Oğlum, bir tanem bu Kasım ayında yapmam gereken bir paylaşımdı. Geç de olsa annen doğum gününü unutmasın istedim. Ne de çok var seninle ilgili gurur duyduğum ve tabii ki ne çok şey var seninle ilgili zorlandığım.
Karakterli ve kararlı yapını seviyorum. Bir şeye karar verince yapıyorsun ama o kararı almak için epey bizi uğraştırıyorsun. Yine her zamanki gibi kendine özelsin. İnsanlara, oyuncaklara taktığın isimlerle bizi güldürüyor kendi hayal dünyada yaşadığın hayallere Elif'i de dahil ederek onun büyümesine katkıda bulunuyorsun. Sen Elif'in Daya'sısın ve Elif de senin Daya'n. Çamur gibi ortaya karışık yemeklerin adı Summalada ve dalga geçmek istediğin insanların soyadı ceksıpir. Çok gürültülü ortamda sanki ortamının gürültüsünü bastırmak ister gibi kulaklarını kapatıp avazın çıktığı kadar bağrıyorsun. Meryem maalesef hala sana karşı acımasız ve sen de Meryem canını her acıttığında hala üç yaşındaki çocuk gibi katıla katıla ağlıyorsun. Hala çok inatçısın ve sana birşeyi yaptırmak için korkutma yolu hiç bir zaman başarılı olmuyor. Ee her zaman iknaya sabrımız olmayınca ara ara yine gerilimler yaşamıyor değiliz. Kaba ve sert davranışları hiç sevmiyor ve böyle davrandığımızda bizi en acımasız bir şekilde eleştiriyorsun.
İçindeki vahşi çocuk zaman zaman bildiği bütün küfürleri edip en sertinden kavga dövüş senaryolarını hayal ediyor biliyorum. Ama bir de romantik bir tarafın var ki nereden nasıl bu kadar hassas olmuş bu çocuk diyorum. Geçen gün kitap okurken sayfaların birindeki tepesi karlı dağ manzarasına bir süre bakıp "it is like you want to keep looking at" sözün senin güzelliğin anlamını bilip nasıl derin derin içine çektiğini özetler gibiydi. Doğadaki çiçeklere dokunmayı onları koklamayı nasıl da seviyorsunç Güzel gördüğün şeyler karşısında hayranlığını kelimelere dökmene hayranım.
Hayvanlar, doğa senin en sevdiklerin. Bu sene ne kadar da çok şey öğrendin. Okuman hızlı bir şekilde gelişiyor. Yeni yeni arkadaşlar ediniyorsun. Zor da olsa okulun kurallarına uyum sağlamayı biraz daha iyi başardın diyebilirim. Yine her zamanki gibi gözlemcisin ve hiç kimsenin hiç bir davranışını kaçırmıyorsun. Bir bakıyorum birimizin haftalar önce söylediği birşeyi sen başka bir ortamda bize geri söylüyorsun. Sanırım en çok da bu yüzden bize tam bir ayna olduğun için senin yanında çok daha dikkatli olmamız gerektiğini biliyoruz.
Seni çok seviyoruz ve seninle gurur duyuyoruz oğlum.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
26 Mart 2018 Pazartesi
1 Kasım 2017 Çarşamba
Filin Hortumu
Geçen yemek masasinda hep beraber yemek yiyoruz. Birkaç günün kalanlarını temizleme günü. Annemin yaptığı kuru biber, patlıcan dolması da masada. Çocuklar klasik, seçimlerini makarnadan yana kullanıyorlar. Bilge bana "I want elephant trunk" dedi. Yani fil hortumunu istiyormuş. Ne fil hortumu oğlum derken o kendisi dolma tabağının içine elini uzatıp patlıcan dolmasını aldı. Şimdi "ne alaka" diyesi geliyor insanın ama bu hayal gücü değil de nedir şimdi?
8 Haziran 2017 Perşembe
Duygusal Bellek
Meryem'in küçüklüğüne ait hatırladıkları beni şaşırtmaya devam ediyor. İşin ilginç yanı bunları bana o zamanlarda söyleyemiyor olmasıydı. O zaman kelimelere dökemediği duygular küçücük bir kıvılcımla ortaya dökülüyor. Dün annem ile fotoğraf albümlerine bakıyorlardı. Bilge'nin doğum fotoğraflarına bakarken bana Bilge'nin doğum gecesi duygularından bahsetti. O gece benim sancılarım başlayınca Meryem'i de alıp apar topar yola çıkmıştık. Meryem'i Merallere bırakıp biz hastaneye gitmiştik. Gece arabaya binince nasıl korktuğundan, Merallerde nasıl korku ile uyandığundan bahsetti. Ben ona uyanınca Meral'in gelip gelmediğini sordum. Evet gelmiş ve kızımı rahatlatmaya çalışmıştı. O zaman Meral'in değerini birkez daha anladım. Ona kızımızı emanet ederek çok doğru birşey yapmıştık. Ancak benim canım Meryem'in korku dolu bir gece geçirmişti.
