Elif 1 Yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elif 1 Yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Çocuklara Özel Zaman Ayırabilmek

Anneler aralarında dertlenmeyi çok severler. Yine birgün Sinem ile telefonda çocukların herbirisine birden koşuşturmanın ne kadar zor olduğundan bahsediyorduk. Bizim büyük olarak gördüğümüz çocuklarımızın bile bazen en küçükleri kıskandığından ve birebir iletişim kurma ihtiyaçlarına geldi söz. Haftada yarım saat birle olsan çocuk ile geçirilen birebir zamanın nasıl onlara iyi geldiğinden konuştuk. O telefon konuşması sonrası çocuklarımla geçirdiğim zamanları ve Meryem'in son zamanlarda artan şikayetlerini düşündüm. Bana sürekli olarak nasıl Bilge ve Elif'den önce birlikte zaman geçirdiğimizden ama onlar doğduktan sonra bu durumun tamamen değiştiğinden bahsediyordu. O günleri çok özlediğini söylemişti birkaç kere. Ben her ne kadar çocuklarımla vakit geçiriyor olsam da bu zaman onlara özel olmayınca bir şeyler eksik kalıyordu. Kendi kendime bir karar verdim. Haftada bir saat bile olsa birisine özel zaman ayırmakla başlayabilirdim. Bu düşüncemi Meryem ve Bilge ile paylaştım. Ama her hafta birisinin sırası olacaktı. Bu fikir çok hoşlarına gitti ve hemen sahiplendiler. Kendi haftalarınının sırasını takip eder oldular.  Bilge'nin deyimi ile "It is mommy and son time" planları yapar oldular. Genelde Panera Bread durağımız oluyor. Ben bir kahve alıyorum onlar içecek veya minik bir kurabiye. Birlikte oturuyoruz. Bazen konuşuyoruz bazen etrafı seyrediyoruz.


Meryem büyüdükçe biraz daha bilinçli olmaya başladı. En son beraber olduğumuzda bana benim günümden bahsetmemi istedi. Neler yapıyordum, günümü nasıl geçiriyordum. Bir keresinde Bilge ile üniversitenin spor salonuna gittik, orada duvar tenisi oynadık. Onlar nasıl bir plan yaparsa bir saate sığacak şekilde vakit geçiriyoruz.

Elif henüz küçük olduğu için o böyle bir talebi dile getiremiyor tabii. Ancak bizim Elif ile özel zamanlarımız mutlaka oluyor. O önde ben arkada birlikte sık sık doğa yürüyüşlerine çıkıyoruz. Birlikte hayvanları gözlemleyip çiçekleri kokluyoruz.


Bu haftalık bir saat özel zaman dilimleri Meryem'in sık sık dile getirdiği şikayetlerine son verdi. Keşke eşimizle ve dostlarımızla da bu zaman dilimini yaratabilsek. İnsan hayatın koşuşturması, telaşı derken bu özel anların önemini farkedemeyebiliyor.

19 Nisan 2017 Çarşamba

İş Bitirici

Çocuklara bizim yön verdiğimiz kadar beraberinde getirdikleri bir karakterleri var. Elifimiz iş bitirici ve tez canlı. Rutinlerimizi gözlemleyip kendi tanımlarına göre hemen işe girişiyor. Bulaşık makinasının kapağı açılır açılmaz hemen boşaltmaya başlıyor. Ancak onun için bulaşık makinasına kirlileri koymak ile temizleri boşaltmak arasındaki fark o kadar net değil. Biraz hatırlatma gerekiyor: "Hayır şimdi yıkıyoruz Elifcim. Bak bunlar kirli. Ayy, ne kadar da pisler! Koyalım da yıkansınlar..."

Birimiz market poşetleri ile içeri girince hemen poşetleri boşaltmaya başlıyor. Bilebildiği kadarı ile yerleştiriyor. Boşalan poşetleri de poşet kutusuna koymayı unutmuyor. Yere birşey mi döküldü hemen bir peçete ile siliyor. Nerede ne iş olduğunu farkederse bir şekilde ucundan tutuyor. Dün mesela bahçe sulama işine ben söylemeden başlamıştı bile. Su kabını aldı. Beni elimden tutarak hortumun oraya götürdü. Onun taşıyabileceği şekilde su doldurduk ve yeşillik neresi gözüne çarptıysa sulamaya başladı.



