Spartan Child Development Center etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spartan Child Development Center etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2015 Çarşamba

Elif'in Kreş Günleri

Bu hafta Pazartesi'den itibaren Elif'i kreşe götürmeye başladık. Bir bebek olarak aslına bakarsak en eğlenceli zamanları başlıyor ancak en azından hafta içinde işlerimizi bitirebileceğimiz zamanlarımız bize kalsın istediğimiz için kreş bizim için bir nevi zorunlu bir seçenekti. Bu zamana kadar babaannemiz bize bu konuda yardımcı oluyordu ama onun gitme zamanı yaklaştı ve biz kreşte Elif için açılan yeri kaybetmemek için şimdiden başlamaya karar verdik.

Elif'in odası Seafoam Room. Ona verdikleri renk eflatun. Elif'e ait dolapta, buzdolabındakı bölmede her yerde eflatun rengi var. Öğretmeleri Miss Stacy ve Miss Caitlyn adında iki genç bayan. Sınıfta Elif harininde 4 tane daha bebek var. Onların kim olduklarını daha henüz öğrenemedim. Elif büyüdükçe ve onlarla iletişime geçtikçe onlarla da tanışırız.

Kreşe başlamanın yanında şu son birkaç hafa içerisinde Elif ile ilgili bir sürü gelişme oldu. Artık kahkahalar atarak gülüyoruz, yattığımız yerde dönüyoruz ve uzatılan birşeyleri almaya çalışıyoruz. Ellerinin kontrolünü her geçen gün arttırıyor ve etrafı ile sürekli bir iletişim içerisinde. Sürekli gülücükler saçıyor ve çeşitli sesler çıkararak konuşma hazırlıkları yapıyor.

Evde Elif'in üçüncü çocuk olmasının keyfini sürüyoruz. Elif'in etrafında Meryem ve Bilge varken onları seyretmekten pek canı sıkılmıyor. Bize ise onu oyalamak için çok iş düşmüyor. Ancak ilgiyi çok seviyoruz. Sürekli bir konuşma istiyor. Biraz çenesi düşük mü olacak ne? Ve tabii dışarıda gezmeye bayılıyor. Üç günlükten itibaren sokaklarda olduğundan mıdır nedir dışarıda gezerken hiç sesini çıkarmıyor.

Kreşte en büyük problemimiz uyku. Evde geceleri benim yanımda gündüzleri ise sürekli kucaklarda uyuduğu için kreşte uyku problem oluyor. Yatağına koyar koymaz hemen uyanıyormuş. Öğretmenleri zamanla alışır diyorlar umarım dedikleri gibi olur. Biberonlarda ise sütünü bitirmediği zamanlar döküyorlar. Bu durum tabii en çok benim canımı sıkıyor. O süt öyle kolay gelmiyor o şişeye. Ama kurallar böyle ve maalesef yapacak bir şey olmuyor. Bakalım kreş Elif'e neler katacak?Umarım kızımı ilerilere taşır ve güzel anılar biriktirmesine vesile olur.

31 Ağustos 2014 Pazar

Eski Arkadaşlara Veda

Meryem bir hafta önce Spartan Child Care'deki macerasını sonlandırdı. Mor sınıftaki arkadaşları daha yaz gelmeden teker teker ayrılmaya başlamışlardı bile. İlk ayrılığı Ashley'in gitmesiyle tattı Meryem. Ara ara bana Ashley'e mektup yazmak istediğini söyledi. Geçti masanın başına bana seni özledim, seni seviyorum nasıl yazılır diye sorarak kendince gönderilmemiş mektuplar yazdı.

Geçen hafta Perşembe günü okulun son günüydü ve Meryem heyecanla arkadaşlarına minik hediye paketleri hazırladı. Bu heyecana Bilge bile ortak oldu. Elbirliği içerisinde hediye paketleri ve kartlarını hemencecik hazırladılar.



 
Öğretmenlerine hediyeleri birlikte seçtik. Mr. Andy için gitar şeklinde bir kupayı seçti. Çünkü Mr. Andy onlara bol bol gitar çalıyordu. Ms. Abby için ise mor çiçekli kupa aldık çünkü Ms.Abby'nin düğün rengi mordu. İçlerine birer  teşekkür notu yazdım. Mr. Andy, Meryem'ler oyun alanında tekerlek salıncağa binerlerken o kadar hızlı itiyordu ki Meryem bir keresinde bunu bize heyecanla "biliyor musun Mr. Andy çok güçlü, dünya kadar güçlü" diyerek anlatmıştı. Mr. Andy'e bunu anımsattım teşekkür notumuzda. Ms. Abby de Meryem'in bir gün onu bıraktığım sırada söylediği "bana burda hiç anne yok ki" sözüne bir cevap olarak her zaman onun yanında olmuştu ve bunun için teşekkür ettim ona.

Ms. Abby iki hafta önce evlenmişti ve Meryem Ms.Abby'nin evlenmesini bize komik olarak anlatmıştı. Ona göre öğretmenler evlenmezlerdi.

Hediye paketlerimiz Meryem'in Spartan Child Care'deki son günü için hazırdı.



Ertesi sabah okul girişinde Diego'nun annesi ile karşılaştık. Ben duygulanmıştım ama o bende daha çok duygulanmış gözleri doluvermişti. Çocuklarımızın bu kadar büyümüş olabildiklerine inanamıyorduk.

