sıkıntılı bir şekilde seçim sonuçlarını takip ediyorum. İşin açıkcası ne Trump ne de Clinton'ı istiyorum. Ama tabii insan Trump'a alternatif olarak yine de Clinton daha iyidir diye Clinton'ın kazandığını görmek istiyor. Gece yarım gibi Trump arayı açmaya başlayınca ben artık dayanamayıp yattım. Tüm gece bir huzursuzluk vardı üzerimde. Sabah 5:30'da Bilge yanıma heyecanlı bir şekilde ben bugün 5 oldum diye geldi. Seçimlerin ertesi gün canım oğlumun da doğum günüydü. Meryem de uyanmıştı. Meryem'in ilk sorusu kim kazandı oldu. Trump deyince biraz üzüldü ve şaşırdı. Sanki Clinton'ın kazanacağından çok emindi. Her beraber Trump'ın zafer konuşmasını dinledik. O kadar da korkunç değildi. Sanki biraz yumuşamaya başlamıştı. İlk baştaki sıkıntım biraz olsun hafifler gibi oldu.

Okul dönüşü arabada Meryem yine seçimlere döndü. Anlaşılan okulda epey bir konuşması geçmişti. Ama bu sefer daha bir endişeliydi. "Anne herkes diyor ki Trump başka ülkeden insanların Amerika'ya gelmesine izin vermeyecekmiş. O zaman babaanne ve hala gelemez" diye ağlamaya başladı. Ben yok öyle birşey dedim. Pasaportları, vizeleri var. İstedikleri zaman gelebilirler. Arkadaşların izinsiz girmeye çalışan insanları kastetmiştir dedim. O aynı endişeli ses tonu ile "ama burada doğmayan insanlar burda çalışıyor bile olsa kendi ülkelerine döneceklermiş" dedi. Meryem bu küçücük yaşı ile kocaman kocaman sorunları anlamaya çalışıyordu. O zaman Trump'ın başkan seçilmesinin etkilerinin sadece Trump'ın vereceği kararlarla ilgili olmadığını anladım. Trump bazı insanların içlerinde bastırdıkları hırs, kin ve ırkçılık duygularını legalize etmişti. Tabanda ayrımcılığın kapısını aralamıştı. İşte esas korkutucu olan buydu.

3 Ekim 2016 Pazartesi

Trex ve Matematik

Bilge ile zihinden matematik alıştırmaları yapıyoruz. 5 ile 4'ü toplarsak ne olur oğlum diye sordum. Dokuz diye cevap verdi. Nasıl yaptın sorusunu her zaman yaptığı gibi "kafamdan düşündüm ve buldum" diye yanıtladı. Ha bir de "Sen öyle demiştin cevabı var". O zaman çok fazla konuşarak bu çocuğa iyi mi yapıyorum kötü mü yapıyorum bilemiyorum.  Çünkü hedefim hem ona farklı düşünce yöntemlerini gösterebilmek hem de düşüncesini kelimelere dökebilmesine yardımcı olmak.

Parmaklarımı göstererek açıklamaya başladım. Bak burada 10 var. Birisini kapatınca ne oldu? 9 kaldı çünkü 9, 10'dan bir eksik.

Ben onun anlayabileceği bir açıklama yapmaya çalışırken bana dönüp "anne Trexler matematik yapamazlar, neden biliyor musun? Çünkü sadece 2 parmakları var." demesin mi.

Trexler matematik yapıyor olsalardı 10 tabanlı sayı sistemi yerine iki tabanlı sayı sistemi mi kullanırlardı acaba diye sormadım tabii.