5 Nisan 2017 Çarşamba

Çocukla Beraber Uyumak

Bütün çocuklarımda içimde yaşadığım gelgitlerden biridir. Çocuklarımın yanımda uyumasına izin versem mi vermesem mi çıkmazı. Meryem doğduğunda çok idealisttim. İlk haftalarda kendi yatağında uyuması için epey bir denedim. Ancak çok kısa bir süre sonra pes etmiştim bile. Meryem yanımda olmadan uyumuyordu. O yanımda iken ne onun ne benim uyku problemimiz oluyordu. Sonuç olarak bir yaşına kadar yanımızda yattı. Sonra kendi yatağında uyuması için alıştırma çalışmaları derken Bilge doğdu ve hep beraber tekrar benim yatağıma taşındık. Elif doğduktan sonra üçü bir arada yatağıma taşınma girişiminde bulunmadılar değil ama bu teknik olarak mümkün olmadı. Elif bir yanımda olunca diğer yanımda sadece bir kişiye yer kalıyordu. Kimin yanımda olacağı konusunda Meryem ile Bilge bir türlü anlaşmadıkları için kendi yataklarında uyumaları gerektiği gerçeğini zorunlu olarak kabullenmişlerdi.

Elif 2 yaşına yaklaşırken kendi yatağında uyuma alışkanlığı kazandırmaya çalışıyoruz. Yatma zamanı gelince biraz mırın kırın etse de kendi yatağında (aslında daha çok Meryem'in yanında) uykuya dalıyor. Ancak bu birkaç saatlik bir uyku oluyor. Gece 11-12 gibi kalkıyor. Ben odamda yatağımdaysam hemen yanıma geliyor. Birkaç kere tekrar yatağına götrümeyi denedim. Ben yatırdım o kalktı, ben yatırdım o kalktı. Sanki benim sabrımı ölçüyordu. Gece uzun olunca ve ertesi gün iş başı yapmak zorunda olunca insan ister istemez pes ediyor ve ben pes ettim. Geceleri yüzünde o muzur gülümsemesi ile gözleri yarı açık yarı kapalı şekilde yanıma geliyor ve birlikte uykuya dalıyoruz.

İdealist anne yanım bunu bir şekilde sonlandırmam gerektiğini söylüyor. Sonuçta bağımsız bir birey olarak gelişebilmesi gerek. Tabii buna karşıt olarak ileri sürülen bir sürü araştırma da çocuklarla bereber uyumanın onları nasıl duygusal olarak beslediğinden bahsediyor. Benim için bu iki görüşlerden ötesi var. Gecenin bir yarısı uykunuzun en güzel yerinde sıcacık bir kol size sarılıyor ve sizi sıkı sıkı kucaklıyor ve daha da güzeli uyku uyanıklık arası sizi öpücüklere boğuyor. İşte bu vazgeçilemeyecek kadar güzel  bir duygu.

10 Mart 2017 Cuma

Takıntılı Olmak ile Dikkatli Olmak Arasındaki İnce Çizgi

Çocuklarımız büyüyorlar ve her geçen gün bize biraz daha az bağımlı oluyorlar. Bireysel özgürlüklerine doğru bebek adımları ile ilerliyorlar. Bu aşamada kazandıkları her bir beceri onların yetilerini ve özgüvenlerini besliyor. Yalnız bu gelişen özgüvenle birlikte hala küçük olduklarını hala bizim kontrolümüzde hareket etmeleri gerektiklerini sık sık hatırlatmak gerekiyor. Özellikle Meryem'e. Evin en büyüğü olmasının verdiği ayrı bir özgüveni var.

Ben olsam veya olmasam Meryem minik anne rolünü sahipleniyor. Emre olmadığı akşamlar çocukları yatırırken Meryem'in olması epey bir işime yarıyor. Birkaç hikayeden sonra çocukları kendi başlarına bırakıyorum. O sırada ağlayan Elif'i sakinleştirmek Meryem'e düşüyor.  Meryem Elif'i yanına alıyor ve bir masala başlıyor. Meryem masala başlar başlamaz Elif'in ağlaması kesiliyor.

