Elif bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elif bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2016 Cuma

Öğrenme Aralığının Genişlemesi

Çocuklar insan hayatında yeni öğrenmelerin vesilesi oluyor. Çocuk sahibi olur olmaz daha önce öylesine duyup anlamını tam bilmediğimiz veya daha önce hiç karşılaşmadığımız yeni kavramlar hayatımızın parçası oluveriyor birden. Bu öğrenme durumu özellikle yabancı bir ülkede çocuk yetiştirenler için çok daha fazla oluyor. Bebek sarılığının "jaundice" olduğunu veya "bugger" kelimesinin sümük anlamında kullanıldığını çocuklarla öğrendim mesela.
Meryem'in okuma çalışmaları sırasında uzun a ve kısa a gibi harflerin ayrıldığını, sonra süper kahraman e harfini tanıdım. İnsan her çocuğu ile yeni bir dünyaya yolculuk yapıyor. Bu yolculuk sırasında karşılaşılan zorluklar veya çocukların ilgi alanına göre şekillenen hedefler yeni öğrenmeleri getiriyor. Meryem'in hayvan projesi sırasında Meryem ile kütüphanede fok balıkları ile ilgili epey bir bilgi kazandım mesela. Ben fok balıklarının memeli sınıfında olduğunu veya etçil hayvanlar olduklarını bilmiyordum.


Çocuklar bizim ilgi alanlarımızı zenginleştirip, öğrenme aralığımızı genişletiyorlar. Evdeki herkes bu zenginlikten payını alıyor. Meryem sevdiği kitabın posterini hazırlarken Bilge de kendi posterini hazırladı. Daha okula başlamadan okul projelerini hazırlama hakkında bir fikri olmuştu.



17 Mayıs 2016 Salı

Tırmanma Alıştırmaları

Elifcik yürüme işini halletti, koşmaya geçti. Şimdi tırmanma sırası. Meryem ile Bilge'nin ranza yatakları Elif için alıştırma yeri oldu.

Son birkaç haftadır Elif ile Bilge odaya giriyorlar ve odada kendi başlarına daha sık vakit geçiriyorlar. Açıkçası bu durum bizim de işimize geliyor. Elif'i ayak altında istemediğimiz zaman Bilge'ye söylüyoruz.  Elif ile odaya geçiyorlar ve orada en az bir 15-20 dakika oyalanabiliyorlar.

Elif ile Bilge odada iken ara ara nasıl olduklarını kontrol ediyordum ama öyle endişeleneceğim bir durum olmuyordu. Elif tek katlı yataklara bir şekilde çıkıp inmeye alışmıştı. Geçen gün odaya girince Bilge ve Elif'i ranzanın ikinci katında görünce şaşırdım. Üstüne üstlük Bilge'ye Elif'i niye oraya çıkardı diye kızdım. Garibim bana Elif'in kendi kendisinin çıktığını açıklamaya çalışıyordu.  Ben Bilge'nin ne dediğini tam dinlemeden "saçmalama, nasıl çıkacak? O daha bebek" diye cevap verdim. Sonra indirip test ettik ve gerçekten doğruydu.



Elif ranzanın merdivenlerini bir bir çıkıp kendisini üst yatağa atıyor, sonra da yüzüne yayılan o kocaman gurur ifadesi ile bize gülümsüyordu. Bu yeni gelişme bir yandan güzel bir yandan da endişe vericiydi. Şimdi gözümüzün her an Elif'in üzerinde olması gerekecek. Allah'tan bu konuda epey bir gönüllü var. Bilge veya Meryem Elif merdivenleri tırmanmaya başlar başlamaz onun arkasında onun çıkmasını sabırla bekliyorlar.


13 Nisan 2016 Çarşamba

Tatlılık Hırsızı

Meryem hep enleri istiyor. En çok onu sevelim istiyor, her zaman en başarılı o olsun, bir işi en güzel o yapsın. İçinde kaybetmeyi hiç sevmeyen gizli bir yarışcı var ve bu yarışçı bazen onu ileriye götürmekten daha çok yaralıyor. Mesela, Elif'i severken kullandığımız "canım, aşkım" kelimlerini aynı sıklıkta ona söylemezsek onu sevmediğimizi düşünüyor. Tatlılık konusunda Elif ile yarışamayacağını biliyor ve bu duruma sinir oluyor. Kızım sen de tatlısın dediğimde ise "Hayır, Elif daha tatlı" diyerek bana kızıyor. Bir gün yine bu duruma sinirlenmiş olarak geldi "Elif daha tatlı diye onu daha çok seviyorsun. Bebekler hep daha tatlı, o yüzden hep yeni bebek istiyorsun" diye bana çıkıştı. Aslında ailenin en büyük çocuğu olarak söylediklerinde küçük de olsa bir doğruluk payı vardı. Sonuçta Bilge ve Elif Meryem'den sonra doğmuşlardı. İçinde biriktirdiği öfke ise sonunda doğru kelimelerle karşılığını bulmuştu.

Sonra sonra bu durumu bir oyuna dönüştürdü. Elif'in yanında geliyor, sanki sihirliymiş gibi ellerini ona doğru uzatıyor "hoop, bütün tatlılığını aldım" diyor en tatlı şekilde. Ama şimdi gerçekten tatlı. Bu sihir gerçek mi ne?

20 Mart 2016 Pazar

Tombik Kurbağa

Elif'in öğretmenleri çocuklara el ve ayak baskıları yaptırarak bir sürü resim yaptırıyorlar. Benim favorim kurbağa resmi oldu. Elif'in kurbağası pek bir tombik, pek bir sevimli olmuştu. Tıpkı kendisi gibi, tombilik toparlağım benim...



 Elifimin kurbağasını görür görmez içeri girip baskı yaptığı ayaklarını mıncıklamak istedim.

15 Mart 2016 Salı

Ba-Ba

Elif'in sesleri yavaş yavaş kelimelere dönüşüyor. İlk kelimemiz ba-ba. Ama baba anlamında değil bay-bay anlamında. Birisi giderken elini sallıyor ve yüzüne yayılan o kocaman gülümsemesi ile ba-ba, ba-ba diyor.

Masalların Girizgah Kısmı

Son birkaç haftadır Meryem ve Bilge uyku öncesi masal istiyorlar. Meryem daha küçükken bu masal anlatma seanslarımız çok oluyordu. Bilge'nin büyüme döneminde biraz ara vermiştik daha doğrusu ara vermek zorunda kalmıştık. Bilge'nin kontrolü elinde bulundurma sabırsızlığı nedeni ile masallarımız hep kesiliyordu. Ben anlatmaya başlar başlamaz Bilge sözümü kesiyor, kendine göre birşeyler katıyor, Meryem de bu duruma sinir oluyordu. Eğer ona söz vermezsek bu sefer anlamsız sesler çıkararak benim masal anlatmama müsaade etmiyordu. Birkaç hafta önce Meryem'den gelen ısrarlarla masallarımıza başladık. Bilge yine katılmak istiyor ama artık kendi sırasını bekliyor. Bazen ben masal anlatmaya başlamadan önce bazen ise benim masalımdan sonra Bilge'nin masalını dinliyoruz.

Bu masallar öyle kitaptan okuduğumuz masallar değil. Kendi uydurduğumuz masallar olsun istiyor Meryem. Çoğunlukla da masal kahramanlarımız Meryem, Bilge ve Elif oluyor. Bazen daha çok çocuk ekliyoruz. Bazen ben isim vermesem de çocuklar otomatik olarak kahramanları kendileriymiş gibi düşünüyorlar. Ancak bu masal uydurma işi hiç kolay değil. En zoru her zaman yeni bir hikaye ile gelebilme. En sevdikleri tema bir arada maceraya çıktıkları yolcuklar. Bu maceralar sırasında ormana gidiyorlar, ormanda başka bir yere açılan bir kapıdan geçiyorlar, bazen evimizin önündeki gölden gizli bir geçitle okyanusa gidiyorlar, vesaire vesaire. Dün yine masalıma başladım heyecenla yaşasın daha önce hiç anlatmadığım bir konu buldum diye seviniyorum kendi kendime. Bu sefer uzay gemisine binip uzay yolculuğuna gitsinler diye düşündüm. Geçen hafta izlediğimiz İntersellar filminden esinlenmiştim. Masala başlar başlamaz Meryem anne bunu anlatmıştın başka birşey anlat demesin mi? O zaman hatırladım bizde Uzaylı Rola diye Türkce bir kitap vardı. Ondan biraz kopya çekerek çocuklara daha önce bir uzay yolculuğu yaptırmıştım. Sil baştan yeni bir hikayeye başlamam gerekiyordu.