 

Meryem'in kreşteki son oyunu kılık değiştime oyunu idi. Isabella ile ikisi birer erkek işçi kılığında bizi karşıladılar. Ben gelince Meryem Mr. Andy ve Isabella'ya veda ederek dolabına son bir kere geçti. Eşyalarının hepsini topladık ve dolabındaki Meryem yazısını çıkardık.


Mor sınıfın önünde bu sınıfın öğrencisi olarak son bir kez poz verdi ve okuldan ayrıldık. 


Onun için yeni bir sayfa başlayacaktı. Bana okul çıkışında yine arkadaşlarını görebileceği ihtimalini duymak isteğini "yine de markette, parkta karşılaşırız değil mi anne" diyerek dile getirdi.

Okul olmadan geçen bir hafta içerisinde Meryem Mor sınıftaki arkadaşlarını epey bir özledi. Bazen benimle Bilge'yi bırakmaya geldi. Bırakmaktaki asıl amacı kendi sınıfına gidip öğretmenleri ve arkadaşlarını görmek onlara merhaba demekti. Kendi dolabına baktı. Artık başka birinin adı yazıyordu. Sınıfında tanımadığı bir çok çocuk vardı. İnsan bazen sadece kendi hayatındaki değişikliklere odaklanır ve diğer herşeyin bıraktığı yerde bıraktığı gibi kaldığını varsayar. Meryem'in bu ziyareti bu durumun öyle olmadığını gösteriyordu.

Meryem bir sabah yanıma gelerek bana rüyasını anlattı. Rüyasında mor sınıftaki arkadaşlarını görmüştü. Okulda mıydın diye sorduğumda "hayır, arkadaşlarımın hepsi bizim eve gelmişlerdi" diye cevap verdi. Kızım hayatında bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin açıldığının farkındaydı ve şu anda bu değişikliği anlamaya çalışıyordu.

Bu hafta Salı günü Meryem yeni okuluna başlayacak. Yeni okulunda öğretmeninin nasıl olduğunu (genç mi yaşlı mı, sesi nasıl) ve arkadaşlarının kimler olacaklarını çok merak ettiğini söyledi. Umarım eski okulunda olduğu gibi kendisini yanlarında mutlu hissettiği ve kendini ifade edebileceği ortamlar oluşturan bir öğretmeni ve arkadaşları olur. En azından eski okulundan Chloe ile aynı sınıfta olduklarını biliyoruz.

15 Temmuz 2014 Salı

Bireysellik mi Özgecillik mi?

Bu yaz Meryem'lerin sınıfı günü birlik gezilere çıkıyor. Her ne kadar yaz olsa da yağmurumuz eksik olmuyor. Okul gezisinin olduğu bir güne yağmurla başladık. Meryem'i okula bırakırken yağmur yağarsa giysin diye yağmurluğunu dolabına astım. Ancak yağmurluğunun şapkası yoktu. Dolabına şemsiyeyi de bıraktım ki yağmur altında yürümek durumunda kalırlarsa ıslanmasın. Akşam Meryem bana biraz kızgın biraz üzüntülü bir şekilde yağmurluğunun şapkası olmadığı için yağmurda ıslandığını söyledi. Öğretmenleri şemsiyesini almasına izin vermemişlerdi. Bu duruma biraz üzüldüm ama o kadar çok büyütmedim. Büyük ihtimalle birkaç damla serpiştiriyordur diye düşündüm. Bu geziden bir hafta sonra gezi resimleri duvara asılmıştı. Otobüse yeni bindikleri zaman çekilmiş bir resim içimi acıttı. Bütün çocukların yağmurluklarının şapkası vardı ve hepsi kupkuruydu. Meryem ise minik ıslak bir kedi yavrusu gibi görünüyordu. Yağmur o kadar çok yağmıştı ki Meryem'in saçları resimden bile farkedecek şekilde ıpıslak olmuştu.

Bu olay yetişilen kültüre göre kazanılan davranışları çok güzel bir şekilde örneklendiriyordu. Diğer bütün çocuklar yağmurluklarının şapkası olduğu için kuru kalırlarken Meryem'in ıslanmasına göz yuman öğretmenlerini düşündüm. Sanki Meryem'e herkes kendinden sorumlu, eğer şapkası olmayan bir yağmurluğun varsa yağmur altında ıslanmayı kabul etmelisin der gibiydiler. Arkadaşlarına ise Meryem'in yağmur altında ıslanmasına aldırmayın, bu tamamen onun problemi mesajı veriyorlardı. Bu ve benzeri olaylar Meryem'e kendi kendine yetmeyi öğretecektir. Zamanla kendi ihtiyaçları konusunda daha bilinçli ve dikkatli olacak ve kimseden hiçbirşey istememesi gerektiğini anlayacaktır.

Aynı durum Türkiye'de olsaydı ne olurdu? Meryem aynı şekilde yağmurluğunun şapkası olmayan tek çocuk olsaydı öğretmenleri onun ıslanmasına göz yummazlardı. Bir ihtimal Meryem'in şemsiyesini kullanmasına izin verirlerdi. Eğer çocukların şemsiye kullanmasını istemiyorlarsa muhakkak bir öğretmeni şemsiyesini Meryem ile paylaşırdı. Hatta öğretmenlerinin içinden birisi ileri gidip kendi yağmurluğunu Meryem'e bile verebilirdi. Amerika'da çocuklar bireysel kültüre uyum sağlamaya çalısırken Türkiye'de bu duruma benzer olaylar özgeci davranışları örneklendiriyor. Çocuklar yalnızca kendilerine değil çevrelerindeki insanlara karşı da duyarlı olabilmeleri gerektiğini öğreniyorlar. Fedakar öğretmenler onlara zaman zaman başkalarının yararının kendi kişisel yararlarının önüne geçebileceğini gösteriyor.