Bazen bakıyorum Meryem Elif kucağında, üst kattan aşağıya koşar adım iniyor. Elif'i kucağına alma düşersiniz diyorum. Bazen beni dinliyor bazen hiç duymazlıktan geliyor. Meryem'in yavaş yavaş büyüklerin görevlerini almasını  gururla seyrediyoruz ancak endişelenmiyor da değiliz. Mesela pancakeleri yapması tamam da çay koyması biraz tehlikeli. Aman ona dokunma buna dokunma diyen anne babalardan olmak istemiyoruz ancak çocuklarımızın kendilerine zarar vermesinden endişeleniyoruz açıkcası. Çoğu zaman onlara "önce düşün sonra yap" derken buluyorum kendimi. Çocuklar sıkıldılar artık bu sözden ama ben söylemeye devam ediyorum. Çünkü dikkatsiz ufacık bir hareket geriye dönüşü olmayan hataları beraberinde getirebilir. Tüm iyi niyetimizle kendimize veya sevdiğimiz insanlara zarar verebiliriz.

Ev içinde büyüyen sorumluluklar ve farklı endişelerin yanında bir de dışarısı var. Meryem'in kendine güveni ve başına buyruk hareketlerini dışarıda da kontrol altında tutmamız gerekiyor. Geçen gün Meryem ile bir kitapçıdaydık. Tuvalete gitmesi gerekiyordu. Ona tuvaleti tarif edip kendi kendisine gitmesine izin verdim. Sonuçta tuvalet kitapçının içerisindeydi. Bir 10 dakika geçti ve Meryem gelmedi. Ben endişelenmeye başlamıştım. Hemen tuvalete gidip Meryem'e seslendim ama orada yoktu. Ne kadar korktum o an. Nasıl kocaman kitapçıda kendi başına tuvalete gitmesine izin vermiştim. Birisi onu kaçırsa hiç haberim olmayacaktı. Ve birkaç gün önce "Room" filmini izlemiştim. Filmde kaçırılıp seneler boyunca bir odaya hapsedilen bir kızın hikayesi anlatılıyordu. Filmin de etkisi ile telaşım daha bir arttı. İçimde büyüyen bir korku ile Meryem'i ararken onu çocuk kitapların olduğu bir köşede kitaplardan birisinin içine gömülmüş bir şekilde buldum. Derin bir oh çektim. Hadi orada olmasaydı diye düşünmeye başladım. Takıntılı bir anne olmak istemiyorum ama yine de dikkatli olmak zorundaydım. En azında tuvaletin kapısında bekleyebilirdim diye kızdım kendime.

Meryem'in olduğu yaşlar zor yaşlar. Bağımsızlıklarını kazandıkça bize daha az danışır oluyorlar. Dün Emre ile Meryem'in okul otobüsünden gelişini bekliyoruz.  Ancak geliş saatinin üzerinden bir 10 dakika geçti ve Meryem henüz ortalarda yoktu. Endişelenmeye başladık. Ben okul otobüsüne doğru yürürken Meryem yanıma geldi. Vincent'ın evindeymis. Kısa bir süreliğine uğradım dedi. Ben ise kaç kere daha önce bir yere gitmeden önce mutlaka ve mutlaka bize söylemesi gerektiğini söylemiştim. Meryem'e bunu tekrar hatırlattık. O masum zihninde eminim bunun sebebini anlamakta zorlanıyordur. Ne olacak ki diyordur. Beş dakikalığına gittim. Annem babam Vincent'ı ve babasını biliyor zaten diye düşünüyordur. Sonuçta evleri bize 2 dakika uzaklıkta... Ama işte gerçek öyle değil. Gerçekte kötü insanlar var. Ve o kötü insanlar bazen bizim en yakınlarımızdaki insanlar olabiliyorlar. Ne olursa olsun bizim haberimiz olmadan hiç bir yere gitmemesi gerektiğini tekrar anlattık ona. Ama biliyorum ki bunu daha çok tekrarlamamız gerekecek.

Ben çocukların rahat yetişmesi gerektiğine inanıyorum. Kendi özgürlüklerini kazanmaları adına onlara çeşitli imkanlar sağlamak gerekiyor. Ancak bunu yaparken onlara dikkatli olmaları gerektiğini neyin özgürlük olduğunu neyin olmadığını iyi anlatabilmemiz gerekiyor. Bunu takıntıya dönüştürmeden yapabilmek ise ayrı bir beceri istiyor. Çocuklarım dünyadan, insanlardan korkmasınlar ama her zaman kötülüklerin ve kötü insanların olabileceğini bilsinler istiyorum.

Aya ve Bibi

Elifimiz büyüdükçe kelimeleri artıyor. Bir aile geleneğimiz olan geç konuşma Elif'de de çok bozulmadı ama Bilge ve Meryem ile karşılaştırdığımızda biraz daha fazla kelimeleri var. Henüz cümleler kuramıyoruz. Tek tek kelimeler veya birkaç kelimeyi yanyana getiriyor. Bir de tabii bebek dili var. Birşeyler söylüyor uzun uzun ama anlayabilirseniz. Ancak benim için en tatlı kelimeleri "Aya" ve "Bibi". Aya Meryem, Bibi ise Bilge.