Masallara başlarken klasik masal girizgahı ile başlıyorum. Bir varmış bir yokmuş, develer tellal iken, pireler berber iken.... Bilge bu girizgahın ortasında bana "This does not make any sense, can we skip this part?" demesin mi? Bu söylediğinin hiç bir anlamı yok bu kısmı geçebilir miyiz diyordu bana. Haklıydı bu sözlerin hiçbir anlamı yoktu ama bu anlamsız sözler topluluğu insanı masalın hayali dünyasına hazırlamıyor muydu?  Ben yine de girizgahımı bitirdim ve masala başladım.

Masal sırasında ormandan gizli bir geçite girdiler. Geçitin girişinde rengarenk konuşan ağaçlar Meryem, Bilge ve Elif'i karşıladılar. Sonra geyiklerin sırtlarında gizli bir mağaraya gittiler. Bu mağarada bir sürü hazine vardı: altınlar, mücevherler... Bilge masalı keserek "Is this a fairy tale?" diye sordu. Evet oğlum bu bir masal dedim. Anlattığım hikayenin gerçekliğini kontrol etmek istemişti sanırım. Ben anlatmaya devam ettim. Bu mağaradan kendilerine istedikleri hediyeleri aldılar. Bilge çok güzel altın bir kılıç aldı. Meryem mücevher kolyeler aldı. Meryem hemen "hayır ben tavşan aldım" dedi ve gelecek masallar için de bana not düştü. "Nereye gidersem ben hep yanıma tavşam alıyorum tamam mı?" Ben Meryem tavşan aldı diye düzeltip masalıma devam ettim. Tekrar geyiklerinin sırtına binerek yola çıktılar. Bu sefer Bilge "anne o page'e gidebilir miyiz, sword aldığı page'e". Masalda kendilerine hediyeler aldıkları kısma dönmek istiyordu ama sanki kitaptan okuyormuşuz gibi önceki sayfaya dönmemi istedi.  "Tamam oğlum geri döndük" dedim. Bilge "Ben shooter aldım kendime. Sword ve shooter" diye ekledi. Eklemeler, kesintilerle sonunda masalımızı bitirdik.

Sonra bir masal daha. Bu masal seansına daha gece boyunca devam ederlerdi ama uyku vakitleri çoktan geçmişti. Haralı güreli bir şekilde onlara iyi geceler öpücüğü verip kendimi odadan dışarı attım.

7 Mart 2016 Pazartesi

Gülen Yüzüm

Sabahları sana gülen bir çift göze uyanmaktan daha güzel bir başlangıç olabilir mi acaba? Benim için yok. Gülen yüzüm, canım kızım Elif'im, seni çok seviyorum!


2 Mart 2016 Çarşamba

Elif Yürüyor!

Elif'in birkaç haftadır çalışmaları sonuç verdi ve artık kızım yürüyor. Önce oturup kalkma ile başladı. Ayakta dengede durma çalışmalarıydı ilk hedef. Birkaç saniyelik dengeler sonra uzamaya başladı, Daha sonra elindeki oyuncakla ayakta durma denemelerine geçti. Yavaş yavaş bu denge çalışmaları adıma dönüştü ve önce bir-iki adım, sonra üç-dört ve şu anda artık yürüyor. Dün kreşten onu almaya gittiğimde odanın bir ucundan kapının oraya kadar yürüyerek geldi.

Çocuklarımın gelişmelerini hayretle ve heyecanla izliyorum. Onlarla gurur duyuyorum ama aynı zamanda biz yetişkin insanları düşünüyorum. Başarı aslında çok yakın. İnanç, azim ve çalışmak...

Kızım, umarım hayatının her aşamasında mutluluğun, azmin ve çalışkanlığın seninle beraber olurlar.

10 Şubat 2016 Çarşamba

Süt Anne

Bu iş görüşmeleri sırasında bir oraya bir buraya giderken kızım Elif'i sadece fiziksel olarak değil duygusal olarak da kendimden mahrum bırakıyor olmak beni üzüyordu. Anne ve çocuk arasındaki bağ çocucuğu sadece beslemekten çok da öte. Özellikle de emzirince. O tensel dokunuş benim için önemli olduğu kadar Elif için de çok önemli biliyorum. Bir haftalık yokluk Elifi'e bu tensel sıcaklığın eksikliğini hissettirmişti sanırım. İşte tam bu sırada Mehtap yardımımıza koşmuş ve kızımın süt annesi olmuştu.
Mehtap bana Elif'in ona nasıl sarıldığını ve o anki huzurunu anlatınca ikimiz de çok duygulandık. Benim için bu durum kızımın o an rahatlamasından çok daha öteydi. Kızımın artık bir süt annesi vardı. Bu çok güçlü birşeydi. Onu her zaman koruyacak, kollayacak ve onun iyiliği için dua edecek bir değil iki annesi vardı şimdi. ve bu ne kadar değerli birşeydi. Bu iş görüşmeleri benim için çok iyi sonuçlanmasa da kızıma bir süt anne kazandırmıştı.

3 Şubat 2016 Çarşamba

Elif'den Ayrı Geçen Geceler

Bu ay kızımla ilk ayrılıklarımızı yaşadık. İş görüşmeleri dolayısıyla önce Northern Iowa üniversitesi için Cedar Falls'a, sonra Illinois State Üniversitesi, Normal Bloomington'a en son da dün Northern Kentucky Üniversitesi görüşmesi için Cincinati/Kentucky'e gittim. Bu görüşmeler o kadar üst üste oldu ki Emre evde üç çocukla ben yollarda çok yorulduk. Umarım birisinden veya birkaçından güzel haberler alırım. Bütün bunlar olurken sadece görüşmelerin değil Elif'i arkada bırakcak olmanın sıkıntısı vardı. Bilge bebekken onu gittiğim iki konferansa yanımda götürmüştüm ama iş görüşmeleri konferanstan çok daha yoğun oluyor. Sabah erken saatte başlayıp akşam 8'e, 9'a kadar sürdüğü oluyor. Yani bu kadar uzun bir süre ne Elif'i bilmediğim bir bakıcı ile barakabilirim ne de bakıcıya para yetiştirebilirim. Ayrıca Bilge'yi yanımda götürdüğümde çok zorlanmıştım. Bakıcılara tam güvenemiyorsun. Sosyal etkinliklere katılmak yerine bir an önce çocuğunun yanına gitmek istiyorsun. Epey bir zor olmuştu. 

Neyse ki ek gıdaya başladığımız bir dönem. Elif'e bir kaç aydır ek gıda veriyorum. Önceleri tükürdü istemedi ama şu anda hemen hemen herşeyi yiyor. Öyle ilk aylarda olduğu gibi sürekli süt yetiştirme stresi yok. Ama özellikle Iowa ve İllinois arka arkayaydı ve o görüşmelerden önce dolaba gidip gidip buzluktaki süt deposunu kontrol ediyordum. Acaba yeterli olacak mı, süt biterse ne olacak endişesi ile. Hatta ara tatilde formula bile denemeye çalıştım. Süt biterse şimdiden içmeye alışşına diye ama istemedi. Şimdi bu görüşmelerin hepsi bitti ve korktuğum hiç birşey olmadı. Elif geceleri ağlayarak geçirmedi, gece acıktığında biberona itiraz etmemiş. Dolapta hala yeteri kadar süt depomuz var. Okulda biraz daha fazla öğretmenlerine sarılmak istemiş ama genel olarak mutluymuş. Aslında o kadar endişelenmem yersizmiş ama annelik duygusallığı işte insan engel olamıyor.

Ben ise bu arada daha profesyonel bir anne oldum. Süt pompam hep yanımaydı. Gittiğim otellerde ilk işim süt sağıp otel görevlisinden buzlukta saklamasını rica etmek oluyordu. Otelden çıkmadan aynı şekilde. Gün içerisinde süt sağmamış olsam bile sabah sağdığım için o kadar rahatsızlık duymadım. Akşam vakit biraz ilerleyince biriken süt rahatsız etmeye başlasa da o kadar kötü olmadı. Süt poşetlerinin biri hariç hepsi donmuş olduğu için yol boyunca rahatça taşıyabildim. Uçaklara inip bınerken hostesleren sütleri buzlu bölmede tutmalarını rica ettim. En son artık Kentucky dönüşü havalanı bekleme süresi uzayınca aile tuvaletlerinin birinde süt bile sağdım. Arkadaşımın verdiği saklama kabı ve içine önceden koyduğumuz buzlarla uzun bir bekleme süresine rağmen Elif için depoladığım sütleri bozulmadan getirebildim. Bir dahaki seyahatlar için kullanılmak üzere buzlukta boşalan rafları yenisi ile doldurmuş oldum. 

