Bilge ile Meryem karakter olarak farklı çocuklar. Bu farklılık evimize büyük zenginlik getirse de bazen bizim işimizi zorlaştırıyor. Meryem'de kullandığımız yöntemlerin Bilge'de işe yaramaması durumunda sil baştan yeni yöntemler belirlemek durumunda kalabiliyoruz. Sanırım anne-baba olmanın yenileyeci gücü de bunda gizli. Yoksa herşeyi otomatiğe bağlayabilirdi insan.
Bilge'nin birşey yapmasını istemeden önce Bilge'nin dünyasına girip onu anlamak gerekiyor önce. Hemen yapmasını bekleyemiyorsun. Hayır dediyse o hayır hayır demek oluyor. Sadece sebebini anlayıp o sebebi ortadan kaldırırsan o hayır evete dönüşüyor. İşte burada meryem ile ayrılıyorlar. Meryem birşeyi istemese de biz ondan rica ettiğimizde gerek bizi sevdiği için gerekse bize güvendiği için bizi hiç bir zaman çok zorlamadı. Özellikle yeni birşeyler öğrenme konusunda bu işimizi çok kolaylaştırdı. Meryem yüzme dersi zamanı ilk başlarda sudan korktu, zorlandı ama şu anda yüzme işini hemen hemen tamamen halletti. Veya buz pateni. İlk derse girmek istemedi. Ona "paten üzerinde durmayı öğrenmen gerekiyor. Dersin olduğu sınıftan çıkamazsın. Bu iş orada öğrenilecek dedik" ve öğrendi.
Bilge'de durum farklı. Bilge için daha geniş zamanlara ve onu ikna edecek sebeplere ihtiyacımız var. Bu durum dar zamanlarda krizlerin doğmasına sebep olabiliyor. Bu hafta yüzme dersinde olduğu gibi. Bilge'nin bu dönemki yüzme öğretmeni can yeleği taktırmıyor. Aslına bu yüzmeyi daha çabuk öğrenmelerini sağlayacak bir durum. Ancak Bilge kendini rahat hissetmiyor. Yüzme yeleği olmadan derse katılmayacağım dedi ve katılmadı. Önce ikna etmeye çalıştık olmadı. Sonra tehdit ettik ona en sevdiği kertenkele gözlü yüzme gözlüklerini bir daha vermeyeceğimizi, bir daha havuza getirmeyeceğimizi söyledik o da olmadı. Gitti, arabada oturdu ama havuza girmedi. Şimdi bizim söylediğimizin arkasında durmamız gerekiyor. Bu haftasonu Meryem'i huvuza götürüp Bilge'yi götürmemeye karar verdik. Ne kaçırdığını görür ve belki derslere katılmaya karar verir. Bu da işe yaramazsa yüzme derslerini bir süreliğine bırakmamız gerekecek maalesef.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
23 Eylül 2015 Çarşamba
Deli Deli Kulakları Küpeli
Bunda yaklaşık bir ay önce Meryem ve Elif ile dondurma yemek için dışarı çıktık. En yakın dondurmacı bizim evin sokağının köşesinde. Çocuklarla yürüme süresi yaklaşık olarak 20 dakika. Meryem scooterını aldı. Ben Elif'i çocuk arabasına koydum yola çıktık. Yolda hem yaz hem ilkbahar hem sonbaharı yaşadık desem yeridir. Önce güneşli bir hava ve ılık bir rüzgar vardı. Sanki ilkbahardan bir gün yaşıyor gibiydik. Bir süre sonra yürümenin de etkisi ile güneşi daha kuvvetli hisseder olduk. Çok geçmeden güneş kayboldu ve sert bir rüzgar esmeye başladı ve ardından yağmur. Biz hızlı adımlarla dondurmacıya ulaşmaya çalışırken yolda soğuğun da verdiği moral bozukluğu ile canımızın dondurma yemek istemediğini farkettik. Dondurmacının hemen ilerisindeki otobüs durağında durup otobüs ile alışveriş merkezine gitmeye karar verdik. Bir on beş dakika kadar bekledikten sonra otobüs geldi. Alışveriş merkezine gelmiştik bile.
Oradayken Sinem aradı ve Meridian Mall bir anda herkes için buluşma noktası oldu. Mehtap ve Sinem de çocukları alıp geleceklerdi ama onların gelmesine biraz daha zaman vardı. Biz bu arada ne yapalım derken aklıma ne zamandır Meryem'in küpe takmak istediği geldi. Hemen oradaki takı satan yere gittik. Kulak deldiklerini daha önce duymuştum. Meryem için minik altından top küpeler seçtik. Meryem koltuğa oturdu ve iki görevli kadın kaşla göz arasına Meryem'in kulaklarını uyuşturmaya bile gerek duymadan bir anda deldiler. Meryem'in gözlerinden canının yandığını anladım. Bir anda beklediğinin üzerinde bir acı ile karşılaşmıştı ve bu onu biraz korkutmuştu. Ama kızım her zamanki gibi çok cesurdu. Bana sadece neden bu kadar acıdığını sordu. Benim çok verecek bir cevabım yoktu. Acıması normal diyebildim sadece. Sonuçta işlem tamamlanmıştı.
Aynı küpelerin en az altı hafta kadar kulağında olması gerektiğini söylediler. Meryem ilk başta küpelerinin olmasına alışamadı. Bir de tabii havuza çok girip çıkıyordu ve küpelerinin havuza düşmesinden endişeleniyordu. Neyse ki küpelerimizi kaybetmedik. Bize verilen kulak temizleme sıvısı ile düzenli olarak kulaklarını temizlediği için kulaklarında herhangi bir enfeksiyon da oluşmadı. Ve artık küpelerinin varlığından bile haberdar değil. Sanki artık onun bir parçası oldu. Ve bence çok da yakıştılar...
Oradayken Sinem aradı ve Meridian Mall bir anda herkes için buluşma noktası oldu. Mehtap ve Sinem de çocukları alıp geleceklerdi ama onların gelmesine biraz daha zaman vardı. Biz bu arada ne yapalım derken aklıma ne zamandır Meryem'in küpe takmak istediği geldi. Hemen oradaki takı satan yere gittik. Kulak deldiklerini daha önce duymuştum. Meryem için minik altından top küpeler seçtik. Meryem koltuğa oturdu ve iki görevli kadın kaşla göz arasına Meryem'in kulaklarını uyuşturmaya bile gerek duymadan bir anda deldiler. Meryem'in gözlerinden canının yandığını anladım. Bir anda beklediğinin üzerinde bir acı ile karşılaşmıştı ve bu onu biraz korkutmuştu. Ama kızım her zamanki gibi çok cesurdu. Bana sadece neden bu kadar acıdığını sordu. Benim çok verecek bir cevabım yoktu. Acıması normal diyebildim sadece. Sonuçta işlem tamamlanmıştı.
Aynı küpelerin en az altı hafta kadar kulağında olması gerektiğini söylediler. Meryem ilk başta küpelerinin olmasına alışamadı. Bir de tabii havuza çok girip çıkıyordu ve küpelerinin havuza düşmesinden endişeleniyordu. Neyse ki küpelerimizi kaybetmedik. Bize verilen kulak temizleme sıvısı ile düzenli olarak kulaklarını temizlediği için kulaklarında herhangi bir enfeksiyon da oluşmadı. Ve artık küpelerinin varlığından bile haberdar değil. Sanki artık onun bir parçası oldu. Ve bence çok da yakıştılar...
Elif'in Kreş Günleri
Bu hafta Pazartesi'den itibaren Elif'i kreşe götürmeye başladık. Bir bebek olarak aslına bakarsak en eğlenceli zamanları başlıyor ancak en azından hafta içinde işlerimizi bitirebileceğimiz zamanlarımız bize kalsın istediğimiz için kreş bizim için bir nevi zorunlu bir seçenekti. Bu zamana kadar babaannemiz bize bu konuda yardımcı oluyordu ama onun gitme zamanı yaklaştı ve biz kreşte Elif için açılan yeri kaybetmemek için şimdiden başlamaya karar verdik.
Elif'in odası Seafoam Room. Ona verdikleri renk eflatun. Elif'e ait dolapta, buzdolabındakı bölmede her yerde eflatun rengi var. Öğretmeleri Miss Stacy ve Miss Caitlyn adında iki genç bayan. Sınıfta Elif harininde 4 tane daha bebek var. Onların kim olduklarını daha henüz öğrenemedim. Elif büyüdükçe ve onlarla iletişime geçtikçe onlarla da tanışırız.
Kreşe başlamanın yanında şu son birkaç hafa içerisinde Elif ile ilgili bir sürü gelişme oldu. Artık kahkahalar atarak gülüyoruz, yattığımız yerde dönüyoruz ve uzatılan birşeyleri almaya çalışıyoruz. Ellerinin kontrolünü her geçen gün arttırıyor ve etrafı ile sürekli bir iletişim içerisinde. Sürekli gülücükler saçıyor ve çeşitli sesler çıkararak konuşma hazırlıkları yapıyor.
Evde Elif'in üçüncü çocuk olmasının keyfini sürüyoruz. Elif'in etrafında Meryem ve Bilge varken onları seyretmekten pek canı sıkılmıyor. Bize ise onu oyalamak için çok iş düşmüyor. Ancak ilgiyi çok seviyoruz. Sürekli bir konuşma istiyor. Biraz çenesi düşük mü olacak ne? Ve tabii dışarıda gezmeye bayılıyor. Üç günlükten itibaren sokaklarda olduğundan mıdır nedir dışarıda gezerken hiç sesini çıkarmıyor.