Meryem çok konuşmayınca ben o sıralarda Meryem'in benim dediklerimi çok anlamadığını düşünüyordum. Halbuki Bilge'nin doğumundan çok daha önce Meryem ile ciddi bir şekilde konuşup doğum gecesi olası bir gece yatısı ihtimalini anlatmalıydık ona. Belki daha az endişelenirdi. Sonrasında yaşadığı anne boşluğu daha az şiddetli olurdu. Geleceğimden emin beni beklerdi.
Çocukların farklı güçlü yönleri var. Meryem küçükken güçlü kelimeleri yoktu ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Ancak şimdi farkediyorum ki duygularını anlatacak güçlü kelimeleri yoktu ama duyguları çok güçlüydü ve o hatıralar onun duygusal belleğinde hala capacanlı duruyorlardı.
Meryem çok konuşmayınca ben o sıralarda Meryem'in benim dediklerimi çok anlamadığını düşünüyordum. Halbuki Bilge'nin doğumundan çok daha önce Meryem ile ciddi bir şekilde konuşup doğum gecesi olası bir gece yatısı ihtimalini anlatmalıydık ona. Belki daha az endişelenirdi. Sonrasında yaşadığı anne boşluğu daha az şiddetli olurdu. Geleceğimden emin beni beklerdi.
Çocukların farklı güçlü yönleri var. Meryem küçükken güçlü kelimeleri yoktu ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Ancak şimdi farkediyorum ki duygularını anlatacak güçlü kelimeleri yoktu ama duyguları çok güçlüydü ve o hatıralar onun duygusal belleğinde hala capacanlı duruyorlardı.
2 Haziran 2017 Cuma
Arka Bahçemizde Kamp
Kampa gidemiyorsak kampı evimize getiririz diyerekten çocuklarla çadırlarımızı evimizin arka bahçesine kurduk.
İki gecedir Bilge, Meryem ve ben çadırda uyuyoruz. Hem de sadece uyku tulumlarımızla. Yani şişme yatak, yorgan falan taşımadık çadırımıza. İlk gece biraz zor oldu ama dün gece üçümüz de mışıl mışıl uyuyorduk. Uyku öncesi elimizdeki fenerlerle çadırın duvarında gölge oyunları yaptık, sonra ben bir hikaye anlattım. En son çocukların masal kitabından okuduğum masal ile uykuya daldık.
Sabah güneşin ışığını üzerimizde hissederek uyanmak ve uyanır uyanmaz temiz havayı solumak çok güzeldi.
İki gecedir Bilge, Meryem ve ben çadırda uyuyoruz. Hem de sadece uyku tulumlarımızla. Yani şişme yatak, yorgan falan taşımadık çadırımıza. İlk gece biraz zor oldu ama dün gece üçümüz de mışıl mışıl uyuyorduk. Uyku öncesi elimizdeki fenerlerle çadırın duvarında gölge oyunları yaptık, sonra ben bir hikaye anlattım. En son çocukların masal kitabından okuduğum masal ile uykuya daldık.
Sabah güneşin ışığını üzerimizde hissederek uyanmak ve uyanır uyanmaz temiz havayı solumak çok güzeldi.
31 Mayıs 2017 Çarşamba
Anlam Kazanan Paylaşımlar
Geçen hafta Meryem ile bir saatlik zaman dilimimizde evimizin çevresinde uzun bir yürüyüş yapmaya karar verdik. Yürüyüş rotamızı Meryem belirleyecekti. Evimizin yakınındaki minik göle doğru yürümeye başladık. Yürürken hafif yağmur atıştırıyordu. Ara ara hızlandı ama çok ıslanmadık neyse ki. Yağmurun da versilesi ile hayaller kurmaya başladık. Yağmur perisini, bulutları ve gökkuşağını düşündük. Gölün yanında kısa bir mola verdik. Ağaçları, gördüğümüz çiçekleri uzun uzun inceledik.
