Geçen hafta Meryem ile bir saatlik zaman dilimimizde evimizin çevresinde uzun bir yürüyüş yapmaya karar verdik. Yürüyüş rotamızı Meryem belirleyecekti. Evimizin yakınındaki minik göle doğru yürümeye başladık. Yürürken hafif yağmur atıştırıyordu. Ara ara hızlandı ama çok ıslanmadık neyse ki. Yağmurun da versilesi ile hayaller kurmaya başladık. Yağmur perisini, bulutları ve gökkuşağını düşündük. Gölün yanında kısa bir mola verdik. Ağaçları, gördüğümüz çiçekleri uzun uzun inceledik.
Yabani kirazların tadına baktık. Meryem pek sevmedi ama ben her gördüğümüz ağaçtan birkaç tane aldım.
Yürürken bir mezarlığın yanından geçtik. Meryem nasıl önceden insanların mezar taşlarınını tam altında olduğunu düşündüğünü söyledi. Sonra konu ölüm ve sonrası hayata geldi. Birlikte farklı dinlerde ruha ve bedene bakıştan konuştuk. Hırıstiyan ve müslümanlar için ölümün anlamı konusunda bir süre sohbet ettikten sonra budizmdeki reenkarnasyonu örneklendirdik kendimize göre. Meryem babamın cennette olup olmadığını sordu. Ona içimden babamın mutlu olduğu bir yerde olduğunu dilediğimi söyledim. Konu konuyu açtı. İyilikten, kötülükten, tercihlerin insanın hayatını nasıl değiştirdiğinden konuştuk. Sonra yine ağaçlara, yapraklara çiçeklere döndük.
Yürüyüşümüz hiç planlamadığımız konular hakkında fikir alıştırmalarımızla birlikte her anlamada bir egzersiz olmuştu bizim için.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
Meryem 7 Yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meryem 7 Yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Mayıs 2017 Çarşamba
10 Mart 2017 Cuma
Takıntılı Olmak ile Dikkatli Olmak Arasındaki İnce Çizgi
Çocuklarımız büyüyorlar ve her geçen gün bize biraz daha az bağımlı oluyorlar. Bireysel özgürlüklerine doğru bebek adımları ile ilerliyorlar. Bu aşamada kazandıkları her bir beceri onların yetilerini ve özgüvenlerini besliyor. Yalnız bu gelişen özgüvenle birlikte hala küçük olduklarını hala bizim kontrolümüzde hareket etmeleri gerektiklerini sık sık hatırlatmak gerekiyor. Özellikle Meryem'e. Evin en büyüğü olmasının verdiği ayrı bir özgüveni var.
Ben olsam veya olmasam Meryem minik anne rolünü sahipleniyor. Emre olmadığı akşamlar çocukları yatırırken Meryem'in olması epey bir işime yarıyor. Birkaç hikayeden sonra çocukları kendi başlarına bırakıyorum. O sırada ağlayan Elif'i sakinleştirmek Meryem'e düşüyor. Meryem Elif'i yanına alıyor ve bir masala başlıyor. Meryem masala başlar başlamaz Elif'in ağlaması kesiliyor.
Bazen bakıyorum Meryem Elif kucağında, üst kattan aşağıya koşar adım iniyor. Elif'i kucağına alma düşersiniz diyorum. Bazen beni dinliyor bazen hiç duymazlıktan geliyor. Meryem'in yavaş yavaş büyüklerin görevlerini almasını gururla seyrediyoruz ancak endişelenmiyor da değiliz. Mesela pancakeleri yapması tamam da çay koyması biraz tehlikeli. Aman ona dokunma buna dokunma diyen anne babalardan olmak istemiyoruz ancak çocuklarımızın kendilerine zarar vermesinden endişeleniyoruz açıkcası. Çoğu zaman onlara "önce düşün sonra yap" derken buluyorum kendimi. Çocuklar sıkıldılar artık bu sözden ama ben söylemeye devam ediyorum. Çünkü dikkatsiz ufacık bir hareket geriye dönüşü olmayan hataları beraberinde getirebilir. Tüm iyi niyetimizle kendimize veya sevdiğimiz insanlara zarar verebiliriz.
Ev içinde büyüyen sorumluluklar ve farklı endişelerin yanında bir de dışarısı var. Meryem'in kendine güveni ve başına buyruk hareketlerini dışarıda da kontrol altında tutmamız gerekiyor. Geçen gün Meryem ile bir kitapçıdaydık. Tuvalete gitmesi gerekiyordu. Ona tuvaleti tarif edip kendi kendisine gitmesine izin verdim. Sonuçta tuvalet kitapçının içerisindeydi. Bir 10 dakika geçti ve Meryem gelmedi. Ben endişelenmeye başlamıştım. Hemen tuvalete gidip Meryem'e seslendim ama orada yoktu. Ne kadar korktum o an. Nasıl kocaman kitapçıda kendi başına tuvalete gitmesine izin vermiştim. Birisi onu kaçırsa hiç haberim olmayacaktı. Ve birkaç gün önce "Room" filmini izlemiştim. Filmde kaçırılıp seneler boyunca bir odaya hapsedilen bir kızın hikayesi anlatılıyordu. Filmin de etkisi ile telaşım daha bir arttı. İçimde büyüyen bir korku ile Meryem'i ararken onu çocuk kitapların olduğu bir köşede kitaplardan birisinin içine gömülmüş bir şekilde buldum. Derin bir oh çektim. Hadi orada olmasaydı diye düşünmeye başladım. Takıntılı bir anne olmak istemiyorum ama yine de dikkatli olmak zorundaydım. En azında tuvaletin kapısında bekleyebilirdim diye kızdım kendime.
Meryem'in olduğu yaşlar zor yaşlar. Bağımsızlıklarını kazandıkça bize daha az danışır oluyorlar. Dün Emre ile Meryem'in okul otobüsünden gelişini bekliyoruz. Ancak geliş saatinin üzerinden bir 10 dakika geçti ve Meryem henüz ortalarda yoktu. Endişelenmeye başladık. Ben okul otobüsüne doğru yürürken Meryem yanıma geldi. Vincent'ın evindeymis. Kısa bir süreliğine uğradım dedi. Ben ise kaç kere daha önce bir yere gitmeden önce mutlaka ve mutlaka bize söylemesi gerektiğini söylemiştim. Meryem'e bunu tekrar hatırlattık. O masum zihninde eminim bunun sebebini anlamakta zorlanıyordur. Ne olacak ki diyordur. Beş dakikalığına gittim. Annem babam Vincent'ı ve babasını biliyor zaten diye düşünüyordur. Sonuçta evleri bize 2 dakika uzaklıkta... Ama işte gerçek öyle değil. Gerçekte kötü insanlar var. Ve o kötü insanlar bazen bizim en yakınlarımızdaki insanlar olabiliyorlar. Ne olursa olsun bizim haberimiz olmadan hiç bir yere gitmemesi gerektiğini tekrar anlattık ona. Ama biliyorum ki bunu daha çok tekrarlamamız gerekecek.
Ben çocukların rahat yetişmesi gerektiğine inanıyorum. Kendi özgürlüklerini kazanmaları adına onlara çeşitli imkanlar sağlamak gerekiyor. Ancak bunu yaparken onlara dikkatli olmaları gerektiğini neyin özgürlük olduğunu neyin olmadığını iyi anlatabilmemiz gerekiyor. Bunu takıntıya dönüştürmeden yapabilmek ise ayrı bir beceri istiyor. Çocuklarım dünyadan, insanlardan korkmasınlar ama her zaman kötülüklerin ve kötü insanların olabileceğini bilsinler istiyorum.
Ben olsam veya olmasam Meryem minik anne rolünü sahipleniyor. Emre olmadığı akşamlar çocukları yatırırken Meryem'in olması epey bir işime yarıyor. Birkaç hikayeden sonra çocukları kendi başlarına bırakıyorum. O sırada ağlayan Elif'i sakinleştirmek Meryem'e düşüyor. Meryem Elif'i yanına alıyor ve bir masala başlıyor. Meryem masala başlar başlamaz Elif'in ağlaması kesiliyor.