Bireysellik toplum içerisindeki bireyleri güçlü ve özgür yaparken özgecillik toplumu bütünleştiriyor, insanların birbirine olan sevgisini güçlendiriyor. Sanırım ben Meryem'de ve Bilge'de her ikisinin karışımını görmek istiyorum. Okulda yaşadığı olay her ne kadar beni üzdüyse onu daha çok güçlendireceğini bilmek içimi rahatlatıyor. Paylaşımcı ve duyarlı bir ortamda olmasını sağlamak ise bize düşüyor.

24 Haziran 2014 Salı

Yarı Zamanlı Kreş Denemesi

Bu yaz çocukları kısmi zamanlı kreşe gönderme fikri bir açıdan iyi bir açıdan kötü bir fikirdi. Bir gün gidip bir gün gitmemeleri iyi oldu çünkü bu sayede bir nebze hafta içinin telaşına, koşuşturmasına biraz dur dedik. Çocuklar ilk defa bu kadar yanımızdalar ve biz de çocuklar da bir arada olunca ne yapabilirizin şaşkınlığını yaşıyoruz. Mesela Bilge hala ben her an gidecekmişim korkusu taşıyor ve sabah bir yere gitmediğimizi görünce "okula gideceğiz?" diye şaşkınlık içeren bir soru yöneltiyor. Ama sonuç olarak evde olmaktan memnunlar. Sanki biz hiç bu kadar uzun zaman dilimlerine sahip olmamışız daha önce ve bir arada nasıl zaman geçirilir onu öğreniyoruz hep birlikte. Paylaştığımız anlarımızı arttırmış olmanın tatlı bir sarhoşluğu var üzerimizde. Sahip olduğumuz ana olan farkındalığımızı arttırmış olmanın güveni,  zaman zaman neşeli ve çoğunlukla gürültülü geçen günlerimizin üzerimizde bıraktığı hoş bir yorgunluk var. Meryem'in deyimi ile arada gerçekten "gülmemi(zi) durduramıyorum(z)"

Çocukların kreşe kısmi zamanlı gitmelerinin kötü olan tarafı ise haftalık rutinimizin bozulmasının çocuklarda yarattığı dengesizlik. Bir sabah gidiyoruz, bir sabah gitmiyoruz sonra hafta sonları devreye giriyor ve çocuklar okula gittikleri hergün bir ilk gün sendromu yaşıyorlar. Bilge daha yolda ağlamaya başlıyor. Meryem isyanlarda. Doğal olarak bu durum sınıf içerisindeki arkadaşlıklarına yansımış durumda. Sürekli gitmemelerinden dolayı Meryem'in eski arkadaşları ile olan bağları biraz zayıfladı anladığım kadarıyla. Meryem'in deyimi ile artık sınıfında öyle severek oynamayı istediği bir kişiyi bulamıyor. Bunda Kit ve Ashley'in artık onun sınıfında olmamasının da payı var tabii. Bütün bunlara ek olarak eve nazaran okul öğrenmeleri açısından daha verimli. Çünkü evde zamanı daha geniş kullanıyoruz ve rutinlerimiz az. Mesela bir gün güzel bir kitap okuma saati yapıyoruz sonraki iki gün yok. Aynı şekilde resim, yazma çalışmaları bir gün yaptıysak beş gün yapmıyoruz. Bunları düşününce de insan acaba yanlış bir karar mı verdik diye sormadan edemiyor.


