4 Haziran 2015 Perşembe

Aramıza Hoşgeldin Elif!

Küçük kızımız Elif geçen hafta Pazartesi (25 Mayıs 2015) günü öğleden sonra saat 1:27'de doğdu. Bilge ve Meryem ile karşılaştırdığımızda beklediğimizden çok daha büyük bir bebek olarak. 4 kilo 300 gram civarındaydı doğduğunda. Doğum anı zor bir an ve insan nedense her seferinde o zorluğu unutuyor. Sanırım bu unutma insana yeni bir doğum tecrübesi için cesaret veriyor. Doğum öncesi sancılar, sonra doğum anı ve Elif'i kucağıma attıkları anki şükür hissi, bütün bu duygular birbirine karışıyor ve ağlamak ile gülmek arasında karışık bir duygu yoğunluğu yaşıyor insan. İlk bakımını yaptıktan sonra kızımı emzirmek için kucağıma verdiler. O kokusu, sıcaklığı ve daha anne karnında mı dışarıda mı olmanın karışımı ile yarı açık yarı kapalı gözleri ile onu aldım, kucağıma bastırdım. Güçlü bir emme duygusuyla emmeye başladı. Bir süre sonra üzerime yaslandı ve kucağımda uykuya daldı. Dünyamıza hoşgeldin minik kızım!


Doğum anı ve sonrası o kadar ilginç ki insan o saşkınlık, rahatlama hissinin verdiği doygunlukla bütün yorgunluğunu, açlığını herşeyi unutuyor. Nitekim öyle de oldu. Kızım ve ben o gün ve gecesinde çok uyumadık. Ben onu alıp kucağıma sarıldım o ise nerede olduğunu anlayamanın şaşkınlığı ile sık sık uyandı, ara ara ağladı. Birbirimize alışmaya çalıştık.

Öğleden sonra saat 4 buçuk gibi Emre annemi ve çocukları almaya gitti. Odaya ilk giren Bilge oldu. Yüzünde bir şaşkınlık ifadesi vardı ama bir kırgınlık, kıskaçlık değildi. Kızıma da oğluma da sıkı sıkıya sarıldım. Onları ne kadar çok sevdiğimi daha fazla hissetsinler istedim. Bu aslında benim kendime de bir hatırlatmaydı. Küçücük bebeğin masumluğu ve sıcaklığına boğulup dünden daha az ihtiyaçları olmayan çocuklarımı bir an bir bile ihmal etmemem gerektiğini hatırlattım kendime.
Çocukların gelmesi ile hastane odasını  bir cümbüş aldı. Meryem ile Bilge önce bebeği kim tutacak yarışına girdiler. Sıra ile kucaklarına verdik. Elif uyku uyanıklık arasındaydı. Biz fotoğraf çekerken Bilge Elif'in uyumasına karşı çok hassas bir tavırla bütün gayreti ile bizim susturmaya çalışıyordu. Onca gürültüye Bilge'nin "herkes sussun" uyarıları karışıyordu. Elif uyanıp ağlamaya başlayınca Bilge bize kızdı. Bebeği uyandırmıştık işte. Bir süre odada bulunan koltuğa oturup bebeği kucaklarında tuttular. Bilge Elif'i kucağına alır almaz twinkle twinkle söylemeye başladı. Tam bir büyük abi gibi davranıyordu.



Eve geldiğimiz birkaç gün yine telaş içinde geçti. Çocuklar bebekle ilgilenmek istiyorlar ama nasıl davranacaklarını tam bilemiyorlardı. Meryem bana sormadan kucağına alıyor, Bilge Elif'in başının üzerinde zıplıyor, oynuyordu. Evde iki küçük çocukla bir bebeğin varlığı sadece bir bebeğin varlığından çok daha zor olacaktı bu belliydi. Bir yandan Elif'i korumaya çalışıyor, bir yandan da çocukların kalplerini kırmamaya özen gösteriyordum. Ayrıca Elif'i çok korursam benden gizli bir şekilde onunla ilgilenmeye çalışıp ona daha çok zarar verme ihtimallerinden korkuyordum. Bütün bu kaygılarla çocuklara Elif ile ilgilenebilecekleri ama ona karşı çok hassas olmaları gerektiği mesajını vermeye çalışıyorduk.