Kreşte en büyük problemimiz uyku. Evde geceleri benim yanımda gündüzleri ise sürekli kucaklarda uyuduğu için kreşte uyku problem oluyor. Yatağına koyar koymaz hemen uyanıyormuş. Öğretmenleri zamanla alışır diyorlar umarım dedikleri gibi olur. Biberonlarda ise sütünü bitirmediği zamanlar döküyorlar. Bu durum tabii en çok benim canımı sıkıyor. O süt öyle kolay gelmiyor o şişeye. Ama kurallar böyle ve maalesef yapacak bir şey olmuyor. Bakalım kreş Elif'e neler katacak?Umarım kızımı ilerilere taşır ve güzel anılar biriktirmesine vesile olur.
Elif'in odası Seafoam Room. Ona verdikleri renk eflatun. Elif'e ait dolapta, buzdolabındakı bölmede her yerde eflatun rengi var. Öğretmeleri Miss Stacy ve Miss Caitlyn adında iki genç bayan. Sınıfta Elif harininde 4 tane daha bebek var. Onların kim olduklarını daha henüz öğrenemedim. Elif büyüdükçe ve onlarla iletişime geçtikçe onlarla da tanışırız.
Kreşe başlamanın yanında şu son birkaç hafa içerisinde Elif ile ilgili bir sürü gelişme oldu. Artık kahkahalar atarak gülüyoruz, yattığımız yerde dönüyoruz ve uzatılan birşeyleri almaya çalışıyoruz. Ellerinin kontrolünü her geçen gün arttırıyor ve etrafı ile sürekli bir iletişim içerisinde. Sürekli gülücükler saçıyor ve çeşitli sesler çıkararak konuşma hazırlıkları yapıyor.
Evde Elif'in üçüncü çocuk olmasının keyfini sürüyoruz. Elif'in etrafında Meryem ve Bilge varken onları seyretmekten pek canı sıkılmıyor. Bize ise onu oyalamak için çok iş düşmüyor. Ancak ilgiyi çok seviyoruz. Sürekli bir konuşma istiyor. Biraz çenesi düşük mü olacak ne? Ve tabii dışarıda gezmeye bayılıyor. Üç günlükten itibaren sokaklarda olduğundan mıdır nedir dışarıda gezerken hiç sesini çıkarmıyor.
Kreşte en büyük problemimiz uyku. Evde geceleri benim yanımda gündüzleri ise sürekli kucaklarda uyuduğu için kreşte uyku problem oluyor. Yatağına koyar koymaz hemen uyanıyormuş. Öğretmenleri zamanla alışır diyorlar umarım dedikleri gibi olur. Biberonlarda ise sütünü bitirmediği zamanlar döküyorlar. Bu durum tabii en çok benim canımı sıkıyor. O süt öyle kolay gelmiyor o şişeye. Ama kurallar böyle ve maalesef yapacak bir şey olmuyor. Bakalım kreş Elif'e neler katacak?Umarım kızımı ilerilere taşır ve güzel anılar biriktirmesine vesile olur.
8 Eylül 2015 Salı
Okulun Ilk Günü
Koca bir yazı geride bıraktık ve bugün ilköğretim okulları için ilk gün. Meryem birinci sınıfa başlıyor. Bizim hayatımız Meryem'in okul saatleri çereçevesinde şekillenecek artık.
Meryem okul için biraz endişeliydi. Sonuçta yeni bir sınıf, yeni arkadaşlar ve yeni bir öğretmeni olacaktı. Ayrıca yaz boyunca istediğimiz düzeyde çalışma yapamamıştık. Yazması ve okuması konusunda çok bir ilerleme kaydedemedik. Bu durum onu endişelendiriyordu. Dün öğleden sonra geçtiğimiz seneden eve gelen çalışma kağıtlarını gözden geçirip, saklamak istediklerimi bir kutuya koyduk. Dosyasını boşaltıp bu sene için hazırladık. Okul için bir kalem kutusu hazırladık. Sonrasında markete gidip Meryem'in öğle yemeği ve ara öğün atıştırmaları için seveceği ama sağlıklı olan yiyecekler aldık. Meryem yatmadan önce okulda giyeceği kıyafetleri hazırladı ve yatağına gitti. Sabah saat 7'de ayaktaydı. Okulun ilk günü olduğu için hafif bir heyecanı vardı. Okula otobüsle gitmek istemediğini söyledi. Ben ona okula otobüsle gitmesinin özellikle ilk günlerde çok önemli olduğunu söyledim. Otobüs şoförlerinin onu tanıması, yeni arkadaşlar edinmesi ve günlük akışın bir rutine binmesi açısından bu ilk zamanlarda sürekli olarak otobüsü kullanacağımızı söyledim.
Beslenmesi için babaannesinin hazırladığı katmerlerden istedi. Bu katmerler bizim evde pek bir popüler oldu. Benim de bu konuda biraz pratik yapıp, katmer hazırlamasını öğrenmem gerekecek sanırım. Katmerin yanına üzüm ve peynir koyduk. Meryem çıkmaya hazırdı. Bilge bütün ilginin Meryem'de olmasından biraz rahatsız olmuştu. Bunu kelimelere dökemiyordu ama huzursuzluğu çok belliydi. Olmadık sebeplerle problemler çıkarmaya başladı. Önce okul için koyduğum battaniyesini beğenmediğini söyledi, sonra ayakkabısını giymek istemedi. Neyse ki sonunda çıkabildik. İlk günden olmaması gerekirdi ama biz yine ucu ucuna otobüsü yakaladık. Meryem'i otobüse bindirdikten sonra arabaya döndüm baktım Bilge arabada ağlamış, babası ile arabadan iniyor. Meryem'e o da el sallamak istiyor. Tekrar dönüp otobüsün yanına gittik. Otobüs şoförü ne yaptığımızı anlamaya çalışıyordu. Bilge'nin de bimek isteyip istemediğini sordu. Sadece el sallamak için geri döndüğümüzü söyledik. Bütün aile (Elif hariç) Meryem'i uğurlayıp arabamıza bindik.
Arabada bize Bilge bir dahaki sefere önce onu bırakmamız gerektiğini tembihliyordu. Okuluna gecikmek istemiyormuş. Ayrıca ona el sallamayı unutmamamız gerekiyormuş. Oğlum sonunda bir şekilde Meryem'e olan ilgi ve ihtimamdan rahatsızlığını kelimelere dökebilmişti.
Okullar başladı ve bizim hayatımız tekrar bir rutine bindi. Bu durumdan açıkcası hiç şikayetçi değilim.
Yeni okul yılın umarım çok güzel geçer canım kızım.
Hepimiz için güzel bir sene olması dileğiyle...
Meryem okul için biraz endişeliydi. Sonuçta yeni bir sınıf, yeni arkadaşlar ve yeni bir öğretmeni olacaktı. Ayrıca yaz boyunca istediğimiz düzeyde çalışma yapamamıştık. Yazması ve okuması konusunda çok bir ilerleme kaydedemedik. Bu durum onu endişelendiriyordu. Dün öğleden sonra geçtiğimiz seneden eve gelen çalışma kağıtlarını gözden geçirip, saklamak istediklerimi bir kutuya koyduk. Dosyasını boşaltıp bu sene için hazırladık. Okul için bir kalem kutusu hazırladık. Sonrasında markete gidip Meryem'in öğle yemeği ve ara öğün atıştırmaları için seveceği ama sağlıklı olan yiyecekler aldık. Meryem yatmadan önce okulda giyeceği kıyafetleri hazırladı ve yatağına gitti. Sabah saat 7'de ayaktaydı. Okulun ilk günü olduğu için hafif bir heyecanı vardı. Okula otobüsle gitmek istemediğini söyledi. Ben ona okula otobüsle gitmesinin özellikle ilk günlerde çok önemli olduğunu söyledim. Otobüs şoförlerinin onu tanıması, yeni arkadaşlar edinmesi ve günlük akışın bir rutine binmesi açısından bu ilk zamanlarda sürekli olarak otobüsü kullanacağımızı söyledim.
Beslenmesi için babaannesinin hazırladığı katmerlerden istedi. Bu katmerler bizim evde pek bir popüler oldu. Benim de bu konuda biraz pratik yapıp, katmer hazırlamasını öğrenmem gerekecek sanırım. Katmerin yanına üzüm ve peynir koyduk. Meryem çıkmaya hazırdı. Bilge bütün ilginin Meryem'de olmasından biraz rahatsız olmuştu. Bunu kelimelere dökemiyordu ama huzursuzluğu çok belliydi. Olmadık sebeplerle problemler çıkarmaya başladı. Önce okul için koyduğum battaniyesini beğenmediğini söyledi, sonra ayakkabısını giymek istemedi. Neyse ki sonunda çıkabildik. İlk günden olmaması gerekirdi ama biz yine ucu ucuna otobüsü yakaladık. Meryem'i otobüse bindirdikten sonra arabaya döndüm baktım Bilge arabada ağlamış, babası ile arabadan iniyor. Meryem'e o da el sallamak istiyor. Tekrar dönüp otobüsün yanına gittik. Otobüs şoförü ne yaptığımızı anlamaya çalışıyordu. Bilge'nin de bimek isteyip istemediğini sordu. Sadece el sallamak için geri döndüğümüzü söyledik. Bütün aile (Elif hariç) Meryem'i uğurlayıp arabamıza bindik.