27 Kasım 2013 Çarşamba

Bilge'nin Sınıf Değiştirmesi

Bundan iki ay önce Bilge'nin yardımcı öğretmeni bana Bilge'nin 2-3 yaş grubuna geçeceğini ve bizim iki sınıftan birine dair tercihimizin olup olmadığını sordu. Ben de düşüneceğimizi söyledim. Bu süreç içerisinde bir daha öğretmenle bu konuda konuşmadık. Bundan önceki gün gelen mesajda Bilge'nin sınıfından 2-3 yaş grubu sınıfına geçecek çocukların isimleri yazılmıştı ve Bilge bunların arasında yoktu. Ben bu mesaji alır almaz hemen okul müdürünü aradım. Bir 10 dakika kadar telefonda konuştuk. Bu duruma çok sinirlenmiştim. Birincisi beni önce bilgilendirip sonra sözlerini tutmadıkları için. İkincisi Bilge sınıfındaki gün olarak dahi olsa en büyük çocuktu ve bir üst sınıfta olmayı yaş olarak hak eden oydu. Üçüncüsü Bilge'nin her hangi bir şekilde arkadaşlarından geri kalan bir yanı yoktu ve hatta birçok konuda ileride diyebilirim. Okul müdürü değerlendirmeleri yaparken birçok konuya baktıklarını sadece yaşa değil çocuğun o sınıfa uygun olup olmadığına vesaire birçok konunun göz önünde bulundurulduğunu söyledi. Ben ise bu konuda kesinlikle aynı fikirde değildim. Bugün okul müdür yardımcısı, Bilge'nin sınıf öğretmeni ve ben yaklaşık bir saat süren bir toplantı yaptık. Hiç bir geçerli argümanları yoktu. Bilge iki dilli bir çocuk olmasına rağmen yaşının gereği sahip olması gereken kelime hazinesine sahipti. Bir çok konuda aktif ve kendini gayet güzel ifade edebilen bir çocuktu. İşin açıkcası öğretmen bu kararın verildiği zaman yeni gelmişti ve Bilge'yi tam olarak tanıyamamıştı. O zaman kelimeleri çok iyi kullanmadığını ve kendini iyi ifade edemediğini düşündüğünü söyledi. Şu anda bu konuda hata yaptığını kabul ediyor ama geriye alınacak birşey yok. Sonuçta o iki çocuk diğer sınıfa geçti ve benim oğlum hala küçük çocuklarla birlikte. Bir sürü vaatlerde bulunuyorlar. Neymiş efendim Bilge ile özel ilgileneceklermiş de yok ona ihtiyacı olan farklılaştırmayı yapacaklarmış da falan. Sınırlarımı zorlayabileceğim şekilde zorladım ama sonuç sıfır. Ortada yapılmış büyük bir haksızlık var ve bunu değiştiremiyor olmam hala canımı acıtıyor. Bu konuda Emre ile çıkardığımız en büyük ders insanın kendi yolunu hep kendisinin açtığı. Başkalarının senin hakkını gözetmesini beklemeyeceksin. Önceden düşünüp gerekli olan adımları atacaksın. Ne acı kı şu anda bunun faturası Bilge'ye çıkarıldı. Bu durumun bir ay içerisinde düzeltilmesini umut ettiğimi söyledim ama bakalım bizim bu talebimizi ne kadar ciddiye alacaklar?

14 Ekim 2013 Pazartesi

Meryem ile İlk Ciddi Konuşmamız

Bugün Meryem'in öğretmeni Meryem'in okulda iki arkadaşına vurduğunu söyledi. Olaylar oyun sırasında olmuştu ve Öğretmeni Meryem'in tamamen haklı olduğu bir durum olduğunu ancak böyle bir tepki vermesinin onları şaşırttığını söyledi. Bu durum açıkçası bizim de son zamanlarda Meryem'de gözlemlediğimiz bir davranıştı. Bu, Meryem ile Türkiye yolculuğumuz dönüşünde Meryem'de gözlemlemeye başladığım bir davranıştı. Meryem ile ciddi bir konuşma yapmanın vakti gelmişti.

Akşam yemeğinden sonra Emre ile birlikte Meryem'e onunla konuşmak istediğimizi söyledik. Yuvarlak masamıza Meryem aramızda kalacak şekilde oturduk. Açıkçası bu tür bir konuşma bizim için de bir ilkti ve o açıdan biz de tam olarak nasıl davranacağımızı bilmiyorduk ama böyle bir olayın bir daha tekrarlanmasını istemiyorduk.

Meryem şaşkın ve utangaç bir şekide sandalyede oturuyor ve ne söyleyeceğimizi merak eden gözlerle bize bakıyordu. Emre Meryem'e okulda onu üzen bir olay olup olmadığını sordu. Meryem'in klasik cevabı "bilmiyorum"du. Biraz daha ısrar edince Meryem anlatmaya başladı. Bella diye bir arkadaşı Meryem'in oynamakta olduğu bir oyuncağı elinden almış ve Meryem ısrarla "stop, stop, I am using it now" demiş. Kız ise Meryem'e "I don't know what you are saying" demiş ve bu arada bir yerde vurma olayı gerçekleşmişti ama hangi zamanda Meryem kıza vurmuştu bunu tam bilemiyoruz.  Meryem'e böyle bir durumda vurmak yerine ne yapması gerektiğini sorduk. Sonra kelimelerini kullanmanın, alternatif çözümler üretmenin, hiç olmazsa bir büyüğün yardımına başvurmanın daha doğru olacağını konuştuk. Böyle bir olayın bir daha tekrar etmemesini umut ederek olayı kapatmış olduk.

Bir kaç saat sonra Meryem ile odasında oynarken ona onun çok güzel bir çocuk olduğunu söyledim. Meryem "neden" diye sordu. Ben de onun çok sevecen, güler yüzlü, yardımsever olduğunu söyledim. Bana dedi ki "ama ben arkadaşıma vurdum". Sanki artık öyle değilim der gibi. Ona önemli olan bu davranışının tekrar etmemesi olduğunu anlatmaya çalıştım. Canım yavrum, bu olay nasıl da içine işlemişti.

3 Mayıs 2013 Cuma

Meryem'in Küçük Çetesi

Meryem'in öğretmeni ile olan toplantımızından bazı şeyleri Meryem ile paylaştım. Mrs. Kasey'nin Meryem'in ne kadar güler yüzlü, hareketli ve arkadaşları ile iyi geçinebilen bir çocuk olduğunu söylediğini anlattım ona. Kendi kendine çok güzel şarkılar söyleyip dans ettiğini de. Bir arkadaşı onun oynadığı bir oyuncağı isterse çok güzel bir şekilde arkadaşına beş dakika içerisinde alabileceği gibi cevaplar verdiğini ancak bazı durumlarda arkadaşları ile oyuncakları toplama zamanında oyuncakları toplamak yerine dağıtabildiğini öğretmeninin söylediğinden bahsettim ona.