26 Eylül 2016 Pazartesi

Kuzen Kardeşliği

Şu aralar yeni evimizde uzun süreli misafirlerimizi ağırlamanın keyfini sürüyoruz. Önce çocukların babaanneleri geldi. Bilge birkaç gün korku ile uyandı. Babaanne gitti mi acaba diye. Babaannesinin uzun süreli misafirimiz olduğunu anlaması ile rahatladı ve hep beraber daha geniş ailemizin keyfini sürmeye başladık. Ardından Zeynep, Kemal ve Beyza geldi. Kemal kısa süreliğine gelmişti ancak Beyza ve Zeynep bir ay bizimle birlikte idi.

Bu duruma tabii en çok Meryem ve Bilge sevindi. Kuzenleri ile ilk defa bu kadar uzun süreli vakit geçirme fırsatı yakalamışlardı ve bu paha biçilemezdi. Meryem özellikle Beyza'nın üzerine titriyor. Tabii bunda Beyza'nın da payı büyük. Yalnız bizim çocuklar değil Beyza da bizimkileri kardeşi gibi görüyor. Aslında tek bir farkla. Kardeşliğin verdiği bir rekabet durumu olmadığı için çok fazla gürültü patırtı da olmuyor. Yaşasın kuzen kardeşliği!

Elif'in durumu birazcık farklı. Elif Beyza'ya bayılıyor ancak Beyza'yı kendine rakip olarak gördüğünden midir bilinmez bazen ona zarar verebiliyor. Dolayısı ile Beyza Elif'e karşı tedbirli olmak zorunda. Beyza daha bir hafta içinde iki üç ısırma vakası atlattı.

Meryem okuldan eve öyle bir istek ve neşe ile geliyor ki... Biliyorum aslında elinde olsa Beyza'yı hep burada tutar.  Evde bodrum katındaki oyun odasında, evin arka bahçesinde, ön tarafında uzun uzun oynuyorlar.





Zeynep ve Beyza'nın buradaki evimize gelmeleri o açıdan çok iyi oldu. Alan geniş, oyun alanları çeşitli ve çocukların sıkılmaya pek bir vakti olmuyor.

Dün bahçede fıskiyeyi açtık, suda ıslandılar.


Su altında serinledikten sonra çimlere oturup güneşin tadını çıkardılar.

Daha sonra Cincinati doğa merkezine gittik. Uzun bir orman yürüyüşü yaptık. O kadar uzun yürüyüşten sonra bile hala enerjileri tükenmemişti.





Çocukların ilişkilerini sağlamlaştıracağı, birbirlerini daha iyi tanıyıp birlikte olan hatıralarını zenginleştirebileceği böyle bir fırsatı yakalamış olmalarından dolayı çok mutluyum.

Keşke böyle daha çok günlerimiz olsa.


Süpriz Misafirler

Zeynepler bizim yanımıza geleceklerinin müjdesini yazdan vermişlerdi ancak vize görüşmesine gittiklerinde görevliler onların vize durumunu biraz beklemeye almıştı. Yani vize alıp alamayacakları belli değildi. Bu durum hepimizde bir hayal kırıklığı oluşturdu. İçimizden hala belki alabilirler ve gelirler desek de çok bir umudumuz kalmamıştı. Ama hiç beklenmeyen oldu ve vizeyi alıp bize süpriz yaparak bir anda evimize gediler.

Zeyneplerin geleceği gece babaannesi çocuklara sabah size büyük bir süprizim var demişti. Bilge ve Meryem sabahki süprizi merak ederek yataklarına yattılar. Meryem uyanınca ilk işi süprizi sormak oldu. Halasını ve kuzenini karşısında görmeyi hiç beklemiyordu. Onları görünce gözlerinin içi aydınlandı sanki. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Sonra dönüp bana o çok bilmiş ifadesi ile "babaanne süprizim var demişti ama bu gerçekten çok büyük bir süprizmiş!" dedi.