Yabani kirazların tadına baktık. Meryem pek sevmedi ama ben her gördüğümüz ağaçtan birkaç tane aldım.
Yürürken bir mezarlığın yanından geçtik. Meryem nasıl önceden insanların mezar taşlarınını tam altında olduğunu düşündüğünü söyledi. Sonra konu ölüm ve sonrası hayata geldi. Birlikte farklı dinlerde ruha ve bedene bakıştan konuştuk. Hırıstiyan ve müslümanlar için ölümün anlamı konusunda bir süre sohbet ettikten sonra budizmdeki reenkarnasyonu örneklendirdik kendimize göre. Meryem babamın cennette olup olmadığını sordu. Ona içimden babamın mutlu olduğu bir yerde olduğunu dilediğimi söyledim. Konu konuyu açtı. İyilikten, kötülükten, tercihlerin insanın hayatını nasıl değiştirdiğinden konuştuk. Sonra yine ağaçlara, yapraklara çiçeklere döndük.
Yürüyüşümüz hiç planlamadığımız konular hakkında fikir alıştırmalarımızla birlikte her anlamada bir egzersiz olmuştu bizim için.
Yabani kirazların tadına baktık. Meryem pek sevmedi ama ben her gördüğümüz ağaçtan birkaç tane aldım.
Yürürken bir mezarlığın yanından geçtik. Meryem nasıl önceden insanların mezar taşlarınını tam altında olduğunu düşündüğünü söyledi. Sonra konu ölüm ve sonrası hayata geldi. Birlikte farklı dinlerde ruha ve bedene bakıştan konuştuk. Hırıstiyan ve müslümanlar için ölümün anlamı konusunda bir süre sohbet ettikten sonra budizmdeki reenkarnasyonu örneklendirdik kendimize göre. Meryem babamın cennette olup olmadığını sordu. Ona içimden babamın mutlu olduğu bir yerde olduğunu dilediğimi söyledim. Konu konuyu açtı. İyilikten, kötülükten, tercihlerin insanın hayatını nasıl değiştirdiğinden konuştuk. Sonra yine ağaçlara, yapraklara çiçeklere döndük.
Yürüyüşümüz hiç planlamadığımız konular hakkında fikir alıştırmalarımızla birlikte her anlamada bir egzersiz olmuştu bizim için.
26 Mayıs 2017 Cuma
Elifimiz 2 Yaşında!
Günebakanım, gülen yüzüm, sımsıcak gülümsemem Elif'im,
Seninle birlikte koskocaman bir seneyi daha doldurduk. Her anının içimi ısıttığı anılarımızla dolu bir sene. Senin her daim gülümeyerek bakan gözlerin, şekilden şekile giren kaşların ve dudağın. mutlu olduğunda minik kuzu yavrusu gibi seke seke gidişin, sıcacık sarılmaların ve kocaman öpücüklerin bir dünyaya bedel.
Alıp başını gitmelerin, hiç bitmeyen inadın ve ne olursa olsun ben buradayım seslenişlerinle bize mutlaka ama mutlaka kendini duyuruyorsun. Belki de bu iki kardeşin üzerine doğmuş olmanın verdiği bir mücadele hissi ile perçinlenen bir durum. Çoğu zaman neşeli ve biraz fazla sosyalsın. Karşımıza çikan insanlar senin o sıcak selamlarından nasibini alıyor.
Mutlaka ve mutlaka beni elimden tutup bir yerlere çekiştiriyorsun. Ya bir yürüyüşe çıkıyoruz, ya mutfağa buzdolabına gidiyoruz, veya bodrum kata oyun alanına iniyoruz. Yani annenin oturmasına pek izin vermiyorsun. Ancak anne sütünü bıraktığımızdan beri artık kendi odanda uyuyor ve geceleri çok az uyanıyorsun. Geceleri ara ara uyansan da o zamanlarda baban seninle ilgilendiği için ben o çok özlediğim gece uykularıma kavuştum. Anlayacağın her yeni güne senin için, sizler için yeteri kadar enerji depolayarak başlıyorum. Bir de o yumuşacık teninin sıcaklığını hissedince değmeyin sabah neşeme...