İlerleyen günlerde Bilge'nin duyguları biraz daha karışıklaştı. Çünkü bu yeni gelen bebek anneyi tek başına ona bırakmıyordu. Geçtiğimiz Cumartesi akşamı tavan yaptı. Emre yoktu ve çocukları ben yatıracaktım. Ve aksilik Elif bir türlü uyumuyordu. Bilge ise bana sarılıp yatmayı özlemişti ve yanında Elif'in olmasını istemiyordu. Önce Elif ile birlikte Bilge'nin yanına yattık. Olmuyordu. Elif uyumuyordu, Bilge ise anneyi paylaşmak istemiyordu. Sonra ben kendi odamıza geçtim ve Elif'i uyutunca Bilge'nin yanına geleceğini söyledim. Aradan yarım saat geçmişti ama Elif  hala kucağımdan inmemekte ısrarcı idi. Ben bu saate Bilge uyumuştur diye düşünürken Bilge'nin "anne, anne" diye odadan beni çağıran sesleri gelmeye başladı. Bir yandan Elif'i uyutmaya çalışıyor bir yandan da Bilge'ye sen uyu, ben Elif''i uyutunca yanına geleceğim telkinleri veriyordum. Böyle böyle saat 12'yi buldu. Bilge inatla uyumuyordu ve sabrı da git gide tükeniyordu. Sonunda yanıma geldi ve yattı. Bir tarafımda Elif bir tarafımda Bilge beraber uyumaya çalıştık. Ancak Bilge yine mutlu değildi. Tamamen ona dönmemi istiyordu. Hatta kendince Elif'e kızıyordu. Neymiş efendim o büyük memeyi almış ona küçüğünü bırakmış. Sanki bir fark varmış gibi. Bu tam komşunun tavuğu komşuya kaz görünür durumuydu. Allah'tan Elif çok geçmeden uykuya daldı. Ben Bilge'ye döndüm ve sarılarak uyumaya başladık.  Daha sonraki günlerde Bilge'nin sebepsiz ağlama krizleri biraz daha arttı. Elif'i bırak anne diyordu. Benimle birebir vakit geçirmek istiyordu. Son birkaç gündür daha iyiyiz. Elif'in varlığı bizim onunla kaliteli vakit geçirmemize engel değil bunu yavaş anlamaya başlıyor sanırım.

Bütün bunlar olurken ben Meryem'in ilk Bilge doğduğu zamanlardaki tepkilerini düşünüyordum. Meryem hastaneye gelip Bilge'yi kucağımda görünce parmağını ağzına alıp, bana sokulup öylece durmuştu. Sonra bana "bunun annesi nerede" diye sordu. Soruşundan duyacağı cevabı duymak istemediği belli oluyordu. Annesi benim deyince eliyle bir karnımı yokladı. Gerçekten oradaki bebek dışarı çıkmış mıydı sanırım ondan emin olmak istiyordu. Ben Bilge'yi emzirirken usulca yanıma sokulur o da parmağını emerdi. Bazen gerçekten dayanamaz duruma gelirdi sanırım Bilge'yi memeden aniden çekip "yeter bu kadar, doydu!" der ve memeyi kapatırdı. Bir yanımda Meryem bir yanımda Bilge yatakta yatarken ben Bilge'ye doğru dönmek zorunda kalırdım kızım hiç sesini çıkarmadan arkadan bana sarılır öylece uyur kalırdı.

Meryem Elif ile ilgilenmek için çok hevesli. Okuldan eve gelir gelmez Elif'in yanına gidiyor, ona sarılıyor. onu kucağında taşımak istiyor. İlk günler o da benimle yatmak istiyordu ama Bilge'den farklı bir sebeple. Meryem Elif'in kokusunu duymak ve onu hissetmek istiyor. İlk birkaç gece Meryem'i ağlayarak yatağına göndermek zorunda kaldım. Elif'i özlerim diyerek ağlayarak yatağına gitti. Neyse ki akşamları Elif ile birlikte uyumasının doğru bir fikir olamadığını kabul etti. Gündüzleri okuldan geldiğinde Meryem'in Elif'in yanına uzanıp uyumasına izin veriyorum. İkisi de durumdan gayet memnun uyuyorlar. Nedense Elif Meryem'in yanında olmasından hiç rahatsız olmuyor.