Gerçekten de olabilecek en güzel süprizdi.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Duyguları İyi İfade Edebilmek

Bizim ailemizde herkes biraz kara kutu. Bu durum ben ve Emre'den kaynaklanıyor biraz galiba. Biz öyle sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, sevdiklerimiz veya sevmediklerimizi kolay kolay kelimelere dökemiyoruz. Çocuklarımız bize benzedikleri için mi yoksa kendi karakterlerinin bir parçası olarak mı bilinmez ama onlar da biraz kara kutu. Meryem'in ne düşündüğü ne hissettiği olaylar yaşandıktan çok sonra ortaya çıkıyor. Meryem'de mutlaka bir kuluçka dönemi var. Önce duygularını analiz ediyor, sindiriyor, sonra kelimelere döküyor.  Mesela başkalarının kıyafetlerini giymeyi sevmediğini şimdi şimdi söylüyor. Senelerce ben ona arkadaşların çocuklarından gelen kıyafetleri giydiriyordum ve her üzerini giyeceğinde uygun bir kıyafet bulmakta zorlanıyorduk. Meğersem sebebi buymuş. Aynı şekilde ikinci el eşya kullanmayı sevmediğini daha yeni söyledi. Koltuklarımızı yeniledik ama yine ikinci el. Meryem koltuğun üzerine havlu koyup oturuyordu. Meğersem başkasından gelmesi fikri onu rahatsız ediyormuş.  Çözümü koltukların üzerine atabileceği bir battaniye almakta buldum. Oturmak istediği her yere taşıyabilir. Meryem'e sürekli olarak duygularını bizimle paylaşması konusunda hatırlatmalarda bulunmak durumunda kalıyorum. Sevgisini anlatmakta da bir o kadar ketum. Hiç öyle gidip birisine durup dururken sarılmaz. Ama biz ona sarılmazsak kafasında öyle senaryolar yazıyor ki kendimi sürekli diken üstünde hissediyorum.

Bilge bir nebze daha iyi. En azından sevgisini anlatmakta. Mutlu olduğunda, onun sevdiği birşey yaptığımızda çok net. Anne ben seni seviyorum diyor. Pazartesi bayram diye onlara birer oyuncak aldık. Arabadan eve dönerken hemen bana "Anne ben seni çok seviyorum" dedi. Geçen babaannesi ile dışarıda sohbet ederlerken de ona söylemiş. Birlikte sohbet etmeleri çok hoşuna gitmiş ve duygularını hemencecik paylaşmış. Ancak bu netlik bazen problem olabiliyor. Sevmediğine de sevmiyorum diyor açık açık. Ama bu sevmemek genel bir sevmeme durumu değil. Aslında söylemek istediği ben seni tanımıyorum ki seveyim. Mesela Kentucky'e gelmeden birkaç hafta önce Beyza bizim çocuklar ile oynamak için evimize gelmişti. Beyza'nın babası kızını almak için geldiğinde Bilge'ye kendisini sevip sevmediğini sormuş sanırım. Bilge hayır demiş. Emre çok utandım dedi. Ben orada değildim ama Bilge'nin ne demek istediğini anlamıştım. Bilge Beyza'nın babasını tanımıyordu. Birlikte doğru düzgün vakit geçirmemişlerdi. Dolayısı ile sevgi sözünün anlamını dolduracak ortak bir geçmişleri yoktu. Bilge kelimeler ile sevdiğini sevmediğini anlatma konusunda daha net olmasında rağmen o da bizi sarılıp öpücüklere falan boğmuyor. Gelip beni böyle kocaman kocaman öptüğünü çok hatırlamıyorum. Öfkelendiği veya kıskandığında biraz daha kapalı kutu. Benim için o tarz duygularının bazı belirleyicileri var. Meryem'i durup duruken rahatsız etmeye başladıysa, Meryem ile ilgili birşeyi kıskanmıştır kesin. Etrafa veya eşyalara zarar vermesi çoğu zaman bu tarz duygularının bir göstergesi. Geçtiğimiz günlerde Emre, Meryem ile Elif'e ayakkabı almıs ama Bilge'ye almamıştı.  Bilge hemen Meryem'i ve beni rahatsız etmeye başladı. Doğrudan vurmuyor ama bir şekilde insanı rahatsız ediyor. Mesela sırtıma çıkmaya çalışıyor, Meryem'i koltukta sıkıştırıyor. Ben olayın nereden kaynaklandığının farkındaydım. Baban sana ayakkabı almadı diye üzüldün mü diye sordum. O zaman duygularını anlatmaya başladı. Bize Meryem'in sahip olduğu ayakkabıları tek tek göstermeye başladı. Gerçekten de Meryem'in 5-6 çift ayakkabısı vardı. Bilge'nin ise sadece bir terliği ve bir spor ayakkabısı vardı. Yalnız ayakkabıları gösterirken çok komikti. Bak bu da var ve hiç bunu giymiyor şeklinde yorumlar yapıyordu. Bilge'nin neyi kıskandığı veya neye öfkelendiğini tahmin etmek öyle her zaman kolay olmuyor. Bir de bazen cok alakasız ortamlarda bu duygular ortaya çıkıyor. Mesela bir oyun alanında veya arkadaşlarımızla bir aradayken. O zamanlarda insanın duygu analizi yapmaya pek bir vakti olmuyor.