Bilge'yi yanımda konferanslara götürdüğümde anne olarak benim için rahat ediyordu ama şimdi düşününce aslında o kadar iyi bir karar olmadığını çok iyi görüyorum. Çocuklar alışık oldukları ortamda ve alışık oldukları insanlarla daha huzurlu oluyorlar. Elif bu ilk ayrılık günlerimizi yabancı bir otel odasında ilk defa göreceği bir bakıcı ile geçirmek yerine evimizde veya kreşte, babası veya öğretmenleri ile beraber geçirerek  çok daha huzurlu bir şekilde atlatmıştı. 

6 Ocak 2016 Çarşamba

Hasta Olmak ya da Olmamak

Bu kış tatilinde ailecek Amerika'da ilk uzun yolculuğumuza çıkalım dedik ve araba ile Georgia'ya arkadaşlarımızı görmeye gittik. Hava sıcak, özlediğimiz arkadaşlarımızla bir aradayız, çocukların oynayacağı alan ve arkadaşları var. Çocuklar okyanusa girme fırsatı bile buldular. Herşey iyi gidiyor derken Bilge ateşlendi. Merallerde kaldığımız günün ilk gecesi ateşi çıktı. Sonraki gece hem Bilge hem Elif. Geceyi bir Bilge'nin bir Elif'in ateşini ölçerek geçirdik. Ertesi gün dönüş için yola çıktık. Herhangi bir durumda çaresiz kalmayalım diye çocuklar için ateş düşürücüleri yanımıza aldık. Bilge de Elif de hafif ateşliydiler ama korktuğumuz gibi olmadı. Eve akşam 10:30 gibi geldik. Yaklaşık 15 saattir yollardaydık ve hepimiz de çok yorgunduk. Hemen yattık. Gece ikisi de yeniden ateşlendiler. Emre Bilge ile ben ise Elif ile ilgilendim.  Ertesi gün Bilge toparladı ama Elif'in durumu daha kötüye gidiyordu.

Çocuklar nedense hasta olmak için hep zor zamanları kolluyorlar. Yılın son gününde acilen bir doktor ayarlamak çok zor olacaktı.  Emre ile bir gece daha bekleyelim dedik. Elif'in ateşli üçüncü gecesi olacaktı. Ateşin düşmesini umarken Elif daha kötüleşti. Bir yandan Elif'i banyoya sokuyor bir yandan da ateş düşürücü vermeye çalışıyordum. En son verdiğim ateş düşürücü ile brilikte tüm içtiği sütü de kusunca ben iyice panikledim. Sabah, yani yeni yılın ilk gününde. kızım ile acile gittik. Orada verdikleri ateş düşürücüyü de kustu. Kapsül vermek zorunda kaldılar. Aslında acile götürmek ne kadar iyi bir fikir bilemiyorum ama insan çaresiz kalınca ne yapacağını şaşırıyor. En azından ateşini düşürdüler. Ciğerlerinde herhangi bir sorun olmadığını anladık ama onun haricinde hiç bir yardımları olmadı. Doktor reçete olarak antibiyotik yazdı ve eğer durumu kötüleşirse ve kulağına doğru elini götürmeye başlarsa antibiyotiği kullanabilirsin dedi. Bu durum beni iyice rahatsız etti. Ne yapacaığını bilemeyen ben şimdi yeni bir bilinmezlik ile karşı karşıyaydım. Elif'in o gece de ateşi devam etti. Ertesi gün tüm vücudunu kızarıklıklar sardı. Pazartesi kendimizi Elif'in doktoruna nasıl attığımızı bilemedim. Doktor Elif'in hastalığın kötü dönemini atlattığını söyledi. 6. hastalık adı verilen bir hastalık geçirmiş. Aslında Elif'in vücudundaki kızarıklıklardan sonra bunu tahmın etmiştim. Bilge'ye de aynı durum olmuştu. Nedense bu hain hastalık hep seyahat zamanlarını kolluyor. Bilge 13 aylıktı ve biz Türkiye'deydik. Oğlum ateşten başını kaldıramıyordu. Orada da aynı hatayı yapıp oğluma antibiyotik vermişlerdi. O zaman antibiyotiğin neden işe yaramadığını anlamamıştım. Durumu bir türlü iyileşmiyordu. Şimdi bunu çok daha iyi biliyorum. 6. hastalık bakteriyel bir hastalık değil o yüzden antibiyotik hiç bir işe yaramıyor. Hastalığın ateş dönemi çok zor geçiyor ve normalden uzun sürüyor. Bilge ateşten sonra daha çabuk toparlamıştı. Elif hala öksürüyor ve burnu akıyor.

Çocuklar hasta olunca insanın eli kolu bağlanıyor. Ne yapacağını bilemiyor.  Bilge'nin ateşi üç gün sürdü. Sonraki günlerde iyileşmesine rağmen arada yanıma geliyor bana "anne ben hastayım demi" diye soruyordu. Sanki hala hasta olmayı ıster gibi. Sonra Meryem elinde ateş ölçer ile gelmeye başladı yanıma. Anne ateşimi ölçer misin diye birkaç kere ateşini ölçtürdü. Sonra dayanamadı ve hasta olmayı istediğini itiraf etti. Elif hasta idi, Bilge hasta idi ve herkes onlarla ilgileniyordu. Meryem özel ilgi istiyordu ve bunun tek yolu hasta olmak ise hasta olmayı istiyordu. Birkaç gün ısrarla ateşinin olup olmadığını sordu durdu. Hepsinin burnu akıyordu ama ateşi yoktu ve bence iyiki de yoktu ama o herseferinde çok üzülüyordu.

Dün Meryem ile senelik kontrolü için doktora gittik. Meryem ara ara kulağında ağrıdan şikayet ediyordu. Bunu doktora belirttim. Doktor Meryem'in kulağına bakınca onun orta kulak iltihabı geçirdiğini ve antibiyotik kullanması gerektiğini söyledi. Aslında Meryem de hastaydı ama hem ağrıya ve acıya karşı daha direncli olmasından hem de herhangi bir ateşli belirtisi olmadığından dolayı biz onu tamamen ihmal etmiştik.

Son günlerde Bilge ve Elif'in hastalığından o kadar çok yorulmuştuk ki sanki Meryem'e güçlü olma ve hasta olmama görevini vermiştik. Ama gerçek öyle değil ki. Daha çok küçük. Ve günlerdir benim ilgim için yalvarır halleri aklıma gelince o ilgi isteğinin sadece manevi bir ihtiyaç olmadığını aynı zamanda fiziksel yorgunluğunun da dışa vurumu olduğunu şimdi farkediyorum. İnsanın hem manevi hem de maddi olarak çocuklarına hak ettikleri ilgiyi ve zamanı ayırabilmesi gerekiyor. Bir evde üç veya bir çocuk olması bu gerçeği değiştirmemeli. Bunu kendimize sık sık hatırlatmamız gerekiyor sanırım.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Şükran Günü

Bence Şükran günü insanın sahip olduklarına teşekkür etmeyi hatırlattığı için çok güzel bir gün. Biz bu şükran gününü sevdiğimiz arkadaşlarımızla kocaman bir aile olarak geçirdik. Georgia'dan o kadar yoldan kalkıp tatillerini bizimle paylaşmaya gelmişlerdi. Başka değerli bir arkadaşımız olan Asiye ise hiç tereddüt etmeden bize evlerinin anahtarını verdi. Böylelikle hem arkadaşlarımız ile kocaman bir yemek sofrası kuracağımız geniş bir mekanımız oldu hem de onları misafir edebileceğimiz ekstra odalarımız. Ailelerimiz, sağlıklı çocuklarımız, sıcacık bir evimiz, sevdiğimiz işlerimiz ve birlikte vakit geçirmeyi sevdiğimiz, üzüntülerimizi ve mutluluklarımızı paylaşabileceğimiz arkadaşlarımız olduğu için ne kadar teşekkür etsek azdır.




Çocuklar da okulda teşekkürlerini kelimelere döküyorlardı. Meryem her zamanki gibi ailesi için teşekkür ediyordu. Annesi, babası, bebek kardeşi ve Bilge için...

Tabii bir de Erva. Meryem Erva'nın arkadaşı olmasını da teşekkür notlarına eklemişti.



Bilge'nin bu seneki teşekkürü ise bir kişiye adanmıştı. Bilge babası için teşekkür ediyordu. Birazcık kıskandım sanırım ama o kadar güzel ifade etmişti ki ayı zamanda gurur duydum.




