Bilge 2 Yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilge 2 Yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2014 Salı

Bal Kabağı Toplamaya

Son baharın gelişi ufuktaki Cider Mill gezisinden belli olur. Meryem ve Bilge'ye bu sene Atahan katıldı. Bal kabağı tarlasını gitmek için traktör bekledik.




Sonra çocukların hepsini bir el arabasına bindirdik ve bal kabağı tarlasından bir bal kabağı seçtik.



Çocuklar birer tane de küçük bal kabağı almak istediler. Meryem en güzel şekilli bir tanesini seçti. Bilge ise seçimi ile şaşırttı.



Bal kabağı tarlasından sonra eğlence alanına gittik. Üç tane seçme hakları vardı. Üçü birden önce dönme dolaba bindi. Meryem ve Atahan treni Bilge ise atlı karıncayı tercih etti. En son hakkını Meryem basket topu atarak ödül kazanma oyunu için kullnadı. Bilge ise elma kurduna bindi.





Sonrasında oyun alanına gittik. Bilge tahtadan arabalardan birine geçti ve dıreksiyonu kimseye vermeden epey bir süre oynadı.


Sonra baktım anneleriden birisi kötü kötü bakıyor, yanlarına gittim. Bana biz yeteri kadar bekledik deyince Bilge'yi zar zor da olsa tahta arabadan uzaklaştırdım. Zamanının kalanını tahtadan trende geçirdi.



Meryem ve Atahan ise zamanlarının çoğunu kum alanında geçirdiler.



 Son olarak taze elma suyumuzu ve tarçınlı çöreğimizi aldık ve evin yolunu tuttuk.

Birkaç gün sonra bal kabağının başına oturduk.

Önce içini boşaltmak gerekiyordu.  Meryem elinin kirlenmesini istemiyordu. Bu iş Bilge ile bana kalmıştı.



Bilge durumundan gayet memnundu. Elinin yapış yapış olması hiç umurunda değildi. Bal kabağının içi tamamen boşalınca Bilge kabağın içine girdi. Yaptığı işe illa kendinden birşey katacak. Bu değişmez kural.



Kabağa şekil verme işi bu sene daha zor oldu. Çünkü Bilge ısrarla bıçağı kendi tutmak istiyordu. İkisinin de çok az bir parça kesmesine izin verdikten sonra işi tamamen ben devraldım. Bu iş aslında benim için iyi bir meditasyon olmuştu. Epey bir zevk aldım.


Ön Teker Nereye Arka teker Oraya

Eskilerin bu sözünde gerçekten çok büyük bir doğruluk payı var. Büyük kardeşler küçüklerin hayata bakışını şekillendiriyor ve onların belki de normal gelişimlerinden çok daha hızlı bazı becerileri kazanmalarını sağlıyor. Meryem sayı sayma alıştırması yapıyor, hemen arkasından Bilge. Meryem parande atma çalışmaları yapıyor Bilge parande yapamasa da takla atıyor.

Bu futbola başlama işi ise hayatımızı değiştirdi. Bilge'yi Meryem'in ilk maçında zor tuttuk. Neden Meryem'in takımında olamayacağını anlatmak epey bir zaman aldı. Bizim onunla oynamamız değildi. Onun deyimi ile o da adamla (yani koç) oynamak istiyordu.

Babası ile Meryem futbol antrenmanı için dışarı çıkıyor ve tabii Bilge de onlarla. Bilge bu işi daha üi yaşına gelmeden halletmiş olacak. Şimdiden topa vuruşları çok güçlü.

Evdeki Yardımcılarım

Çocuklarımız hayatımızın içinde olmayı çok seviyorlar. Büyüklere ait işlerde küçük de olsa bir rol alabilmek onların kendilerine güvenine arttırıyor. Bilge de Meryem de çamaşır katlama konusunda artık uzmanlar diyebilirim. Emre çamaşırları yerleştirme işinin çoğunluğunu Meryem'e bırakmış durumda. Hem Meryem içın bir uğraş oluyor hem de iş yükü paylaşılmış oluyor. Bulaşık makinasından çıkan kaşık, çatalları yerleştirme işinin de son zamanlarda Meryem'in işi haline geldiğini görüyorum.

Bilge bana yemek hazırlarken yardımcı olmayı seviyor. Sebzelerden yıkanması gerekenleri yıkıyor mesela. Tabii bunu yapmayı sevmesinin bir başka sebebi daha var. Sebzeleri yıkarken uçlarından bir iki ısırık almayı seviyor. Bir yandan yıkıyor, bir yandan yiyor yani. Yıkadığının hangi sebze olduğu hiç farketmiyor. Kabak, biber ve hatta geçen gün mantarlardan yiyordu. Yani iş yaparken aynı zamanda kendine bir pay çıkarmayı unutmuyor.

Kahvaltı için mantarlı omlet hazırlıyoruz. Mantarlar yıkandı. Kim bu mantarın ucunu tırtıklamış böyle acaba?



Sıra yumurtalarda. Bilge'ye altı yumurta verdim. Hepsini güzelce kırdı.


Çırpmak için benden çatal istiyor. Bu konuda birz daha gelişmemiz gerek o yüzden çırpma süresini mümkün olduğunca kısa tutuyorum.



 Bilge'nin işi bitti. Artık superman olmaya devam edebiliriz.