Evde her kim üzerini değiştirirse sen onunla birlikte üzerini değiştirmeye başlıyorsun. Hepimiz ayrı zamanlarda üzerimizi değiştirdiğimiz için günde 5-6 kez üzerin değişmiş oluyor. O giydiğin kıyafetler ise pek üzerinde duruyor diyemem. Ortalarda sadece bezle dolaşan çıplak ayak oraya buraya koşan bir çocuk görmeye komşular bile alıştı artık. Ancak süslüyüz de. Üzerinde değişmeyi bekleyen bezin olduğunu önemsemeden, Meryem'in güneş gözlüğü ve çantası ile kendine göre havalı havalı dolanmayı da ihmal etmiyorsun. Kendi küçük dünyanda oynadığın oyunları oynarken seni seyretmek pek bir keyifli oluyor. Yorulduğunda ise gelip kafanı göğsüme yaslıyor, sessiz sessiz parmağını emiyorsun.
Maalesef kitap okurken çok sabırlı değilsin. Ya hemen sayfaları değiştiriyor ya da kitabı benim elimden alıp kendin okumaya başlıyorsun. Azimlisin, kafana koyduğunu yapmaya çalışıyor, kararlı ama minik adımlarla hedefine doğru ilerliyorsun.
Kelimelerin her geçen gün artıyor. Artık ikili, üçlü kelimeli cümleler kuruyor, atlıyor, zıplıyor, yaşının gereklerini fazlası ile yapıyorsun. Abin ve ablan ne yaparsa sen de onlara takılıyor, onların davranışlarını kopyalıyorsun çoğu zaman. Bu iyi de olabiliyor kötü de. Mesela istediğin birşey olmadığında ağlama şeklin aynı Bilge. Yani epey bir kulak tırmalayanından. Birşeyi yapmak istemediğindeki dudak büküşün ise aynı Meryem. Kızgın taklidi yaptığında ise benim veya babanın sözlerini teklarlıyorsun. İşaret parmağını havaya kaldırıp, kaşlarını çatarak "hayır" demen seni kızgın göstermenin tam aksine ayrı bir sevimli yapıyor. Bu sevimli olma durumunun farkında olarak kızacağımız birşey yaptığında hemen bize o meşhur hayır taklidini yapıyorsun. Ve tabii ki bizim sinirli duruşumuz çok uzun sürmüyor öyle bir durumda. Sıcacık kahkaların, oyun oynarken kendi kendine mırıldandığın şarkılarla evimize ışık oluyorsun, Sen, Bilge ve Meryem... Birbirinizi kovalamalarınız, kanapenin kenarından minderin üzerine atlamalarınız, oraya buraya taşıdığınız battaniyeler ile kurduğunuz minik yuvalar, sıkıcı geçen günlerimizi anlamlandırıyor, Mutsuzluklarımızı silip götürüyor.
İyi ki doğdun canım kızım, gün aydınlığım...
Seninle birlikte koskocaman bir seneyi daha doldurduk. Her anının içimi ısıttığı anılarımızla dolu bir sene. Senin her daim gülümeyerek bakan gözlerin, şekilden şekile giren kaşların ve dudağın. mutlu olduğunda minik kuzu yavrusu gibi seke seke gidişin, sıcacık sarılmaların ve kocaman öpücüklerin bir dünyaya bedel.
Alıp başını gitmelerin, hiç bitmeyen inadın ve ne olursa olsun ben buradayım seslenişlerinle bize mutlaka ama mutlaka kendini duyuruyorsun. Belki de bu iki kardeşin üzerine doğmuş olmanın verdiği bir mücadele hissi ile perçinlenen bir durum. Çoğu zaman neşeli ve biraz fazla sosyalsın. Karşımıza çikan insanlar senin o sıcak selamlarından nasibini alıyor.
Mutlaka ve mutlaka beni elimden tutup bir yerlere çekiştiriyorsun. Ya bir yürüyüşe çıkıyoruz, ya mutfağa buzdolabına gidiyoruz, veya bodrum kata oyun alanına iniyoruz. Yani annenin oturmasına pek izin vermiyorsun. Ancak anne sütünü bıraktığımızdan beri artık kendi odanda uyuyor ve geceleri çok az uyanıyorsun. Geceleri ara ara uyansan da o zamanlarda baban seninle ilgilendiği için ben o çok özlediğim gece uykularıma kavuştum. Anlayacağın her yeni güne senin için, sizler için yeteri kadar enerji depolayarak başlıyorum. Bir de o yumuşacık teninin sıcaklığını hissedince değmeyin sabah neşeme...