Arabada bize Bilge bir dahaki sefere önce onu bırakmamız gerektiğini tembihliyordu. Okuluna gecikmek istemiyormuş. Ayrıca ona el sallamayı unutmamamız gerekiyormuş. Oğlum sonunda bir şekilde Meryem'e olan ilgi ve ihtimamdan rahatsızlığını kelimelere dökebilmişti.
Okullar başladı ve bizim hayatımız tekrar bir rutine bindi. Bu durumdan açıkcası hiç şikayetçi değilim.
Yeni okul yılın umarım çok güzel geçer canım kızım.
Hepimiz için güzel bir sene olması dileğiyle...
18 Ağustos 2015 Salı
Üç Çocukla Gezmeler
Yaz bizim bol bol gezdiğimiz zamanlar. Çocuklar dışarıda olmaktan mutlu. Ben dışarıda onlarla olmaktan mutlu, zaman hızla geçiyor. Geçtiğimiz Cumartesi MSU karnaval yerine gittik. Her türlü aktivite mevcut. Herkes başka birşey yapmak istiyor. Ne yapılır böyle bir durumda? Bir ihtimal sıra ile herkesin isteği yerine getirilir. Bir diğer ihtimal de etraftaki potansiyel bakıcılar devreye sokulur. Nitekim ben de öyle yaptım. Bilge zıplama yerinde oynamak istiyor, Meryem kınadan dövme yaptırtmak istiyor. Dövme masasında çok sıra var. Meryem'e eğer dövme istiyorsa sırada tek başına beklemesi gerektiğini söyledim. Bilge'yi zıplama yerine götürdüm. Orada da epey bir sıra var. Baktım Ela da orada oynamak istiyor. Ela'dan Bilge'nin yanından ayrılmamasını rica ettim. Sinem bize yiyecek almaya gitti. Ben'de Elif ile yere serdiğimiz battaniyede bir yandan çocuklarımı uzaktan gözetledim bir yandan da minik kızımla açık havada ve çimlerin üzerinde olmanın tadını çıkardım. Bir süre sonra çocukları kontrole gittiğimde, Meryem çoktan kendine geçici bir aile bulmuştu. Daha doğrusu Meryem'in önündeki grup onu sahiplenmiş, içlerine almıştı bile. Yani kızım sırada yalnız değildi. Bilge ise halinden memnun Ela ile zıplama oyuncaklarından birinden inip diğerine gidiyordu. Bir süre sonra Sinem elinde yemeklerle geldi. Çok geçmeden herkes yeniden bir aradaydı.
Ertesi gün ise havuz başındaydık. Havuza girmeden Bilge ve Meryem'in kendi başlarının çaresine bakabilecekleri durumda olmalarından emin olmam gerekiyordu. Su gözlükleri, Bilge için can yeleği ve havlularımız. Herşey tamamdı, havuza girmeye hazırdık. Ben Elif ile suya alıştırma çalışmaları yaparken, Bilge ile Meryem suda keyifle oynuyorlardı. Havuz sonrası duşlarını artık kendileri alabilecek kadar büyümüşlerdi. Yanımızda Elif olunca galiba çocuklar da daha anlayışlı oluyor. Sadece ikisinin olduğu andan daha az zahmetli bir şekilde havuza girdik, duşumuzu aldık ve dışarı çıktık.
İki çocuktan üç çocuğa geçince insan mecburen çocuk bakımı konusunda biraz daha yaratıcı oluyor. Etraftaki yardımlara daha açık oluyorsun, elindeki imkanları en etkili şekilde değerlendirmeye çalışıyorsun. Biz etrafımızda bize yardıma hazır arkadaşlarımız olduğu için şanslıyız ama kimse olmadığı durumlarda da başımızın çaresine bakabiliyoruz. Mesela bir çocuk arabası üç çocuk arabasına dönüşebiliyor. Meryem arabanın içine oturup Elif'i kucağına alıyor, Bilge ise arabanın tepesine oturuyor. Böylelikle tüm çocuklar gözümün önünde ve benim kontrolimde hareket ediyor. Ayrıca böyle olduğunda çok daha hızlı hareket ediyoruz.
Ne kadar yorulsak da böyle hepimizin bir arada olduğu günleri çok seviyorum.
Ertesi gün ise havuz başındaydık. Havuza girmeden Bilge ve Meryem'in kendi başlarının çaresine bakabilecekleri durumda olmalarından emin olmam gerekiyordu. Su gözlükleri, Bilge için can yeleği ve havlularımız. Herşey tamamdı, havuza girmeye hazırdık. Ben Elif ile suya alıştırma çalışmaları yaparken, Bilge ile Meryem suda keyifle oynuyorlardı. Havuz sonrası duşlarını artık kendileri alabilecek kadar büyümüşlerdi. Yanımızda Elif olunca galiba çocuklar da daha anlayışlı oluyor. Sadece ikisinin olduğu andan daha az zahmetli bir şekilde havuza girdik, duşumuzu aldık ve dışarı çıktık.
İki çocuktan üç çocuğa geçince insan mecburen çocuk bakımı konusunda biraz daha yaratıcı oluyor. Etraftaki yardımlara daha açık oluyorsun, elindeki imkanları en etkili şekilde değerlendirmeye çalışıyorsun. Biz etrafımızda bize yardıma hazır arkadaşlarımız olduğu için şanslıyız ama kimse olmadığı durumlarda da başımızın çaresine bakabiliyoruz. Mesela bir çocuk arabası üç çocuk arabasına dönüşebiliyor. Meryem arabanın içine oturup Elif'i kucağına alıyor, Bilge ise arabanın tepesine oturuyor. Böylelikle tüm çocuklar gözümün önünde ve benim kontrolimde hareket ediyor. Ayrıca böyle olduğunda çok daha hızlı hareket ediyoruz.
Ne kadar yorulsak da böyle hepimizin bir arada olduğu günleri çok seviyorum.
Yanlışlıkla...
Bugünlerde Bilge'nin ağzına doladığı bir kelime bu. Önceleri masada birşeyler döküldüğünde kullanıyordu ve gerçekten de öyle oluyordu. Bardak devrildi ve su döküldü.
Bilge: Anne yanlışkla oldu.
Ben:Tamam oğlum, bir daha dikkat et, dökülmesin.
Bilge: Tamam anne.
Elinde uzun bir değnek, Meryem ağlıyor.
Bilge: Anne yanlışlıkla oldu.
Ben: Tamam oğlum olabilir, ama çok daha dikkatli olmalısın. Meryem'e zarar veriyorsun.
Meryem bağıra bağıra ağlıyor, Bilge ısırmış. Bilge yanıma geliyor, bütün masumiyetini takınmış bir halde bana yanlışlıkla oldu diyor.
Kahvemin hepsini ben yokken içmiş bitirmiş ben neden yaptın diye kızınca bana yanlışlıkla diyor.
Ama yeter oğlum bu kadar da "yanlışlıkla" olmaz.
Çocuklar her zaman yaptıkları yanlışların içinden nasıl sıyrılabilceklerini çok çabuk farkediyorlar ve nitekim Bilge'de de öyle oldu ve bu "yanlışlıkla" sözü herşeyin açıklaması olmaya başladı. Buna bir dur demenin zamanı geldi.
Bilge: Anne yanlışkla oldu.
Ben:Tamam oğlum, bir daha dikkat et, dökülmesin.
Bilge: Tamam anne.
Elinde uzun bir değnek, Meryem ağlıyor.
Bilge: Anne yanlışlıkla oldu.
Ben: Tamam oğlum olabilir, ama çok daha dikkatli olmalısın. Meryem'e zarar veriyorsun.
Meryem bağıra bağıra ağlıyor, Bilge ısırmış. Bilge yanıma geliyor, bütün masumiyetini takınmış bir halde bana yanlışlıkla oldu diyor.
Kahvemin hepsini ben yokken içmiş bitirmiş ben neden yaptın diye kızınca bana yanlışlıkla diyor.
Ama yeter oğlum bu kadar da "yanlışlıkla" olmaz.
Çocuklar her zaman yaptıkları yanlışların içinden nasıl sıyrılabilceklerini çok çabuk farkediyorlar ve nitekim Bilge'de de öyle oldu ve bu "yanlışlıkla" sözü herşeyin açıklaması olmaya başladı. Buna bir dur demenin zamanı geldi.
12 Ağustos 2015 Çarşamba
Hayatın Akışında Kaybolan Ayrıntılar
Elif doğalı 11 hafta oldu, kızımız haftaya 3 aylık olacak ve Elif'i kucağıma alığım gün sanki dün gibi. Arada neler yaşandı, Elif nasıl değişiyor, Meryem ve Bilge bu arada neler yapıyor akan günle birlikte kaybolan ayrıntılar arasında kaldılar. Farkında olmadan geçen günlerin içinde kaybolduk sanki. Avuçlarımızın arasından akıp giden zamana tamamen göz kapamadan yıllar yıllar sonra hafızalarımızda hala taze kalmasını istediğim birkaç ayrıntıyı buraya not etmek istiyorum.
Koku ve Ses
Meryem: Anne ben sesleri kafamda duyabiliyorum ama kokuları duyamıyorum neden?
Ben: Sonradan hatırlamak mı istiyorsun?
Meryem: evet, senin sesini sen olmasan da içimden duyabiliyorum ama kokunu duymak istiyorum ama olmuyor.