Bazen bakıyorum Meryem Elif kucağında, üst kattan aşağıya koşar adım iniyor. Elif'i kucağına alma düşersiniz diyorum. Bazen beni dinliyor bazen hiç duymazlıktan geliyor. Meryem'in yavaş yavaş büyüklerin görevlerini almasını gururla seyrediyoruz ancak endişelenmiyor da değiliz. Mesela pancakeleri yapması tamam da çay koyması biraz tehlikeli. Aman ona dokunma buna dokunma diyen anne babalardan olmak istemiyoruz ancak çocuklarımızın kendilerine zarar vermesinden endişeleniyoruz açıkcası. Çoğu zaman onlara "önce düşün sonra yap" derken buluyorum kendimi. Çocuklar sıkıldılar artık bu sözden ama ben söylemeye devam ediyorum. Çünkü dikkatsiz ufacık bir hareket geriye dönüşü olmayan hataları beraberinde getirebilir. Tüm iyi niyetimizle kendimize veya sevdiğimiz insanlara zarar verebiliriz.
Ev içinde büyüyen sorumluluklar ve farklı endişelerin yanında bir de dışarısı var. Meryem'in kendine güveni ve başına buyruk hareketlerini dışarıda da kontrol altında tutmamız gerekiyor. Geçen gün Meryem ile bir kitapçıdaydık. Tuvalete gitmesi gerekiyordu. Ona tuvaleti tarif edip kendi kendisine gitmesine izin verdim. Sonuçta tuvalet kitapçının içerisindeydi. Bir 10 dakika geçti ve Meryem gelmedi. Ben endişelenmeye başlamıştım. Hemen tuvalete gidip Meryem'e seslendim ama orada yoktu. Ne kadar korktum o an. Nasıl kocaman kitapçıda kendi başına tuvalete gitmesine izin vermiştim. Birisi onu kaçırsa hiç haberim olmayacaktı. Ve birkaç gün önce "Room" filmini izlemiştim. Filmde kaçırılıp seneler boyunca bir odaya hapsedilen bir kızın hikayesi anlatılıyordu. Filmin de etkisi ile telaşım daha bir arttı. İçimde büyüyen bir korku ile Meryem'i ararken onu çocuk kitapların olduğu bir köşede kitaplardan birisinin içine gömülmüş bir şekilde buldum. Derin bir oh çektim. Hadi orada olmasaydı diye düşünmeye başladım. Takıntılı bir anne olmak istemiyorum ama yine de dikkatli olmak zorundaydım. En azında tuvaletin kapısında bekleyebilirdim diye kızdım kendime.
Meryem'in olduğu yaşlar zor yaşlar. Bağımsızlıklarını kazandıkça bize daha az danışır oluyorlar. Dün Emre ile Meryem'in okul otobüsünden gelişini bekliyoruz. Ancak geliş saatinin üzerinden bir 10 dakika geçti ve Meryem henüz ortalarda yoktu. Endişelenmeye başladık. Ben okul otobüsüne doğru yürürken Meryem yanıma geldi. Vincent'ın evindeymis. Kısa bir süreliğine uğradım dedi. Ben ise kaç kere daha önce bir yere gitmeden önce mutlaka ve mutlaka bize söylemesi gerektiğini söylemiştim. Meryem'e bunu tekrar hatırlattık. O masum zihninde eminim bunun sebebini anlamakta zorlanıyordur. Ne olacak ki diyordur. Beş dakikalığına gittim. Annem babam Vincent'ı ve babasını biliyor zaten diye düşünüyordur. Sonuçta evleri bize 2 dakika uzaklıkta... Ama işte gerçek öyle değil. Gerçekte kötü insanlar var. Ve o kötü insanlar bazen bizim en yakınlarımızdaki insanlar olabiliyorlar. Ne olursa olsun bizim haberimiz olmadan hiç bir yere gitmemesi gerektiğini tekrar anlattık ona. Ama biliyorum ki bunu daha çok tekrarlamamız gerekecek.
Ben çocukların rahat yetişmesi gerektiğine inanıyorum. Kendi özgürlüklerini kazanmaları adına onlara çeşitli imkanlar sağlamak gerekiyor. Ancak bunu yaparken onlara dikkatli olmaları gerektiğini neyin özgürlük olduğunu neyin olmadığını iyi anlatabilmemiz gerekiyor. Bunu takıntıya dönüştürmeden yapabilmek ise ayrı bir beceri istiyor. Çocuklarım dünyadan, insanlardan korkmasınlar ama her zaman kötülüklerin ve kötü insanların olabileceğini bilsinler istiyorum.
10 Kasım 2016 Perşembe
Clinton ve Trump
Amerika'daki seçimler dolayısı ile bizim eve de bir hareketlilik gelmişti. Meryem ara ara Hillary Clinton'ın seçilirse ilk bayan başkan olacak olmasından duyduğu heyecanı dile getiriyordu. Seçimlerden bir gün önce, arabada yine seçimler gündeme geldi. Bilge ve Meryem Clinton'a mı yoksa Trump'a mı oy vereceklerini konuşuyorlardı. Bilge hemen ağzını doldura doldura "ben Donald Trump'ı seçerdim" diye cavp verdi. "I want my dreams come true" diye ekledi ardından hemen. Yani rüyalarının gerçek olmasını istiyormuş. Ben Bilge'nin bu yorumunu şaşkınlıkla dinlerken Meryem hemen müdahele etti. "Donald Trump hates kids. Ben Clinton'ı seçerdim çünkü Clinton çocukları çok seviyor" dedi.
Yol boyunca Trump, Clinton derken eve geldik. Ben tabii gece biraz sıkıntılı bir şekilde seçim sonuçlarını takip ediyorum. İşin açıkcası ne Trump ne de Clinton'ı istiyorum. Ama tabii insan Trump'a alternatif olarak yine de Clinton daha iyidir diye Clinton'ın kazandığını görmek istiyor. Gece yarım gibi Trump arayı açmaya başlayınca ben artık dayanamayıp yattım. Tüm gece bir huzursuzluk vardı üzerimde. Sabah 5:30'da Bilge yanıma heyecanlı bir şekilde ben bugün 5 oldum diye geldi. Seçimlerin ertesi gün canım oğlumun da doğum günüydü. Meryem de uyanmıştı. Meryem'in ilk sorusu kim kazandı oldu. Trump deyince biraz üzüldü ve şaşırdı. Sanki Clinton'ın kazanacağından çok emindi. Her beraber Trump'ın zafer konuşmasını dinledik. O kadar da korkunç değildi. Sanki biraz yumuşamaya başlamıştı. İlk baştaki sıkıntım biraz olsun hafifler gibi oldu.
Okul dönüşü arabada Meryem yine seçimlere döndü. Anlaşılan okulda epey bir konuşması geçmişti. Ama bu sefer daha bir endişeliydi. "Anne herkes diyor ki Trump başka ülkeden insanların Amerika'ya gelmesine izin vermeyecekmiş. O zaman babaanne ve hala gelemez" diye ağlamaya başladı. Ben yok öyle birşey dedim. Pasaportları, vizeleri var. İstedikleri zaman gelebilirler. Arkadaşların izinsiz girmeye çalışan insanları kastetmiştir dedim. O aynı endişeli ses tonu ile "ama burada doğmayan insanlar burda çalışıyor bile olsa kendi ülkelerine döneceklermiş" dedi. Meryem bu küçücük yaşı ile kocaman kocaman sorunları anlamaya çalışıyordu. O zaman Trump'ın başkan seçilmesinin etkilerinin sadece Trump'ın vereceği kararlarla ilgili olmadığını anladım. Trump bazı insanların içlerinde bastırdıkları hırs, kin ve ırkçılık duygularını legalize etmişti. Tabanda ayrımcılığın kapısını aralamıştı. İşte esas korkutucu olan buydu.