Meryem'in öğretmeninin benimle paylaştıklarından bazılarını Meryem'le paylaştım çünkü ona özel olan ve güzel yaptığı şeylerin görüldüğünü ve takdir edildiğini bilsin istedim. Problem olarak nitelendirebileceğimiz davranışını paylaştım çünkü bizim okulda yaptıklarından haberdar olduğumuzu bilsin istedim. Ancak bunu paylaşırken herhangi bir yargılama ifadesi kullanmadım. Tamamen olayı tanımlayıcı ifadelerle aktardım. Benim bu yargısız paylaşımım, Meryem'in benimle öğretmenlerinin çok hoşuna gitmeyen ama onun arkadaşları ile yapmaktan hoşlandığı diğer şeyleri paylaşmasını sağladı.

Meryem: Anne arada saklanıyorum. Bir de arada seni istiyorum. "I want my mommy" diyorum.
Ben: Nereye saklanıyorsun:
Meryem: My Locker (Dolabıma).
Ben: Ne zaman saklanıyorsun?
Meryem: Clean up time. (Temizlik yani oyuncak toplama zamanı)
Ben: Peki ne yapıyorsun?
Meryem: Diego ile diğer arkadaşlarımızın dolaplarındaki eşyalarına bakıp geri yerine koyuyoruz.
Ben: Sadece ikiniz mi?
Meryem: Hayır, Ali de var.

Sanırım Mrs. Kasey'in problem çocuklar diye nitelendirdiği grup bu ve Meryem de bu çetenin bir parçası. Endişelenmeli miyim yoksa çocukça bir merak ve yaramazlık tutkusuna mı bağlamalıyım bu durumu bilemedim.

Meryem'in Dönem sonu Değerlendirmesi

Meryem Yeşil sınıfta iki dönemini tamamladı. Dün Meryem'in öğretmeni ile dönem sonu değerlendirme toplantımızı yaptık. Mrs. Kasey benimle Meryem ile ilgili gözlemlerini paylaştı. Ben de ona bazı kaygılarımı dile getirdim. Mrs. Kasey'in gözünden Meryem bir kaç kelime ile herkesle anlaşabilen, hareketli, mutlu ama büyük gruplarda utangaç ve sessiz bir çocuk. Meryem'in kendisini o ortama ait hissetmeden tam anlamıyla o ortama dahil olmayacağı konusunda hem fikirdik. Büyük grupları sevmediği konusunda da. Mrs. Kasey Meryem'in öyle durumlarda tamamen sessiz olduğunu paylaştı benimle.

Meryem'in sınıfa adapte olması için geçen süreçten konuştuk. Meryem bu sınıfa 2012 senesinin Ağustos ayında başlamıstı. O sırada 3 buçuk yaşında idi. İngilizce olarak kendini tam olarak ifade edemiyordu ve hala duygusal olarak bana çok bağlıydı. İlk birkaç haftada çok zorlanmıştık. Bu zorluk sadece yeni bir ortam ve Meryem'in kendini ifade etmemesi ile ilgili değildi. Bu durum Meryem'in karşılaştığı yeni gruplarla genel ilişki durumunun karakteristik bir özelliğiydi. Meryem iyi bir gözlemcidir. Bulunduğu ortamı tanımak ve benimsemek için gözlemlerini çok güzel biriktirir. Bulunduğu ortamın kurallarını ve kişilerini anlamaya başladığı zaman katılmaya ve kendini açmaya başlar. Yeşil sınıfa başladıktan dört beş ay geçtikten sonra Mrs. Lea benimle Meryem'in muzur yanını görmeye başladıklarını paylaşmıştı. İşte o zaman, Meryem'in kendisi gibi davranmaya başladığını anladım.

Meryem'in doğası gereği ihtiyacı olan bu süre onun yakın arkadaşlıklar kurmasına bir engel oluşturmuştu. Bu toplantımızda Mrs. Kasey sonunda açık bir şekilde Meryem'in sınıfta sürekli olarak bir arada oynadığı yakın bir arkadaşı olmadığını söyledi. Bu bizim Meryem'den son birkaç aydır duyduğumuz bir durumdu ve ne zaman öğretmenlerine bu durumu  dile getirsem, Meryem'in gayet mutlu olduğu, herkesle çok güzel oynadığı şeklinde cevaplar alıyordum. Öğretmenlerinin bu cevapları üzerine acaba bu durum kızımın sadece olumsuzlukları bize aktarması mı diye düşünmeye başlamıştım. Geçtiğimiz günlerde Meryem'in sınıftaki diğer arkadaşları ile gözlemlerini çok net bir şekilde benimle paylaşması bana kızımın ilişki analizlerinde aslında çok başarılı olduğunu ve benim onun bana söylediği durumunu önemsemem gerektiğini gösterdi. Bana sınıfındaki arkadaşlarını anlatıyor: Chole hep Aaron ile oynuyor arada Alice ile oynuyor. Ben Ali ile oynamak istiyorum ama o benimle oynamak istemiyor. Garret ile oynamayı seviyor... Mrs. Kasey ile bu görüşmemizde dersimi çalışmıştım. Meryem'in benimle paylaştığı arkadaşlık analizlerinden örnekler vererek Meryem'in bize anlattığı gibi yalnız olup olmadığını sordum. Mrs. Kasey, yakın arkadaşlıkların çocukların geldiği ilk birkaç ay içerisinde kurulmaya başladığını ve ilk iki ayın sonunda ikili, üçlü grupların oluştuğunu söyledi. Meryem bu süreç içerisinde daha gruba alışmaya çalışıyordu ve arkadaş treni çoktan gitmişti. Emre ile en büyük hayal kırıklığımız, sınıfın gerçeklerini somut örneklerle öğretmenlere göstermeden onlardan  gerçeği gösteren yanıtlar alamayışımız. Bu sanırım çocukların okul hayatı olunca böyle olacak. Bizim okulda neler olup bittiğini çok iyi takip ediyor olmamız gerekli. Bu özellike Amerika'da böyle. Onlara göre herşey mükemmel ta ki somut bir olay bu durumun öyle olmadığını gösterene kadar.