Evde her kim üzerini değiştirirse sen onunla birlikte üzerini değiştirmeye başlıyorsun. Hepimiz ayrı zamanlarda üzerimizi değiştirdiğimiz için günde 5-6 kez üzerin değişmiş oluyor. O giydiğin kıyafetler ise pek üzerinde duruyor diyemem. Ortalarda sadece bezle dolaşan çıplak ayak oraya buraya koşan bir çocuk görmeye komşular bile alıştı artık. Ancak süslüyüz de. Üzerinde değişmeyi bekleyen bezin olduğunu önemsemeden, Meryem'in güneş gözlüğü ve çantası ile kendine göre havalı havalı dolanmayı da ihmal etmiyorsun. Kendi küçük dünyanda oynadığın oyunları oynarken seni seyretmek pek bir keyifli oluyor. Yorulduğunda ise gelip kafanı göğsüme yaslıyor, sessiz sessiz parmağını emiyorsun.
Maalesef kitap okurken çok sabırlı değilsin. Ya hemen sayfaları değiştiriyor ya da kitabı benim elimden alıp kendin okumaya başlıyorsun. Azimlisin, kafana koyduğunu yapmaya çalışıyor, kararlı ama minik adımlarla hedefine doğru ilerliyorsun.
Kelimelerin her geçen gün artıyor. Artık ikili, üçlü kelimeli cümleler kuruyor, atlıyor, zıplıyor, yaşının gereklerini fazlası ile yapıyorsun. Abin ve ablan ne yaparsa sen de onlara takılıyor, onların davranışlarını kopyalıyorsun çoğu zaman. Bu iyi de olabiliyor kötü de. Mesela istediğin birşey olmadığında ağlama şeklin aynı Bilge. Yani epey bir kulak tırmalayanından. Birşeyi yapmak istemediğindeki dudak büküşün ise aynı Meryem. Kızgın taklidi yaptığında ise benim veya babanın sözlerini teklarlıyorsun. İşaret parmağını havaya kaldırıp, kaşlarını çatarak "hayır" demen seni kızgın göstermenin tam aksine ayrı bir sevimli yapıyor. Bu sevimli olma durumunun farkında olarak kızacağımız birşey yaptığında hemen bize o meşhur hayır taklidini yapıyorsun. Ve tabii ki bizim sinirli duruşumuz çok uzun sürmüyor öyle bir durumda. Sıcacık kahkaların, oyun oynarken kendi kendine mırıldandığın şarkılarla evimize ışık oluyorsun, Sen, Bilge ve Meryem... Birbirinizi kovalamalarınız, kanapenin kenarından minderin üzerine atlamalarınız, oraya buraya taşıdığınız battaniyeler ile kurduğunuz minik yuvalar, sıkıcı geçen günlerimizi anlamlandırıyor, Mutsuzluklarımızı silip götürüyor.
İyi ki doğdun canım kızım, gün aydınlığım...
20 Mayıs 2017 Cumartesi
Çocuklara Özel Zaman Ayırabilmek
Anneler aralarında dertlenmeyi çok severler. Yine birgün Sinem ile telefonda çocukların herbirisine birden koşuşturmanın ne kadar zor olduğundan bahsediyorduk. Bizim büyük olarak gördüğümüz çocuklarımızın bile bazen en küçükleri kıskandığından ve birebir iletişim kurma ihtiyaçlarına geldi söz. Haftada yarım saat birle olsan çocuk ile geçirilen birebir zamanın nasıl onlara iyi geldiğinden konuştuk. O telefon konuşması sonrası çocuklarımla geçirdiğim zamanları ve Meryem'in son zamanlarda artan şikayetlerini düşündüm. Bana sürekli olarak nasıl Bilge ve Elif'den önce birlikte zaman geçirdiğimizden ama onlar doğduktan sonra bu durumun tamamen değiştiğinden bahsediyordu. O günleri çok özlediğini söylemişti birkaç kere. Ben her ne kadar çocuklarımla vakit geçiriyor olsam da bu zaman onlara özel olmayınca bir şeyler eksik kalıyordu. Kendi kendime bir karar verdim. Haftada bir saat bile olsa birisine özel zaman ayırmakla başlayabilirdim. Bu düşüncemi Meryem ve Bilge ile paylaştım. Ama her hafta birisinin sırası olacaktı. Bu fikir çok hoşlarına gitti ve hemen sahiplendiler. Kendi haftalarınının sırasını takip eder oldular. Bilge'nin deyimi ile "It is mommy and son time" planları yapar oldular. Genelde Panera Bread durağımız oluyor. Ben bir kahve alıyorum onlar içecek veya minik bir kurabiye. Birlikte oturuyoruz. Bazen konuşuyoruz bazen etrafı seyrediyoruz.