Yol boyunca Trump, Clinton derken eve geldik. Ben tabii gece biraz sıkıntılı bir şekilde seçim sonuçlarını takip ediyorum. İşin açıkcası ne Trump ne de Clinton'ı istiyorum. Ama tabii insan Trump'a alternatif olarak yine de Clinton daha iyidir diye Clinton'ın kazandığını görmek istiyor. Gece yarım gibi Trump arayı açmaya başlayınca ben artık dayanamayıp yattım. Tüm gece bir huzursuzluk vardı üzerimde. Sabah 5:30'da Bilge yanıma heyecanlı bir şekilde ben bugün 5 oldum diye geldi. Seçimlerin ertesi gün canım oğlumun da doğum günüydü. Meryem de uyanmıştı. Meryem'in ilk sorusu kim kazandı oldu. Trump deyince biraz üzüldü ve şaşırdı. Sanki Clinton'ın kazanacağından çok emindi. Her beraber Trump'ın zafer konuşmasını dinledik. O kadar da korkunç değildi. Sanki biraz yumuşamaya başlamıştı. İlk baştaki sıkıntım biraz olsun hafifler gibi oldu.
Okul dönüşü arabada Meryem yine seçimlere döndü. Anlaşılan okulda epey bir konuşması geçmişti. Ama bu sefer daha bir endişeliydi. "Anne herkes diyor ki Trump başka ülkeden insanların Amerika'ya gelmesine izin vermeyecekmiş. O zaman babaanne ve hala gelemez" diye ağlamaya başladı. Ben yok öyle birşey dedim. Pasaportları, vizeleri var. İstedikleri zaman gelebilirler. Arkadaşların izinsiz girmeye çalışan insanları kastetmiştir dedim. O aynı endişeli ses tonu ile "ama burada doğmayan insanlar burda çalışıyor bile olsa kendi ülkelerine döneceklermiş" dedi. Meryem bu küçücük yaşı ile kocaman kocaman sorunları anlamaya çalışıyordu. O zaman Trump'ın başkan seçilmesinin etkilerinin sadece Trump'ın vereceği kararlarla ilgili olmadığını anladım. Trump bazı insanların içlerinde bastırdıkları hırs, kin ve ırkçılık duygularını legalize etmişti. Tabanda ayrımcılığın kapısını aralamıştı. İşte esas korkutucu olan buydu.
26 Eylül 2016 Pazartesi
Kuzen Kardeşliği
Şu aralar yeni evimizde uzun süreli misafirlerimizi ağırlamanın keyfini sürüyoruz. Önce çocukların babaanneleri geldi. Bilge birkaç gün korku ile uyandı. Babaanne gitti mi acaba diye. Babaannesinin uzun süreli misafirimiz olduğunu anlaması ile rahatladı ve hep beraber daha geniş ailemizin keyfini sürmeye başladık. Ardından Zeynep, Kemal ve Beyza geldi. Kemal kısa süreliğine gelmişti ancak Beyza ve Zeynep bir ay bizimle birlikte idi.
Bu duruma tabii en çok Meryem ve Bilge sevindi. Kuzenleri ile ilk defa bu kadar uzun süreli vakit geçirme fırsatı yakalamışlardı ve bu paha biçilemezdi. Meryem özellikle Beyza'nın üzerine titriyor. Tabii bunda Beyza'nın da payı büyük. Yalnız bizim çocuklar değil Beyza da bizimkileri kardeşi gibi görüyor. Aslında tek bir farkla. Kardeşliğin verdiği bir rekabet durumu olmadığı için çok fazla gürültü patırtı da olmuyor. Yaşasın kuzen kardeşliği!
Elif'in durumu birazcık farklı. Elif Beyza'ya bayılıyor ancak Beyza'yı kendine rakip olarak gördüğünden midir bilinmez bazen ona zarar verebiliyor. Dolayısı ile Beyza Elif'e karşı tedbirli olmak zorunda. Beyza daha bir hafta içinde iki üç ısırma vakası atlattı.
Meryem okuldan eve öyle bir istek ve neşe ile geliyor ki... Biliyorum aslında elinde olsa Beyza'yı hep burada tutar. Evde bodrum katındaki oyun odasında, evin arka bahçesinde, ön tarafında uzun uzun oynuyorlar.


Zeynep ve Beyza'nın buradaki evimize gelmeleri o açıdan çok iyi oldu. Alan geniş, oyun alanları çeşitli ve çocukların sıkılmaya pek bir vakti olmuyor.
Dün bahçede fıskiyeyi açtık, suda ıslandılar.
Su altında serinledikten sonra çimlere oturup güneşin tadını çıkardılar.
Daha sonra Cincinati doğa merkezine gittik. Uzun bir orman yürüyüşü yaptık. O kadar uzun yürüyüşten sonra bile hala enerjileri tükenmemişti.
Çocukların ilişkilerini sağlamlaştıracağı, birbirlerini daha iyi tanıyıp birlikte olan hatıralarını zenginleştirebileceği böyle bir fırsatı yakalamış olmalarından dolayı çok mutluyum.
Keşke böyle daha çok günlerimiz olsa.
Bu duruma tabii en çok Meryem ve Bilge sevindi. Kuzenleri ile ilk defa bu kadar uzun süreli vakit geçirme fırsatı yakalamışlardı ve bu paha biçilemezdi. Meryem özellikle Beyza'nın üzerine titriyor. Tabii bunda Beyza'nın da payı büyük. Yalnız bizim çocuklar değil Beyza da bizimkileri kardeşi gibi görüyor. Aslında tek bir farkla. Kardeşliğin verdiği bir rekabet durumu olmadığı için çok fazla gürültü patırtı da olmuyor. Yaşasın kuzen kardeşliği!
Elif'in durumu birazcık farklı. Elif Beyza'ya bayılıyor ancak Beyza'yı kendine rakip olarak gördüğünden midir bilinmez bazen ona zarar verebiliyor. Dolayısı ile Beyza Elif'e karşı tedbirli olmak zorunda. Beyza daha bir hafta içinde iki üç ısırma vakası atlattı.
Meryem okuldan eve öyle bir istek ve neşe ile geliyor ki... Biliyorum aslında elinde olsa Beyza'yı hep burada tutar. Evde bodrum katındaki oyun odasında, evin arka bahçesinde, ön tarafında uzun uzun oynuyorlar.
Zeynep ve Beyza'nın buradaki evimize gelmeleri o açıdan çok iyi oldu. Alan geniş, oyun alanları çeşitli ve çocukların sıkılmaya pek bir vakti olmuyor.
Dün bahçede fıskiyeyi açtık, suda ıslandılar.
Su altında serinledikten sonra çimlere oturup güneşin tadını çıkardılar.
Daha sonra Cincinati doğa merkezine gittik. Uzun bir orman yürüyüşü yaptık. O kadar uzun yürüyüşten sonra bile hala enerjileri tükenmemişti.
Çocukların ilişkilerini sağlamlaştıracağı, birbirlerini daha iyi tanıyıp birlikte olan hatıralarını zenginleştirebileceği böyle bir fırsatı yakalamış olmalarından dolayı çok mutluyum.
Keşke böyle daha çok günlerimiz olsa.
Süpriz Misafirler
Zeynepler bizim yanımıza geleceklerinin müjdesini yazdan vermişlerdi ancak vize görüşmesine gittiklerinde görevliler onların vize durumunu biraz beklemeye almıştı. Yani vize alıp alamayacakları belli değildi. Bu durum hepimizde bir hayal kırıklığı oluşturdu. İçimizden hala belki alabilirler ve gelirler desek de çok bir umudumuz kalmamıştı. Ama hiç beklenmeyen oldu ve vizeyi alıp bize süpriz yaparak bir anda evimize gediler.