Elif bu konuda en açıkları. Sevdiği sevmediği çok belli. Sevgisini dokunarak, sarılarak, öperek gösteriyor ve bu bizim ailemiz için büyük bir ilerleme. Geçen gün babannesi Elif ile babaanne olduğumu anladım diyordu. Diğer ikisi hiç o kadar babaannelerine sarılmamışlardı ki. Emre birkaç günlüğüne Michigan'a gidip geliyor. Geçen hafta geldiğinde Elif kollarını kocaman açarak Emre'nin yanına gitti. Özlemişti ve ona sarılmak istiyordu. İlk başlarda Emre Elif'in onun etrafında neden dönüp durduğunu anlamadı. Alışmamışız ya böyle sevginin gösterilmesine...

Sevgi sevgiyi pekiştiriyormus. Bunu bize Elif öğretti. Hepimizin Elif'i örnek alarak sevgimizi daha açık belli etmeyi öğrenmesi gerekiyor .

Herkesten Rol Çalmak

Elif büyüdükçe kendi varlığını bulunduğu ortamlarda daha bir belirginleştiriyor. Artık ne yaptığımızı daha çok anlıyor, rutinlerimize iyice alıştı ve onunla ilgisi olmayan aktivitelerde bile en sevimliliği ile kendisine bir yer belirleyebiliyor. Çocuklar kitap okuyorsa eline bir kitap alıp kitabın sayfalarını karıştırıyor. Onlar masa üzerinde yazı yazarken hemen kendine bir kalem buluyor, kağıt bulamazsa Meryem veya Bilge'nin elindekini alıyor, birşeyler çiziktiriyor. Çocuklar müzik açıp dans etmeye başladığında hemen yerini alıyor. İnsan ister istemez sadece onu izlemeye başlıyor.

Sosyal ortamlarda birileri ile konuşurken biz birşeylere gülersek anlasın anlamasın bir anda o da kahkahayı basıyor. Tabii bütün bakışlar ona çevriliyor.

Elif olduğu bir ortamda inatla herkesten rol çalıyor.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Sorumluluk Duygusu

Meryem bu sene ikinci sınıfta. Bir sınıf daha büyümenin getirdiği ilk rahatlık okul otobüsüne artık biz getirip götürmek zorunda değiliz. Okul otobüsü Meryem'i bizim eve doğru dönen yolun başında bırakıp alıyor. Sabahları Meryem kendi çıkıyor, otobüsü tek başına bekliyor. Akşam ise otobüsten indikten sonra doğrudan eve geliyor. Bu değişikliğin bizim hayatımıza katkıları epey büyük oldu. Sabahları Meryem'i otobüse yetişitereceğiz diye koştur koştur yollara dökülmüyoruz. Bu durum Meryem'i de rahatlattı. Kendi çıkış saatine göre kendisini ayarlıyor. Akşamları ise Meryem'in otobüs saatine göre işlerimizi ayarlamak için zorlamıyoruz kendimizi. Meryem otobüsten gelince kendi anahtarı ile kapıyı açıp içeri giriyor. Dolayısı ile bizim günümüz bölünmemiş oluyor.