Aya Aya diye sabahları Meryem okula giderken arkasından ağlıyor. Bilge'nin peşinden Bibi Bibi diye koşuyor. Bazen de tabii Aya veya Bibi'li şikayetler oluyor. Bir arada oynarlarken bir bakmışım Elif yanımda bir yerlerini tutuyor ve Aya veya Bibi diyor. O zaman anlıyorum tabii kim Elif'e zarar vermiş, neresini acıtmış. Bilge genelde  Elif'i bir yerlere itiyor. Meryem ise cimcikliyor veya ısırıyor. İlk başlarda yaptıkları yanlarına kar kalır sanıyorlardı ama artık onlar da çok iyi biliyorlar öyle olmadığını. Elif tam konuşamasa da bize ne olduğunu çok güzel anlatıyor. Bu anlatımlardan babamız da nasibini alıyor. Emre severken biraz sert seviyor ve arada Elif'in canı yanabiliyor. Böyle durumlarda Elif hemen yanıma geliyor ve ne olduğunu o tatlı bebek diliyle anlatıyor.

Aya ve Bibi'den sonra en tatlı iki kelimemiz "ci" ve "ma". Ci'yi bir şeyi açmamızı, çıkarmamızı istediğinde kullanıyor. Ma'yı ise bir şeyi ona vermemizi istediğinde. Nerden nasıl türedi bu kelimeler fikrim yok ama şu an için Elif'in işini görüyor ya onun için yeterli.

26 Eylül 2016 Pazartesi

Kuzen Kardeşliği

Şu aralar yeni evimizde uzun süreli misafirlerimizi ağırlamanın keyfini sürüyoruz. Önce çocukların babaanneleri geldi. Bilge birkaç gün korku ile uyandı. Babaanne gitti mi acaba diye. Babaannesinin uzun süreli misafirimiz olduğunu anlaması ile rahatladı ve hep beraber daha geniş ailemizin keyfini sürmeye başladık. Ardından Zeynep, Kemal ve Beyza geldi. Kemal kısa süreliğine gelmişti ancak Beyza ve Zeynep bir ay bizimle birlikte idi.

Bu duruma tabii en çok Meryem ve Bilge sevindi. Kuzenleri ile ilk defa bu kadar uzun süreli vakit geçirme fırsatı yakalamışlardı ve bu paha biçilemezdi. Meryem özellikle Beyza'nın üzerine titriyor. Tabii bunda Beyza'nın da payı büyük. Yalnız bizim çocuklar değil Beyza da bizimkileri kardeşi gibi görüyor. Aslında tek bir farkla. Kardeşliğin verdiği bir rekabet durumu olmadığı için çok fazla gürültü patırtı da olmuyor. Yaşasın kuzen kardeşliği!

Elif'in durumu birazcık farklı. Elif Beyza'ya bayılıyor ancak Beyza'yı kendine rakip olarak gördüğünden midir bilinmez bazen ona zarar verebiliyor. Dolayısı ile Beyza Elif'e karşı tedbirli olmak zorunda. Beyza daha bir hafta içinde iki üç ısırma vakası atlattı.

Meryem okuldan eve öyle bir istek ve neşe ile geliyor ki... Biliyorum aslında elinde olsa Beyza'yı hep burada tutar.  Evde bodrum katındaki oyun odasında, evin arka bahçesinde, ön tarafında uzun uzun oynuyorlar.





Zeynep ve Beyza'nın buradaki evimize gelmeleri o açıdan çok iyi oldu. Alan geniş, oyun alanları çeşitli ve çocukların sıkılmaya pek bir vakti olmuyor.

Dün bahçede fıskiyeyi açtık, suda ıslandılar.


Su altında serinledikten sonra çimlere oturup güneşin tadını çıkardılar.

Daha sonra Cincinati doğa merkezine gittik. Uzun bir orman yürüyüşü yaptık. O kadar uzun yürüyüşten sonra bile hala enerjileri tükenmemişti.





Çocukların ilişkilerini sağlamlaştıracağı, birbirlerini daha iyi tanıyıp birlikte olan hatıralarını zenginleştirebileceği böyle bir fırsatı yakalamış olmalarından dolayı çok mutluyum.

Keşke böyle daha çok günlerimiz olsa.