Zeyneplerin geleceği gece babaannesi çocuklara sabah size büyük bir süprizim var demişti. Bilge ve Meryem sabahki süprizi merak ederek yataklarına yattılar. Meryem uyanınca ilk işi süprizi sormak oldu. Halasını ve kuzenini karşısında görmeyi hiç beklemiyordu. Onları görünce gözlerinin içi aydınlandı sanki. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Sonra dönüp bana o çok bilmiş ifadesi ile "babaanne süprizim var demişti ama bu gerçekten çok büyük bir süprizmiş!" dedi.
Gerçekten de olabilecek en güzel süprizdi.
Zeyneplerin geleceği gece babaannesi çocuklara sabah size büyük bir süprizim var demişti. Bilge ve Meryem sabahki süprizi merak ederek yataklarına yattılar. Meryem uyanınca ilk işi süprizi sormak oldu. Halasını ve kuzenini karşısında görmeyi hiç beklemiyordu. Onları görünce gözlerinin içi aydınlandı sanki. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Sonra dönüp bana o çok bilmiş ifadesi ile "babaanne süprizim var demişti ama bu gerçekten çok büyük bir süprizmiş!" dedi.
Gerçekten de olabilecek en güzel süprizdi.
14 Eylül 2016 Çarşamba
Duyguları İyi İfade Edebilmek
Bizim ailemizde herkes biraz kara kutu. Bu durum ben ve Emre'den kaynaklanıyor biraz galiba. Biz öyle sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, sevdiklerimiz veya sevmediklerimizi kolay kolay kelimelere dökemiyoruz. Çocuklarımız bize benzedikleri için mi yoksa kendi karakterlerinin bir parçası olarak mı bilinmez ama onlar da biraz kara kutu. Meryem'in ne düşündüğü ne hissettiği olaylar yaşandıktan çok sonra ortaya çıkıyor. Meryem'de mutlaka bir kuluçka dönemi var. Önce duygularını analiz ediyor, sindiriyor, sonra kelimelere döküyor. Mesela başkalarının kıyafetlerini giymeyi sevmediğini şimdi şimdi söylüyor. Senelerce ben ona arkadaşların çocuklarından gelen kıyafetleri giydiriyordum ve her üzerini giyeceğinde uygun bir kıyafet bulmakta zorlanıyorduk. Meğersem sebebi buymuş. Aynı şekilde ikinci el eşya kullanmayı sevmediğini daha yeni söyledi. Koltuklarımızı yeniledik ama yine ikinci el. Meryem koltuğun üzerine havlu koyup oturuyordu. Meğersem başkasından gelmesi fikri onu rahatsız ediyormuş. Çözümü koltukların üzerine atabileceği bir battaniye almakta buldum. Oturmak istediği her yere taşıyabilir. Meryem'e sürekli olarak duygularını bizimle paylaşması konusunda hatırlatmalarda bulunmak durumunda kalıyorum. Sevgisini anlatmakta da bir o kadar ketum. Hiç öyle gidip birisine durup dururken sarılmaz. Ama biz ona sarılmazsak kafasında öyle senaryolar yazıyor ki kendimi sürekli diken üstünde hissediyorum.
Bilge bir nebze daha iyi. En azından sevgisini anlatmakta. Mutlu olduğunda, onun sevdiği birşey yaptığımızda çok net. Anne ben seni seviyorum diyor. Pazartesi bayram diye onlara birer oyuncak aldık. Arabadan eve dönerken hemen bana "Anne ben seni çok seviyorum" dedi. Geçen babaannesi ile dışarıda sohbet ederlerken de ona söylemiş. Birlikte sohbet etmeleri çok hoşuna gitmiş ve duygularını hemencecik paylaşmış. Ancak bu netlik bazen problem olabiliyor. Sevmediğine de sevmiyorum diyor açık açık. Ama bu sevmemek genel bir sevmeme durumu değil. Aslında söylemek istediği ben seni tanımıyorum ki seveyim. Mesela Kentucky'e gelmeden birkaç hafta önce Beyza bizim çocuklar ile oynamak için evimize gelmişti. Beyza'nın babası kızını almak için geldiğinde Bilge'ye kendisini sevip sevmediğini sormuş sanırım. Bilge hayır demiş. Emre çok utandım dedi. Ben orada değildim ama Bilge'nin ne demek istediğini anlamıştım. Bilge Beyza'nın babasını tanımıyordu. Birlikte doğru düzgün vakit geçirmemişlerdi. Dolayısı ile sevgi sözünün anlamını dolduracak ortak bir geçmişleri yoktu. Bilge kelimeler ile sevdiğini sevmediğini anlatma konusunda daha net olmasında rağmen o da bizi sarılıp öpücüklere falan boğmuyor. Gelip beni böyle kocaman kocaman öptüğünü çok hatırlamıyorum. Öfkelendiği veya kıskandığında biraz daha kapalı kutu. Benim için o tarz duygularının bazı belirleyicileri var. Meryem'i durup duruken rahatsız etmeye başladıysa, Meryem ile ilgili birşeyi kıskanmıştır kesin. Etrafa veya eşyalara zarar vermesi çoğu zaman bu tarz duygularının bir göstergesi. Geçtiğimiz günlerde Emre, Meryem ile Elif'e ayakkabı almıs ama Bilge'ye almamıştı. Bilge hemen Meryem'i ve beni rahatsız etmeye başladı. Doğrudan vurmuyor ama bir şekilde insanı rahatsız ediyor. Mesela sırtıma çıkmaya çalışıyor, Meryem'i koltukta sıkıştırıyor. Ben olayın nereden kaynaklandığının farkındaydım. Baban sana ayakkabı almadı diye üzüldün mü diye sordum. O zaman duygularını anlatmaya başladı. Bize Meryem'in sahip olduğu ayakkabıları tek tek göstermeye başladı. Gerçekten de Meryem'in 5-6 çift ayakkabısı vardı. Bilge'nin ise sadece bir terliği ve bir spor ayakkabısı vardı. Yalnız ayakkabıları gösterirken çok komikti. Bak bu da var ve hiç bunu giymiyor şeklinde yorumlar yapıyordu. Bilge'nin neyi kıskandığı veya neye öfkelendiğini tahmin etmek öyle her zaman kolay olmuyor. Bir de bazen cok alakasız ortamlarda bu duygular ortaya çıkıyor. Mesela bir oyun alanında veya arkadaşlarımızla bir aradayken. O zamanlarda insanın duygu analizi yapmaya pek bir vakti olmuyor.
Elif bu konuda en açıkları. Sevdiği sevmediği çok belli. Sevgisini dokunarak, sarılarak, öperek gösteriyor ve bu bizim ailemiz için büyük bir ilerleme. Geçen gün babannesi Elif ile babaanne olduğumu anladım diyordu. Diğer ikisi hiç o kadar babaannelerine sarılmamışlardı ki. Emre birkaç günlüğüne Michigan'a gidip geliyor. Geçen hafta geldiğinde Elif kollarını kocaman açarak Emre'nin yanına gitti. Özlemişti ve ona sarılmak istiyordu. İlk başlarda Emre Elif'in onun etrafında neden dönüp durduğunu anlamadı. Alışmamışız ya böyle sevginin gösterilmesine...
Sevgi sevgiyi pekiştiriyormus. Bunu bize Elif öğretti. Hepimizin Elif'i örnek alarak sevgimizi daha açık belli etmeyi öğrenmesi gerekiyor .