Biz kızımla bu günlerin keyfini çıkarmaya çalışıyoruz. Elif'i kucağımda tutarken çok karışık duygularla sarılıyorum. Biz hep üç çocuklu bir aile olmak istedik. Tabii ki hayatın ne göstereceği hiç belli olmaz ama Elif bir başlangıç gibi bir son gibi de hissettiriyor. İnsan en fazla kendi çocuklarına yakın olabiliyor. Bebek kokusu, yumuşaklığı o kadar güzel ki onu doyasıya içime çekmek istiyorum. Her anının tadını çıkarmak ve içime kazımak istiyorum. Bebekler çok çabuk büyüyorlar. Meryem ve Bilge ne zaman doğdu, ne zaman bu kadar büyüdüler insan farkedemiyor. Farkında olmadan akıp geçen zamana karşı bir farkındalık kazanmak istiyorum. Biliyorum ki resimler var, videolar var ama yine de bütün bu kayıtlar o yaşanılan anın gerçekliğini saklamaya yetmiyor. Hafızalarımızda yer alan hatıralar ise genelde uçlarda yaşanılan duyguları barındırıyor. Elif'i kucağıma sıkı sıkıya bastırırken keşke kokuları ve dokunuşları da saklamak mümkün olsaydı diye geçiriyorum içimden. Bunun mümkünsüzlüğü yaşadığım ana daha da sıkı sıkıya sarılmama sebep oluyor.


İyi ki doğdun canım kızım. Aramıza hoşgeldin Elif!



15 Nisan 2015 Çarşamba

Meryem 6 Yaşında

Zaman ne kadar hızlı geçiyor. Göz açıp kapayıncaya kadar kızım 6 yaşına girdi. Bu 6 sene içerisinde ne kadar da çok şey değişti. Özellikle bu son sene Meryem'in gelişmesi açısından çok verimli oldu. Okula başladı, okumayı öğrendi, kendisine yeni arkadaşlar edindi, ne sevip ne sevmediğinin daha çok bilincine vardı ve hatta bizimle akıl yarıştırır oldu. Tabii bu zaman zarfında hala değişmeyen şeyler de var. Mesela hala bize sarılmayı çok seviyor, yanımızda yatmak istiyor, yemeklerde hala çok seçici ve parmağını emmeye inatla devam ediyor.

Bu sene Meryem'in doğum gününü küçük bir arkadaş grubu ile yaptık. Amaç Meryem mutlu olsun idi. Ben biraz tembellik yapıp Bilge'nin geçmiş doğum gününü de araya sıkıştırdım. Aslında Bilge'ye haksızlık olsun istemedim. Çünkü oğlum doğum gününde hiç hediye almamıştı ve şimdi Meryem o kadar hediye alırken kendisini kötü hissedebilirdi. Aslında bunun o kadar iyi bir fikir olmadığını sonradan anladım. Meryem bu günün tamamiyle kendisine özel olmasını istiyordu ve bu özel gününü Bilge ile paylaşmaktan çok mutlu olmamıştı. Artık anlıyorum ki çocuklarım kendi isteklerinde ısrarcı olacak kadar büyüdüler ve bu şekilde bir dayatmayı gelecek senelerde yapabilmemin imkanı yok. Çok büyük bir doğum günü olmamasına rağmen epey bir hediyeleri oldu. Arkadaşları ile bir arada vakit geçirmiş oldular. Benim için her ne kadar evde yaptığımız bir parti de olsa ikramdı, pastaydı hazırlıklar epey bir yorucu oldu.

Pasta kesiminden önce çocuklar onlar için hazırladığım birkaç etkinlikte oynadılar. Sıcak patates kimin elinde kalacak bakalım?


Olaf'ın burnunu gözü kapalı olarak bulabilecek misiniz?


Şimdi mumları üfleme zamanı. Evde yapıp süslediğimiz cupcakeler bu seneki doğum günü pastalarımız.


Doğum günleri konusunda artık epey bir tecrübeli olan Meryem benim liderliğime gerek kalmadan kendi başına hediyeler için kendisine bir köşe oluşturmuş sandalyesini çekmiş, hediyeleri açmaya başlamıştı bile.