Meryem People's Church'de kalsaydı arkadaşlık durumu bu kadar dramatik olmayacaktı çünkü orada zaten hali hazırda oluşmuş arkadaşlık bağları vardı. Hemen hemen bütün kreş birbirini tanıyordu. Yani bir üst sınıfa geçseydi bile adapte olma süreci daha hızlı olacaktı. Orada da dil engeli karşısına çıkacaktı. Çünkü konuşma ağırlıklı ilişkilerin kurulduğu süreçte sessiz olanlar grup dışı kalıyor. Meryem'in Michaeale ile ilişkisi böyle zayıflamıştı. Bebekken çok iyi arkadaşlardı ama ne zaman Michaele kendini çok iyi ifade etmeye başladı Meryem ile bağları zayıfladı. Ancak arkadaş grubunda eksilemeler olduğu gibi zamanın verdiği alışkanlıkla artmalar olacak ve burada olduğu gibi bir yalnızlık süreci yaşamayacaktı. Bizi bu konuda rahatlatan tek şey hayatında bu gibi zorlukların her zaman karşısına çıkacak olması ihtimaline karşın bizim bu durumdan erkenden haberdar olmamız.

Meryem hem Türkçe'de hem de İngilizce'de kendini ifade etme olarak şu anda başladığı durumdan çok daha ileride. Mrs. Kasey geçtiğimiz yıla göre çok büyük gelişmeler gösterdiğini söyledi. Ben bunu arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmalarından gözlemleyebiliyorum. Ancak yaşıtlarına göre  hala sınırlı. Anlatmak istediklerini uzun cümlelerle anlatmakta hala zorlanıyor.

Ben Mrs. Kasey'e Meryem'e Türkçe'de bazı sorduğumuz sorulara tam olarak sorunun cevabını alamadığımızdan bahsettim. Özellikle sorunun tek bir cevabı yoksa. Neden, niçin ve nasıl soruları bu kapsama giriyor ve Meryem ya bu sorularımızı cevaplamak istemiyor ya da "nasıl" sorusu yerine "ne" sorusuna cevap veriyor. Mrs. Kasey bu durumu kendisinin de gözlemlediğini ifade etti. Mrs. Kasey'in soyut olarak nitelendirdiği bu sorulara Meryem'in ya sessiz kaldığını ya da arkadaşlarından duyduğu cevapları tekrar ettiğini söyledi.

Meryem ile ilgili sınıf içerisinde herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığını sorduğumda ara ara sınıftaki "problem" çocuklarla beraber kendilerinin istemediği şeyleri yaptığını söyledi. Meryem'e arkadaşlarını doğru seçmesi gerektiğini hatırlattıklarında davranışını düzelttiğini ekledi. Mrs. Kasey'nin bahsettiği bu durum beni iki sebeple şaşırttı. Birincisi sınıfta her zaman problem olan bir çocuk grubu mu vardı. İkincisi arkadaşlarımızı öğretmenlerin tanımı ile problem grubuna giren çocuklardan mı seçmemiz gerekiyordu. Tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım. Bu durumu örneklendirmesini istedim. Sınıftaki oyuncakları toparlama sırasında toparlama yerine dağıtmayı seçen  çocuklar vardı ve Meryem zaman zaman o gruba dahil oluyordu. Bu gibi durumlarda Diego (Meryem'in favori arkadaşı) çete liderlerinden oluyordu.

Meryem'in öğretmeni ile yaptığımız dönem sonu değerlendirmesinden sonra Emre ile beraber aile değerlendirmesi yaptık. Bazı konularda düzenli bir müdahelede bulunmamız gerektiğine karar verdik. Meryem'in olayları tasvir yeteneğini zenginleştirmek, sorulara güzel cevaplar üretebilmesi konsunda yardımcı olmak iyi bir başlangıç noktası olabilirdi. Meryem de aslında bizim gibiydi. Kendini yeterli hissettiği ölçüde özgüveni artıyor ve özgüveni arttıkça daha kolay ilişkiler kurabiliyordu. Hayatın bir gerçeği başarı her zaman başarıyı getiriyordu. Bizim ona en büyük desteğimiz kendisini yeterli hissedebileceği konuları arttırmak olabilirdi. Emre ile arada akşamları harfleri çalışıyorlar. Hangi kelimeler hangi harflerle başlıyor alıştırması yapıyorlar. Ben uyku öncesi kitap okuyorum. Arada onun hayal oyunlarına katılıyorum. Sanırım bizim en büyük eksiğimiz birşeyleri düzenli yapmıyor olmamız. Bu yaptığımız aktiviteler her akşam veya her haftasonu veya üç günde bir şeklinde bir düzen kazanmadıkça yararlarını görmeyi beklemenin bir anlamı yok. Anne baba olmak sadece çocukları dünyaya getirmekle veya sadece onlara güvenli bir ortam yaratmakla olmuyor. Şu anda hayatımızda sadece tezimizi oluşturmanın sancıları yok. Tezimizle birlikte çocuklarımıza nasıl ve ne gibi zengin ortamlar oluşturabileceğimizin kaygılarını yaşıyoruz.