Bilge bir nebze daha iyi. En azından sevgisini anlatmakta. Mutlu olduğunda, onun sevdiği birşey yaptığımızda çok net. Anne ben seni seviyorum diyor. Pazartesi bayram diye onlara birer oyuncak aldık. Arabadan eve dönerken hemen bana "Anne ben seni çok seviyorum" dedi. Geçen babaannesi ile dışarıda sohbet ederlerken de ona söylemiş. Birlikte sohbet etmeleri çok hoşuna gitmiş ve duygularını hemencecik paylaşmış. Ancak bu netlik bazen problem olabiliyor. Sevmediğine de sevmiyorum diyor açık açık. Ama bu sevmemek genel bir sevmeme durumu değil. Aslında söylemek istediği ben seni tanımıyorum ki seveyim. Mesela Kentucky'e gelmeden birkaç hafta önce Beyza bizim çocuklar ile oynamak için evimize gelmişti. Beyza'nın babası kızını almak için geldiğinde Bilge'ye kendisini sevip sevmediğini sormuş sanırım. Bilge hayır demiş. Emre çok utandım dedi. Ben orada değildim ama Bilge'nin ne demek istediğini anlamıştım. Bilge Beyza'nın babasını tanımıyordu. Birlikte doğru düzgün vakit geçirmemişlerdi. Dolayısı ile sevgi sözünün anlamını dolduracak ortak bir geçmişleri yoktu. Bilge kelimeler ile sevdiğini sevmediğini anlatma konusunda daha net olmasında rağmen o da bizi sarılıp öpücüklere falan boğmuyor. Gelip beni böyle kocaman kocaman öptüğünü çok hatırlamıyorum. Öfkelendiği veya kıskandığında biraz daha kapalı kutu. Benim için o tarz duygularının bazı belirleyicileri var. Meryem'i durup duruken rahatsız etmeye başladıysa, Meryem ile ilgili birşeyi kıskanmıştır kesin. Etrafa veya eşyalara zarar vermesi çoğu zaman bu tarz duygularının bir göstergesi. Geçtiğimiz günlerde Emre, Meryem ile Elif'e ayakkabı almıs ama Bilge'ye almamıştı. Bilge hemen Meryem'i ve beni rahatsız etmeye başladı. Doğrudan vurmuyor ama bir şekilde insanı rahatsız ediyor. Mesela sırtıma çıkmaya çalışıyor, Meryem'i koltukta sıkıştırıyor. Ben olayın nereden kaynaklandığının farkındaydım. Baban sana ayakkabı almadı diye üzüldün mü diye sordum. O zaman duygularını anlatmaya başladı. Bize Meryem'in sahip olduğu ayakkabıları tek tek göstermeye başladı. Gerçekten de Meryem'in 5-6 çift ayakkabısı vardı. Bilge'nin ise sadece bir terliği ve bir spor ayakkabısı vardı. Yalnız ayakkabıları gösterirken çok komikti. Bak bu da var ve hiç bunu giymiyor şeklinde yorumlar yapıyordu. Bilge'nin neyi kıskandığı veya neye öfkelendiğini tahmin etmek öyle her zaman kolay olmuyor. Bir de bazen cok alakasız ortamlarda bu duygular ortaya çıkıyor. Mesela bir oyun alanında veya arkadaşlarımızla bir aradayken. O zamanlarda insanın duygu analizi yapmaya pek bir vakti olmuyor.
Elif bu konuda en açıkları. Sevdiği sevmediği çok belli. Sevgisini dokunarak, sarılarak, öperek gösteriyor ve bu bizim ailemiz için büyük bir ilerleme. Geçen gün babannesi Elif ile babaanne olduğumu anladım diyordu. Diğer ikisi hiç o kadar babaannelerine sarılmamışlardı ki. Emre birkaç günlüğüne Michigan'a gidip geliyor. Geçen hafta geldiğinde Elif kollarını kocaman açarak Emre'nin yanına gitti. Özlemişti ve ona sarılmak istiyordu. İlk başlarda Emre Elif'in onun etrafında neden dönüp durduğunu anlamadı. Alışmamışız ya böyle sevginin gösterilmesine...
Sevgi sevgiyi pekiştiriyormus. Bunu bize Elif öğretti. Hepimizin Elif'i örnek alarak sevgimizi daha açık belli etmeyi öğrenmesi gerekiyor .
29 Ağustos 2016 Pazartesi
Sorumluluk Duygusu
Meryem bu sene ikinci sınıfta. Bir sınıf daha büyümenin getirdiği ilk rahatlık okul otobüsüne artık biz getirip götürmek zorunda değiliz. Okul otobüsü Meryem'i bizim eve doğru dönen yolun başında bırakıp alıyor. Sabahları Meryem kendi çıkıyor, otobüsü tek başına bekliyor. Akşam ise otobüsten indikten sonra doğrudan eve geliyor. Bu değişikliğin bizim hayatımıza katkıları epey büyük oldu. Sabahları Meryem'i otobüse yetişitereceğiz diye koştur koştur yollara dökülmüyoruz. Bu durum Meryem'i de rahatlattı. Kendi çıkış saatine göre kendisini ayarlıyor. Akşamları ise Meryem'in otobüs saatine göre işlerimizi ayarlamak için zorlamıyoruz kendimizi. Meryem otobüsten gelince kendi anahtarı ile kapıyı açıp içeri giriyor. Dolayısı ile bizim günümüz bölünmemiş oluyor.
Artan sorumluluklar sanki Meryem'i daha bir olgunlaştırdı. Önceden ona hatırlatmak zorunda olduğumuz şeyleri şimdi kendiliğinden yapıyor. Sabah kalkar kalmaz yüzünü yıkıyor, üzerini giyiyor. Öğlen yemeğini ve atıştırmalık öğünlerini o bana hatırlatıyor. Bu artan sorumluk duygusunun bizim ailemize olan katkısı ise çok daha fazla. Çünkü Meryem'in sahiplendiği sorumluklar birden Bilge'nin de sorumlulukları olmaya başladı. Geçtğimiz senelerde Bilge'ye üzerini giydirmek için ne kadar da uğraşırdık. Evden kendimizi dışarıya atasıya kadar akla karayı seçerdik. Meryem'i örnek alan Bilge hazır ve nazır bir şekilde kahvaltı masasında yerini alıyor. Çocuklarımızın artan sorumluluk duyguları ile sabahlarımız daha az telaşlı geçiyor artık.
Bu güzel gelişmelerle birlikte içimi kaplayan gurur duygusunu ise tarif bile edemem.
Artan sorumluluklar sanki Meryem'i daha bir olgunlaştırdı. Önceden ona hatırlatmak zorunda olduğumuz şeyleri şimdi kendiliğinden yapıyor. Sabah kalkar kalmaz yüzünü yıkıyor, üzerini giyiyor. Öğlen yemeğini ve atıştırmalık öğünlerini o bana hatırlatıyor. Bu artan sorumluk duygusunun bizim ailemize olan katkısı ise çok daha fazla. Çünkü Meryem'in sahiplendiği sorumluklar birden Bilge'nin de sorumlulukları olmaya başladı. Geçtğimiz senelerde Bilge'ye üzerini giydirmek için ne kadar da uğraşırdık. Evden kendimizi dışarıya atasıya kadar akla karayı seçerdik. Meryem'i örnek alan Bilge hazır ve nazır bir şekilde kahvaltı masasında yerini alıyor. Çocuklarımızın artan sorumluluk duyguları ile sabahlarımız daha az telaşlı geçiyor artık.
Bu güzel gelişmelerle birlikte içimi kaplayan gurur duygusunu ise tarif bile edemem.
29 Haziran 2016 Çarşamba
Yakın Arkadaşlar
Michigan'daki son bir haftamıza girdiğimiz şu aralar buralarda ne kadar çok özleyeceğimiz şey olduğunu daha çok farkeder olduk. Bu taşınmada en büyük zorluklardan birisini Meryem yaşayacak gibime geliyor. Yan komşu sayılabilecek yakınlıkta en iyi arkadaşını bırakıp hiç çocuğun olmadığı bir mahalleye taşınmak pek kolay olmayacak.
Adrianna bizim birkaç blok ötemizde oturuyor. Meryem ile hemen hemen hergün birlikteler.
Çocukların yakınlık derecelerini anlamak için onları toplu ortamlarda gözlemlemek gerekiyor. Diğer birçok çocuğun olduğu bir ortamda bir arada vakit geçirmeyi istiyorlar mı istemiyorlar mı ona bakarak yakınlık derecelerine insan çok kolay karar verebiliyor. Meryem ve Bilge, Adrianna'nın doğum gününe gitmeden önce Meryem'i bu konuda uyarmıştım. Adrianna diğer arkadaşları ile de vakit geçirmek isteyebilir bu duruma üzülme demiştim ona. Ancak gördüğüm tablo hiç de öyle değildi. Her gün bir arada vakit geçirmelerine rağmen bir an bile ayrı durmadılar. O zaman ne kadar yakın arkadaş olduklarını bir kez daha anladım.