Bu geçtiğimiz bir yıl içerisinde Meryem kendisini, isteklerini daha iyi anlatır oldu. Küçükken anlatmadığı şeyleri bile zaman zaman hatırlayarak paylaşıyor. Mesela babaannesinde onu yalnız bıraktığımız zaman nasıl üzülüp bizi özlediğini söyledi bir ara. Ve bu olay seneler önce olmuştu. Sonra okulda uyku vakitlerinde öğretmenlerinin onları uyutmak için pışpışlamalarından hiç bir zaman hoşlanmadığını ama ayıp olmasın diye sesini çıkaramadığını anlattı. Geçen hafta sonu gittiğimiz doğum günü partisinde bir arkadaşının annesi ile konuşurken bahar tatilinde hiç bir şey yapmadığımızı söylemiştim. Eve gelip bahar tatilinin nasıl dolu dolu geçtiğinden konuşurken ve yaptığımız etkinliklerden bahsederken bana suçlayıcı bir tavırla neden Ashley'in annesine bunları söylemediğimi sordu. Ben Meryem'in bizi dinlediğinin bile farkında değildim oysa ki... Babası ile zaman zaman tartıştığımızda hemen bir yorumda bulunuyor. Bazen bunu kafasında çok büyütüp bizim ayrılmamız gerektiğini söyleyecek kadar bilmiş davranıyor. Yani davranışlarımız konusunda çok daha dikkatli olmamız gerekiyor artık.

Okulda hala sınıfın en sessizlerinden. Hala sıkılgan ve isteklerini ve istemediklerini ifade etme konusunda utangaç. Ancak çok iyi bir gözlemci. En ufak ayrıntılara dikkat ediyor. Çabuk yaralanıyor ama tepkilerini açıkca belli edemiyor. O zaman daha çok içine kapanıyor. Pazar günü pikniğe gitmiştik sonrasında banyo yapamamış ve ertesi gün okula o şekilde gitmişti. Temiz değildi ama çok da pis değildi. O gün sınıfındaki arkadaşlarından birisi ve bir de tanımadığı bir çocuk ona pis koktuğunu söylemiş ve bu onu çok üzmüş. Sana böyle söylediklerinde sen ne dedin diye sordum. Hiç birşey söylememiş. Ben o an nasıl içine kapanıp elini ağzına götürdüğünü tahmin edebiliyorum. Sadece hafta sonu banyo yapamadın ya ondandır demekle yetindim. İşin garip tarafı Cuma günü tertemiz duş almıştı ama yine de bu yeterli olmamıştı. Bilge ondan çok daha kötü kokuyordu. Bilge'nin öğretmenleri hakkımızda ne düşünmüştür onu düşünmek bile istemiyorum. Bu durum sadece benimle paylaştığı kısa bir kesit. Onu böyle zaman zaman kıran daha neler olabiliyordur düşücesi bile içimi acıtıyor. Sanırım bizim bu aşamada yapabileceğimiz ona her zaman eleştiriye açık olmayı ama bu gibi durumları hiç bir zaman kişisel algılamamayı öğretebilmek. Kızım, çocuklarım hayata karşı güçlü olsunlar istiyorum. Bu gibi olaylar onları güçlendirecek ama biz onlara her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirebilmeliyiz.

Meryem okuma ve yazma konusunda sene başından bu yana o kadar çok ilerledi ki Emre de ben de bu durum ile gurur duyuyoruz. Kolay okuma setleri ve birinci seviye kitaplar ona çok basit geliyor artık. Birlikte büyük kitapları okumaya başladık. Bu konuda tek problemimiz canının çok çabuk sıkılması. Noel tatilinden beridir okul zamanları iki, okul olmadığı zamanlar dört kitap okuma kuralımızı devam ettiriyoruz. Artık daha zor kitaplara geçtik. Eğer kitap uzunsa tek bir kitabı iki kitap olarak sayıyorum. Nedense ara ara meşhur kavgalarımızı etmeden gitmiyor bu iş. Meryem okumak için ya çok kolay kitapları getiriyor ya da benim ona birkaç kere kitap okuması gerektiğini hatırlatmam gerekiyor. Bazen çok yorgun oluyor ve ona zorla okutuyormuşum gibi hissediyorum ama bu kadar kısa bir zamanda bu kadar hızlı gelişmesinin en büyük sebebi bu hiç aksatmadan devam ettiğimiz okuma saatlerimiz. Bunun bir alışkanlığa dönüşmesini istiyorum ancak kitap okumaktan nefret etsin istemiyorum. Sonuç olarak öğretmeni de biz de Meryem'in performansından çok memnunuz. Senenın başında daha alfabenin harflerini bile doğru düzgün bilmiyordu. O zaman ne kadar endişeliydim acaba okumayı öğrenebilir mi diye.