Ve tabii ki Bilge'ye böyle hissettiren bir babası olduğu için ben de içimden şükrettim.

Bilge ve Elif

Elif bizim çocukların arasında bazen paylaşılamayan bir oyuncak bazen bir hayal kahramanı zaman zaman da annenin yanından uzaklaştırışması gereken potansiyel bir rakip oluyor. Bilge ve Meryem'in Elif'i benim kucağımdan uzaklaştırmak için ilgileniyormuş gibi görünmelerini saymaz isek aslında ikisi de abi ve ablalık rolüne gayet güzel adapte olmuş durumdalar. Ancak Elif'in güvenliği için Elif Bilge'nin gözetiminde ise gözünüzün bir ucu ile onları sürekli bir kontrol altında tutmanız gerekiyor. Daha bir iki gün önce Bilge Elif'i ters çevirmiş heyecanla elleri üzerinde yürütmeye çalışıyordu. Elif'e ilk yemek yedirmeye başladığımız sıralarda ise Elif'in ağzına kocaman bir parça peyniri tıkıştırmaya calışmıs Allah'tan Elif ağzını sıkı sıkıya kapatmış da potansiyel bir boğulma tehlikesinden kurtulmuştuk.

Elif'in varlığı aslında Bilge'ye ona hayallerindeki oyuna eşlik edecek ideal oyun arkadaşını vermişti. Hiç itiraz etmeden onun yanında duruyor, istediği yere taşıyor veya istediği kılığa sokabiliyordu.


Arkasına iliştirdiği mavi bir battaniye ile Elif birgün Superman oluyor.


Kucağında koca Elif'in arkasına iliştirdiği koca bir battaniye ile Elif'i odadan odaya taşıyordu. Bir başka gün sandalyayenin bir ucuna Elif'i koymuş ve birlikte peekaboo yani "CE" yapıyorlardı.




İkisi de ortada yok. Bunlar nereye kayboldu derken bir bakıyorum odalarına kapanmışlar. Yatakta evcilik oynuyorlar.

Akşam olmuş, ikisinin de uyuması gerekiyormuş. Yani Bilge ile hayat epey bir keyifli. Tek bir problem var. Elif için neyin zararlı neyin zararlı olmayacağı konusunda hala bir fikir birliğine ulaşmış değiliz. En son Elif'e neden koç yapamayacağını anlatmaya çalışıyordum. Sırtına hızlıca vurup koç demek için Elif'in çok küçük olduğunu anlaması biraz zaman aldı.

19 Aralık 2015 Cumartesi

Bebek Kokusu

Meryem Elif'e sarıldıktan sonra bana döndü ve anne Elif neden artık kokmuyor dedi. Bu soru üzerine Elif'i ben de kokladım ve Meryem haklıydı. Elif'in o bebek kokusu gitmişti. Sarılınca yumuşacıktı, sıcacıktı ama o bebeklere özgü koku uçup gitmişti. Zaman ne kadar da hızlı geçiyorsun...

7 Aralık 2015 Pazartesi

Elif 6 aylık!

Kızım 6 ayını doldurdun artık. Daha 6 ayın dolmadan emeklemeye başladın tıpkı abin ve ablan gibi. Seninle uzun bir yolculuk yaptık. 11 Kasım'da biz Türkiyedeydik ve sen önce oturmaya sonra da birden emeklemeye başladın. Herşey bir anda gelişti. Oturabiliyor olman benim yolcukta işimi epey bir kolaylaştırdı. Seni tutmaktan yorulduğum an yere bir  battaniye serdim, önüne birkaç oyuncak  koydum ve o anlar benim için nefes alma zamanı oldu.


6 aylık olmanla birlikte sana yemek verme heyecanı ile bir sürü yemeği denedim ama maalesef şu anda hiç birinde başarılı olamadım. İlk başta sana verdiğimi tükürüyordun şimdi ise kararlı bir şekilde ağzını kapalı tutuyorsun. Bakalım ne kadar sürede süt haricinde başka tadların da farkına varacaksın. Nedense bebeklerimin hiç birinde bu yemek yeme konusunda başarıya ulaşamadım. Ancak önüne koyduğum yemekle oynamaya hiç itirazın yok. Seni her seferinde büyük bir hevesle mama sandalyene oturtuyorum bir iki deniyorum bakıyorum olmuyor. eline kaşığı veriyorum sen kaşık dolusu yemekleri biraz ağzına biraz etrafına saçarak yemek yemeyi bir oyuna dönüştürüyorsun.


Her an herşey senin için bir oyuncak olabiliyor. Elimin altında, çantamda artık ne varsa. Hemen herşey ağzının içinde, dişlerinin kaşınmasını rahatlatacak bir araca dönüşebiliyor. Gücünün sınırlarını zorlamayı seviyorsun. Şu aralar bir yerlere tutunarak iki ayağının üzerinde durmaya çalışıyorsun.



Her an heryerdesin o yüzden eve çok daha fazla dikkat etmemiz gerekecek. yakında dolapları karıştırmaya başlayacaksın gibi görünüyor. Meryem ve Bilge bulaşık makinasının kapağının açıldığını duyar duymaz soluğu makinanın yanında alırlardı sanırım senin de bu rutini devam ettirmen yakındır.

Meryem ile Bilge ile olan bütün bu benzerliklerinin dışında senin dişlerin epey bir erken geldi. Meryem ve Bilge'nin ilk dişleri ilk doğum günlerinden sonra gelmişti. Sen daha 6 aylıksın ve ilk dişin göründü bile. Bakalım ilk kelimelerin de erken mi gelecek yoksa sen de bir yaşının dolmasını mı bekleyeceksin.


Benim minik Elif'im, gün ışığım... O yüzüne yayılan kocaman gülümsemeni çok seviyorum. Kocaman kahkahalarla gülmeni, her ortamda kendini meşgul edecek bir şeyler bulmanı çok seviyorum. Bir de tabii geceleri seni içime çekerek uyumayı. Zaman çok hızlı geçiyor ve ben senin her anına doyabilmeyi istiyorum. Şu aralar hayatımızda zor zamanlar. Hiç bir zaman bundan daha kolay olmayacak belki ama şu aralar hayatımızdaki belirsizlik, çok önceden tamamlanmış olması gerekirken yılan hikayesine dönmüş tezim, biran umut sonra bir sürü umutsuzlukla dolu iş arama çalışmalarım, Meryem ve Bilge'nin büyüme sancıları ile hayatımıza giren yeni kaygılar beni bazen o kadar bunlatıyor ki sanki içimdeki tüm enerjiyi alıyor götürüyor ve sonra birden sana bakıyorum ve içim ısınıveriyor. Tüm karanlıklarımı dağıtıyor, umutlarım yeniden yeşeriyor. Seni seviyorum bir tanem. Hem de çok. Belki de en çok benim ihtıyacım olduğu için sen bu zamanda doğdun.


27 Ekim 2015 Salı

Yön Değiştiren Endişeler

Çocuklarımız bebekken endişelerimiz acaba yeteri kadar besleniyor mu, uyuması gerektiği gibi uyuyor mu, büyümesi normal hızda mı gidiyor gibi daha fiziksel gelişim odaklıydı. Biz de her anne baba gibi çocuklarımızı bağrımıza basıyor ve onların gelişimi için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyorduk. Ancak zaman geçtikçe ve çocuklar büyüdükçe kontrolümüzün dışında oluşan faktörler devreye giriyor. Çocuklarımızın karakterleri belirginleşiyor, bizim isteklerimiz ve onların istekleri çatışıyor ve birbirimizi anlamaya çalışmak yerine bazen olmadık çatışmalara girebiliyoruz.

Çocuklarımın büyümelerini gözlemledikçe onların ne kadar farklı karakterleri içlerinde barındırdıklarını hayretle izliyorum. Meryem ve Bilge birbirinden çok farklılar, Elif ise şu an için bir bilmece. Belki çocuklarımızın güçlü ve zayıf yönlerini biz belirleyemiyoruz ama onları geliştirmek ve iyiye kanalize etmek bizim elimizde. Güçlü yönlerinin yardımı ile zayıf yönlerini geliştirmeye çalışmak bizim anne-baba olarak görevimiz. Ancak bu hiç de kolay bir görev değil. Yaptığımız planlar tutmuyor, ters tepiyor istediğimiz gibi işlemiyor. Mesele insan olunca tek boyutlu düşünemiyorsun. Düz bir sebep sonuç ilişkisi kurmak çok zor. Karakter eğitiminde olayın fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal boyutları var ve hepsini birden koordine ederek bir eylem planı ortaya çıkarmak ayrı bir beceri istiyor. Şu anda biz bu zorlu duvara çarpıp duruyoruz. Sanırım bu çarpma anlarında bizi ayakta tutacak şey kararlı, azimli ve inançlı olmak. Çocuklarımıza inanmak ve onlara duyduğumuz sevgi ile ileriye dönük adımlarını kararlı bir şekilde destekleyebilmek.