15 Eylül 2014 Pazartesi

Bilge'den Meryem'e Öğütler

Cuma günü akşam üzeri Meryem acıkmış bir şekilde dolapta kalan tek bir muza saldırdı. Meryem'in elinde muzu görünce Bilge de muz istedi. Meryem'in elindeki son muzdu ve paylaşmaları gerekecekti. Sabah muzlu süt içmişlerdi ve Meryem öğle yemeğinde meyve olarak muz yemişti. Meryem'e "Kızım elindekini kardeşinle paylaşsana. Hem sana bu kadar muz zararlı olur" dedim . Meryem'in pek paylaşmaya niyeti yok gibiydi. Bir süre sonra Meryem dans etmek için elindeki muzu koltuğun üstüne bıraktı. Meryem muzunu bırakır bırakmaz Bilge "sana zaralı olur" diyerek muzu aldı ve Meryem'in muzunu yemeye başladı.

Bu sabah Meryem'i okul otobüsüne bırakmak için yürüyoruz. Bilge otobüse yaklaşırken "öğretmenini iyi dinle" diyerek Meryem'i tembihlemeyi unutmadı.

Bu çocuklar herşeyi ne kadar çabuk alıyorlar insan şaşırıyor.

Yeni bir öğüt daha:
Meryem tatlı yemek istiyorum deyince Bilge'nin cevabı "tatlı yok Meryem. Çok tatlı yersen sonra dişin çürür sen de ahh dişim ağrıyor diye ağlarsın!"

8 Eylül 2014 Pazartesi

Yaza Veda Turları

Yazın bitmesine yakın beni bir telaş aldı. Yazın yapabileceğimiz bütün aktiviteleri yaz bitmeden birkaç kere daha yapmak istiyorum. Göle ve havuza girmek bu listede en öndeler.

Yolda Beyza'yı aldık ve hep beraber göle gittik. Çocuklar sanki kalan güzel havaların azaldığını hissetmişçesine gölde epey bir vakit geçirdiler. Biraz suya girdiler biraz kumda oynadılar. Önce kumdan kaleler sonra kekler yaptılar.




Sudan sonra oyun alanının oraya gittik. Doyasıya oynadıktan sonra ise dondurma yemeye...



Bilge her zamanki gibi kendi hayal dünyasında kendini süperman olarak hayal ederek sınırları zorlamay tercih etti.




Beyza ve Meryem zaman zaman bir evcilik havasında zaman zaman ise birbirlerine yapabildikleri hareketler ile meydan okuyarak oynadılar. Meryem takla atıyor Beyza deniyor, Meryem iplerin üzerinden yürüyor arkasından Beyza geliyor.




 

Bundan birkaç gün sonra kaydıraklı havuzun oraya gittik. Havuzun bu sezon için son günüydü. Önce havuzun içerisinde sonra kum havuzunda epey bir oynadık.





Bir ara Atahan'lar da bize katıldı. Birbuçuk saat kadar kaldılar. Hava biraz serin gibiydi ve onlar bizim böyle bir havada havuza gelmemizi çok anlamlandıramamışlardı. Ancak biz çocuklarla hiç eğlenmediğimiz kadar çok eğleniyorduk. Tepemizde dolaşan ve yağmur başladı başlayacak mesajı veren kara bulurlara rağmen. Atahan'lar gittikten sonra biz çocuklarla su fıskıyelerinin altında dans ettik sonra tekrar havuza girdik. Çıkmaya hiç niyetimiz yoktu ama öyle bir yağmur başladı ki havuzu boşaltmak durumunda kaldılar. Havuza bu sezon veda ederek ayrıldık. Eve geldiğimizde yağmur iyice hızlanmıştı ve  arabadan eve kadar olan mesafede sırılsıklam olmuştuk.

Dışarıda özgürce bisiklete binmek bir diğer yaz aktivitemiz. Bunun zamanını sonbaharın sonuna kadar uzatabiliriz ama yine de hazır havalar güzelken bulduğumuz fırsatları değerlendirelim istiyorum. Pazar günü çocuklarla bisiklerleri aldık ormana doğru yola çıktık. Uzun süreli bisiklet gezilerinin tek problemi Bilge'nin dikkatini dağıtmasına engel olmak ve gücünü yolun sonuna kadar koruyabilmek.



Bilge ilk başlarda sadece bisikletini sürmeye odaklı olarak çıktığı yolda en önde ve gayet keyifli bisikletini sürüyor. Daha sonraları yolun sağında ve solunda gözüne çarpan şeyler dikkatini çekiyor. Güzel bir çiçeğe dokunmak için duruyoruz, bir büyük taşın üzerine çıkmak istiyor, sarı çiçeklerin tüylerini üflemek için koparıyor, sincabın peşinden koşuyor derken yol epey bir uzuyor. Bazen her adım başı duruyoruz ve bu gideceğimiz mesafeyi gözümde büyütmeye başlıyor.

Sonunda ormana gelebildik. Bilge hayvan görme umuduyla etrafı kolaçan ediyor. Bir tane sincap haricinde pek bir hayvan yok. Sivrisinek ve kelebekleri hayvan olarak nitelendirebilir miyiz acaba?


Meryem ise çiçek arıyor.  O zaman ben en son orman gezimizin ilk baharda olduğunu farkettim. Hep beraber çok güzel çiçekler toplamıştık. Zaman ne de hızlı geçiyor.