Kızım ben de isterdim kokularıda saklayabilmeyi. Keşke bir yolu olsaydı. Sevdiğimiz birisini çok özlediğimizde keşke içimizi çektiğimiz an burnumuzda kokusunu canlandırabilseydik ama maalesef bu mümkün olmuyor. Ve biliyorum ki böyle birşey olsaydı en çok sen mutlu olurdun. Çünkü her koku senin için özel. Ama en çok anne kokusu. Sihirli bir gücüm olsa o sıkça söylediğin anne kokusunu alır bir kutuya hapseder sana hediye ederdim. Sen her ihtiyaç duyduğunda koklayabil diye.
Happy Face
Bilge'nin yaramazlığı tavan yapmış durumda. Düz duvara tırmanacak neredeyse dedikleri Bilge için tam yerinde bir söz. Neredeyse değil gerçekten düz duvara tırmanmaya kalkıyor. Geçen gün okul gezileri sırasında öğretmeni anlatıyor Bilge önüne çıkan herşeye tırmanmaya çalıştı diye. Ee bu kadar yaramazlık olunca bizim de sabır sınırlarımızı zorluyor. Sesimi son zamanlarda pek bir yükseltir oldum. Bilge ise bu durumdan hoşnut değil. Anne diyor bana "happy face" ol. O kadar yaramazlıktan sonra bir de karşılığında kocaman bir gülümseme istiyor. Bu "happy face"i gerçekten istiyor ama. Kızgın suratımı görmekten mutlu olmuyor. Bense çok çabuk yumuşuyorum ve doğal olarak benim kızmalarım bir sonuca ulaşmıyor.
Son zamanlarda happy face yeterli olmuyor bir de bana "nice" ol diye uyarıda bulunuyor. Bilge git üzerini giy diye kızarak söylediğim zaman üzgün bir şekilde anne bana nice ol diyor. Ben yine biraz kızgın Bilgecim lütfen üzerini giyer misin diye isteğimi yeniliyorum.
Bilge'nin bu huyunu çok seviyorum. Hayatının vazgeçilmezlerini bana net bir şekilde anlatıyor.
Hep Bebek Kalmak
Geçen gün bir konuşmamız sırasında çocuklara hep bebek mi kalmak istiyorsun diye sordum. Meryem'den beklemediğim birşekilde bana evet cevabını verdi.
Nedeni ise bebek olunca istediğin kadar ağlayabiliyorsun ve hiç kimse sana kızmıyor.
ve Elif
Kocaman bir gülümseme, ilk aguların ile hayatımızı renlendiriyorsun. Bebek olarak en usluları sensin. Meryem ve Bilge'nin gürültüsü arasında bazen seni unutuyoruz gibime geliyor. ama sen onca gürültünün arasında mışıl mışıl uyumaya devam ediyorsun. Yani bu durumdan pek bir şikayetin yok gibi.
Koku ve Ses
Meryem: Anne ben sesleri kafamda duyabiliyorum ama kokuları duyamıyorum neden?
Ben: Sonradan hatırlamak mı istiyorsun?
Meryem: evet, senin sesini sen olmasan da içimden duyabiliyorum ama kokunu duymak istiyorum ama olmuyor.
Kızım ben de isterdim kokularıda saklayabilmeyi. Keşke bir yolu olsaydı. Sevdiğimiz birisini çok özlediğimizde keşke içimizi çektiğimiz an burnumuzda kokusunu canlandırabilseydik ama maalesef bu mümkün olmuyor. Ve biliyorum ki böyle birşey olsaydı en çok sen mutlu olurdun. Çünkü her koku senin için özel. Ama en çok anne kokusu. Sihirli bir gücüm olsa o sıkça söylediğin anne kokusunu alır bir kutuya hapseder sana hediye ederdim. Sen her ihtiyaç duyduğunda koklayabil diye.
Happy Face
Bilge'nin yaramazlığı tavan yapmış durumda. Düz duvara tırmanacak neredeyse dedikleri Bilge için tam yerinde bir söz. Neredeyse değil gerçekten düz duvara tırmanmaya kalkıyor. Geçen gün okul gezileri sırasında öğretmeni anlatıyor Bilge önüne çıkan herşeye tırmanmaya çalıştı diye. Ee bu kadar yaramazlık olunca bizim de sabır sınırlarımızı zorluyor. Sesimi son zamanlarda pek bir yükseltir oldum. Bilge ise bu durumdan hoşnut değil. Anne diyor bana "happy face" ol. O kadar yaramazlıktan sonra bir de karşılığında kocaman bir gülümseme istiyor. Bu "happy face"i gerçekten istiyor ama. Kızgın suratımı görmekten mutlu olmuyor. Bense çok çabuk yumuşuyorum ve doğal olarak benim kızmalarım bir sonuca ulaşmıyor.
Son zamanlarda happy face yeterli olmuyor bir de bana "nice" ol diye uyarıda bulunuyor. Bilge git üzerini giy diye kızarak söylediğim zaman üzgün bir şekilde anne bana nice ol diyor. Ben yine biraz kızgın Bilgecim lütfen üzerini giyer misin diye isteğimi yeniliyorum.
Bilge'nin bu huyunu çok seviyorum. Hayatının vazgeçilmezlerini bana net bir şekilde anlatıyor.
Hep Bebek Kalmak
Geçen gün bir konuşmamız sırasında çocuklara hep bebek mi kalmak istiyorsun diye sordum. Meryem'den beklemediğim birşekilde bana evet cevabını verdi.
Nedeni ise bebek olunca istediğin kadar ağlayabiliyorsun ve hiç kimse sana kızmıyor.
ve Elif
Kocaman bir gülümseme, ilk aguların ile hayatımızı renlendiriyorsun. Bebek olarak en usluları sensin. Meryem ve Bilge'nin gürültüsü arasında bazen seni unutuyoruz gibime geliyor. ama sen onca gürültünün arasında mışıl mışıl uyumaya devam ediyorsun. Yani bu durumdan pek bir şikayetin yok gibi.
4 Haziran 2015 Perşembe
Aramıza Hoşgeldin Elif!
Küçük kızımız Elif geçen hafta Pazartesi (25 Mayıs 2015) günü öğleden sonra saat 1:27'de doğdu. Bilge ve Meryem ile karşılaştırdığımızda beklediğimizden çok daha büyük bir bebek olarak. 4 kilo 300 gram civarındaydı doğduğunda. Doğum anı zor bir an ve insan nedense her seferinde o zorluğu unutuyor. Sanırım bu unutma insana yeni bir doğum tecrübesi için cesaret veriyor. Doğum öncesi sancılar, sonra doğum anı ve Elif'i kucağıma attıkları anki şükür hissi, bütün bu duygular birbirine karışıyor ve ağlamak ile gülmek arasında karışık bir duygu yoğunluğu yaşıyor insan. İlk bakımını yaptıktan sonra kızımı emzirmek için kucağıma verdiler. O kokusu, sıcaklığı ve daha anne karnında mı dışarıda mı olmanın karışımı ile yarı açık yarı kapalı gözleri ile onu aldım, kucağıma bastırdım. Güçlü bir emme duygusuyla emmeye başladı. Bir süre sonra üzerime yaslandı ve kucağımda uykuya daldı. Dünyamıza hoşgeldin minik kızım!
Doğum anı ve sonrası o kadar ilginç ki insan o saşkınlık, rahatlama hissinin verdiği doygunlukla bütün yorgunluğunu, açlığını herşeyi unutuyor. Nitekim öyle de oldu. Kızım ve ben o gün ve gecesinde çok uyumadık. Ben onu alıp kucağıma sarıldım o ise nerede olduğunu anlayamanın şaşkınlığı ile sık sık uyandı, ara ara ağladı. Birbirimize alışmaya çalıştık.
Öğleden sonra saat 4 buçuk gibi Emre annemi ve çocukları almaya gitti. Odaya ilk giren Bilge oldu. Yüzünde bir şaşkınlık ifadesi vardı ama bir kırgınlık, kıskaçlık değildi. Kızıma da oğluma da sıkı sıkıya sarıldım. Onları ne kadar çok sevdiğimi daha fazla hissetsinler istedim. Bu aslında benim kendime de bir hatırlatmaydı. Küçücük bebeğin masumluğu ve sıcaklığına boğulup dünden daha az ihtiyaçları olmayan çocuklarımı bir an bir bile ihmal etmemem gerektiğini hatırlattım kendime.
Çocukların gelmesi ile hastane odasını bir cümbüş aldı. Meryem ile Bilge önce bebeği kim tutacak yarışına girdiler. Sıra ile kucaklarına verdik. Elif uyku uyanıklık arasındaydı. Biz fotoğraf çekerken Bilge Elif'in uyumasına karşı çok hassas bir tavırla bütün gayreti ile bizim susturmaya çalışıyordu. Onca gürültüye Bilge'nin "herkes sussun" uyarıları karışıyordu. Elif uyanıp ağlamaya başlayınca Bilge bize kızdı. Bebeği uyandırmıştık işte. Bir süre odada bulunan koltuğa oturup bebeği kucaklarında tuttular. Bilge Elif'i kucağına alır almaz twinkle twinkle söylemeye başladı. Tam bir büyük abi gibi davranıyordu.
Eve geldiğimiz birkaç gün yine telaş içinde geçti. Çocuklar bebekle ilgilenmek istiyorlar ama nasıl davranacaklarını tam bilemiyorlardı. Meryem bana sormadan kucağına alıyor, Bilge Elif'in başının üzerinde zıplıyor, oynuyordu. Evde iki küçük çocukla bir bebeğin varlığı sadece bir bebeğin varlığından çok daha zor olacaktı bu belliydi. Bir yandan Elif'i korumaya çalışıyor, bir yandan da çocukların kalplerini kırmamaya özen gösteriyordum. Ayrıca Elif'i çok korursam benden gizli bir şekilde onunla ilgilenmeye çalışıp ona daha çok zarar verme ihtimallerinden korkuyordum. Bütün bu kaygılarla çocuklara Elif ile ilgilenebilecekleri ama ona karşı çok hassas olmaları gerektiği mesajını vermeye çalışıyorduk.