Bilge'nin okulundan duyduğumuz şikayetler son bir kaç ayda iyice arttı. Kuralları dinlemiyor, büyük grup zamanlarında kendini kontrol edemiyor, geçiş zamanlarında zorluklar yaşıyor, uyku zamanlarında diğer çocukları uyandırıyor ve saire, ve saire. Öğretmenler Bilge ile sınıf içerisinde baş edemedikleri için bir kaç kere idareye bile yollamışlar. Ben bu çözümü beğenmediğimi, böyle bir ceza için yaşının çok küçük olduğunu açık bir şekilde dile getirdim. Çocuğu daha kreşten idareye göndermeye başlarlarsa bunun ilerisini düşünemiyorum bile. Dün çocukları Emre aldı. Akşama yüzme kursumuz vardı. Hemen arabaya bindik. Emre'ye okulda nasıllarmış diye sordum. Emre öğretmenler konuşurken utançtan yüzümü yerden kaldıramadım dedi. Bütün gün boyunca Bilge resmen bir terör yaşatmış. Kuralları dinlememiş ve hatta bazen öğretmenin dediğinin tam tersini yapmış. Öğretmen oyuncayı kutuya koy demiş bizimkisini gözünün içine baka baka yere atmış. Arabada kısa bir sessizlik oldu. Ne diyeceğimi bilemedim. Bir yandan öğretmenleri anlamaya çalışıyorum ama bir yandan da oğlum için endişeleniyorum. Bu kısa sessizliği Bilge bozdu. Heyecanlı bir şekilde anne biliyor musun bugün yatacağız sonra yarın kalkacağız ve "stay home day" olacak dedi. Yani yarın evde kalacağız dedi. Neden öyle bir düşünceye kapıldı bilemiyorum ama o an için paramparça oldu. Acaba okulda mutlu değil mi? Bütün öfkesinin sebebi orada olmak istememesi miydi acaba?
Bir süre sonra bana okulda nasıl bal kabağının içerisine elini sokup çekirdeklerini çıkarttığını anlatıyordu. Yani okulda hoşlandığı aktiviteler yapıyordu. Öğretmenin günün özeti olarak seçtiği kesit Bilge için günün özetinden çok daha farklı idi. O aslında yaptıklarının çok farkında değildi. Son bir kaç haftadır bizim odak noktamız Bilge okulda iyi davrandı mı davranmadı mı idi ve Bilge bile zaman zaman bize gününü özetlerken bugün okulda iyi davrandım şeklinde özetliyordu. Okulu biz ve öğretmenleri neredeyse tek bir boyuta indirmiştik.
Her gün öğretmenlerin Bilge'nin gününü aynı cümlelerle özetlemesinden ne kadar sıkıldığımı farkettim.
- He had a really rough day today.
- He did not listen any of the instructions.
- We had a rough start but he did much better in the afternoon.
- During nap time he had to sit in one person area at the beginning.

Bu cümlelerin kombinasyonlarını duymaktan sıkılmıştım. Neden hiç yaptığı güze şeylerden bahsetmiyorlardı. Mesela bugün çok güzel bir yorumda bulundu diyebilirlerdi veya bal kabağını incelerken çok fazla ilgiliydi gibi küçük de olsa oğlumun sınıf aktivitelerine katılımı ve katkısı ile ilgili yorumlar yapabilirlerdi. Koskoca günün özeti sadece "çok iyi davrandı" veya "çok kötüydü" olamazdı. Emre bu konuda çok daha sıkıntılı. Toplumsal baskı onu benden çok daha fazla etkiliyor. Bu sıkıntımız yüzme dersi sonunda daha bir katlandı. Çocuklar yüzme karnelerini aldılar. Meryem bir üst sınıfa geçmişti. Ben Meryem ile ilgilenirken Emre Bilge'nin öğretmeni ile konuştu. Bilge aynı sınıfta devam edecekti. Bu bizi şaşırtmadı ancak öğretmenin buna ilave olarak söylediği şey sanki en öldürücü darbeydi. "Hiç dinlemiyor, ilgilenmiyor. Benim tavsiyem özel ders alsın." Öğretmeninin değerlendirmelerine göre Bilge sınıf dersine uygun bir çocuk değildi. Okuldan duyduklarımızın üstüne bu yorum bizi büsbütün yıktı.


Bilge'nın bu durumunun farkındaydık ve kendimize göre çözümler bulmaya çalışıyorduk. Çok fazla enerjisi var, spor yapsa belki o enerjiyi doğruya kanalize edebilir diye düşündük. Disiplin kazanabileceği, seveceği bir spor olan tekvandoya başlattık. Yaklaşık bir buçuk ay haftada iki gün yarım saat tekvando dersine gitti. Hiç bir değişiklik olmadı. Yüzme dersi öğretmeninin söylediklerinin aynısını burada da gördük. Dikkatini vermiyor, dinlemiyordu. İşin hep şakasındaydı. Dikkati her yerde. Bir kaç hareket öğrenmişti ama o kadar. Ödediğimiz paraya ve Bilge'yi oraya götüreceğiz diye çektiğimiz sıkıntıya yazık dedik ve artık göndermeme kararı aldık. Problemimiz hala büyük bir şekilde ortada duruyor ve şu anda ne yapacağımızı bilemiyoruz. En büyük endişem Bilge'nin bu yaşadıklarının onun gelişimini olumsuz yönde etkilemesi ve öğrenme imkanlarının kısıtlanması ile neticeleniyor olması.

Bilge ile bütün bu sorunları yaşarken oğlumun bu yıllarını bu zorlukların gölgelemesini istemiyorum. Kararlılığı, heyecanı, küçük şeylerle mutlu olması beni çok mutlu ediyor. Sanırım okul ve benzeri olaylarda problemlerin en temelinde Bilge'nin kendi gündeminin başkalarının gündemi ile çatışması var. Bilge kendine bir plan yapıyor ve onu uygulamak istiyor, bu plan başkalarının planı ile çatışınca da problemler ortaya çıkıyor.

Meryem'de ise farklı türlü zorluklar yaşıyoruz. Meryem'in içerisinde gizli bir yarışçı var ve bu yarışçı hep kazanmak istiyor.  Meryem birşeyi kazanacağını bilsin en sevmediği yemeği bile ona yedirtebilirsiniz. Ancak kaybetmek de bir o kadar üzüyor. Satrancı sırf kaybedeceğim diye oynamıyor mesela. Bazen bilge'nin çabuk giyinmesini sağlamak için Meryem ile giyinme yarışı yaptırıyoruz orada bile kaybettiğinde ağlıyor. Meryem'in sosyal çekingenliği, kazanma hırsı ile birleşince zaman zaman ona zarar verebiliyor. Bize karşı duygularını açık ifade ediyor. Kaybettiğinde ağlıyor, kızıyor ama dışarıda içine kapanıyor. Bazen arkadaşlarına karşı hırslanıyor, öfke biriktiriyor.

Birkaç hafta önce Selçuk ve Danny bizim eve gelmişti. Sinem ve Ela'yı da çağırdık. Ela Meryem'den 8 ay kadar büyük. Ama tam büyümüş de küçülmüş çocuk tiplerinden. Sözel olarak kendini çok iyi ifade edebiliyor. Bütün dikkatleri hemen üzerinde topluyor. Meryem ise genel olarak başkalarının yanında sessiz ve utangaç. Selçuk ve Danny'yi çok seviyor. Ancak sohbetlere öyle kolay giremiyor. Masa başında oturmuş sohbet ediyorduk. Söz Ela'nın nasıl güzel yemek yaptığına geldi. Ela Tonny ile yaptığı bir yemeği anlattı. Selçuk Meryem'e hiç yemek yapıp yapmadığını sordu. Meryem hayır diye cevap verdi. Aslında bu doğru değildi. Meryem 4 yaşından beri yumurta kırabiliyor ve hatta zaman zaman sabah yumurtalarını kendi yapıyordu. Çok güzel yaprak sarmasını biliyordu. Hazır kekleri ben hiç yardım etmeden kendisi yapıyordu. Bir süre sonra Ela bir sinema filminde gördüğü İngiliz aksanını taklit etmeye başladı. Hepimiz bundan çok etkilendik. Gerçekten çok şirin görünüyordu. Çok da başarılı bir taklittti. Sonra baktım Meryem arkadan sessiz bir sekilde Ela'nın söylediklerini tekrar ederek ilgiyi kendisine çekmeye çalışıyordu. Bunu yaparken kendi sahip olduklarının gücünü kullanmak yerine ilgi çeken davranışı koplamayı tercih etmişti. O an duygusal olarak bulabildiği en kolay çözüme sarılmıştı. Meryem'i o şekilde görünce içime sanki kocaman bir bıçak saplandı. Önce kendimden nefret ettim. Ben öyle çok konuşkan bir insan değilim ve zaman zaman gereğinden fazla mütevaziyim ve kızım da benim gibiydi. Kendi sahip oldu değerleri göremiyor ve kendini ifade etme zorlukları yaşıyordu. Ona nasıl yardım edecektim. Bütün gece bu olayın sıkıntısını içimde taşıdım. Sonraki günlerde biraz daha azaldı ama sorunumuz değişmedi.