Ama artık hiç çiçek kalmamış. Sonbaharda çiçekler yerine minik minik meyveler veren bitkiler karşımıza çıkıyor. Babamın sonbaharı herşeyin döküm mevsimi olarak adlandırması aklıma geliyor o an. Artık tabiatın meyve verme zamanı.

 

Bilge ne kadar uyardıysam da bu bitkinin meyvelerine dokunmaktan kendini alamıyor.

Dönüş yolundayız ve bu bizim için en zor olanı.


Gidiş yolunda Bilge bir oraya bir buraya koşmaktan bitap bir şekilde "ben artık yoruldum" diye isyanlarda. Olmaz, yola devam!

Belki suya girme olasılığımız artık hemen hemen hiç yok ama önümüzde hala piknik yapabileceğimiz, bisiklete binip açık alanda oynayabileceğimiz günler var. Önemli olan bu günlerin sayılı olduğunun bilinci ile sonuna kadar değerlendirebilmek.







Bilge'nin Otobüsü

Meryem'in yeni okula başlama konuşmalarından yeni okuluna başlamasına kadar herşey Bilge'yi epey bir etkisi altına aldı. Meryem için kreşteki son gününde okula veda ettiği gün Bilge kendisinin de şu anki sınıfına veda ettiğini düşündü. Meryem olmadan okula gittiğimiz ilk gün kendi yaş grubunun sınıflarının olduğu koridor yerine Meryem'lerin sınıflarının olduğu koridora yöneldi. Onu kendi sınıfına götürebilmek için epey bir uğraştım. "Ben büyüdüm artık ben bu sınıfa gidiyorum" diyerek Meryem'in sınıfına gitmek istedi.

Geçtiğimiz hafta Meryem'i yeni okuluna gitmesi için okul otobüsüne götürdüğümüz sırada Meryem kadar Bilge de heyecanlı idi. İkisi de sabırla otobüslerin gelmesini beklediler. En sonunda Meryem'in otobüsü gelmişti. Meryem binip Bilge geride kalınca ben de bineceğim diye ısrar edince onu kucağımda tutmak zorunda kaldım. Bu sefer "Bilge'nin otobüsü, Bilge'nin otobüsü" diye sormaya başladı. Otobüse binemeyeceğini değil de başka bir otobüse binmesi gerektiğini düşünmüş olmalı. Önüne çıkan bir okul otobüsüne Bilge'nin otobüsü diyerek binmeye çalıştı. Senin daha büyümen gerekiyor dedim ama hala ben de bineceğim diye otobüs sayıklıyordu.

Okulda geçen hafta çoğunlukla oyuncak okul otobüsleri ile oynamıştı. Bu sabah yine aynı şekilde Meryem'i okul otobüsüne bindirmek üzere yola çıktık. Bilge sırtına sırt çantası ile Meryem'den önce sıranın başına geçti. Otobüse yöneldi. Bu arada bana sesini kalınlaştırarak "ben artık çok büyüdüm" diyordu. Meryem otobüsüne bindi ve Bilge yine geride kaldı. Meryem'in otobüsüne binemeyince diğer otobüslerin olduğu yere yöneldi ve yine aynı cümle dilinde "ben artık çok büyüdüm". Ona göre bu bir haflalık süreç içerisinde yeteri kadar beklemişti. Oğlum bu sene değil, biraz daha büyümen gerekiyor diyerek onu arabaya bindirdim. Okula girer girmez beni hızlı bir şekilde öptü ve hemen oyuncak okul otobüslerinden bir tane aldı. Madem gerçeğine binemiyor, oyuncağı ile yetinmeye çalışıyordu.

4 Eylül 2014 Perşembe

Siyah Üzüm ve Yeşil Üzüm

Bilge ile marketteyiz. Aklımda Meryem'in beslenmesi var. Mümkün olduğunca çeşitli meyve ve sebze almaya çalışıyorum. Yeşil üzümü Meryem çok sever. Alışveriş arabasına koydum. Bilge üzümleri görünce siyah üzümleri gösterip "ben bunları çok seviyorum" dedi. Hadi o halde biraz da siyahtan alalım. Eve geldiğimizde yeşil üzümleri gören Meryem sevinçle "ben yeşil üzümleri çok seviyorum" dedi. Hemen yeşil üzümlerden yıkayıp bir tabağa koydum. Bunu gören Bilge siyah üzümlerin poşetini getirip "bana da öyle hazırla" dedi. Meryem gibi büyük bir tabakta üzüm istiyordu ama onunki siyah olacaktı. Meryem için yeşil Bilge için siyah üzümler. Masamızı renklendiren üzümlere ve onları iştahla yiyen çocuklarımıza baktım. Siyah üzüm Bilge ve yeşil üzüm Meryem...bizim hayatımızı renklendiriyorsunuz.

31 Ağustos 2014 Pazar

Şapkalı Berry: Raspberry

Berry ailesine ait her türlü meyve bizim evde baş tacımızdır. Blueberry'lerin öyle minik olması veya bir pakette bir sürü olması sizi aldatmasın. Tükenme hızını görseniz siz bile şaşırırsınız. Bir kutu Blueberryi yıkadığım zaman Meryem ve Bilge masaya oturuyor ve kuşlar gibi bir iki derken bir anda bitiriveriyorlar. Emre bile şaşırıyor. Artık biraz daha hızlı davranıp marketten alır almaz kendisine bir avuç kadar yıkıyor. Çünkü sonraya bırakırsa çocuklardan ona kalmayacağını biliyor.