Birlikte eğlenmenin yanında birlikte çok da güzel ders çalışıyorlar. Adrianna bize geldiğinde Meryem'in kitap okuması gerek dediğimde o da kendine bir kitap alıp okumaya çalışıyor. Geçen gün yazma saati yaptık. Hepsi kendi hikayesini yazıp birbirine okudu. Bilge'nin hikayesi resimlerden oluşuyordu.
Adrianna bize geldiği ilk zamanlarda Türkçe konuşmamıza biraz tepkili davranıyordu. Benim yanımda Türkçe konuşmayın diye rica ediyordu. Sanırım kendisini dışarıda kalmış hissediyordu. O ilk başlardaki tepkisi şimdi bir merağa dönüştü. Bana kelimeler soruyor, öğrenmeye çalışıyor.
Şu son birkaç haftadır hergün ve neredeyse her geceye dönüşecek bu birliktelik. Bilge olmasa Meryem onların evinden hiç çıkmaz ama ben Bilge yalnız kalmasın diye genelde bizim evin oralarda oynamalarını istiyorum. Bir arada skooterlarına bindikleri anki görüntüleri o kadar tatlı ki... Yüzlerine kocaman bir gülümseme ile skooterlarının üzerinde dönüp duruyorlar.
Geçtiğimiz gün Meryem onlara gece yatıya kalmaya gitti. İlk bu yatıya kalma fikri gündeme geldiğinde Emre ile ben yabancı birisinin evine çocukları yatıya gönderme fikrine soğuk bakıyorduk. Ancak ailesini tanıdıkça fikrimiz değişti ve Meryem'i içimiz rahat bir şekilde gece yatısına Adrianna'lara gönderdik. Epey bir eğlenmişlerdi. Adrianna'nın annesi ve babası birlikte güzel vakit geçirmeleri için epey bir özen göstermişlerdi. Bir sürü aktivite planlamışlar, akşam yemek menüsünü kızların seveceği şekilde hazırlamışlardı.
Meryem'i sabah eve zor getirdim. Birgün daha, bir gün daha, bir gün daha diye beni ikna etmeye çalışıyorlar.
Meryem bugün hayvanat bahçesinden gelir gelmez yapması gereken birkaç işi üstün körü tamamladıktan sonra hemen Adrianna'nın evine gitti. Eve geri geldiğinde Adrianna'nın evde olmadığını söyledi. Ama kapıları açıktı. Kedileri dışarıdaydı, onu içeri koydum geldim dedi. Evin rutinlerini öğrenmiş ve evin kapısnı açıp içeri şöyle bir bakmakta zarar görmemişti.
Adrianna'nın annesi çocuklara Adrianna'nın kütüphaneye gittiğini söylemişti. Meryem ile Bilge heyecanla ofisin orada Adrianna'nın kütüphaneden dönmesini beklediler. Ben biraz çalışmak için evden çıktığımda ofise uğradım. Adrianna biz de kalabilir mi diye sormak için. Bu son bir hafta birkaç gece yatısı daha planlayalım diye konuştuk. Sonra kızları uzaktan da olsa nasıl görüştürebiliriz diye konuştuk. Babası büyük bir içtenlikle belki Meryem okullar başlamadan önce bir hafta bizde kalır diye teklif etti. Kızım adına sevindim. Ne güzel bir arkadaş edinmişti.
Umarım yeni gideceğimiz yerde de böyle güzel arkadaşlıkları olur.
Adrianna bizim birkaç blok ötemizde oturuyor. Meryem ile hemen hemen hergün birlikteler.
Çocukların yakınlık derecelerini anlamak için onları toplu ortamlarda gözlemlemek gerekiyor. Diğer birçok çocuğun olduğu bir ortamda bir arada vakit geçirmeyi istiyorlar mı istemiyorlar mı ona bakarak yakınlık derecelerine insan çok kolay karar verebiliyor. Meryem ve Bilge, Adrianna'nın doğum gününe gitmeden önce Meryem'i bu konuda uyarmıştım. Adrianna diğer arkadaşları ile de vakit geçirmek isteyebilir bu duruma üzülme demiştim ona. Ancak gördüğüm tablo hiç de öyle değildi. Her gün bir arada vakit geçirmelerine rağmen bir an bile ayrı durmadılar. O zaman ne kadar yakın arkadaş olduklarını bir kez daha anladım.
Birlikte eğlenmenin yanında birlikte çok da güzel ders çalışıyorlar. Adrianna bize geldiğinde Meryem'in kitap okuması gerek dediğimde o da kendine bir kitap alıp okumaya çalışıyor. Geçen gün yazma saati yaptık. Hepsi kendi hikayesini yazıp birbirine okudu. Bilge'nin hikayesi resimlerden oluşuyordu.
Adrianna bize geldiği ilk zamanlarda Türkçe konuşmamıza biraz tepkili davranıyordu. Benim yanımda Türkçe konuşmayın diye rica ediyordu. Sanırım kendisini dışarıda kalmış hissediyordu. O ilk başlardaki tepkisi şimdi bir merağa dönüştü. Bana kelimeler soruyor, öğrenmeye çalışıyor.
Şu son birkaç haftadır hergün ve neredeyse her geceye dönüşecek bu birliktelik. Bilge olmasa Meryem onların evinden hiç çıkmaz ama ben Bilge yalnız kalmasın diye genelde bizim evin oralarda oynamalarını istiyorum. Bir arada skooterlarına bindikleri anki görüntüleri o kadar tatlı ki... Yüzlerine kocaman bir gülümseme ile skooterlarının üzerinde dönüp duruyorlar.
Geçtiğimiz gün Meryem onlara gece yatıya kalmaya gitti. İlk bu yatıya kalma fikri gündeme geldiğinde Emre ile ben yabancı birisinin evine çocukları yatıya gönderme fikrine soğuk bakıyorduk. Ancak ailesini tanıdıkça fikrimiz değişti ve Meryem'i içimiz rahat bir şekilde gece yatısına Adrianna'lara gönderdik. Epey bir eğlenmişlerdi. Adrianna'nın annesi ve babası birlikte güzel vakit geçirmeleri için epey bir özen göstermişlerdi. Bir sürü aktivite planlamışlar, akşam yemek menüsünü kızların seveceği şekilde hazırlamışlardı.
Meryem'i sabah eve zor getirdim. Birgün daha, bir gün daha, bir gün daha diye beni ikna etmeye çalışıyorlar.
Meryem bugün hayvanat bahçesinden gelir gelmez yapması gereken birkaç işi üstün körü tamamladıktan sonra hemen Adrianna'nın evine gitti. Eve geri geldiğinde Adrianna'nın evde olmadığını söyledi. Ama kapıları açıktı. Kedileri dışarıdaydı, onu içeri koydum geldim dedi. Evin rutinlerini öğrenmiş ve evin kapısnı açıp içeri şöyle bir bakmakta zarar görmemişti.
Adrianna'nın annesi çocuklara Adrianna'nın kütüphaneye gittiğini söylemişti. Meryem ile Bilge heyecanla ofisin orada Adrianna'nın kütüphaneden dönmesini beklediler. Ben biraz çalışmak için evden çıktığımda ofise uğradım. Adrianna biz de kalabilir mi diye sormak için. Bu son bir hafta birkaç gece yatısı daha planlayalım diye konuştuk. Sonra kızları uzaktan da olsa nasıl görüştürebiliriz diye konuştuk. Babası büyük bir içtenlikle belki Meryem okullar başlamadan önce bir hafta bizde kalır diye teklif etti. Kızım adına sevindim. Ne güzel bir arkadaş edinmişti.