İlerleyen günlerde Bilge'nin duyguları biraz daha karışıklaştı. Çünkü bu yeni gelen bebek anneyi tek başına ona bırakmıyordu. Geçtiğimiz Cumartesi akşamı tavan yaptı. Emre yoktu ve çocukları ben yatıracaktım. Ve aksilik Elif bir türlü uyumuyordu. Bilge ise bana sarılıp yatmayı özlemişti ve yanında Elif'in olmasını istemiyordu. Önce Elif ile birlikte Bilge'nin yanına yattık. Olmuyordu. Elif uyumuyordu, Bilge ise anneyi paylaşmak istemiyordu. Sonra ben kendi odamıza geçtim ve Elif'i uyutunca Bilge'nin yanına geleceğini söyledim. Aradan yarım saat geçmişti ama Elif hala kucağımdan inmemekte ısrarcı idi. Ben bu saate Bilge uyumuştur diye düşünürken Bilge'nin "anne, anne" diye odadan beni çağıran sesleri gelmeye başladı. Bir yandan Elif'i uyutmaya çalışıyor bir yandan da Bilge'ye sen uyu, ben Elif''i uyutunca yanına geleceğim telkinleri veriyordum. Böyle böyle saat 12'yi buldu. Bilge inatla uyumuyordu ve sabrı da git gide tükeniyordu. Sonunda yanıma geldi ve yattı. Bir tarafımda Elif bir tarafımda Bilge beraber uyumaya çalıştık. Ancak Bilge yine mutlu değildi. Tamamen ona dönmemi istiyordu. Hatta kendince Elif'e kızıyordu. Neymiş efendim o büyük memeyi almış ona küçüğünü bırakmış. Sanki bir fark varmış gibi. Bu tam komşunun tavuğu komşuya kaz görünür durumuydu. Allah'tan Elif çok geçmeden uykuya daldı. Ben Bilge'ye döndüm ve sarılarak uyumaya başladık. Daha sonraki günlerde Bilge'nin sebepsiz ağlama krizleri biraz daha arttı. Elif'i bırak anne diyordu. Benimle birebir vakit geçirmek istiyordu. Son birkaç gündür daha iyiyiz. Elif'in varlığı bizim onunla kaliteli vakit geçirmemize engel değil bunu yavaş anlamaya başlıyor sanırım.
Bütün bunlar olurken ben Meryem'in ilk Bilge doğduğu zamanlardaki tepkilerini düşünüyordum. Meryem hastaneye gelip Bilge'yi kucağımda görünce parmağını ağzına alıp, bana sokulup öylece durmuştu. Sonra bana "bunun annesi nerede" diye sordu. Soruşundan duyacağı cevabı duymak istemediği belli oluyordu. Annesi benim deyince eliyle bir karnımı yokladı. Gerçekten oradaki bebek dışarı çıkmış mıydı sanırım ondan emin olmak istiyordu. Ben Bilge'yi emzirirken usulca yanıma sokulur o da parmağını emerdi. Bazen gerçekten dayanamaz duruma gelirdi sanırım Bilge'yi memeden aniden çekip "yeter bu kadar, doydu!" der ve memeyi kapatırdı. Bir yanımda Meryem bir yanımda Bilge yatakta yatarken ben Bilge'ye doğru dönmek zorunda kalırdım kızım hiç sesini çıkarmadan arkadan bana sarılır öylece uyur kalırdı.
Meryem Elif ile ilgilenmek için çok hevesli. Okuldan eve gelir gelmez Elif'in yanına gidiyor, ona sarılıyor. onu kucağında taşımak istiyor. İlk günler o da benimle yatmak istiyordu ama Bilge'den farklı bir sebeple. Meryem Elif'in kokusunu duymak ve onu hissetmek istiyor. İlk birkaç gece Meryem'i ağlayarak yatağına göndermek zorunda kaldım. Elif'i özlerim diyerek ağlayarak yatağına gitti. Neyse ki akşamları Elif ile birlikte uyumasının doğru bir fikir olamadığını kabul etti. Gündüzleri okuldan geldiğinde Meryem'in Elif'in yanına uzanıp uyumasına izin veriyorum. İkisi de durumdan gayet memnun uyuyorlar. Nedense Elif Meryem'in yanında olmasından hiç rahatsız olmuyor.
Biz kızımla bu günlerin keyfini çıkarmaya çalışıyoruz. Elif'i kucağımda tutarken çok karışık duygularla sarılıyorum. Biz hep üç çocuklu bir aile olmak istedik. Tabii ki hayatın ne göstereceği hiç belli olmaz ama Elif bir başlangıç gibi bir son gibi de hissettiriyor. İnsan en fazla kendi çocuklarına yakın olabiliyor. Bebek kokusu, yumuşaklığı o kadar güzel ki onu doyasıya içime çekmek istiyorum. Her anının tadını çıkarmak ve içime kazımak istiyorum. Bebekler çok çabuk büyüyorlar. Meryem ve Bilge ne zaman doğdu, ne zaman bu kadar büyüdüler insan farkedemiyor. Farkında olmadan akıp geçen zamana karşı bir farkındalık kazanmak istiyorum. Biliyorum ki resimler var, videolar var ama yine de bütün bu kayıtlar o yaşanılan anın gerçekliğini saklamaya yetmiyor. Hafızalarımızda yer alan hatıralar ise genelde uçlarda yaşanılan duyguları barındırıyor. Elif'i kucağıma sıkı sıkıya bastırırken keşke kokuları ve dokunuşları da saklamak mümkün olsaydı diye geçiriyorum içimden. Bunun mümkünsüzlüğü yaşadığım ana daha da sıkı sıkıya sarılmama sebep oluyor.
İyi ki doğdun canım kızım. Aramıza hoşgeldin Elif!
Doğum anı ve sonrası o kadar ilginç ki insan o saşkınlık, rahatlama hissinin verdiği doygunlukla bütün yorgunluğunu, açlığını herşeyi unutuyor. Nitekim öyle de oldu. Kızım ve ben o gün ve gecesinde çok uyumadık. Ben onu alıp kucağıma sarıldım o ise nerede olduğunu anlayamanın şaşkınlığı ile sık sık uyandı, ara ara ağladı. Birbirimize alışmaya çalıştık.
Öğleden sonra saat 4 buçuk gibi Emre annemi ve çocukları almaya gitti. Odaya ilk giren Bilge oldu. Yüzünde bir şaşkınlık ifadesi vardı ama bir kırgınlık, kıskaçlık değildi. Kızıma da oğluma da sıkı sıkıya sarıldım. Onları ne kadar çok sevdiğimi daha fazla hissetsinler istedim. Bu aslında benim kendime de bir hatırlatmaydı. Küçücük bebeğin masumluğu ve sıcaklığına boğulup dünden daha az ihtiyaçları olmayan çocuklarımı bir an bir bile ihmal etmemem gerektiğini hatırlattım kendime.
Çocukların gelmesi ile hastane odasını bir cümbüş aldı. Meryem ile Bilge önce bebeği kim tutacak yarışına girdiler. Sıra ile kucaklarına verdik. Elif uyku uyanıklık arasındaydı. Biz fotoğraf çekerken Bilge Elif'in uyumasına karşı çok hassas bir tavırla bütün gayreti ile bizim susturmaya çalışıyordu. Onca gürültüye Bilge'nin "herkes sussun" uyarıları karışıyordu. Elif uyanıp ağlamaya başlayınca Bilge bize kızdı. Bebeği uyandırmıştık işte. Bir süre odada bulunan koltuğa oturup bebeği kucaklarında tuttular. Bilge Elif'i kucağına alır almaz twinkle twinkle söylemeye başladı. Tam bir büyük abi gibi davranıyordu.
Eve geldiğimiz birkaç gün yine telaş içinde geçti. Çocuklar bebekle ilgilenmek istiyorlar ama nasıl davranacaklarını tam bilemiyorlardı. Meryem bana sormadan kucağına alıyor, Bilge Elif'in başının üzerinde zıplıyor, oynuyordu. Evde iki küçük çocukla bir bebeğin varlığı sadece bir bebeğin varlığından çok daha zor olacaktı bu belliydi. Bir yandan Elif'i korumaya çalışıyor, bir yandan da çocukların kalplerini kırmamaya özen gösteriyordum. Ayrıca Elif'i çok korursam benden gizli bir şekilde onunla ilgilenmeye çalışıp ona daha çok zarar verme ihtimallerinden korkuyordum. Bütün bu kaygılarla çocuklara Elif ile ilgilenebilecekleri ama ona karşı çok hassas olmaları gerektiği mesajını vermeye çalışıyorduk.