Bizim çocuklar için Raspberry yemenin ise ayrı bir keyfi var. Raspberry bizim çocuklar için parmak şapkası. Bu oyunu ilk Meryem başlattı. Önce Raspberryleri tek tek parmaklarına giydiriyor ve sonra onları teker teker yiyor. 


Meryem yapar da Bilge durur mu? Büyük  bir dikkatle, sanki bir matematik problemi çözer ciddiyeti ile Raspberryleri bir elinin bütün parmaklarına geçiriyor. 


Eğer bizim çocuklarla birlikte Raspberry yemek gibi bir planınız varsa bizim evdeki Raspberry yeme kültürünü öğrenmenizde fayda var. Öyle oturup hemen yiyemezsiniz.

Balkonda Evcilik

Herşey balkonda çay içme isteğimizle başladı. Emre ile balkona iki tane sandalye çıkardık ve Cumartesi kahvaltımızı takiben göl manzaramızın karşısında çay keyfi yapalım istedik. İstedik istemesine ama çocuklar dururlar mı? Onlar "ben de, ben de" diyerek yanımıza geldiler. Önce sandalyede bizim yanımızda oturdular. Sonra yavaş yavaş içeriden yastık, battaniye taşımaya başladılar.  Bir bakmışız biz kalkmışız ve onlar sandalyeleri kendilerine birer yatağa çevirmişler.



Bizim balkon keyfimiz onlara birer evcilik oyununa dönüşüvermişti. Onlar halinden gayet memnundu ama ya bizim çay keyfimiz ne olacaktı? Gerçekten bu çocuklar hangi ara bizim oturma alanımızı işgal edip bizi devre dışı bırakmışlardı?

29 Ağustos 2014 Cuma

Kelebek Türleri

Dün parka doğru giderken yerde gözüme bir kelebek ilişti. Ölmüştü ama güzel kurumuştu.


Bilge ile Meryem kelebeği ellerine alıp bir süre incelediler. Kelebeği eve götürelim belki bir posta kartı yaparız diye konuştuk. Kelebek o kadar güzel kurumuştu ki sanki canlı gibi öylece duruyordu. Çocuklarla kelebeğe bakarken yanımıza 9 yaşında bir kız geldi. Kız kelebeği eline aldı. Birlikte kelebeği incelemeye başladık. Kız kelebeğin "Painted Lady" olduğunu söyledi. Ben kızın tam olarak ne dediğini anlamadım. Kelebeği resmedilmiş bir bayana benzetiyor diye düşündüm. Cahillik işte... Meryem hemen oradan atıldı "Hayır o bir Moth" dedi. Meryem'in kızın söylediğine itiraz edebilmesi için kızın bir kelebek türünden bahsettiğini bilmesi gerek. O an kendimi beni aşan bir uzman tartışmasının içinde hissettim. Kelebek türlerini konuşuyorlardı ve kimin doğru olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kız inatla kelebeğin bir "Painted Lady" olduğunu söylüyor Meryem ise "hayır o bir Moth, ben biliyorum" diyordu. Meryem'e kelebeğin cinsini nereden öğrendiğini sordum. Bana okulda banyolarının orada resimlerin olduğunu ve Ashley'nin bu kelebeğin cinsinin Moth olduğunu söylediğini anlattı bana. Ashley Meryem'in arkadaşı ve annesi Biyoloji konusunda uzman. Bu konuda beni şasırtan durum Ashley'nin bunu bilmesi, Meryem ile bu konuda konuşmaları ve Meryem'in Ashley'nin bilgisini uzman bilgisi gibi kabul etmiş olması. Çocuklar gerçekten en iyi birbirlerinden öğreniyorlar.

Kelebeği eve getirdik. Çocuklar heyecanla babalarına gösterdiler. Ama kart yapma işi veya kelebek türleri hakkındaki konuşmamız park ile sınırlı kaldı. Bu sabah evden çıkarken birden Bilge yarı üzgün bir şekilde "ama biz kart yapacaktık" dedi. Ben ilk başta ne demek istediğini anlamadım daha sonra onun kelebekten bahsettiğini farkettim. Ben unutmuştum ama Bilge hatırlıyordu. Bu sabah dışarı çıkarken bir minik kelebek görmüştü ve bu ona bizim kendi kelebeğimizi hatırlatmıştı. Bu akşamki projemiz belli olmuştu. Kelebekli bir kart hazırlamak.

Okula gelince her zamanki gibi okuduğum makalenin tam ortasında Meryem ile parktaki kız arasında geçen konuşma aklıma geldi. İnterneti açıp kelebek türlerini araştırdım.

Painted Lady

Kaynak: http://www.butterfliesandmoths.org/species/Vanessa-cardui

Bir de Monarch diye bir çeşit vardı ve ben acaba Meryem Moth yerine Monarch mı demek istedi diye bir an tereddüt ettim.