Artan sorumluluklar sanki Meryem'i daha bir olgunlaştırdı. Önceden ona hatırlatmak zorunda olduğumuz şeyleri şimdi kendiliğinden yapıyor. Sabah kalkar kalmaz yüzünü yıkıyor, üzerini giyiyor. Öğlen yemeğini ve atıştırmalık öğünlerini o bana hatırlatıyor. Bu artan sorumluk duygusunun bizim ailemize olan katkısı ise çok daha fazla. Çünkü Meryem'in sahiplendiği sorumluklar birden Bilge'nin de sorumlulukları olmaya başladı. Geçtğimiz senelerde Bilge'ye üzerini giydirmek için ne kadar da uğraşırdık. Evden kendimizi dışarıya atasıya kadar akla karayı seçerdik. Meryem'i örnek alan Bilge hazır ve nazır bir şekilde kahvaltı masasında yerini alıyor. Çocuklarımızın artan sorumluluk duyguları ile sabahlarımız daha az telaşlı geçiyor artık.

Bu güzel gelişmelerle birlikte içimi kaplayan gurur duygusunu ise tarif bile edemem.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Yeni Okul Yeni Endişeler

Uzun bir yaz molasından sonra bugün Elif ve Bilge için okulun ilk günü idi. Sabah geçtiğimiz diğer günlere göre daha erken kalktık. Saat 7:30'da çocuklar ayakta idi. Kahvaltı falan derken evden çıkmamız 8:30'u buldu. Bilge ve Meryem'i bize 10 dakika kadar uzaklıkta olan Rainbow çocuk kreşine yazdırdık. Burası Elif için zorunlu bir seçim yeri oldu. Elif'i bizim okulun kreşine göndermek istiyordum ancak 15 Ağustos haftası kreşin kapalı olması beni böyle bir son dakika seçimine yöneltti.
Bilge daha önce sınıfını görmüştü ve yeni okulu için heyecanlıydı. Bir emin olamama durumu gözlerine yansımıştı ama uzun bir tatil sonrası sanki bir okul ortamını özlemiş gibiydi. Elif ise hiç ama hiç hazır değildi. Sınıfını, öğretmenlerini daha önceden görme fırsatı olmamıştı. Ayrıcı iki aydır yanımızda olması bu durumu iyice zorlaştırmıştı. Bırakınca çok ağladı. Hem de içini çeke çeke. Biz de içten derin bir "off "çektik ne yapacağımızı bilememenin sıkıntısı ile. Öğlen kreşi aradığımda Elif'in çok mutlu olduğundan, nasıl ortama adapte olduğundan bahsettiler. Bunu ispat etmek için de bir fotoğraf yollamışlardı. Gönderdikleri fotoğrafta Elif'in mutlu yüzünü görmeyi beklerken canım kızımın ağlamaktan buğulanmış gözleri ve şaşkın bakışı ile karşılaşınca daha bir kötü oldum.


Bu günler geçecektir ve Elif biraz daha olsun daha az üzülecektir diye umut ediyorum. Ama hala Elif'i bu kreşe göndermekle ne kadar doğru yaptık onu bilemiyorum. Öğretmenlerinin SCDC'deki Miss Stacey gibi olmasını tabii ki bekleyemem ama birazcık sevgi, ilgi ve çocuğumu anlasınlar istiyorum, çok mu?