Süpriz Misafirler

Zeynepler bizim yanımıza geleceklerinin müjdesini yazdan vermişlerdi ancak vize görüşmesine gittiklerinde görevliler onların vize durumunu biraz beklemeye almıştı. Yani vize alıp alamayacakları belli değildi. Bu durum hepimizde bir hayal kırıklığı oluşturdu. İçimizden hala belki alabilirler ve gelirler desek de çok bir umudumuz kalmamıştı. Ama hiç beklenmeyen oldu ve vizeyi alıp bize süpriz yaparak bir anda evimize gediler.

Zeyneplerin geleceği gece babaannesi çocuklara sabah size büyük bir süprizim var demişti. Bilge ve Meryem sabahki süprizi merak ederek yataklarına yattılar. Meryem uyanınca ilk işi süprizi sormak oldu. Halasını ve kuzenini karşısında görmeyi hiç beklemiyordu. Onları görünce gözlerinin içi aydınlandı sanki. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Sonra dönüp bana o çok bilmiş ifadesi ile "babaanne süprizim var demişti ama bu gerçekten çok büyük bir süprizmiş!" dedi.


Gerçekten de olabilecek en güzel süprizdi.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Duyguları İyi İfade Edebilmek

Bizim ailemizde herkes biraz kara kutu. Bu durum ben ve Emre'den kaynaklanıyor biraz galiba. Biz öyle sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, sevdiklerimiz veya sevmediklerimizi kolay kolay kelimelere dökemiyoruz. Çocuklarımız bize benzedikleri için mi yoksa kendi karakterlerinin bir parçası olarak mı bilinmez ama onlar da biraz kara kutu. Meryem'in ne düşündüğü ne hissettiği olaylar yaşandıktan çok sonra ortaya çıkıyor. Meryem'de mutlaka bir kuluçka dönemi var. Önce duygularını analiz ediyor, sindiriyor, sonra kelimelere döküyor.  Mesela başkalarının kıyafetlerini giymeyi sevmediğini şimdi şimdi söylüyor. Senelerce ben ona arkadaşların çocuklarından gelen kıyafetleri giydiriyordum ve her üzerini giyeceğinde uygun bir kıyafet bulmakta zorlanıyorduk. Meğersem sebebi buymuş. Aynı şekilde ikinci el eşya kullanmayı sevmediğini daha yeni söyledi. Koltuklarımızı yeniledik ama yine ikinci el. Meryem koltuğun üzerine havlu koyup oturuyordu. Meğersem başkasından gelmesi fikri onu rahatsız ediyormuş.  Çözümü koltukların üzerine atabileceği bir battaniye almakta buldum. Oturmak istediği her yere taşıyabilir. Meryem'e sürekli olarak duygularını bizimle paylaşması konusunda hatırlatmalarda bulunmak durumunda kalıyorum. Sevgisini anlatmakta da bir o kadar ketum. Hiç öyle gidip birisine durup dururken sarılmaz. Ama biz ona sarılmazsak kafasında öyle senaryolar yazıyor ki kendimi sürekli diken üstünde hissediyorum.