Geçtiğimiz haftasonu kestane toplamaya gittik. Erva Meryem'in en sevdiği arkadaşlarından birisi. Giderken ona da haber verdik. Sınem de benim yakın arkadaşım olduğu için onu da çağırdım. Sinem Ela ile gelirken Erva'yı aldılar biz önde onlar arkada iki araba kestane çiftliğine gittik. Çocuklar, hepimiz çok eğlendik. Bir sürü kestane topladık. Dönüş yolunda Erva yine Ela'ların arabasına bindi. Mantıklı olan da oydu ama Meryem Erva'nın bizim arabamızda gelmesini istiyordu. Meryem bu duruma çok öfkelendi. Görünüşteki olay Erva'nın Ela'lar ile gidiyor olması idi ama durum göründüğünden çok daha derindi. Meryem Ela'ya çok öfkeli idi. O an öfkesini dile getirmeye başladı. Ela annesi ve babası ile hep özel şeyler yapıyor ve bunu da çocuklara anlatıyordu. Meryem bu duruma üzülmüştü. Sonra sevdiği insanlarla bir araya gelince ilgiyi kendi üzerine çekiyor olmasına da kızıyordu. Bana çok net bir şekilde bir daha Ela'yı çağırma dedi. Ben ona onun da çok özel şeyler yaptığından bahsettim. Sen de yaptığın güzel şeyleri anlatabilirsin dedim. Bana ben o üzülmesin diye anlatmıyorum dedi. Birden kendi kendimle yüzleştiğimi hissettim. Geçen sene Meryem'in bir arkadaşının doğum gününde sınıf arkadaşlarından birisinin annesi ile bahar tatili ile ilgili konuşuyorduk ve ben hiç birşey yapmadığımızı söylemiştim. Meryem bana neden öyle söylediğimi sorunca üzülmesinler diye cevap vermiştim. Şimdi kızım aynı tutumu sahiplenmiş ve başkalarını  üzmeyeyim derken kendisini acıtıyordu. Meryem'in sosyal çekingenliğini ben sosyal çevrelerdeki davranışlarımla destekliyordum aslında. ve Meryem ilk defa bu kadar açık bir şekilde kendisini ifade etmişti. Meryem'in başarı ve kazanma arzusu çekingenliği ile çatışıyordu ve kızım arka planda kaldıkça içten içe kırılıyor ve öfke biriktiriyordu.

Elif'im ise şu aralar genelde sığındığım durgun limanım. Onun için en büyük endişem neden kakası fazla sulu veya biberonlarının hepsini neden bitirmedi. Kızım sabahları kakasını yapınca üzerini baştan aşağıya değiştirmek zorunda kalıyoruz. Ara ara kendimi Elif'in kakasını inceler buluyorum. Bu çocuk yediklerini doğru düzdün sindiremiyor mu acaba diye. Hep sulu mu yapıyor yoksa arada büyük parçalar var mı diye. Bir de şu aralar pek bir burnumuz akıyor. Hava değişimi kızıma pek yaramadı sanırım.

Meryem ve Bilge artık büyüdüler ve artık geceleri beni uyandırmıyorlar. Yatma vakitleri geldiğinde kısa süreli bir telaş olsa bile pijamalarını giyip, dişlerini fırçalayıp yatıyorlar. Elif tabii daha bebek o yüzden geceleri onun mesaisi devam ediyor. Her ne kadar çocuklar büyüyünce insan rahatlamış hissetse de başka türlü sıkıntılar işin içine giriyor. Artık endişelerim yön değiştirdi. Ve şu son birkaç haftadır akşam yatağıma yattığımda çocuklarımı düşünürken buluyorum kendimi. Bazen içimin çok fazla sıkıldığını hissediyorum. Ne yapacağımı bilemememin verdiği çaresizlikle yatakta bir o yöne bir bu yöne dönüyorum. Aslında anne-baba olmanın yükü hiç bir zaman azamılyor. Sadece yön değiştiriyor. Meryem ve Bilge bebekkenki endişelerim nasıl şu anda kaybolduysa şu anki endişelerim de belki birkaç yıla kaybolacak ama her zaman yerini bir yenilerine bırakacak. Bir vücutta birden fazla hayat barındırmak gibi annelik (ve sanırım babalık). Yani çocuk sahibi olmak sadece fiziksel olarak çoğalmak demek değil. İnsanın hayatı algılayışı, anlayışı çoğalıyor. Zamanı yaşayışı çoğalıyor, ilgi alanları ve beklentileri de çoğalıyor.

23 Eylül 2015 Çarşamba

Elif'in Kreş Günleri

Bu hafta Pazartesi'den itibaren Elif'i kreşe götürmeye başladık. Bir bebek olarak aslına bakarsak en eğlenceli zamanları başlıyor ancak en azından hafta içinde işlerimizi bitirebileceğimiz zamanlarımız bize kalsın istediğimiz için kreş bizim için bir nevi zorunlu bir seçenekti. Bu zamana kadar babaannemiz bize bu konuda yardımcı oluyordu ama onun gitme zamanı yaklaştı ve biz kreşte Elif için açılan yeri kaybetmemek için şimdiden başlamaya karar verdik.

Elif'in odası Seafoam Room. Ona verdikleri renk eflatun. Elif'e ait dolapta, buzdolabındakı bölmede her yerde eflatun rengi var. Öğretmeleri Miss Stacy ve Miss Caitlyn adında iki genç bayan. Sınıfta Elif harininde 4 tane daha bebek var. Onların kim olduklarını daha henüz öğrenemedim. Elif büyüdükçe ve onlarla iletişime geçtikçe onlarla da tanışırız.

Kreşe başlamanın yanında şu son birkaç hafa içerisinde Elif ile ilgili bir sürü gelişme oldu. Artık kahkahalar atarak gülüyoruz, yattığımız yerde dönüyoruz ve uzatılan birşeyleri almaya çalışıyoruz. Ellerinin kontrolünü her geçen gün arttırıyor ve etrafı ile sürekli bir iletişim içerisinde. Sürekli gülücükler saçıyor ve çeşitli sesler çıkararak konuşma hazırlıkları yapıyor.

Evde Elif'in üçüncü çocuk olmasının keyfini sürüyoruz. Elif'in etrafında Meryem ve Bilge varken onları seyretmekten pek canı sıkılmıyor. Bize ise onu oyalamak için çok iş düşmüyor. Ancak ilgiyi çok seviyoruz. Sürekli bir konuşma istiyor. Biraz çenesi düşük mü olacak ne? Ve tabii dışarıda gezmeye bayılıyor. Üç günlükten itibaren sokaklarda olduğundan mıdır nedir dışarıda gezerken hiç sesini çıkarmıyor.

Kreşte en büyük problemimiz uyku. Evde geceleri benim yanımda gündüzleri ise sürekli kucaklarda uyuduğu için kreşte uyku problem oluyor. Yatağına koyar koymaz hemen uyanıyormuş. Öğretmenleri zamanla alışır diyorlar umarım dedikleri gibi olur. Biberonlarda ise sütünü bitirmediği zamanlar döküyorlar. Bu durum tabii en çok benim canımı sıkıyor. O süt öyle kolay gelmiyor o şişeye. Ama kurallar böyle ve maalesef yapacak bir şey olmuyor. Bakalım kreş Elif'e neler katacak?Umarım kızımı ilerilere taşır ve güzel anılar biriktirmesine vesile olur.