Meryem büyüdükçe biraz daha bilinçli olmaya başladı. En son beraber olduğumuzda bana benim günümden bahsetmemi istedi. Neler yapıyordum, günümü nasıl geçiriyordum. Bir keresinde Bilge ile üniversitenin spor salonuna gittik, orada duvar tenisi oynadık. Onlar nasıl bir plan yaparsa bir saate sığacak şekilde vakit geçiriyoruz.
Elif henüz küçük olduğu için o böyle bir talebi dile getiremiyor tabii. Ancak bizim Elif ile özel zamanlarımız mutlaka oluyor. O önde ben arkada birlikte sık sık doğa yürüyüşlerine çıkıyoruz. Birlikte hayvanları gözlemleyip çiçekleri kokluyoruz.
Bu haftalık bir saat özel zaman dilimleri Meryem'in sık sık dile getirdiği şikayetlerine son verdi. Keşke eşimizle ve dostlarımızla da bu zaman dilimini yaratabilsek. İnsan hayatın koşuşturması, telaşı derken bu özel anların önemini farkedemeyebiliyor.
Meryem büyüdükçe biraz daha bilinçli olmaya başladı. En son beraber olduğumuzda bana benim günümden bahsetmemi istedi. Neler yapıyordum, günümü nasıl geçiriyordum. Bir keresinde Bilge ile üniversitenin spor salonuna gittik, orada duvar tenisi oynadık. Onlar nasıl bir plan yaparsa bir saate sığacak şekilde vakit geçiriyoruz.
Bu haftalık bir saat özel zaman dilimleri Meryem'in sık sık dile getirdiği şikayetlerine son verdi. Keşke eşimizle ve dostlarımızla da bu zaman dilimini yaratabilsek. İnsan hayatın koşuşturması, telaşı derken bu özel anların önemini farkedemeyebiliyor.
17 Mayıs 2017 Çarşamba
Masalcı Bilge
Bir aksam yine çocukları almak için kreşe gittim. Bilge'nin sınıfına tam girecektim ki baktım Bilge bütün çocukları karşısına dizmiş bir şeyler anlatıyor. Çocuklar pür dikkat Bilge'yi dinliyorlar. Arada bazı sorular soruyorlar. Bir süre onları seyrettim.
Bilge: It is bigger than my mom (Annemden büyük).
A friend: Really? (Gerçekten mi)?
Bilge: It is even bigger than my dad (Babamdan bile büyük).
Bilge: It is even bigger than our house (Evimizden bile büyük).
Bilge: It is bigger than the sky (Gökyüzünden de büyük).
ve masal böyle devam eder...
İşin sevimli yanı çocuklar buna inanıyor. çocuklar inandıkça da Bilge anlatmaya daha bir heyecanla devam ediyordu. İçeri girdiğimde neden bahsettiklerini sordum. Bilge bizim evimizde bir gemimiz olduğundan bahsediyordu. Arkadaşları ona ne kadar büyük diye sorunca başlamış masalı iyice masal yapmaya.
Bu konuşmanın üzerine öğretmeni Bilge'nin arkadaşlarına evimizde kaplan beslediğimizden bahsettiğini de söyledi. Tüm arkadaşları bizim evimizde bir kaplanımız olduğunu düşünüyorlarmış.
O kadar gerçekçi söylüyor ki bazen söylediklerine kendisinin bile inandığını düşünüyorum. Eski okulunda bu diyaloglar genelde öğretmeni ve Bilge arasında geçiyordu. Öğretmeni bir gün bana gülümseyerek nasıl Bilge'nin bizi polislerin yaklayıp hapse attığını anlattığını söylemişti. O günün konusu polislermiş ve Bilge hemen heyecanlı bir hikaye yazıvermiş anlaşılan.
Yalnız söyleyiş tarzı çok gerçekçi. İnsan gerçek olduğunu düşünüyor. Geçenlerde düşmüş bir yerlere ve yüzünün yan tarafını çizdirmiş. Annemle beraber bahçede oturuyoruz. Bilge'ye ne oldu diye sordum. Bilge o sırada annem ile bizim ilişkimizi çözümlemeye çalışıyordu. Annemi Emre'nin annesi olarak düşünüyordu ilk başlarda. Anneme dönüp senin oğlun yaptı dedi. O kadar gerçekçiydi ki ben Bilge'yi bilemesem gerçek sanırdım ve tabii ki annem inandı. Hadi bakalım şimdi anlat anlatabilirsen Bilge'nin masalcı yanını.