Monarch

Kaynak: http://www.butterfliesandmoths.org/species/Danaus-plexippus

Sonra internete gidip Moth nedir onu araştırdım. Moth kelebek gibi olan ama kelebek olmayan başka bir gruptu. Genelde tonları daha donuk idi ve kanatlarını açıp kapamaları biraz farklı idi. Sonuçta daha önce hiç düşünmediğim bir alana girmiştim. Parkta karşılaştığımız dokuz yaşındaki kız çocuğu bizden çok daha fazla bilgiye sahipti.

Kelebek türleri hakkında kısa bir araştırma, çocuklara ve bize bildiklerimizi gözden geçirmek için güzel bir olanak sağlayacaktı.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Ben Yemek İstiyorum!

Bilge dün sabah kalktı ve ben yemek istiyorum diyerek masaya oturdu.

Ben: Yumurta mı istersin tost mu yapayım?
Bilge: Ben yemek istiyorum.
Ben: Tamam oğlum, ne istersin ne hazırlayım? Yağda yumurta ister misin?
Bilge: Hayır, ben yumurta istemiyorum. Ben yemek istiyorum.
Ben: Tamam o zaman tost yapayım. Bak Meryem de tost istiyor.
Bilge: Hayır ben tost istemiyorum. Ben yemek istiyorum.
Ben: Ne yemek istiyorsun peki?
Bilge: Yemek... Davuk.
Ben: Tavuk mu? Oğlum sabah sabah tavuk yenmez ben sana başka bir şey hazırlayım.
Bilge: Yemek hazırla.

Gitti dolabı açtı, dünden kalan birtek nohut vardı. Nohut ısıtıyım mı diye sordum artık çaresiz bir şekilde. Hayır onu da istemiyordu. O akşam yemeği gibi mükellef bir sofra istiyordu. Belki haftasonu kahvaltısı şeklinde donatılmış bir kahvaltı sofrası onu tatmin ederdi ama o anda vaktim yoktu. Zar zor tosta ikna ettikten sonra yarı memnun bir şekilden kahvaltı sofrasından kalktı ve okulun yolunu tuttuk.

Gerçekten neden kahvaltıda tavuk değil de yumurta veya tost yiyoruz, değil mi ama?

Kardeş Etkisi

Bilge davranışlarında Meryem'in büyük etkisi altında kalıyor. Meryem ne yaparsa onu taklit etmeye çalışıyor. Meryem ders çalışırsa oturuyor o da ders çalışıyor, Meryem resim yaparsa Bilge de onunla birlikte. Meryem birşeyler anlatmaya başlayınca Bilge hemen ben de anlatacağım diyor ve hatta kendisi sırayı almak için gidip eli ile Meryem'in ağzını kapatıyor. Meryem dans ederse hemen Meryem'in elbiselerinden birisini üstüne geçirip dans sahnesinde yerini alıyor. Bu durum epey bir komik oluyor tabii. Meryem eğer sürekli olarak birşeyi söylüyorsa bir süre sonra Bilge'den de tam olarak aynı kelimelerle aynı sözleri duyuyoruz. Mesela hep sürekli olarak aynı şeyi yapıyorsak Meryem pek bir şikayet eder. Meryem'in klasik şikayetlerinden birisi "hep, hep, hep pilav yiyoruz". Aynı şikayet şimdi Bilge'den gelmeye başladı. Birbirini kopyalama, taklit etme öğrenmenin de bir anahtarı aslında. Benim sanırım bu konuda en büyük endişem Bilge'nin hayat görüşünün Meryem'in süzgecinden geçmeye başlaması.

Arabada giderken çocuklar hikaye CD'leri veya sevdikleri şarkıları dinliyorlar. Karlar ülkesi şarkılarından kardan adam Olaf'ın söylediği şarkı ve Kristof'un söylediği şarkı hariç Meryem diğer şarkıların hepsini çok seviyor. Ancak Olaf'a gelince Meryem "anne ben bunu istemiyorum, bunu geç" diyor. Bilge Olaf'ı çok seviyor ve onun komik olduğunu düşünüyor. Olaf'ın söylediği şarkıyı dinlerken ona yüksek seslerle eşlik ediyor(du). Geçen gün arabada Bilge ile ikimiz gidiyoruz ve Olaf'ın söylediği şarkı denk geldi. Aynen Meryem'in sözleri ile şarkıyı değiştirmemi istedi. Ben nedenini sorunca önce Meryem'den esinlendiği belli bir şekilde "kötü bu" dedi ama sonra aslında tam olarak öyle düşünmediğini farkederek Olaf komik dedi. Aynı durum "Karbeyaz" ve "Oyunbozan Ralph" hikayeleri sırasında kendisini tekrar etti. Bilge "Karbeyaz"cı Meryem ise "Oyunbozan Ralph"cı idi uzun bir süre. Meryem Karbeyaz'daki cadı kısmının korkunç olduğunu düşünüyor ve hikayeyi dinlemek istemiyor. Bilge ise bu masalı seviyor. Arabaya her bindiğimizde birisi Karbeyaz'ı istiyor diğeri ise Oyunbozan Ralph'ı. Bu durum problem oluşturmaya başlayınca hikayeleri sıraya koymuştum. Bir gün Bilge'nin isteği oluyor ve Karbeyaz'ı dinliyor, diğer bir gün ise Meryem'in istediği gibi Oyunbozan Ralph'ı dinliyorduk. Ancak geçen gün yine Bilge ile arabada yalnızken Karbeyaz hikayesini açtım o sever diye düşünerek. Bilge'den beklenmedik bir şekilde "Bu korkunç, ben Wreck it Raplh"ı istiyorum demesin mi.