18 Ağustos 2015 Salı

Üç Çocukla Gezmeler

Yaz bizim bol bol gezdiğimiz zamanlar. Çocuklar dışarıda olmaktan mutlu. Ben dışarıda onlarla olmaktan mutlu, zaman hızla geçiyor. Geçtiğimiz Cumartesi MSU karnaval yerine gittik. Her türlü aktivite mevcut. Herkes başka birşey yapmak istiyor. Ne yapılır böyle bir durumda? Bir ihtimal sıra ile herkesin isteği yerine getirilir. Bir diğer ihtimal de etraftaki potansiyel bakıcılar devreye sokulur. Nitekim ben de öyle yaptım. Bilge zıplama yerinde oynamak istiyor, Meryem kınadan dövme yaptırtmak istiyor. Dövme masasında çok sıra var. Meryem'e eğer dövme istiyorsa sırada tek başına beklemesi gerektiğini söyledim. Bilge'yi zıplama yerine götürdüm. Orada da epey bir sıra var. Baktım Ela da orada oynamak istiyor. Ela'dan Bilge'nin yanından ayrılmamasını rica ettim. Sinem bize yiyecek almaya gitti. Ben'de Elif ile yere serdiğimiz battaniyede bir yandan çocuklarımı uzaktan gözetledim bir yandan da minik kızımla açık havada ve çimlerin üzerinde olmanın tadını çıkardım. Bir süre sonra çocukları kontrole gittiğimde, Meryem çoktan kendine geçici bir aile bulmuştu. Daha doğrusu Meryem'in önündeki grup onu sahiplenmiş, içlerine almıştı bile. Yani kızım sırada yalnız değildi. Bilge ise halinden memnun Ela ile zıplama oyuncaklarından birinden inip diğerine gidiyordu. Bir süre sonra Sinem elinde yemeklerle geldi. Çok geçmeden herkes yeniden bir aradaydı.

Ertesi gün ise havuz başındaydık. Havuza girmeden Bilge ve Meryem'in kendi başlarının çaresine bakabilecekleri durumda olmalarından emin olmam gerekiyordu. Su gözlükleri, Bilge için can yeleği ve havlularımız. Herşey tamamdı, havuza girmeye hazırdık. Ben Elif ile suya alıştırma çalışmaları yaparken, Bilge ile Meryem suda keyifle oynuyorlardı. Havuz sonrası duşlarını artık kendileri alabilecek kadar büyümüşlerdi. Yanımızda Elif olunca galiba çocuklar da daha anlayışlı oluyor. Sadece ikisinin olduğu andan daha az zahmetli bir şekilde havuza girdik, duşumuzu aldık ve dışarı çıktık.

İki çocuktan üç çocuğa geçince insan mecburen çocuk bakımı konusunda biraz daha yaratıcı oluyor. Etraftaki yardımlara daha açık oluyorsun, elindeki imkanları en etkili şekilde değerlendirmeye çalışıyorsun. Biz etrafımızda bize yardıma hazır arkadaşlarımız olduğu için şanslıyız ama kimse olmadığı durumlarda da başımızın çaresine bakabiliyoruz. Mesela bir çocuk arabası üç çocuk arabasına dönüşebiliyor. Meryem arabanın içine oturup Elif'i kucağına alıyor, Bilge ise arabanın tepesine oturuyor. Böylelikle tüm çocuklar gözümün önünde ve benim kontrolimde hareket ediyor. Ayrıca böyle olduğunda çok daha hızlı hareket ediyoruz.

Ne kadar yorulsak da böyle hepimizin bir arada olduğu günleri çok seviyorum.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Hayatın Akışında Kaybolan Ayrıntılar

Elif doğalı 11 hafta oldu, kızımız haftaya 3 aylık olacak ve Elif'i kucağıma alığım gün sanki dün gibi. Arada neler yaşandı, Elif nasıl değişiyor, Meryem ve Bilge bu arada neler yapıyor akan günle birlikte kaybolan ayrıntılar arasında kaldılar. Farkında olmadan geçen günlerin içinde kaybolduk sanki. Avuçlarımızın arasından akıp giden zamana tamamen göz kapamadan yıllar yıllar sonra hafızalarımızda hala taze kalmasını istediğim birkaç ayrıntıyı buraya not etmek istiyorum.

Koku ve Ses
Meryem: Anne ben sesleri kafamda duyabiliyorum ama kokuları duyamıyorum neden?
Ben: Sonradan hatırlamak mı istiyorsun?
Meryem: evet, senin sesini sen olmasan da içimden duyabiliyorum ama kokunu duymak istiyorum ama olmuyor.

Kızım ben de isterdim kokularıda saklayabilmeyi. Keşke bir yolu olsaydı. Sevdiğimiz birisini çok özlediğimizde keşke içimizi çektiğimiz an burnumuzda kokusunu canlandırabilseydik ama maalesef bu mümkün olmuyor. Ve biliyorum ki böyle birşey olsaydı en çok sen mutlu olurdun. Çünkü her koku senin için özel. Ama en çok anne kokusu. Sihirli bir gücüm olsa o sıkça söylediğin anne kokusunu alır bir kutuya hapseder sana hediye ederdim. Sen her ihtiyaç duyduğunda koklayabil diye.


Happy Face
Bilge'nin yaramazlığı tavan yapmış durumda. Düz duvara tırmanacak neredeyse dedikleri Bilge için tam yerinde bir söz. Neredeyse değil gerçekten düz duvara tırmanmaya kalkıyor. Geçen gün okul gezileri sırasında öğretmeni anlatıyor Bilge önüne çıkan herşeye tırmanmaya çalıştı diye. Ee bu kadar yaramazlık olunca bizim de sabır sınırlarımızı zorluyor. Sesimi son zamanlarda pek bir yükseltir oldum. Bilge ise bu durumdan hoşnut değil. Anne diyor bana "happy face" ol. O kadar yaramazlıktan sonra bir de karşılığında kocaman bir gülümseme istiyor. Bu "happy face"i gerçekten istiyor ama. Kızgın suratımı görmekten mutlu olmuyor. Bense çok çabuk yumuşuyorum ve doğal olarak benim kızmalarım bir sonuca ulaşmıyor.
Son zamanlarda happy face yeterli olmuyor bir de bana "nice" ol diye uyarıda bulunuyor. Bilge git üzerini giy diye kızarak söylediğim zaman üzgün bir şekilde anne bana nice ol diyor. Ben yine biraz kızgın Bilgecim lütfen üzerini giyer misin diye isteğimi yeniliyorum.
Bilge'nin bu huyunu çok seviyorum. Hayatının vazgeçilmezlerini bana net bir şekilde anlatıyor.

Hep Bebek Kalmak
Geçen gün bir konuşmamız sırasında çocuklara hep bebek mi kalmak istiyorsun diye sordum. Meryem'den beklemediğim birşekilde bana evet cevabını verdi.
Nedeni ise bebek olunca istediğin kadar ağlayabiliyorsun ve hiç kimse sana kızmıyor.

ve Elif
Kocaman bir gülümseme, ilk aguların ile hayatımızı renlendiriyorsun. Bebek olarak en usluları sensin. Meryem ve Bilge'nin gürültüsü arasında bazen seni unutuyoruz gibime geliyor. ama sen onca gürültünün arasında mışıl mışıl uyumaya devam ediyorsun. Yani bu durumdan pek bir şikayetin yok gibi.

4 Haziran 2015 Perşembe

Aramıza Hoşgeldin Elif!

Küçük kızımız Elif geçen hafta Pazartesi (25 Mayıs 2015) günü öğleden sonra saat 1:27'de doğdu. Bilge ve Meryem ile karşılaştırdığımızda beklediğimizden çok daha büyük bir bebek olarak. 4 kilo 300 gram civarındaydı doğduğunda. Doğum anı zor bir an ve insan nedense her seferinde o zorluğu unutuyor. Sanırım bu unutma insana yeni bir doğum tecrübesi için cesaret veriyor. Doğum öncesi sancılar, sonra doğum anı ve Elif'i kucağıma attıkları anki şükür hissi, bütün bu duygular birbirine karışıyor ve ağlamak ile gülmek arasında karışık bir duygu yoğunluğu yaşıyor insan. İlk bakımını yaptıktan sonra kızımı emzirmek için kucağıma verdiler. O kokusu, sıcaklığı ve daha anne karnında mı dışarıda mı olmanın karışımı ile yarı açık yarı kapalı gözleri ile onu aldım, kucağıma bastırdım. Güçlü bir emme duygusuyla emmeye başladı. Bir süre sonra üzerime yaslandı ve kucağımda uykuya daldı. Dünyamıza hoşgeldin minik kızım!