Bilge: It is bigger than my mom (Annemden büyük).
A friend: Really? (Gerçekten mi)?
Bilge: It is even bigger than my dad (Babamdan bile büyük).
Bilge: It is even bigger than our house (Evimizden bile büyük).
Bilge: It is bigger than the sky (Gökyüzünden de büyük).
ve masal böyle devam eder...
İşin sevimli yanı çocuklar buna inanıyor. çocuklar inandıkça da Bilge anlatmaya daha bir heyecanla devam ediyordu. İçeri girdiğimde neden bahsettiklerini sordum. Bilge bizim evimizde bir gemimiz olduğundan bahsediyordu. Arkadaşları ona ne kadar büyük diye sorunca başlamış masalı iyice masal yapmaya.
Bu konuşmanın üzerine öğretmeni Bilge'nin arkadaşlarına evimizde kaplan beslediğimizden bahsettiğini de söyledi. Tüm arkadaşları bizim evimizde bir kaplanımız olduğunu düşünüyorlarmış.
O kadar gerçekçi söylüyor ki bazen söylediklerine kendisinin bile inandığını düşünüyorum. Eski okulunda bu diyaloglar genelde öğretmeni ve Bilge arasında geçiyordu. Öğretmeni bir gün bana gülümseyerek nasıl Bilge'nin bizi polislerin yaklayıp hapse attığını anlattığını söylemişti. O günün konusu polislermiş ve Bilge hemen heyecanlı bir hikaye yazıvermiş anlaşılan.
Yalnız söyleyiş tarzı çok gerçekçi. İnsan gerçek olduğunu düşünüyor. Geçenlerde düşmüş bir yerlere ve yüzünün yan tarafını çizdirmiş. Annemle beraber bahçede oturuyoruz. Bilge'ye ne oldu diye sordum. Bilge o sırada annem ile bizim ilişkimizi çözümlemeye çalışıyordu. Annemi Emre'nin annesi olarak düşünüyordu ilk başlarda. Anneme dönüp senin oğlun yaptı dedi. O kadar gerçekçiydi ki ben Bilge'yi bilemesem gerçek sanırdım ve tabii ki annem inandı. Hadi bakalım şimdi anlat anlatabilirsen Bilge'nin masalcı yanını.
19 Nisan 2017 Çarşamba
İş Bitirici
Çocuklara bizim yön verdiğimiz kadar beraberinde getirdikleri bir karakterleri var. Elifimiz iş bitirici ve tez canlı. Rutinlerimizi gözlemleyip kendi tanımlarına göre hemen işe girişiyor. Bulaşık makinasının kapağı açılır açılmaz hemen boşaltmaya başlıyor. Ancak onun için bulaşık makinasına kirlileri koymak ile temizleri boşaltmak arasındaki fark o kadar net değil. Biraz hatırlatma gerekiyor: "Hayır şimdi yıkıyoruz Elifcim. Bak bunlar kirli. Ayy, ne kadar da pisler! Koyalım da yıkansınlar..."
Birimiz market poşetleri ile içeri girince hemen poşetleri boşaltmaya başlıyor. Bilebildiği kadarı ile yerleştiriyor. Boşalan poşetleri de poşet kutusuna koymayı unutmuyor. Yere birşey mi döküldü hemen bir peçete ile siliyor. Nerede ne iş olduğunu farkederse bir şekilde ucundan tutuyor. Dün mesela bahçe sulama işine ben söylemeden başlamıştı bile. Su kabını aldı. Beni elimden tutarak hortumun oraya götürdü. Onun taşıyabileceği şekilde su doldurduk ve yeşillik neresi gözüne çarptıysa sulamaya başladı.
Birimiz market poşetleri ile içeri girince hemen poşetleri boşaltmaya başlıyor. Bilebildiği kadarı ile yerleştiriyor. Boşalan poşetleri de poşet kutusuna koymayı unutmuyor. Yere birşey mi döküldü hemen bir peçete ile siliyor. Nerede ne iş olduğunu farkederse bir şekilde ucundan tutuyor. Dün mesela bahçe sulama işine ben söylemeden başlamıştı bile. Su kabını aldı. Beni elimden tutarak hortumun oraya götürdü. Onun taşıyabileceği şekilde su doldurduk ve yeşillik neresi gözüne çarptıysa sulamaya başladı.