Bilge bir nebze daha iyi. En azından sevgisini anlatmakta. Mutlu olduğunda, onun sevdiği birşey yaptığımızda çok net. Anne ben seni seviyorum diyor. Pazartesi bayram diye onlara birer oyuncak aldık. Arabadan eve dönerken hemen bana "Anne ben seni çok seviyorum" dedi. Geçen babaannesi ile dışarıda sohbet ederlerken de ona söylemiş. Birlikte sohbet etmeleri çok hoşuna gitmiş ve duygularını hemencecik paylaşmış. Ancak bu netlik bazen problem olabiliyor. Sevmediğine de sevmiyorum diyor açık açık. Ama bu sevmemek genel bir sevmeme durumu değil. Aslında söylemek istediği ben seni tanımıyorum ki seveyim. Mesela Kentucky'e gelmeden birkaç hafta önce Beyza bizim çocuklar ile oynamak için evimize gelmişti. Beyza'nın babası kızını almak için geldiğinde Bilge'ye kendisini sevip sevmediğini sormuş sanırım. Bilge hayır demiş. Emre çok utandım dedi. Ben orada değildim ama Bilge'nin ne demek istediğini anlamıştım. Bilge Beyza'nın babasını tanımıyordu. Birlikte doğru düzgün vakit geçirmemişlerdi. Dolayısı ile sevgi sözünün anlamını dolduracak ortak bir geçmişleri yoktu. Bilge kelimeler ile sevdiğini sevmediğini anlatma konusunda daha net olmasında rağmen o da bizi sarılıp öpücüklere falan boğmuyor. Gelip beni böyle kocaman kocaman öptüğünü çok hatırlamıyorum. Öfkelendiği veya kıskandığında biraz daha kapalı kutu. Benim için o tarz duygularının bazı belirleyicileri var. Meryem'i durup duruken rahatsız etmeye başladıysa, Meryem ile ilgili birşeyi kıskanmıştır kesin. Etrafa veya eşyalara zarar vermesi çoğu zaman bu tarz duygularının bir göstergesi. Geçtiğimiz günlerde Emre, Meryem ile Elif'e ayakkabı almıs ama Bilge'ye almamıştı.  Bilge hemen Meryem'i ve beni rahatsız etmeye başladı. Doğrudan vurmuyor ama bir şekilde insanı rahatsız ediyor. Mesela sırtıma çıkmaya çalışıyor, Meryem'i koltukta sıkıştırıyor. Ben olayın nereden kaynaklandığının farkındaydım. Baban sana ayakkabı almadı diye üzüldün mü diye sordum. O zaman duygularını anlatmaya başladı. Bize Meryem'in sahip olduğu ayakkabıları tek tek göstermeye başladı. Gerçekten de Meryem'in 5-6 çift ayakkabısı vardı. Bilge'nin ise sadece bir terliği ve bir spor ayakkabısı vardı. Yalnız ayakkabıları gösterirken çok komikti. Bak bu da var ve hiç bunu giymiyor şeklinde yorumlar yapıyordu. Bilge'nin neyi kıskandığı veya neye öfkelendiğini tahmin etmek öyle her zaman kolay olmuyor. Bir de bazen cok alakasız ortamlarda bu duygular ortaya çıkıyor. Mesela bir oyun alanında veya arkadaşlarımızla bir aradayken. O zamanlarda insanın duygu analizi yapmaya pek bir vakti olmuyor.

Elif bu konuda en açıkları. Sevdiği sevmediği çok belli. Sevgisini dokunarak, sarılarak, öperek gösteriyor ve bu bizim ailemiz için büyük bir ilerleme. Geçen gün babannesi Elif ile babaanne olduğumu anladım diyordu. Diğer ikisi hiç o kadar babaannelerine sarılmamışlardı ki. Emre birkaç günlüğüne Michigan'a gidip geliyor. Geçen hafta geldiğinde Elif kollarını kocaman açarak Emre'nin yanına gitti. Özlemişti ve ona sarılmak istiyordu. İlk başlarda Emre Elif'in onun etrafında neden dönüp durduğunu anlamadı. Alışmamışız ya böyle sevginin gösterilmesine...

Sevgi sevgiyi pekiştiriyormus. Bunu bize Elif öğretti. Hepimizin Elif'i örnek alarak sevgimizi daha açık belli etmeyi öğrenmesi gerekiyor .

Herkesten Rol Çalmak

Elif büyüdükçe kendi varlığını bulunduğu ortamlarda daha bir belirginleştiriyor. Artık ne yaptığımızı daha çok anlıyor, rutinlerimize iyice alıştı ve onunla ilgisi olmayan aktivitelerde bile en sevimliliği ile kendisine bir yer belirleyebiliyor. Çocuklar kitap okuyorsa eline bir kitap alıp kitabın sayfalarını karıştırıyor. Onlar masa üzerinde yazı yazarken hemen kendine bir kalem buluyor, kağıt bulamazsa Meryem veya Bilge'nin elindekini alıyor, birşeyler çiziktiriyor. Çocuklar müzik açıp dans etmeye başladığında hemen yerini alıyor. İnsan ister istemez sadece onu izlemeye başlıyor.

Sosyal ortamlarda birileri ile konuşurken biz birşeylere gülersek anlasın anlamasın bir anda o da kahkahayı basıyor. Tabii bütün bakışlar ona çevriliyor.