23 Ocak 2013 Çarşamba

Bilge Yeni Sınıfına Giderken

Geçtiğimiz haftalara göre biraz daha iyi olmasına rağmen Bilge hala yeni sınıfına alışamadı. Bıraktıktan yaklaşık 5 dakika sonra ağlamayı bırakıyor. Sınıfa ve sınıftaki arkadaşlarına biraz daha alışmış durumda. Yemeklerini genel olarak iyi yiyor. Öğretmenleri sınıf içerisinde artık daha neşeli olduğunu söylediler.
Sabahları ilk bırakma anımız çok zor oluyor. Sınıfın kapısına yaklaştığımızda onu oraya bırakacağımızı anlıyor ve hemen koşarak gidiyor. ama sınıfa değil çıkışa... Bir kaçışı var ki anlatamam. Tabii peşinden koşup yakalıyor ve sınıftaki öğetmenlerine teslim ediyorum.

Yeni Arkadaşlıklar Kurabilmek ve Eskilerini Koruyabilmek

Bu blogda arkadaşlıkla ilgili ikinci yazım olacak. Çocuklar büyüdükçe belki daha niceleri eklenecek. Çocuklar için arkadaşın tanımı büyükler için olduğundan daha farklı. Daha yalın, daha teklifsiz. Meryem herhangi bir oyun alanında birisi ile birlikte oynamak istiyorsa önce o arkadaşının yaptığı aktiviteleri tekrarlıyor. Sonra bir şekilde onun yaptığı aktiviteleri diğer çocuğun tekrar etmesini istiyor. Genelde bütün bunlar konuşmadan gözlerle ifade ediliyor. Sonra konuşmaya ve bir arada oynamaya başlıyorlar. Ancak Meryem büyüdükçe bu doğaçlama arkadaş edinme sürecinin Meryem'de daha çekinken ve içe dönük bir karaktere dönüştüğünü gözlemlemeye başladım. Oyun alanlarında diğer çocuklara çok fazla karışmak istemiyor ve diğer çocukların onunla oynama isteğine  itici bir şekilde karşılık veriyor. İstemediğini belli eden bir "ıııı" veya kelimelerle "I am not your friend" türünden karşı tarafındakini kırıcı ifadeler kullanıyor. Aslında tek başına oynamayı sevdiği için değil de birisi ile nasıl oynayacağını tam olarak bilmediği için. Bir süre sonra Bilge'nin yanına geliyor ve onu rahatsız etmeye başlıyor. Biliyorum ki Bilge ile oynamak istiyor. Bilge'nin onun arkadaşı olmasını istiyor ama Bilge Meryem'in istediği gibi oynamak için daha çok küçük. Sonuç olarak bulunduğu yerden çabuk sıkılıyor ve gitmek istiyor.

Emre ile bu durumu konuştuğumuzda kendi çocukluğumuza dönüyoruz. Biz de öyle çok girişken çabuk arkadaşlıklar kurabilen, bir anda ortamda popüler olan tipler olmadık hiç bir zaman. Benim çocukluğum arkadaşlık olarak zor dönemler yaşadığım anılarımla dolu. Sonuçta sahip olduğumuz bir karakter var. Ancak eğitimci bir açıdan baktığımızda herşeyin değiştirilip, geliştirilebileceğine inanmasaydık eğitimci olmazdık. Bu konuda Meryem'e ve sonraki senelerde Bilge'ye nasıl yardımcı olabiliriz derdindeyiz şu anda.

Bu sabah Meryem'i sınıfına bıraktığımda çok tatlı bir kız çocuğu (sanırım Alexandra) koşarak sevinçle Meryem'in yanına geldi. Hemen Meryem'e "Hi, good morning" dedi. Meryem ise onun yüzüne bile bakmadı. Benimle vedalaşmanın telaşındaydı. Dışarıda anlık arkadaş kurmanın zorluğunu anlıyorum ama zaten elinde var olan arkadaşları ile olan arkadaşlık bağlarını kuvvetlendirmek için hiç gayret göstermemesi beni çok üzüyor ve biraz da kızdırıyor.

Dün akşam (bir çok önceki akşamda olduğu gibi) okul çıkışında kiminle oynadın sorusuna "tek başıma oynadım, benimle kimse oynamıyor" cevabını duymaktak yoruldum artık. Pazar günü uzun zamandır görmediği buradaki Türk arkadaşların çocukları ile buluşmaya giderken de aynıydı durum.
"Ne güzel arkadaşlarını göreceksim. Heyecanlı mısın?" soruma aldığım cevap "Onlar benimle oynamıyorlar, benim arkadaşım değiller" oldu. Meryem'in bu cevabi üzerine grup içerisinde nasıl olduğuna baktım. Gerçekten de diğer bütün çocuklar bir tarafta Meryem başka bir taraftaydı. Ancak bu diğer çocuklardan çok Meryem'den kaynaklanan bir durumdu. O ne diğer çocuklarla oynamak için bir çaba sarfediyor ne de onların ne yaptığı ile çok ilgileniyordu. Kendi dünyasında, kendi sevdiği oyuncaklarla kendi istediği şekilde oynuyordu. Bu kötü birşey mi, o an için değil. Ama ya sonrası için?