Umarım yeni gideceğimiz yerde de böyle güzel arkadaşlıkları olur.
Yaz! Yaz! Yaz!
Bu yaza da diğer yazlarımız gibi heyecanla başladık. Heyecanın yanısıra bir sürü de plan yaptık. Yazın ilk günü Meryem beni sabah erkenden kaldırdı. Elime bir kağıt tutuşturdu ve yazın yapabileceğimiz aktivitelerin listesini yaptık. Aklımıza ne geliyorsa yazdık. Bilge uyanınca o da ekledi. Bol bol yüzme, oyun, gezilerin yanı sıra çilek toplama, bowling oynama, hayvanat bahçesi gezisi gibi çok özel aktiviteler de listemizde girdi. Listenin en alt kısmına her gün düzenli yapmamız gereken çalışma programını eklemeyi unutmadık.
Hızlı bir giriş yaparak hemen ertesi günü listeden aktivitelerimize başladık.
MSU bahçelerine gezi:
Bowling:
Çilek toplama:
Buz pateni:
Lake Lansing Cumaları:
:
Hayvanat bahçesi:
Havuz, piknikler derken yazımız dolu dolu geçiyor.
Ben yaz bitmeden biraz yoruldum açıkcası. Çocuklarla birşeyler yapmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşıyor ve bu dolu dolu geçen zamanlarımızı seviyorum ama bazen biraz nefes almaya ihtiyaç duymuyor değilim doğrusu. Öyle zamanlarda en kısa sürede evden kendimi dışarı atıyor ve bir kafeye gidiyorum. Bilgisayarımın başında sessiz sessiz kahvemi yudumlayıp ağır aksak biraz iş yapmaya çalışıyorum. Ancak asıl amacım aşağı inen enerjimi tekrar yukarılara çekmek.
Daha yaz uzun ama listemiz de çok uzun. Yani biz bu yaza daha neler sığdırabiliriz neler...
Hızlı bir giriş yaparak hemen ertesi günü listeden aktivitelerimize başladık.
MSU bahçelerine gezi:
Bowling:
Çilek toplama:
Buz pateni:
Lake Lansing Cumaları:
Hayvanat bahçesi:
Havuz, piknikler derken yazımız dolu dolu geçiyor.
Ben yaz bitmeden biraz yoruldum açıkcası. Çocuklarla birşeyler yapmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşıyor ve bu dolu dolu geçen zamanlarımızı seviyorum ama bazen biraz nefes almaya ihtiyaç duymuyor değilim doğrusu. Öyle zamanlarda en kısa sürede evden kendimi dışarı atıyor ve bir kafeye gidiyorum. Bilgisayarımın başında sessiz sessiz kahvemi yudumlayıp ağır aksak biraz iş yapmaya çalışıyorum. Ancak asıl amacım aşağı inen enerjimi tekrar yukarılara çekmek.
Daha yaz uzun ama listemiz de çok uzun. Yani biz bu yaza daha neler sığdırabiliriz neler...
20 Mayıs 2016 Cuma
Öğrenme Aralığının Genişlemesi
Çocuklar insan hayatında yeni öğrenmelerin vesilesi oluyor. Çocuk sahibi olur olmaz daha önce öylesine duyup anlamını tam bilmediğimiz veya daha önce hiç karşılaşmadığımız yeni kavramlar hayatımızın parçası oluveriyor birden. Bu öğrenme durumu özellikle yabancı bir ülkede çocuk yetiştirenler için çok daha fazla oluyor. Bebek sarılığının "jaundice" olduğunu veya "bugger" kelimesinin sümük anlamında kullanıldığını çocuklarla öğrendim mesela.
Meryem'in okuma çalışmaları sırasında uzun a ve kısa a gibi harflerin ayrıldığını, sonra süper kahraman e harfini tanıdım. İnsan her çocuğu ile yeni bir dünyaya yolculuk yapıyor. Bu yolculuk sırasında karşılaşılan zorluklar veya çocukların ilgi alanına göre şekillenen hedefler yeni öğrenmeleri getiriyor. Meryem'in hayvan projesi sırasında Meryem ile kütüphanede fok balıkları ile ilgili epey bir bilgi kazandım mesela. Ben fok balıklarının memeli sınıfında olduğunu veya etçil hayvanlar olduklarını bilmiyordum.
Çocuklar bizim ilgi alanlarımızı zenginleştirip, öğrenme aralığımızı genişletiyorlar. Evdeki herkes bu zenginlikten payını alıyor. Meryem sevdiği kitabın posterini hazırlarken Bilge de kendi posterini hazırladı. Daha okula başlamadan okul projelerini hazırlama hakkında bir fikri olmuştu.
Meryem'in okuma çalışmaları sırasında uzun a ve kısa a gibi harflerin ayrıldığını, sonra süper kahraman e harfini tanıdım. İnsan her çocuğu ile yeni bir dünyaya yolculuk yapıyor. Bu yolculuk sırasında karşılaşılan zorluklar veya çocukların ilgi alanına göre şekillenen hedefler yeni öğrenmeleri getiriyor. Meryem'in hayvan projesi sırasında Meryem ile kütüphanede fok balıkları ile ilgili epey bir bilgi kazandım mesela. Ben fok balıklarının memeli sınıfında olduğunu veya etçil hayvanlar olduklarını bilmiyordum.
Çocuklar bizim ilgi alanlarımızı zenginleştirip, öğrenme aralığımızı genişletiyorlar. Evdeki herkes bu zenginlikten payını alıyor. Meryem sevdiği kitabın posterini hazırlarken Bilge de kendi posterini hazırladı. Daha okula başlamadan okul projelerini hazırlama hakkında bir fikri olmuştu.
13 Nisan 2016 Çarşamba
Tatlılık Hırsızı
Meryem hep enleri istiyor. En çok onu sevelim istiyor, her zaman en başarılı o olsun, bir işi en güzel o yapsın. İçinde kaybetmeyi hiç sevmeyen gizli bir yarışcı var ve bu yarışçı bazen onu ileriye götürmekten daha çok yaralıyor. Mesela, Elif'i severken kullandığımız "canım, aşkım" kelimlerini aynı sıklıkta ona söylemezsek onu sevmediğimizi düşünüyor. Tatlılık konusunda Elif ile yarışamayacağını biliyor ve bu duruma sinir oluyor. Kızım sen de tatlısın dediğimde ise "Hayır, Elif daha tatlı" diyerek bana kızıyor. Bir gün yine bu duruma sinirlenmiş olarak geldi "Elif daha tatlı diye onu daha çok seviyorsun. Bebekler hep daha tatlı, o yüzden hep yeni bebek istiyorsun" diye bana çıkıştı. Aslında ailenin en büyük çocuğu olarak söylediklerinde küçük de olsa bir doğruluk payı vardı. Sonuçta Bilge ve Elif Meryem'den sonra doğmuşlardı. İçinde biriktirdiği öfke ise sonunda doğru kelimelerle karşılığını bulmuştu.
Sonra sonra bu durumu bir oyuna dönüştürdü. Elif'in yanında geliyor, sanki sihirliymiş gibi ellerini ona doğru uzatıyor "hoop, bütün tatlılığını aldım" diyor en tatlı şekilde. Ama şimdi gerçekten tatlı. Bu sihir gerçek mi ne?
Sonra sonra bu durumu bir oyuna dönüştürdü. Elif'in yanında geliyor, sanki sihirliymiş gibi ellerini ona doğru uzatıyor "hoop, bütün tatlılığını aldım" diyor en tatlı şekilde. Ama şimdi gerçekten tatlı. Bu sihir gerçek mi ne?