Markette Meryem'in okul arkadaşları için hediye alışverişi yapıyoruz. Bu arada cadılar bayramı süslemeleri çıkmış. Bilge bana sormadan plastikten bir tane beyaz bir tane siyah yarasayı arabaya atmış bile. Meryem yarasaları görür görmez "korkunç, ben istemiyorum" dedi. Bilge "Meryem bak! Korkunç değiller" diye yarasaları ona göstermeye çalışıyor ama Meryem başını başka bir tarafa çevirerek "görmek istemiyorum" diyor. Markette biraz gezindikten sonra Bilge birden yarasaları aldı ve "bunlar korkunç!" diyerek yerine koydu. Sanırım Meryem'in dedikleri üzerine biraz düşündü ve her zaman olduğu gibi onun düşüncelerini kendi düşünceleri gibi benimsedi.

Kardeşler insanın hayatındaki en büyük destek. En yakın arkadaşlar ve aynı zamanda en güçlü rakipler. Büyükler küçükler için önemli bir rol model. Ancak insanın hayat görüşünün şekillenmesinde kardeşin bu kadar güçlü bir yerinin olması beni korkutmuyor değil açıkcası. Bilge'nin ve Meryem'in kendine özgü kişilikleri var ve ben bire doğru yaklaşmalarından öte farklılıkları ile zenginleşmelerini istiyorum.

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Bize Ne Getirdin Gezileri

Çocuklar artık Emre veya benim konferans için veya işimiz dolayısıyla onları birkaç günlüğüne bir diğerimize emanet ederek gittiğimiz kısa süreli gezilerimize alıştılar. Daha Meryem bir yaşındayken onu geride bırakıp üç günlüğüne Denver'a konferans için gitmiştim. Kızım bu konuda daha tecrübeli yani. Bilge'yi ise bebekken bir-iki kere yanımda götürdüm. Tabii bu gezilerim ekstra bir pahalı olmuştu benim için çünkü gittiğimiz yerlerde bebek bakıcısı ayarlamam gerekiyordu ve saat başı ücretleri epey bir yüksek oluyordu.

İlk gezimiz sırasında Bilge daha 4 aylık kadardı. Phoenix'a gitmiştik. Bilge'nin ilk uçak yolculuğuydu ve uçak kalkarken epey bir ağlamıştı. Ben ne kadar uğraştıysam da onu teskin edememiştim. Aslında o ağladıkça ben o kadar sıkıntı yapmasaydım o daha çabuk sakinleşecekti ama işte insan çevreden de hissetttiği baskı ile daha bir stresli oluyor. Aynı zamanda uçakta birkaç bölüm arkadaşım ve bir hocamız vardı ve bu durum sanırım benim stresimi arttırmıştı. Bilge sustuğunda bütün bir uçak bir oh! çekmiştik. Bölüm arkadaşım Eun Mi oğlunu getiriyordu ve aynı bebek bakıcısı onun o zamanlar üç yaşında olan oğlu Dongkwan ve Bilge ile ilgilenecekti. Bebek bakıcısını ayarladığımız şirket çok iyiydi. Biz daha Phoenix'e ulaşmadan bize bebek bakıcısının özgeçmişini yollamıştı. Bebek bakıcı ise süperdi. Bilge daha çok küçük olmasına rağmen onunla çok güzel ilgilenmiş hatta çocuklar otel odasında tıkılıp kalmasınlar diye gün içerisinde yürüyüşe bile çıkarmıştı. Bilge'nin doğduğu sene sanırım benim kariyerim açısından hırs yaptığım seneydi ve aynı sene içinde iki konferansa birden katılmıştım. Diğer konferans Phoenix'teki konferanstan iki-üç ay sonra Philadelphia'da idi. Yine gitmeden bir bebek bakıcısı ayarladım. Eun Mi üç gün kalacaktı. Biraz dönüşümlü çocuklara baktık biraz çocukları bebek bakıcınsına emanet ederek konferansa gidip geldik. Bu sefer uzun bir süre kaldığımız için birden çok bebek bakıcımız oldu ancak Phoeniz'teki bakıcımız kadar titiz ve özenli değillerdi. Bakıcıları ayarladığım şirket ise idare eder diyebileceğim bir şirketti. Bize ilk gittiğimiz zaman bize gelecek olan bebek bakıcısının ismini ve telefonunu vermişlerdi. Ben tedbir amacı ile bebek bakıcısını aradığımda bakıcının bize geleceğinden  haberi olmadığını öğrendim. Bu ilk hayal kırıklığı ile tam güvenemez bir şekilde çocukları emanet edip konferans yerine gitmiştik. Nasıl bir hızla geri odaya döndüğümü hatırlıyorum. Bir yanda acaba bıraktığım süt Bilge için yeterli olacak mı kaygısı diğer yanda bu bebek bakıcı bu çocuklara nasıl bakacak endişesi. Irkçı biri değilim ama siyahi insanlarla birebir çok tecrübem olmadığı için siyahi bebek bakıcımıza biraz şüpheli gözle baktığımı da itiraf etmeliyim. Odaya gittiğimde herşey yolunda idi ama odada televizyon açıktı ve bu bile benim için bir ipucuydu. Bilge'nin bebek bakıcılarına tonla para vererek ama yine de içimi yeyip bitiren kuruntudan kurtaramadan geçirdiğim o bir haftanın sonunda eğer bir konferanda gideceksem çocukların biraz daha büyümelerini bekleme kararı aldım. Tabii bu kararımı yazın bize 3.5 saat uzaklıkta olan Travers City'deki konferans ile bozmam bir istisnaydı. Çünkü oraya ailecek gitmiştik. Ne bebek bakıcısı parası vardı dert etmem gereken ne de bakıcıdan endişe duymam için bir sebep. Çocuklarımı gönül rahatlığı ile babaları ile bırakabilirdim.