Dün akşam Meryem'in okulunun çıkışında Dongkwan'ı gördük. Meryem son birkaç haftadır sürekli onu  soruyordu. Onun yine evimize düzenli gelmesini istiyordu. O kadar Donkgwan, Dongkwan diyen Meryem onu görünce ona bakmadı bile. Ben neden onunla konuşmadın diye sorduğumda ona "Hi" dediğini ama Dongkwan'ın ona "Hi" demediğini söyledi. Sanırım hayal kırıklığına uğramıştı. Ona Donkgwan'ın hasta olduğunu ve bu sebeple keyifsiz olduğunu söyledim.

Yeni arkadaşlıklar kurmak Meryem için hiç kolay olmuyor. İstiyor ki tanıdığı, bildiği arkadaşları hep yanında olsun. Kays, Story, Isla ve Dongkwan bebeklikten beri bir arada olduğu sevdiği arkadaşları. Bu eski arkadaşlıklarının eskimemesi için üzerine yeni hatıralar koyması gerektiğinin ve yerine göre daha özverili olması gerektiğinin ise henüz farkında değil. Yeni arkadaşlarının eski ve değerli arkadaşları listesinde farkında olmadan yerini alacağının da...

16 Ocak 2013 Çarşamba

Yeni Bir Okul Yeni Bir Sınıf

Bir aylık Türkiye tatilinden sonra Bilge yeni bir okulda yeni bir sınıfa başladı. Bilge'yi Meryem'in okulu Spartan Child Care'e aldık. Bir yaşını doldurduğu için bu sınıf bir iki yaş grubu sınıfı. Bir ay her an bizimle olmaya alışmış olmak, daha önce hiç tanımdadığı bır ortam bizim için bu geçiş süresini epey bir zorlaştırdı. Geçen hafta sınıf içerisinde durup durup ağlayanö bulduğu herhangi bşr büyüğün bacağına sarılarak bırakıp istemeyen, sınıfa gelen velilerin elini tutup onlarla dışarı çıkmaya çalışan bir Bilge dinledim öğretmenlerinden hep.
Sınıfın ana öğretmeni asıl olarak Portekizliç Görmüş, geçirmiş bir bayan olduğu her halinden belli. Diğeri Hindistan asıllı sanırım. Ona çok alışamadım daha. Bir de yardımcı öğretmenler var. MSU'dan staj için gelenler. Dün Bilge ilk defa sınıfta kendi başına oynamış. Az da olsa etrafa biizm hep alışık olduğumuz o çok meşhur gülücüklerinden saçmış. Umarım çabuk alışırsın oğlum. Biliyorum ki sen bizim yanı başımızda huzurlu ve mutlusun... umarım çabuk alışırsın...

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Meryem'in Yeni Kresi

Bugun Meryem yeni bir krese basladi. Aslinda bizim icin celiskilerle dolu bir degisimdi bu. Biz  Meryem'in gittigi kresten genel olarak memnunuz. Meryem bir yasindan beri o krese gidiyordu. Once "toddlers' room", sonra "two's classroom" ve "Preschool 1". Cok asiri profesyonel bir yer degil. Ama oturmus bir programlari ve belli bir ogretmen kadrosu var. Ogretmenleri sevecen ve ilgili. Siniflari epey bir genis. ve butun herkes herkesi taniyor.

Biz Meryem'i bugun basladigi krese almak istedik cunku daha profesyonel calisiyorlar. Oglen yemegi veriyorlar ve ucret olarak da eger Bilge de oraya giderse daha hesapli olacak. Ben hergun Meryem'e yemek olarak ne koysam diye dusunmek zorunda kalmayacagim.

Gecen haftalarda oryantasyon vardi. Meryem'in yeni sinifini gorunce acaba yanlis bir karar mi verdik diye dusunmeye baslamistim cunku siniflari cok kucuk. ve bir suru cocuk var. Bugun Meryem heyacanla yeni okuluna gitti. Okula geldigimizde orada Donkwan'i da gorunce daha bir heyecanladi. ama Donkwan baska bir siniftaydi ve siniftan iceri girdiginde tanidigi hic kimse yoktu. Ogretmenler de onunla cok fazla ilgilenemeyecek kadar mesgulduler. Bugun gelen bir suru yeni cocuk vardi. Kizim yepyeni bir ortamda tek basina kaldi. Bu durumun onun icin ne kadar zor oldugunu gozlerinden anlamak hic zor degildi. Biz onu oylece orada birakmak zorunda kaldik. Emre de ben de kararimizi bir kez daha sorguladik. Neden boyle bir degisiklik yapmistik sanki?
Ne kadar cok arkadasi vardi eski sinifinda. Michale, Story, Isla, Camilla. Simdi kim vardi bu sinifta? Tek basina oracikta duruyordu. Aslinda hayata dair guzel bir ogrenme firsati. Her zaman yeni ortamlar olacak, yeni arkadasliklar kurmaya calisacak. Ama bunun icin cok mu erkendi acaba? Zaman bize bunu gosterecek. Umarim yanlis bir karar degildir.

Canim kizim, baban da ben de seni oylece tek basina orada birakinca cok uzulduk. Birazdan sen farkinda olmadan sana bakacagiz. Alisabildin mi, nasilsin diye.