1 Temmuz 2016 Cuma

Erkek Çocukları ve Kız Çocukları

Meryem ve Bilge daha çok küçükken kütüphaneden ödünç aldığımız çocuk ninnileri CD'sinde şöyle bir tekerleme duymuştum:

What are little boys made of?
What are little boys made of?
Snips and snails
And puppy-dogs' tails
That's what little boys are made of
What are little girls made of?
What are little girls made of?
Sugar and spice
And everything nice (or all things nice)
That's what little girls are made of


Bu tekerleme beni gülümsetmişti ama bir yandan da eşitlikçi yanımı tetikleyerek ne kadar cinsiyet ayrımcı bir tekerleme diye düşündürmüştü. Bir erkek çocuğu annesi olarak zaman zaman bu tekerlemeye katılmadan edemiyorum. Benim örneklemim bir kişiden oluşuyor ve dolayısı ile bütün erkek çocukları için genellemem münkün değil ama Bilge'yi gözlemledikçe neden erkeklerin bu kadar küfür edip, horozlar gibi kabararak ortada gezdiklerini daha iyi anlıyorum. 

Bilge duygularını yoğun yaşayan bir çocuk. Zaman zaman çok şefkatli oluyor ama vahşi bir yanı var ki beni zaman zaman çileden çıkarıyor. Filmlerde veya etrafta duyduğu kötü kelimeleri öyle bir yakalıyor ve sahipleniyor ki sadece konuşmalarımıza değil hangi filmleri izlediğimize bile ekstra özen göstermemiz gerekiyor. Aptal kelimesini ağzını doldura doldura söylemeyi çok seviyor ve ne kadar uyardıysam bir türlü kalıcı bir sonuca ulaşamadım. Ancak beni en çok saşırtan F... kelimesini söylemesiydi. Bowling oynamaya gittiğimizde lobutları deviremediğinde önce biraz yumuşak bir küfür savurdu. "Dang it!" diye bağırdı. Birkez daha başarısız olunca "f...!" deyince ben insanların arasında ne diyeceğimi bilemedim. Oğluma nasıl yanlış bir tepki verdiğini mi anlatsam yoksa etraftaki insanlardan özür mü dilesem şaşırdım kaldım. 

Bir de tabii "I will punch you in the face" var.  Türkçe'de "yüzünü gözünü dağıtırım" sözüne eş tutabiliriz. Kızdığı zaman kim olduğu farketmiyor ve öyle bir içten söylüyor ki insan gerçekten yapacak diye korkuyor. 

Beni en çok endişelendiren ise sinirlendiği zaman kendisine hakim olamayıp tekme tokat yanındakilere girişmeye çalışması. Meryem ile sıkı kavgaları oluyor. Meryem de az değil, birbirlerini epey bir acıtabiliyorlar. Bilge Elif'e karşı epey bir nazik ama Elif de arada bir nasibi alıyor. Sinirlendiği zaman Elif'in arkasından öyle bir ittiriyor ki yazık çocuk yere kapaklanıyor.

Bütün bunlar olurken biz sessiz sedasız seyretmiyoruz tabii. Türlü türlü yöntemlerle bu tepkilerinin ne kadar yıpratıcı ve kırıcı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bazen bol bol konuşarak bazen ise istemeden kızarak, bağırarak ve türlü cezalarla tehdit ederek. 

Ve ben bütün bu tecrübelerime dayanarak bir insan erkek çocuklarını bu kadar güzel anlatabilir diye başta bahsettiğim tekerlemeyi kendi kendime tekrar ediyorum. 

29 Haziran 2016 Çarşamba

Yeni Kelimeler

Elif'imizin kelime hazinesi gelişiyor. Bize olmadık şeyleri getirerek "al" diyor. "Hi" ve "bye" sık kullandığı kelimeler. Bir de "meme-mama" ve "baba".  Meme ve mamayı yemek için kullanıyor. Babayı bazen baba anlamında bazen ise sırf konuşmuş olmak için söylüyor. Baba derken o kadar tatlı söylüyor ki babası olmasam da babacım diye içime çekmek istiyorum.