İlerleyen günlerde Bilge'nin duyguları biraz daha karışıklaştı. Çünkü bu yeni gelen bebek anneyi tek başına ona bırakmıyordu. Geçtiğimiz Cumartesi akşamı tavan yaptı. Emre yoktu ve çocukları ben yatıracaktım. Ve aksilik Elif bir türlü uyumuyordu. Bilge ise bana sarılıp yatmayı özlemişti ve yanında Elif'in olmasını istemiyordu. Önce Elif ile birlikte Bilge'nin yanına yattık. Olmuyordu. Elif uyumuyordu, Bilge ise anneyi paylaşmak istemiyordu. Sonra ben kendi odamıza geçtim ve Elif'i uyutunca Bilge'nin yanına geleceğini söyledim. Aradan yarım saat geçmişti ama Elif hala kucağımdan inmemekte ısrarcı idi. Ben bu saate Bilge uyumuştur diye düşünürken Bilge'nin "anne, anne" diye odadan beni çağıran sesleri gelmeye başladı. Bir yandan Elif'i uyutmaya çalışıyor bir yandan da Bilge'ye sen uyu, ben Elif''i uyutunca yanına geleceğim telkinleri veriyordum. Böyle böyle saat 12'yi buldu. Bilge inatla uyumuyordu ve sabrı da git gide tükeniyordu. Sonunda yanıma geldi ve yattı. Bir tarafımda Elif bir tarafımda Bilge beraber uyumaya çalıştık. Ancak Bilge yine mutlu değildi. Tamamen ona dönmemi istiyordu. Hatta kendince Elif'e kızıyordu. Neymiş efendim o büyük memeyi almış ona küçüğünü bırakmış. Sanki bir fark varmış gibi. Bu tam komşunun tavuğu komşuya kaz görünür durumuydu. Allah'tan Elif çok geçmeden uykuya daldı. Ben Bilge'ye döndüm ve sarılarak uyumaya başladık. Daha sonraki günlerde Bilge'nin sebepsiz ağlama krizleri biraz daha arttı. Elif'i bırak anne diyordu. Benimle birebir vakit geçirmek istiyordu. Son birkaç gündür daha iyiyiz. Elif'in varlığı bizim onunla kaliteli vakit geçirmemize engel değil bunu yavaş anlamaya başlıyor sanırım.
Bütün bunlar olurken ben Meryem'in ilk Bilge doğduğu zamanlardaki tepkilerini düşünüyordum. Meryem hastaneye gelip Bilge'yi kucağımda görünce parmağını ağzına alıp, bana sokulup öylece durmuştu. Sonra bana "bunun annesi nerede" diye sordu. Soruşundan duyacağı cevabı duymak istemediği belli oluyordu. Annesi benim deyince eliyle bir karnımı yokladı. Gerçekten oradaki bebek dışarı çıkmış mıydı sanırım ondan emin olmak istiyordu. Ben Bilge'yi emzirirken usulca yanıma sokulur o da parmağını emerdi. Bazen gerçekten dayanamaz duruma gelirdi sanırım Bilge'yi memeden aniden çekip "yeter bu kadar, doydu!" der ve memeyi kapatırdı. Bir yanımda Meryem bir yanımda Bilge yatakta yatarken ben Bilge'ye doğru dönmek zorunda kalırdım kızım hiç sesini çıkarmadan arkadan bana sarılır öylece uyur kalırdı.
Meryem Elif ile ilgilenmek için çok hevesli. Okuldan eve gelir gelmez Elif'in yanına gidiyor, ona sarılıyor. onu kucağında taşımak istiyor. İlk günler o da benimle yatmak istiyordu ama Bilge'den farklı bir sebeple. Meryem Elif'in kokusunu duymak ve onu hissetmek istiyor. İlk birkaç gece Meryem'i ağlayarak yatağına göndermek zorunda kaldım. Elif'i özlerim diyerek ağlayarak yatağına gitti. Neyse ki akşamları Elif ile birlikte uyumasının doğru bir fikir olamadığını kabul etti. Gündüzleri okuldan geldiğinde Meryem'in Elif'in yanına uzanıp uyumasına izin veriyorum. İkisi de durumdan gayet memnun uyuyorlar. Nedense Elif Meryem'in yanında olmasından hiç rahatsız olmuyor.
Biz kızımla bu günlerin keyfini çıkarmaya çalışıyoruz. Elif'i kucağımda tutarken çok karışık duygularla sarılıyorum. Biz hep üç çocuklu bir aile olmak istedik. Tabii ki hayatın ne göstereceği hiç belli olmaz ama Elif bir başlangıç gibi bir son gibi de hissettiriyor. İnsan en fazla kendi çocuklarına yakın olabiliyor. Bebek kokusu, yumuşaklığı o kadar güzel ki onu doyasıya içime çekmek istiyorum. Her anının tadını çıkarmak ve içime kazımak istiyorum. Bebekler çok çabuk büyüyorlar. Meryem ve Bilge ne zaman doğdu, ne zaman bu kadar büyüdüler insan farkedemiyor. Farkında olmadan akıp geçen zamana karşı bir farkındalık kazanmak istiyorum. Biliyorum ki resimler var, videolar var ama yine de bütün bu kayıtlar o yaşanılan anın gerçekliğini saklamaya yetmiyor. Hafızalarımızda yer alan hatıralar ise genelde uçlarda yaşanılan duyguları barındırıyor. Elif'i kucağıma sıkı sıkıya bastırırken keşke kokuları ve dokunuşları da saklamak mümkün olsaydı diye geçiriyorum içimden. Bunun mümkünsüzlüğü yaşadığım ana daha da sıkı sıkıya sarılmama sebep oluyor.
İyi ki doğdun canım kızım. Aramıza hoşgeldin Elif!
15 Nisan 2015 Çarşamba
Meryem 6 Yaşında
Zaman ne kadar hızlı geçiyor. Göz açıp kapayıncaya kadar kızım 6 yaşına girdi. Bu 6 sene içerisinde ne kadar da çok şey değişti. Özellikle bu son sene Meryem'in gelişmesi açısından çok verimli oldu. Okula başladı, okumayı öğrendi, kendisine yeni arkadaşlar edindi, ne sevip ne sevmediğinin daha çok bilincine vardı ve hatta bizimle akıl yarıştırır oldu. Tabii bu zaman zarfında hala değişmeyen şeyler de var. Mesela hala bize sarılmayı çok seviyor, yanımızda yatmak istiyor, yemeklerde hala çok seçici ve parmağını emmeye inatla devam ediyor.
Bu sene Meryem'in doğum gününü küçük bir arkadaş grubu ile yaptık. Amaç Meryem mutlu olsun idi. Ben biraz tembellik yapıp Bilge'nin geçmiş doğum gününü de araya sıkıştırdım. Aslında Bilge'ye haksızlık olsun istemedim. Çünkü oğlum doğum gününde hiç hediye almamıştı ve şimdi Meryem o kadar hediye alırken kendisini kötü hissedebilirdi. Aslında bunun o kadar iyi bir fikir olmadığını sonradan anladım. Meryem bu günün tamamiyle kendisine özel olmasını istiyordu ve bu özel gününü Bilge ile paylaşmaktan çok mutlu olmamıştı. Artık anlıyorum ki çocuklarım kendi isteklerinde ısrarcı olacak kadar büyüdüler ve bu şekilde bir dayatmayı gelecek senelerde yapabilmemin imkanı yok. Çok büyük bir doğum günü olmamasına rağmen epey bir hediyeleri oldu. Arkadaşları ile bir arada vakit geçirmiş oldular. Benim için her ne kadar evde yaptığımız bir parti de olsa ikramdı, pastaydı hazırlıklar epey bir yorucu oldu.
Pasta kesiminden önce çocuklar onlar için hazırladığım birkaç etkinlikte oynadılar. Sıcak patates kimin elinde kalacak bakalım?
Olaf'ın burnunu gözü kapalı olarak bulabilecek misiniz?
Şimdi mumları üfleme zamanı. Evde yapıp süslediğimiz cupcakeler bu seneki doğum günü pastalarımız.
Doğum günleri konusunda artık epey bir tecrübeli olan Meryem benim liderliğime gerek kalmadan kendi başına hediyeler için kendisine bir köşe oluşturmuş sandalyesini çekmiş, hediyeleri açmaya başlamıştı bile.
Bu geçtiğimiz bir yıl içerisinde Meryem kendisini, isteklerini daha iyi anlatır oldu. Küçükken anlatmadığı şeyleri bile zaman zaman hatırlayarak paylaşıyor. Mesela babaannesinde onu yalnız bıraktığımız zaman nasıl üzülüp bizi özlediğini söyledi bir ara. Ve bu olay seneler önce olmuştu. Sonra okulda uyku vakitlerinde öğretmenlerinin onları uyutmak için pışpışlamalarından hiç bir zaman hoşlanmadığını ama ayıp olmasın diye sesini çıkaramadığını anlattı. Geçen hafta sonu gittiğimiz doğum günü partisinde bir arkadaşının annesi ile konuşurken bahar tatilinde hiç bir şey yapmadığımızı söylemiştim. Eve gelip bahar tatilinin nasıl dolu dolu geçtiğinden konuşurken ve yaptığımız etkinliklerden bahsederken bana suçlayıcı bir tavırla neden Ashley'in annesine bunları söylemediğimi sordu. Ben Meryem'in bizi dinlediğinin bile farkında değildim oysa ki... Babası ile zaman zaman tartıştığımızda hemen bir yorumda bulunuyor. Bazen bunu kafasında çok büyütüp bizim ayrılmamız gerektiğini söyleyecek kadar bilmiş davranıyor. Yani davranışlarımız konusunda çok daha dikkatli olmamız gerekiyor artık.