Doğum anı ve sonrası o kadar ilginç ki insan o saşkınlık, rahatlama hissinin verdiği doygunlukla bütün yorgunluğunu, açlığını herşeyi unutuyor. Nitekim öyle de oldu. Kızım ve ben o gün ve gecesinde çok uyumadık. Ben onu alıp kucağıma sarıldım o ise nerede olduğunu anlayamanın şaşkınlığı ile sık sık uyandı, ara ara ağladı. Birbirimize alışmaya çalıştık.

Öğleden sonra saat 4 buçuk gibi Emre annemi ve çocukları almaya gitti. Odaya ilk giren Bilge oldu. Yüzünde bir şaşkınlık ifadesi vardı ama bir kırgınlık, kıskaçlık değildi. Kızıma da oğluma da sıkı sıkıya sarıldım. Onları ne kadar çok sevdiğimi daha fazla hissetsinler istedim. Bu aslında benim kendime de bir hatırlatmaydı. Küçücük bebeğin masumluğu ve sıcaklığına boğulup dünden daha az ihtiyaçları olmayan çocuklarımı bir an bir bile ihmal etmemem gerektiğini hatırlattım kendime.
Çocukların gelmesi ile hastane odasını  bir cümbüş aldı. Meryem ile Bilge önce bebeği kim tutacak yarışına girdiler. Sıra ile kucaklarına verdik. Elif uyku uyanıklık arasındaydı. Biz fotoğraf çekerken Bilge Elif'in uyumasına karşı çok hassas bir tavırla bütün gayreti ile bizim susturmaya çalışıyordu. Onca gürültüye Bilge'nin "herkes sussun" uyarıları karışıyordu. Elif uyanıp ağlamaya başlayınca Bilge bize kızdı. Bebeği uyandırmıştık işte. Bir süre odada bulunan koltuğa oturup bebeği kucaklarında tuttular. Bilge Elif'i kucağına alır almaz twinkle twinkle söylemeye başladı. Tam bir büyük abi gibi davranıyordu.



Eve geldiğimiz birkaç gün yine telaş içinde geçti. Çocuklar bebekle ilgilenmek istiyorlar ama nasıl davranacaklarını tam bilemiyorlardı. Meryem bana sormadan kucağına alıyor, Bilge Elif'in başının üzerinde zıplıyor, oynuyordu. Evde iki küçük çocukla bir bebeğin varlığı sadece bir bebeğin varlığından çok daha zor olacaktı bu belliydi. Bir yandan Elif'i korumaya çalışıyor, bir yandan da çocukların kalplerini kırmamaya özen gösteriyordum. Ayrıca Elif'i çok korursam benden gizli bir şekilde onunla ilgilenmeye çalışıp ona daha çok zarar verme ihtimallerinden korkuyordum. Bütün bu kaygılarla çocuklara Elif ile ilgilenebilecekleri ama ona karşı çok hassas olmaları gerektiği mesajını vermeye çalışıyorduk.


İlerleyen günlerde Bilge'nin duyguları biraz daha karışıklaştı. Çünkü bu yeni gelen bebek anneyi tek başına ona bırakmıyordu. Geçtiğimiz Cumartesi akşamı tavan yaptı. Emre yoktu ve çocukları ben yatıracaktım. Ve aksilik Elif bir türlü uyumuyordu. Bilge ise bana sarılıp yatmayı özlemişti ve yanında Elif'in olmasını istemiyordu. Önce Elif ile birlikte Bilge'nin yanına yattık. Olmuyordu. Elif uyumuyordu, Bilge ise anneyi paylaşmak istemiyordu. Sonra ben kendi odamıza geçtim ve Elif'i uyutunca Bilge'nin yanına geleceğini söyledim. Aradan yarım saat geçmişti ama Elif  hala kucağımdan inmemekte ısrarcı idi. Ben bu saate Bilge uyumuştur diye düşünürken Bilge'nin "anne, anne" diye odadan beni çağıran sesleri gelmeye başladı. Bir yandan Elif'i uyutmaya çalışıyor bir yandan da Bilge'ye sen uyu, ben Elif''i uyutunca yanına geleceğim telkinleri veriyordum. Böyle böyle saat 12'yi buldu. Bilge inatla uyumuyordu ve sabrı da git gide tükeniyordu. Sonunda yanıma geldi ve yattı. Bir tarafımda Elif bir tarafımda Bilge beraber uyumaya çalıştık. Ancak Bilge yine mutlu değildi. Tamamen ona dönmemi istiyordu. Hatta kendince Elif'e kızıyordu. Neymiş efendim o büyük memeyi almış ona küçüğünü bırakmış. Sanki bir fark varmış gibi. Bu tam komşunun tavuğu komşuya kaz görünür durumuydu. Allah'tan Elif çok geçmeden uykuya daldı. Ben Bilge'ye döndüm ve sarılarak uyumaya başladık.  Daha sonraki günlerde Bilge'nin sebepsiz ağlama krizleri biraz daha arttı. Elif'i bırak anne diyordu. Benimle birebir vakit geçirmek istiyordu. Son birkaç gündür daha iyiyiz. Elif'in varlığı bizim onunla kaliteli vakit geçirmemize engel değil bunu yavaş anlamaya başlıyor sanırım.

Bütün bunlar olurken ben Meryem'in ilk Bilge doğduğu zamanlardaki tepkilerini düşünüyordum. Meryem hastaneye gelip Bilge'yi kucağımda görünce parmağını ağzına alıp, bana sokulup öylece durmuştu. Sonra bana "bunun annesi nerede" diye sordu. Soruşundan duyacağı cevabı duymak istemediği belli oluyordu. Annesi benim deyince eliyle bir karnımı yokladı. Gerçekten oradaki bebek dışarı çıkmış mıydı sanırım ondan emin olmak istiyordu. Ben Bilge'yi emzirirken usulca yanıma sokulur o da parmağını emerdi. Bazen gerçekten dayanamaz duruma gelirdi sanırım Bilge'yi memeden aniden çekip "yeter bu kadar, doydu!" der ve memeyi kapatırdı. Bir yanımda Meryem bir yanımda Bilge yatakta yatarken ben Bilge'ye doğru dönmek zorunda kalırdım kızım hiç sesini çıkarmadan arkadan bana sarılır öylece uyur kalırdı.

Meryem Elif ile ilgilenmek için çok hevesli. Okuldan eve gelir gelmez Elif'in yanına gidiyor, ona sarılıyor. onu kucağında taşımak istiyor. İlk günler o da benimle yatmak istiyordu ama Bilge'den farklı bir sebeple. Meryem Elif'in kokusunu duymak ve onu hissetmek istiyor. İlk birkaç gece Meryem'i ağlayarak yatağına göndermek zorunda kaldım. Elif'i özlerim diyerek ağlayarak yatağına gitti. Neyse ki akşamları Elif ile birlikte uyumasının doğru bir fikir olamadığını kabul etti. Gündüzleri okuldan geldiğinde Meryem'in Elif'in yanına uzanıp uyumasına izin veriyorum. İkisi de durumdan gayet memnun uyuyorlar. Nedense Elif Meryem'in yanında olmasından hiç rahatsız olmuyor.


Biz kızımla bu günlerin keyfini çıkarmaya çalışıyoruz. Elif'i kucağımda tutarken çok karışık duygularla sarılıyorum. Biz hep üç çocuklu bir aile olmak istedik. Tabii ki hayatın ne göstereceği hiç belli olmaz ama Elif bir başlangıç gibi bir son gibi de hissettiriyor. İnsan en fazla kendi çocuklarına yakın olabiliyor. Bebek kokusu, yumuşaklığı o kadar güzel ki onu doyasıya içime çekmek istiyorum. Her anının tadını çıkarmak ve içime kazımak istiyorum. Bebekler çok çabuk büyüyorlar. Meryem ve Bilge ne zaman doğdu, ne zaman bu kadar büyüdüler insan farkedemiyor. Farkında olmadan akıp geçen zamana karşı bir farkındalık kazanmak istiyorum. Biliyorum ki resimler var, videolar var ama yine de bütün bu kayıtlar o yaşanılan anın gerçekliğini saklamaya yetmiyor. Hafızalarımızda yer alan hatıralar ise genelde uçlarda yaşanılan duyguları barındırıyor. Elif'i kucağıma sıkı sıkıya bastırırken keşke kokuları ve dokunuşları da saklamak mümkün olsaydı diye geçiriyorum içimden. Bunun mümkünsüzlüğü yaşadığım ana daha da sıkı sıkıya sarılmama sebep oluyor.


İyi ki doğdun canım kızım. Aramıza hoşgeldin Elif!