Elif olduğu bir ortamda inatla herkesten rol çalıyor.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Yeni Okul Yeni Endişeler

Uzun bir yaz molasından sonra bugün Elif ve Bilge için okulun ilk günü idi. Sabah geçtiğimiz diğer günlere göre daha erken kalktık. Saat 7:30'da çocuklar ayakta idi. Kahvaltı falan derken evden çıkmamız 8:30'u buldu. Bilge ve Meryem'i bize 10 dakika kadar uzaklıkta olan Rainbow çocuk kreşine yazdırdık. Burası Elif için zorunlu bir seçim yeri oldu. Elif'i bizim okulun kreşine göndermek istiyordum ancak 15 Ağustos haftası kreşin kapalı olması beni böyle bir son dakika seçimine yöneltti.
Bilge daha önce sınıfını görmüştü ve yeni okulu için heyecanlıydı. Bir emin olamama durumu gözlerine yansımıştı ama uzun bir tatil sonrası sanki bir okul ortamını özlemiş gibiydi. Elif ise hiç ama hiç hazır değildi. Sınıfını, öğretmenlerini daha önceden görme fırsatı olmamıştı. Ayrıcı iki aydır yanımızda olması bu durumu iyice zorlaştırmıştı. Bırakınca çok ağladı. Hem de içini çeke çeke. Biz de içten derin bir "off "çektik ne yapacağımızı bilememenin sıkıntısı ile. Öğlen kreşi aradığımda Elif'in çok mutlu olduğundan, nasıl ortama adapte olduğundan bahsettiler. Bunu ispat etmek için de bir fotoğraf yollamışlardı. Gönderdikleri fotoğrafta Elif'in mutlu yüzünü görmeyi beklerken canım kızımın ağlamaktan buğulanmış gözleri ve şaşkın bakışı ile karşılaşınca daha bir kötü oldum.


Bu günler geçecektir ve Elif biraz daha olsun daha az üzülecektir diye umut ediyorum. Ama hala Elif'i bu kreşe göndermekle ne kadar doğru yaptık onu bilemiyorum. Öğretmenlerinin SCDC'deki Miss Stacey gibi olmasını tabii ki bekleyemem ama birazcık sevgi, ilgi ve çocuğumu anlasınlar istiyorum, çok mu?

29 Haziran 2016 Çarşamba

Yeni Kelimeler

Elif'imizin kelime hazinesi gelişiyor. Bize olmadık şeyleri getirerek "al" diyor. "Hi" ve "bye" sık kullandığı kelimeler. Bir de "meme-mama" ve "baba".  Meme ve mamayı yemek için kullanıyor. Babayı bazen baba anlamında bazen ise sırf konuşmuş olmak için söylüyor. Baba derken o kadar tatlı söylüyor ki babası olmasam da babacım diye içime çekmek istiyorum.


Yaz! Yaz! Yaz!

Bu yaza da diğer yazlarımız gibi heyecanla başladık. Heyecanın yanısıra bir sürü de plan yaptık. Yazın ilk günü Meryem beni sabah erkenden kaldırdı. Elime bir kağıt tutuşturdu ve yazın yapabileceğimiz aktivitelerin listesini yaptık. Aklımıza ne geliyorsa yazdık. Bilge uyanınca o da ekledi. Bol bol yüzme, oyun, gezilerin yanı sıra çilek toplama, bowling oynama, hayvanat bahçesi gezisi gibi çok özel aktiviteler de listemizde girdi. Listenin en alt kısmına her gün düzenli yapmamız gereken çalışma programını eklemeyi unutmadık.

Hızlı bir giriş yaparak hemen ertesi günü listeden aktivitelerimize başladık.

MSU bahçelerine gezi:



Bowling:



Çilek toplama:



Buz pateni:



Lake Lansing Cumaları:
:

Hayvanat bahçesi:


Havuz, piknikler derken yazımız dolu dolu geçiyor.

Ben yaz bitmeden biraz yoruldum açıkcası. Çocuklarla birşeyler yapmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşıyor ve bu dolu dolu geçen zamanlarımızı seviyorum ama bazen biraz nefes almaya ihtiyaç duymuyor değilim doğrusu. Öyle zamanlarda en kısa sürede evden kendimi dışarı atıyor ve bir kafeye gidiyorum. Bilgisayarımın başında sessiz sessiz kahvemi yudumlayıp ağır aksak biraz iş yapmaya çalışıyorum. Ancak asıl amacım aşağı inen enerjimi tekrar yukarılara çekmek.


Daha yaz uzun ama listemiz de çok uzun.  Yani biz bu yaza daha neler sığdırabiliriz neler...

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Elif Bir Yaşında!

Canım kızımın bugün doğum günü. Bundan tam bir yıl öncesi kızımı kucağıma almıştım. Bütün gece ana kız koyun koyuna uyumuştuk. Sonra yavaş yavaş birbirimizi tanımaya ve anlamaya başladık. İlk birkaç hafta geceleri bir on -onbeş dakika olan ağlama krizlerin haricinde hep kolay bir bebektin. Bir arada olunca keyfimize diyecek yoktu.