Okulda hala sınıfın en sessizlerinden. Hala sıkılgan ve isteklerini ve istemediklerini ifade etme konusunda utangaç. Ancak çok iyi bir gözlemci. En ufak ayrıntılara dikkat ediyor. Çabuk yaralanıyor ama tepkilerini açıkca belli edemiyor. O zaman daha çok içine kapanıyor. Pazar günü pikniğe gitmiştik sonrasında banyo yapamamış ve ertesi gün okula o şekilde gitmişti. Temiz değildi ama çok da pis değildi. O gün sınıfındaki arkadaşlarından birisi ve bir de tanımadığı bir çocuk ona pis koktuğunu söylemiş ve bu onu çok üzmüş. Sana böyle söylediklerinde sen ne dedin diye sordum. Hiç birşey söylememiş. Ben o an nasıl içine kapanıp elini ağzına götürdüğünü tahmin edebiliyorum. Sadece hafta sonu banyo yapamadın ya ondandır demekle yetindim. İşin garip tarafı Cuma günü tertemiz duş almıştı ama yine de bu yeterli olmamıştı. Bilge ondan çok daha kötü kokuyordu. Bilge'nin öğretmenleri hakkımızda ne düşünmüştür onu düşünmek bile istemiyorum. Bu durum sadece benimle paylaştığı kısa bir kesit. Onu böyle zaman zaman kıran daha neler olabiliyordur düşücesi bile içimi acıtıyor. Sanırım bizim bu aşamada yapabileceğimiz ona her zaman eleştiriye açık olmayı ama bu gibi durumları hiç bir zaman kişisel algılamamayı öğretebilmek. Kızım, çocuklarım hayata karşı güçlü olsunlar istiyorum. Bu gibi olaylar onları güçlendirecek ama biz onlara her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirebilmeliyiz.
Meryem okuma ve yazma konusunda sene başından bu yana o kadar çok ilerledi ki Emre de ben de bu durum ile gurur duyuyoruz. Kolay okuma setleri ve birinci seviye kitaplar ona çok basit geliyor artık. Birlikte büyük kitapları okumaya başladık. Bu konuda tek problemimiz canının çok çabuk sıkılması. Noel tatilinden beridir okul zamanları iki, okul olmadığı zamanlar dört kitap okuma kuralımızı devam ettiriyoruz. Artık daha zor kitaplara geçtik. Eğer kitap uzunsa tek bir kitabı iki kitap olarak sayıyorum. Nedense ara ara meşhur kavgalarımızı etmeden gitmiyor bu iş. Meryem okumak için ya çok kolay kitapları getiriyor ya da benim ona birkaç kere kitap okuması gerektiğini hatırlatmam gerekiyor. Bazen çok yorgun oluyor ve ona zorla okutuyormuşum gibi hissediyorum ama bu kadar kısa bir zamanda bu kadar hızlı gelişmesinin en büyük sebebi bu hiç aksatmadan devam ettiğimiz okuma saatlerimiz. Bunun bir alışkanlığa dönüşmesini istiyorum ancak kitap okumaktan nefret etsin istemiyorum. Sonuç olarak öğretmeni de biz de Meryem'in performansından çok memnunuz. Senenın başında daha alfabenin harflerini bile doğru düzgün bilmiyordu. O zaman ne kadar endişeliydim acaba okumayı öğrenebilir mi diye.
Matematiksel düşünme konusunda da beni epey saşırtıyor. Kendi kendine daha okulda yapmadan ikişer saymayı öğrendi. 10'luk sayı sistemi hakkında aşağı yukarı bir bilgisi var. Şekil bulmacaları konusunda zaten çok iyi. Yaşına göre ortalamanın üzerinde bir satranç oyuncusu. Kuralları, ilişkileri çok çabuk gözlemliyor. Geçen gün ona dokuzlarla toplama işleminin kolay yolunu anlatmak istedim ve sadece iki tane örnek vermem yeterli oldu. İşin mantığını hemen kavradı.
Meryem ile iligi en büyük problemimiz içsel motivasyon sorunu. Çok çalışmaktan, aynı şeyi defalarca yapmaktan sıkılıyor. Ancak başarının anahtarı kararlılık ve tekrar. Geçen gün resim çiziyordu, Çizdiği resim istediği gibi olmayınca hemen sinirlendi. Ben ise ona zamanla gelişeceğini anlatmaya çalışıyordum. Bana "Hiç çalışmayım ama her şeyde iyi oluyum istiyorum." dedi. Aslında bu onun şu anki durumunu çok iyi özetliyordu. Çok hırslı, herşey de başarı elde etmek istiyor ama iş çalışmaya gelince sürekli ve düzenli bir çaba göstermek istemiyor. Ara başarısızlıklar onu hemen hayal kırıklığına uğratıyor. Bu durum ise bizi üzüyor ve endişelendiriyor. Çünkü ne kadar akıllı, yetenekli olursan ol eğer gerekli çabayı göstermezsen hiç bir yere gidemezsin. Mesela en son karne döneminde jımnastik öğretmeni çok yetenekli olduğunu ama ilerlemek için çok bir istek göstermediğini söylediler. Kızım için yapabileceğimiz en önemli şey ona kararlı olabilme özelliğini kazandırma ve emek olmadan başarı beklemenin boş olduğunu ona anlatabilmek. Bu konuda nasıl bır yöntem izleriz ve nasıl başarıya ulaşırız çok bır fikrimiz yok ama bu sene için en büyük hedefimiz bu davranışın temellerini atabilmek. Amacımız Meryem'in ödül odaklı motivasyonu içsel motıvasyona dönüştürebilmek?
Ondan kendi hedeflerini koyabilsin istiyorum. Şu andan değil kendi hedefleri beninm hedeflerimiz bile kabul etmekte zorlanıyor. Meryem için hedef öğretmeninin gösterdiği beklediği ile sınırlı. Yazması gereken kelimeler listesi öğretmeninin 25 hedef kelimesinin ötesine geçemiyor. Sayma sisteminde 110'un üzerindeki sayılara çıkmak istemiyor. Kendi kafasına göre bir otorite belirliyor ve öğrenmesini o otoritenin beklentileri ile sınırlıyor. Benimse isteğim dış otoritelerin sınırlamlarından bağımsız bir öğrenme isteğini içinde büyütmesi.
Bütün bunların yanında çok basit ve çok sevimli istekleri var. yumuşak peluş hayvanları çok seviyor. mesela yüz tane peluş hayvanım olsun istiyoru diyor. Ayrıca kendime ait bir oda istiyor. odasında iki katlı bir ranza olacak. bu ranzanın alt katında sadece peluş hayvanları olacakç ıstediğinde onların arasına gömülüp uyuyacak. Sonra lego pronjerlerini bozmadan sergileyebileceği bir oyun odası olsun istiyor. Ayrıca içerisinde çiçekler ve meyve ağaçlarının olduğu geniş bir bahçe. Bir de bir sürü tavşan.
Büyüyünce beyin cerrahı mı olsam yoksa bahçıvan mı? Veteriner de olabilir. En son üniversite çocuk gelişim uzmanı olmaya karar vermişti.
Canım kızım iyi ki doğdun ve iyi ki varsın! Bir gülüşün ile içimizi aydınlatıyorsun. Çantandan, çekmecelerinden bana yazdığın ve bana hiç vermediğin notları bulunca içim kıpır kıpır oluyor. Daha dün dolabından elime üzerinde "I love you mom" yazılı not düşüverdi ve bir anda içimi aydınlattı. Aklında ve kalbinde olduğunu bilmek çok güzel. Seni çok seviyorum!
Bu sene Meryem'in doğum gününü küçük bir arkadaş grubu ile yaptık. Amaç Meryem mutlu olsun idi. Ben biraz tembellik yapıp Bilge'nin geçmiş doğum gününü de araya sıkıştırdım. Aslında Bilge'ye haksızlık olsun istemedim. Çünkü oğlum doğum gününde hiç hediye almamıştı ve şimdi Meryem o kadar hediye alırken kendisini kötü hissedebilirdi. Aslında bunun o kadar iyi bir fikir olmadığını sonradan anladım. Meryem bu günün tamamiyle kendisine özel olmasını istiyordu ve bu özel gününü Bilge ile paylaşmaktan çok mutlu olmamıştı. Artık anlıyorum ki çocuklarım kendi isteklerinde ısrarcı olacak kadar büyüdüler ve bu şekilde bir dayatmayı gelecek senelerde yapabilmemin imkanı yok. Çok büyük bir doğum günü olmamasına rağmen epey bir hediyeleri oldu. Arkadaşları ile bir arada vakit geçirmiş oldular. Benim için her ne kadar evde yaptığımız bir parti de olsa ikramdı, pastaydı hazırlıklar epey bir yorucu oldu.
Pasta kesiminden önce çocuklar onlar için hazırladığım birkaç etkinlikte oynadılar. Sıcak patates kimin elinde kalacak bakalım?
Olaf'ın burnunu gözü kapalı olarak bulabilecek misiniz?
Şimdi mumları üfleme zamanı. Evde yapıp süslediğimiz cupcakeler bu seneki doğum günü pastalarımız.
Doğum günleri konusunda artık epey bir tecrübeli olan Meryem benim liderliğime gerek kalmadan kendi başına hediyeler için kendisine bir köşe oluşturmuş sandalyesini çekmiş, hediyeleri açmaya başlamıştı bile.