24 Mart 2016 Perşembe
Masallar
Meryem'in isteği üzerine kayıt altına alınan masalllar:
Süpriz Doğum Günü Kutlaması
Meryem'in bugun doğum günüydü. Dolu dolu güzel bir gün geçirdikten sonra yatağına yattı. Tam o sırada "Meryem" diyen bir ses duydu. Etrafına bakındı ama kimseler yoktu. Tekrar "Meryem" diye bir ses duydu. Kimsecikler yoktu. Aynı ses "Meryem daha doğum günün bitmedi" dedi. Biraz daha dikkatli bakınca kulağının hemen orada bir tane minik bembeyaz kıyafetler içinde bir peri vardı. Peri ona benimle doğum gününü kutlamak için masallar ülkesine gelmek ister misin diye sordu. Meryem heyecanla yerinden kalktı. Meryem için çiçeklerden yapılmış bir koltuk bembeyaz bir kuğunun sırtındaydı. Meryem çiçekten koltuğuna oturur oturmaz kuğu havalandı. Birlikte bulutların üzerine çıktılar. Bir süre bulutların üzerinde uçtuktan sonra kuğu yavaş yavaş alçalmaya başladı. Sonra Meryem'i yemyeşil çayırların üzerine bıraktı.
Burası Meryem'in hayal ülkesiydi ve burada Meryem'in sevdiği herşey vardı. Meryem iner inmez yanına minik minik bir sürü tavşan geldi. Beyaz tavşan, gri tavşan, siyah tavşan, kahverengi tavşan her renk tavşan vardı. Meryem tavşanlara eli ile havuç yedirdi. Onlara sarıldı, bir süre tavşanları ile oyunlar oynadı. Sonra hayal ülkesinde yürümeye başladı. Karşısına tamamen çiçeklerden yapılmış bir küçük kulübe çıktı. Penceresinin kenarları güllerle kaplı, kapısı papatyalarla. Çatısı rengarenk bir sürü kır çiçeklerinden yapılmıştı. Kulübenin içerisinde papatyalarla kaplı bir koltuk ve pembe ve beyaz güllerle kaplı bir yatak vardı. Meryem içeri girer girmez çok güzel bir müzik çalmaya başladı. Müzik Meryem'in en sevdiği dans melodilerinden oluşmuştu. Müzik ona Fındıkkıran balesindeki şekerleme perisinin dansındaki çalan müziği anımsatmıştı. Bir anda bir sürü beyaz peri Meryem'in etrafını sardı ve Meryem'e çok güzel beyaz bir elbise giydirdiler. Saçına ise tamamen beyaz çiçeklerden yaptıkları bir taç taktılar. Meryem aynı beyaz periler gibi olmuştu. Hep beraber dans ettiler. Meryem uzun uzun dans etti.
Danstan sonra hayal ülkesinde gezintisine devam etti. Karşına minik minik ağaçlar çıktı. Bu ağaçları çikolata ağaçlarıydı. Meryem'in en sevdiği çikolatalar vardı. Hepsinin tadına baktı.
Gitme zamanı gelmişti. Gitmeden önce beyaz peri ona kalp şeklinde çiçek kurularından yapılmış bir kutu verdi. Kutunun içerisinde ise bir tane yumuşacık küçük bir oyuncak tavşancık vardı. Meryem perinin verdiği kutuyu alıp eve yatağına döndü. Sabah uyandığında ne kadar güzel bir rüya gördüm diye düşünürken eline yastığının altında birşey geldi. Bu ona perinin verdiği kalpli kutuydu. Ve oyuncak tavşanı kutunun içerisindeydi. Gerçekten hayal ülkesine bir yolculuk yapmıştı...
23 Mart 2016 Çarşamba
Meryem 7 Yaşında
Kızım bugün 7 yaşını doldurdu. Bu sene Meryem ile ilgili yazılarımız doğum günü gelmeden hazırdı. Haftanın öğrencisi olduğu zaman Emre ve ben birer sayfa mektuplarımızı yazıp göndermiştik bile. O yazıları bu sayfaya ekledim.
Kızım seni sen olduğun için çok seviyoruz. Bilmiş bilmiş konuşmalarını, yerinde gözlemlerini ve hiç bitmeyen enerjini çok seviyorum. Herşeyi ne kadar da çabuk öğreniyorsun!
İyi ki doğdun ve iyi ki benim en büyük kızımsın!
Kızım seni sen olduğun için çok seviyoruz. Bilmiş bilmiş konuşmalarını, yerinde gözlemlerini ve hiç bitmeyen enerjini çok seviyorum. Herşeyi ne kadar da çabuk öğreniyorsun!
İyi ki doğdun ve iyi ki benim en büyük kızımsın!
Kızımın yeni yaşının ilk gününde canım kızımız ve oğlumuzla. Elif'im daha uyuyordu.
My Little Sweet Angel Meryem,
I remember your eyes were full open seconds later you were
born and you were staring at me with your big dark eyes. I love those eyes. You
sure have an expressive face and I like how that communicates your feelings sometimes
even stronger than your words.
I like the big smile on your face and I want to see that smile
all the time. It is making me feel happy. It is making us all happy (your
daddy, your brother and your little sister). Your big smile is like the touch
of sun light on our faces in the mornings when we wake up. I love it! It is
scientifically proven that emotions are contiguous so once you are around I
can’t think of anyone that will not pick up your happiness. You sure will be
one of those people everyone will want around. You have a magic in your smile!
You made me proud so many times and I know whatever you
start doing you will do the best. You were rocking out at the soccer field. I
really enjoy how you get better in playing the piano. You are brave and strong.
As soon as you started walking you were practicing climbing and monkey
bars. You will try out doing new things and you will learn how to get better at
things. You sure do not give up easily.
You are a great big sister. Even though you and your brother
have some though times during your play time I know you always take care of him
and your little sister. Once we are outside you watch them carefully. You always
make sure they are safe and happy.
You attend to every detail, and respect to your friends' choices.
At the same time you expect the same respect. You come home learning new
things, you pick up books that you will learn.
I love our summers where we go out for walking, you ride
your bikes, hiking in the woods, spending hours at the beach and having lots
and lots of picnics, breakfast-picnic, late afternoon picnic, dinner picnic…
Sometimes ending the day by getting a big ice-cream - you always pick
strawberry and chocolate, I usually pick mint-chocolate chips and Bilge always tries something new.
I love finding notes in random places like in your pocket or
your backpack all saying how much you love me. As you say “I love you when you
hug me, I love you when you smile”. We grownups sometimes forget how it is
important to give those big warm hugs and having that magical smiles on our
faces. I have one of your notes in my office reminding me those.
I think I miss waking up with your interesting questions
like why blue berries are blue or how the very first tree came out in the
world. Even though we don’t always have the answers we think together and those
conversations always open a door for something new we did not know before. I
think we are having less of those recently, so we should pick that up soon. Those
questions always show me how much hard thinker you are and how careful you
are in your observations.
I know you want 100 stuffed animals in your room, you want a
big backyard where you can grow a variety of fruits and plant our favorite
herbs- we will make sure to have mint for you and basil for me. We will
definitely have lots and lots of flowers. I am not sure if we will be able keep
bunnies in our backyard but it is fun to dream about having a lot of fluffy
bunnies and a doggie. Whatever the future have for us I know it will definitely
have a lot of fun, surprises, new experiences and lots of learning.
I am so happy to have you as my daughter, you are my little
sweet angel that makes me happy all the time. Love, Mommy
Emre'den:
Dear Meryem,
After starting the first grade, I am very happy to observe your improvement. You surprise me with the new things you learn at school, some of which I even don't know myself. I enjoy seeing your artwork, you start to work on details and your work includes very specific details that shows your attentiveness. Your reading improved steadily throughout the school year. At the end of the year l believe that you will start reading chapter books. I can't wait to hear the stories that you will read us.
I admire your patience and caring towards your little brother and sister. Both of them enjoy spending time with you. At times you become little Ms. Watrich and start teaching new things to your brother, read books to him. Both your brother and sister loves to play with you.
As your parents we are very proud to see the improvement in you. We are happy to see the things you achieve when you work hard. We want you to be a hard working, caring and happy person. We are glad to see that you are on the right direction.. We are very happy and proud to be your parents.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