Canım kızım, gülen yüzüm, içimin aydınlığı iyi ki varsın!


O yüzüne yayılan kocaman gülümsemen ile iyi ki içimizi ısıtıyorsun. Azimli, sevecen, sosyal ve çok hareketlisin. Ayrıca çok da iyi bir gözlemcisin. Hangi eşya nasıl kullanıyor gözlemliyor ve hemen bizi taklit ediyorsun. Bulduğun taraklar ile saçını taramaya çalışıyor veya tokaları saçına takmak için uğraşıyorsun.

Yemek ve uyuma konusunda bize hemen hemen hiç problem çıkartmadın. Genel olarak yemek yemeyi seviyorsun. Verdiğim yemekleri şöyle dilinin ucu ile bir tadıp tadını beğenirsen ağzını kocaman açıyorsun, yok beğenmezsen kaşığı elin ile itiyorsun. Eğer önüne koyduğumuz bir yemekse sanki bizimle dalga geçer gibi ben önüne koydukça sen yere atıyor ve bir de bana şımarık şımarık gülümsüyorsun. Üç gündür okula anne sütü yerine inek sütü gonderiyorum ve çok şükür şişeler hep boş geliyor. Hemencecik inek sütüne alıştın.

Uykuların da bir haftadır daha bir düzene girdi. Artık kendi odanda ve kendi yatağında yatıyorsun ve geceleri bir veya en fazla iki kere uyanıyor sonra çabucak uyuyorsun. Ben geceleri seninle ilgilenmeyi bıraktım. Baban ilgileniyor ve çok şükür bu geçiş beklediğimizden çok daha kolay oldu.

Yürüyor, koşuyor, tırmanıyor, ve oyunlara katılmaya çalışıyorsun. Bilge ile oyunlar oynuyorsunuz. Birbirinizi kovalayıp, aniden birbirinizin karşısına çıkmak en favori oyununuz. Bilge oyuncaklarla oynadığı zaman sen de onun yanında oyuncak kutusunu karıştırıp kendine göre oyuncak seçiyorsun. Minik tuşlu müzik aletini çok seviyorsun mesela. Yavaş yavaş arabalar ile oynamaya başladın. Elinle ittirerek araba sürmeye çalışıyorsun. Bir de topları çok seviyorsun. Kocaman topları büyük bir gurur ile taşıyorsun. Tam olarak atamasan da bir şekilde bırakıp tekrar almaya çalışıyorsun. Oyun parklarından seni zor çıkarıyorum. Salıncağa bayılıyorsun. Bıraksak saatlerce sallanabilirsin. Belli bir zaman sonra uyku uyanıklık arası biraz keyifle biraz uyku mayhoşluğu ile o salıncakta oturuşunu seyretmeye bayılıyorum.
Kaydıraktan kaymak, merdivenleri tırmanmak sonra oradaki çocukları izlemek hepsi de senin için ayrı bir keyif.

Geçen gün sana ait gelişim anketini doldururken içimden şükrettim. Herşey yolunda çok şükür diye. Kendisini seven, mutlu, ilgili istekli bir çocuksun, ne güzel! İsteklerini ve istemediklerini şimdiden bize çok güzel anlatıyorsun. Mesela uykun geldiğinde o kulak tırmalayacı şikayet eder sesin, kızdığın zaman ayaklarını yere vurup istemediğini belli edişin, mutlu olduğun zamanlarda kedi mırlamaların hepsini çok seviyorum.

Canım kızım senin gülüşünü,o başını alıp kendi kendine yürüyüp gitmelerini, sıcacık sarılmalarını, üzerini çıkardığımda kendi vücüduna dokunup bundan mutlu olmanı, biz bir şeye güldüğümüzde sanki ne dediğimiz anlyor gibi senin de kahkaha ile gülmeni, bir şey yediğimizde yavru kuşlar gibi yanımıza gelip ağzını açmanı, seni sen yapan bütün bu küçük ayrıntıları çok seviyorum.

Herşeyin farkında olarak dolu dolu yaşadığını görüyor ve bunun için çok seviniyorum.


Canım kızım iyi ki doğdun!

İyi ki doğmuşum diyorsun değil mi...



Ayrıca ne güzel ki hepimizin göz bebeğisin. Ablan da abin de seni hem çok seviyor, koruyor ve kolluyorlar hem de bir türlü paylaşamıyorlar.