Bu geçtiğimiz bir yıl içerisinde Meryem kendisini, isteklerini daha iyi anlatır oldu. Küçükken anlatmadığı şeyleri bile zaman zaman hatırlayarak paylaşıyor. Mesela babaannesinde onu yalnız bıraktığımız zaman nasıl üzülüp bizi özlediğini söyledi bir ara. Ve bu olay seneler önce olmuştu. Sonra okulda uyku vakitlerinde öğretmenlerinin onları uyutmak için pışpışlamalarından hiç bir zaman hoşlanmadığını ama ayıp olmasın diye sesini çıkaramadığını anlattı. Geçen hafta sonu gittiğimiz doğum günü partisinde bir arkadaşının annesi ile konuşurken bahar tatilinde hiç bir şey yapmadığımızı söylemiştim. Eve gelip bahar tatilinin nasıl dolu dolu geçtiğinden konuşurken ve yaptığımız etkinliklerden bahsederken bana suçlayıcı bir tavırla neden Ashley'in annesine bunları söylemediğimi sordu. Ben Meryem'in bizi dinlediğinin bile farkında değildim oysa ki... Babası ile zaman zaman tartıştığımızda hemen bir yorumda bulunuyor. Bazen bunu kafasında çok büyütüp bizim ayrılmamız gerektiğini söyleyecek kadar bilmiş davranıyor. Yani davranışlarımız konusunda çok daha dikkatli olmamız gerekiyor artık.
Okulda hala sınıfın en sessizlerinden. Hala sıkılgan ve isteklerini ve istemediklerini ifade etme konusunda utangaç. Ancak çok iyi bir gözlemci. En ufak ayrıntılara dikkat ediyor. Çabuk yaralanıyor ama tepkilerini açıkca belli edemiyor. O zaman daha çok içine kapanıyor. Pazar günü pikniğe gitmiştik sonrasında banyo yapamamış ve ertesi gün okula o şekilde gitmişti. Temiz değildi ama çok da pis değildi. O gün sınıfındaki arkadaşlarından birisi ve bir de tanımadığı bir çocuk ona pis koktuğunu söylemiş ve bu onu çok üzmüş. Sana böyle söylediklerinde sen ne dedin diye sordum. Hiç birşey söylememiş. Ben o an nasıl içine kapanıp elini ağzına götürdüğünü tahmin edebiliyorum. Sadece hafta sonu banyo yapamadın ya ondandır demekle yetindim. İşin garip tarafı Cuma günü tertemiz duş almıştı ama yine de bu yeterli olmamıştı. Bilge ondan çok daha kötü kokuyordu. Bilge'nin öğretmenleri hakkımızda ne düşünmüştür onu düşünmek bile istemiyorum. Bu durum sadece benimle paylaştığı kısa bir kesit. Onu böyle zaman zaman kıran daha neler olabiliyordur düşücesi bile içimi acıtıyor. Sanırım bizim bu aşamada yapabileceğimiz ona her zaman eleştiriye açık olmayı ama bu gibi durumları hiç bir zaman kişisel algılamamayı öğretebilmek. Kızım, çocuklarım hayata karşı güçlü olsunlar istiyorum. Bu gibi olaylar onları güçlendirecek ama biz onlara her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirebilmeliyiz.
Meryem okuma ve yazma konusunda sene başından bu yana o kadar çok ilerledi ki Emre de ben de bu durum ile gurur duyuyoruz. Kolay okuma setleri ve birinci seviye kitaplar ona çok basit geliyor artık. Birlikte büyük kitapları okumaya başladık. Bu konuda tek problemimiz canının çok çabuk sıkılması. Noel tatilinden beridir okul zamanları iki, okul olmadığı zamanlar dört kitap okuma kuralımızı devam ettiriyoruz. Artık daha zor kitaplara geçtik. Eğer kitap uzunsa tek bir kitabı iki kitap olarak sayıyorum. Nedense ara ara meşhur kavgalarımızı etmeden gitmiyor bu iş. Meryem okumak için ya çok kolay kitapları getiriyor ya da benim ona birkaç kere kitap okuması gerektiğini hatırlatmam gerekiyor. Bazen çok yorgun oluyor ve ona zorla okutuyormuşum gibi hissediyorum ama bu kadar kısa bir zamanda bu kadar hızlı gelişmesinin en büyük sebebi bu hiç aksatmadan devam ettiğimiz okuma saatlerimiz. Bunun bir alışkanlığa dönüşmesini istiyorum ancak kitap okumaktan nefret etsin istemiyorum. Sonuç olarak öğretmeni de biz de Meryem'in performansından çok memnunuz. Senenın başında daha alfabenin harflerini bile doğru düzgün bilmiyordu. O zaman ne kadar endişeliydim acaba okumayı öğrenebilir mi diye.
Matematiksel düşünme konusunda da beni epey saşırtıyor. Kendi kendine daha okulda yapmadan ikişer saymayı öğrendi. 10'luk sayı sistemi hakkında aşağı yukarı bir bilgisi var. Şekil bulmacaları konusunda zaten çok iyi. Yaşına göre ortalamanın üzerinde bir satranç oyuncusu. Kuralları, ilişkileri çok çabuk gözlemliyor. Geçen gün ona dokuzlarla toplama işleminin kolay yolunu anlatmak istedim ve sadece iki tane örnek vermem yeterli oldu. İşin mantığını hemen kavradı.
Meryem ile iligi en büyük problemimiz içsel motivasyon sorunu. Çok çalışmaktan, aynı şeyi defalarca yapmaktan sıkılıyor. Ancak başarının anahtarı kararlılık ve tekrar. Geçen gün resim çiziyordu, Çizdiği resim istediği gibi olmayınca hemen sinirlendi. Ben ise ona zamanla gelişeceğini anlatmaya çalışıyordum. Bana "Hiç çalışmayım ama her şeyde iyi oluyum istiyorum." dedi. Aslında bu onun şu anki durumunu çok iyi özetliyordu. Çok hırslı, herşey de başarı elde etmek istiyor ama iş çalışmaya gelince sürekli ve düzenli bir çaba göstermek istemiyor. Ara başarısızlıklar onu hemen hayal kırıklığına uğratıyor. Bu durum ise bizi üzüyor ve endişelendiriyor. Çünkü ne kadar akıllı, yetenekli olursan ol eğer gerekli çabayı göstermezsen hiç bir yere gidemezsin. Mesela en son karne döneminde jımnastik öğretmeni çok yetenekli olduğunu ama ilerlemek için çok bir istek göstermediğini söylediler. Kızım için yapabileceğimiz en önemli şey ona kararlı olabilme özelliğini kazandırma ve emek olmadan başarı beklemenin boş olduğunu ona anlatabilmek. Bu konuda nasıl bır yöntem izleriz ve nasıl başarıya ulaşırız çok bır fikrimiz yok ama bu sene için en büyük hedefimiz bu davranışın temellerini atabilmek. Amacımız Meryem'in ödül odaklı motivasyonu içsel motıvasyona dönüştürebilmek?
Ondan kendi hedeflerini koyabilsin istiyorum. Şu andan değil kendi hedefleri beninm hedeflerimiz bile kabul etmekte zorlanıyor. Meryem için hedef öğretmeninin gösterdiği beklediği ile sınırlı. Yazması gereken kelimeler listesi öğretmeninin 25 hedef kelimesinin ötesine geçemiyor. Sayma sisteminde 110'un üzerindeki sayılara çıkmak istemiyor. Kendi kafasına göre bir otorite belirliyor ve öğrenmesini o otoritenin beklentileri ile sınırlıyor. Benimse isteğim dış otoritelerin sınırlamlarından bağımsız bir öğrenme isteğini içinde büyütmesi.
Bütün bunların yanında çok basit ve çok sevimli istekleri var. yumuşak peluş hayvanları çok seviyor. mesela yüz tane peluş hayvanım olsun istiyoru diyor. Ayrıca kendime ait bir oda istiyor. odasında iki katlı bir ranza olacak. bu ranzanın alt katında sadece peluş hayvanları olacakç ıstediğinde onların arasına gömülüp uyuyacak. Sonra lego pronjerlerini bozmadan sergileyebileceği bir oyun odası olsun istiyor. Ayrıca içerisinde çiçekler ve meyve ağaçlarının olduğu geniş bir bahçe. Bir de bir sürü tavşan.
Büyüyünce beyin cerrahı mı olsam yoksa bahçıvan mı? Veteriner de olabilir. En son üniversite çocuk gelişim uzmanı olmaya karar vermişti.
Canım kızım iyi ki doğdun ve iyi ki varsın! Bir gülüşün ile içimizi aydınlatıyorsun. Çantandan, çekmecelerinden bana yazdığın ve bana hiç vermediğin notları bulunca içim kıpır kıpır oluyor. Daha dün dolabından elime üzerinde "I love you mom" yazılı not düşüverdi ve bir anda içimi aydınlattı. Aklında ve kalbinde olduğunu bilmek çok güzel. Seni çok seviyorum!
Bak Şu Gözünün Takıldığına...
Bilge dün parkta oynarken gözü 13-14 yaşlarında bir kıza takıldı. Kız, bir arkadaşı ile gelmiş ve birlikte oynarlarken göbeği görünüyordu. Bilge'nin dikkatini çeken de bu olmuştu. Göbek görmeye dayanamayan oğlum kızın üzerinden gözlerini alamıyordu. Bana kızı gösterdi ve ben meme seviyorum, dudi seviyorum (yani popo) bir de göbek seviyorum dedi. Ama seninkini değil onunkini diye eklemeyi de unutmadı. Ee canım tabi o kızın göbeğine bak benimkine bak. Benimki dokuz aylık hamile göbeği sonuçta. Sorun o değil de sevdiklerinde bu kadar net olması ve bu yaştan bunları düşünüyor olması beni korkutmalı mı yoksa çocuk saflığına mı vermeliyim bilemedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