Çocukların senden mesafelerce uzakta dahi olsa onları hep içinde taşımak, her gördüğün şeyde onları aklına getirmek sanırım anne baba olmanın bir parçası. Ben normalde öyle her gördüğü çocuğa sevgi ile bakan, çocuk delisi kişlerden değilimdir. Benim sevgim benim çocuklarım için. Diğer çocuklar iyidir, tatlılardır ama benim çok ilgi alanımda değillerdir. Ancak konferanslara gidince bana birşeyler oluyor. Her gördüğüm çocuğa sarılmak istiyorum. Özellikle yaşları benim çocuklarımın yaşında ise. Etrafta gördüğüm çocuklarda mutlaka Meryem veya Bilge'ye ait bir özelliği görüyorum. İnsan bu kadar çocuklarını içinde taşıyınca onlarla bu kısa süreli gezilerden dönünce bir paylaşım alanı yaratmak istiyor. Bunun için bir küçük hediyeden daha iyi ne olabilir? Gezilerim dönüşünde çocuklara hediyeler getirmeye Meryem daha çok küçükken başladım. İlk başlarda Meryem pek anlamıyor gibiydi ama zamanla bu tercih bir alışkanlığa dönüştü. Ne tesadüftür ki son iki gezimiz sırasında Emre de ben de hediye getirmeyi unuttuk. Ben iki günlüğüne Bloomington'a gitmiştim. Jen'in arabası ile gidiyorduk. Tekerimiz patladı, yedek lastik işe yaramıyormuş, araba çekildi derken yolda gidişimiz zaten o kadar maceralıydı ki kendimizi geri evimize nasıl attığımızı bilemedik. Dolayısıyla ne hediye almaya ne de hediye düşünmeye vaktim oldu. Emre ise bir haftalığına gittiği staj gezisinden ufak tefek hediyelerle gelmişti ama o da yine iş telaşından hediye almaya tam olarak vakit ayıramamıştı. Meryem biz her geldiğimizde gözü çantamızda bize ne getirdin sorusu ile bizi karşılayınca ben kendimi biraz kötü hissettim.

Geçtiğimiz perşembe vekalet işlerim için günü birlik Şikago'ya gitmem gerekiyordu. Daha yola çıkmadan büyük bir kararlılıkla bu kez çocuklara hediye ile döneceğim dedim kendi kendime. İşlerimi hallettikten sonra Şikago'da turlarken aynı zamanda ne çocuklarım için güzel bir hediye olur diye düşünüyordum.
Bir çikolata dükkkanının önünden geçerken kendimi bilinçsiz bir şekilde dükkanın içinde buldum. Uzun uzun çikolara baktıktan sonra çocuklara çiçek çikolatalardan hepimize ise bir paket içi dolgulu çikolata aldım.
Beni karşılamaya geldiklerinde Meryem'in ilk sorusu tabii ki bize ne getirdin oldu. Onlara evde çiçek çikolatalarını verdim.

 

Akşam çok geç olduğu için çikolatalarını ertesi gün yemek için kaldırdık. Ancak hepimiz dolgulu çikolardan birer tane yedik. Ertesi gün bir süre çikolatalarını ellerinde tutup oyuncakmış gibi oyun oynadılar. Meryem çiçek çikolataların ikisini alıp önce gözlük sonra sihirli çubuk yaptı.



Bilge çikolatasınden bir parça aldıktan sonra o şikayet eden sesi ile yanıma gelip çiçeğim kırıldı diye bana dert yandı. Bilgecim sen çikolatanı yedikçe çiçeğin kaybolacak, bundan daha normal ne var diye ona anlatmak biraz zaman aldıysa da sonrasında tadını çıkara çıkara çikolatasını yedi.

Hediye verme işini çok beceremesem de her zaman hediye vermenin hediye almaktan çok daha mutluluk verici olduğunu düşünmüşümdür. Bu düşüncemde yanılmadığımı br kere daha gördüm. Ufacık birşey çocukları mutlu etmeye yetmişti.

Paylaşma

Geçen Cumartesi Emre bir arkadaşının veda yemeğine katılmıştı. Akşam yemeğine yeni bir şeyler hazırlamak yerine evde önceki günlerden olan yemekleri ısıtarak Meryem ve Bilge'nin tabağına koydum. Kendime ayrıca bir tabak koymadım çünkü çok aç hissetmiyordum ve bir de çocukların tabağından yerim diye düşündüm. Meryem hemen yemeğini bitirip kalktı, yemek sonrası patlamış mısır için sabırsızlanıyordu. Bilge her zamanki gibi kendi hızında biraz konuşarak biraz etrafı seyrederek yemeğini yiyordu. Ben bir yandan onunla sohbet ediyor bir yandan da onun tabağından yiyordum. Sanırım onun tabağından yeme işini biraz abartmıştım. Bilge benim onun tabağından bu kadar çok yememe şaşırmış bir şekilde bana dönerek "sen ne kadar çok benimle paylaşıyorsun" dedi. Aslında demek istediği ne kadar çok benim tabağımdan yiyorsundu ama onun kelime hazinesinde bu paylaşma demekti. Ben ise ona benimle yemeğini paylaştığı için teşekkür ederek cevap verebildim.