5 Nisan 2017 Çarşamba
Çocukla Beraber Uyumak
Bütün çocuklarımda içimde yaşadığım gelgitlerden biridir. Çocuklarımın yanımda uyumasına izin versem mi vermesem mi çıkmazı. Meryem doğduğunda çok idealisttim. İlk haftalarda kendi yatağında uyuması için epey bir denedim. Ancak çok kısa bir süre sonra pes etmiştim bile. Meryem yanımda olmadan uyumuyordu. O yanımda iken ne onun ne benim uyku problemimiz oluyordu. Sonuç olarak bir yaşına kadar yanımızda yattı. Sonra kendi yatağında uyuması için alıştırma çalışmaları derken Bilge doğdu ve hep beraber tekrar benim yatağıma taşındık. Elif doğduktan sonra üçü bir arada yatağıma taşınma girişiminde bulunmadılar değil ama bu teknik olarak mümkün olmadı. Elif bir yanımda olunca diğer yanımda sadece bir kişiye yer kalıyordu. Kimin yanımda olacağı konusunda Meryem ile Bilge bir türlü anlaşmadıkları için kendi yataklarında uyumaları gerektiği gerçeğini zorunlu olarak kabullenmişlerdi.
Elif 2 yaşına yaklaşırken kendi yatağında uyuma alışkanlığı kazandırmaya çalışıyoruz. Yatma zamanı gelince biraz mırın kırın etse de kendi yatağında (aslında daha çok Meryem'in yanında) uykuya dalıyor. Ancak bu birkaç saatlik bir uyku oluyor. Gece 11-12 gibi kalkıyor. Ben odamda yatağımdaysam hemen yanıma geliyor. Birkaç kere tekrar yatağına götrümeyi denedim. Ben yatırdım o kalktı, ben yatırdım o kalktı. Sanki benim sabrımı ölçüyordu. Gece uzun olunca ve ertesi gün iş başı yapmak zorunda olunca insan ister istemez pes ediyor ve ben pes ettim. Geceleri yüzünde o muzur gülümsemesi ile gözleri yarı açık yarı kapalı şekilde yanıma geliyor ve birlikte uykuya dalıyoruz.
İdealist anne yanım bunu bir şekilde sonlandırmam gerektiğini söylüyor. Sonuçta bağımsız bir birey olarak gelişebilmesi gerek. Tabii buna karşıt olarak ileri sürülen bir sürü araştırma da çocuklarla bereber uyumanın onları nasıl duygusal olarak beslediğinden bahsediyor. Benim için bu iki görüşlerden ötesi var. Gecenin bir yarısı uykunuzun en güzel yerinde sıcacık bir kol size sarılıyor ve sizi sıkı sıkı kucaklıyor ve daha da güzeli uyku uyanıklık arası sizi öpücüklere boğuyor. İşte bu vazgeçilemeyecek kadar güzel bir duygu.
Elif 2 yaşına yaklaşırken kendi yatağında uyuma alışkanlığı kazandırmaya çalışıyoruz. Yatma zamanı gelince biraz mırın kırın etse de kendi yatağında (aslında daha çok Meryem'in yanında) uykuya dalıyor. Ancak bu birkaç saatlik bir uyku oluyor. Gece 11-12 gibi kalkıyor. Ben odamda yatağımdaysam hemen yanıma geliyor. Birkaç kere tekrar yatağına götrümeyi denedim. Ben yatırdım o kalktı, ben yatırdım o kalktı. Sanki benim sabrımı ölçüyordu. Gece uzun olunca ve ertesi gün iş başı yapmak zorunda olunca insan ister istemez pes ediyor ve ben pes ettim. Geceleri yüzünde o muzur gülümsemesi ile gözleri yarı açık yarı kapalı şekilde yanıma geliyor ve birlikte uykuya dalıyoruz.
İdealist anne yanım bunu bir şekilde sonlandırmam gerektiğini söylüyor. Sonuçta bağımsız bir birey olarak gelişebilmesi gerek. Tabii buna karşıt olarak ileri sürülen bir sürü araştırma da çocuklarla bereber uyumanın onları nasıl duygusal olarak beslediğinden bahsediyor. Benim için bu iki görüşlerden ötesi var. Gecenin bir yarısı uykunuzun en güzel yerinde sıcacık bir kol size sarılıyor ve sizi sıkı sıkı kucaklıyor ve daha da güzeli uyku uyanıklık arası sizi öpücüklere boğuyor. İşte bu vazgeçilemeyecek kadar güzel bir duygu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