14 Ağustos 2014 Perşembe

AquaPark

Çocuklarla birkaç hafta önce bir Cumartesi günü East Lansing Aquaparka gittik. Havuza gelince heyecanla hemen suya girmek istediler. İkisine de hemen can yeleklerini giydirdim. Kendim kenardaki şezlonglardan birine geçtim. Gözüm üzerlerinde hem onların suda eğlenmelerini seyrediyorum hem de kendi gölge köşemin tadını çıkarıyorum. Meryem bir süre oynadıktan sonra can yeleğini çıkarmak istedi. Can yeleğinin onu sürekli kaldırmasından rahatsız oluyormuş. Önce izin vermek istemedim ama sonra etrafttaki çocuklara baktığımda hepsinin can yeleği olmadığını gördüm. Dikkatli olmasını, ona gösterdiğim alandan uzaklaşmamasını söyleyerek can yeleğini çıkarttım.

Bir süre sonra Atahan'lar geldiler. Atahan da onlara katılınca minik kurbağlı su kaydırağı daha bir eğlenceli hale geldi. Ancak ben Aylin (Atahan'ın annesi) ile bir ara sohbete dalınca çocukları gözümün önünden kaçırdım. Heralde su kaydırağının arka tarafındalar diye düşünüyordum ama bir yandan da gözlerimle onları arıyordum. Bir süre sonra bizim çocukların havuzun öbür ucunda can kurtan ile birlikte yürüdüklerini farkettim. Ne oldu şaşkınlığı ve telaşı içinde onların yanına gidince can kurtan bana çocuklarımın ikisinin de can kurtaranlar tarafından boğulmaktan kurtarıldığını söyledi. Ben daha ne olduğunu tam anlamamışken bir de gözümün sürekli çocuklarımın üzerinde olması gerektiğini bana azarlar bir tonda söylemesin mi? O anki yaşadığım şok ile bana verdiği formu doldurdum. Çocukları alıp hemen oturduğumuz yere gittim. Meryem'den tam olarak ne olduğunu bana anlatmasını söyledim. Farkında olmadan biraz derin olan bölgeye geçtiğini ve tam o anda can kurtaranın düdüğünü duyup korktuğunu anlattı bana. Ne olduğunu tam hatırlamıyordu ama çok korkmuştu. Gerçekten bir boğulma tehlikesi atlatmıştı ama farkında değildi. Bilge orada ne yapıyordu? O nasıl onlara katıldı hiçbir fikrim yok. İkisi can kurtaranın yanında tıpış tıpış yanıma doğru gelirlerken ben karşımda birbirine sıkı sıkı tutunmuş iki kardeş gördüm. Zor anlarında birbirlerine sarılmışlar ve ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığı ile olanları anlamlandırmaya çalışıyorlardı.

Bu olay bana büyük bir ders oldu. Suyun şakası ihmali yoktu. Bir türlü sonuca ulaştıramadığımız yüzme işini bu sene halletmemiz gerekiyordu. Ancak o an için daha öncelikli birkaç şey vardı. Meryem'e her ne olursa olsun yüzmeyi tam olarak öğrenmeden can yeleğini çıkartmaması gerektiğini anlatmalı ve bu yaşadığı korkunun kalıcı bir korkuya dönüşmesini engellemeliydim. Bir-iki dakika kızıma sarılıp kucakladıktan sonra can kurtaran yeleğini giydirip tekrar suya soktum. Meryem can kurtaranın düdük sesini duyduğu sahneyı aklından bir türlü çıkaramadığını söylüyordu. Epey bir korkmuştu. Ancak bu korkunun üstesinden gelmeliydik. Bilge ve Meryem'i suyun biraz derin kısmına götürdüm ve onlarla nasıl suyun dibinden kendimizi yukarı çekeriz alıştırması yaptırdım. Meryem'le epey bir tekrar yaptık ve zamanla bu alıştırma bir oyuna dönüştü. Meryem'in yavaş yavaş eski neşesi geri gelmeye başlamıştı. Bilge ile birlikte tekrar kurbağlı kaydırağın oraya geçtiler ve kaydıraktan önce kim kayacak yarışı ile oyuna daldılar. Ben köşemde ama hep gözüm üzerlerinde onların neşeli oyunlarını seyretmeye devam ettim.




Havuzdan sonra epey bir süre kum havuzunda oynadılar. Bilge bir ara fıskıyelerin oraya gitti. 


Sabah 11'den hemen hemen havuzun kapanış saati olan 7'ye kadar orada vakit geçirdik. Bilge'yi havuzdan zar zor da olsa çıkmaya ikna ettikten sonra arabamıza bindik ve ben daha havuz alanından ayrılmadan ikisi de arabada uykuya daldılar.