Matematiksel düşünme konusunda da beni epey saşırtıyor. Kendi kendine daha okulda yapmadan ikişer saymayı öğrendi. 10'luk sayı sistemi hakkında aşağı yukarı bir bilgisi var. Şekil bulmacaları konusunda zaten çok iyi. Yaşına göre ortalamanın üzerinde bir satranç oyuncusu. Kuralları, ilişkileri çok çabuk gözlemliyor. Geçen gün ona dokuzlarla toplama işleminin kolay yolunu anlatmak istedim ve sadece iki tane örnek vermem yeterli oldu. İşin mantığını hemen kavradı.

Meryem ile iligi en büyük problemimiz içsel motivasyon sorunu. Çok çalışmaktan, aynı şeyi defalarca yapmaktan sıkılıyor. Ancak başarının anahtarı kararlılık ve tekrar. Geçen gün resim çiziyordu, Çizdiği resim istediği gibi olmayınca hemen sinirlendi. Ben ise ona zamanla gelişeceğini anlatmaya çalışıyordum. Bana "Hiç çalışmayım ama her şeyde iyi oluyum istiyorum." dedi. Aslında bu onun şu anki durumunu çok iyi özetliyordu. Çok hırslı, herşey de başarı elde etmek istiyor ama iş çalışmaya gelince sürekli ve düzenli bir çaba göstermek istemiyor. Ara başarısızlıklar onu hemen hayal kırıklığına uğratıyor. Bu durum ise bizi üzüyor ve endişelendiriyor. Çünkü ne kadar akıllı, yetenekli olursan ol eğer gerekli çabayı göstermezsen hiç bir yere gidemezsin. Mesela en son karne döneminde jımnastik öğretmeni çok yetenekli olduğunu ama ilerlemek için çok bir istek göstermediğini söylediler. Kızım için yapabileceğimiz en önemli şey ona kararlı olabilme özelliğini kazandırma ve emek olmadan başarı beklemenin boş olduğunu ona anlatabilmek. Bu konuda nasıl bır yöntem izleriz ve nasıl başarıya ulaşırız çok bır fikrimiz yok ama bu sene için en büyük hedefimiz bu davranışın temellerini atabilmek. Amacımız Meryem'in ödül odaklı motivasyonu içsel motıvasyona dönüştürebilmek?

Ondan kendi hedeflerini koyabilsin istiyorum. Şu andan değil kendi hedefleri beninm hedeflerimiz bile kabul etmekte zorlanıyor. Meryem için hedef öğretmeninin gösterdiği beklediği ile sınırlı. Yazması gereken kelimeler listesi öğretmeninin 25 hedef kelimesinin ötesine geçemiyor. Sayma sisteminde 110'un üzerindeki sayılara çıkmak istemiyor. Kendi kafasına göre bir otorite belirliyor ve öğrenmesini  o otoritenin beklentileri ile sınırlıyor. Benimse isteğim dış otoritelerin sınırlamlarından bağımsız bir öğrenme isteğini içinde büyütmesi.

Bütün bunların yanında çok basit ve çok sevimli istekleri var. yumuşak peluş hayvanları çok seviyor. mesela yüz tane peluş hayvanım olsun istiyoru diyor. Ayrıca kendime ait bir oda istiyor. odasında iki katlı bir ranza olacak. bu ranzanın alt katında sadece peluş hayvanları olacakç ıstediğinde onların arasına gömülüp uyuyacak. Sonra lego pronjerlerini bozmadan sergileyebileceği bir oyun odası olsun istiyor. Ayrıca içerisinde çiçekler ve meyve ağaçlarının olduğu geniş bir bahçe. Bir de bir sürü tavşan.

Büyüyünce beyin cerrahı mı olsam yoksa bahçıvan mı? Veteriner de olabilir. En son üniversite çocuk gelişim uzmanı olmaya karar vermişti.

Canım kızım iyi ki doğdun ve iyi ki varsın! Bir gülüşün ile içimizi aydınlatıyorsun. Çantandan, çekmecelerinden bana yazdığın ve bana hiç vermediğin notları bulunca içim kıpır kıpır oluyor. Daha dün dolabından elime üzerinde "I love you mom" yazılı not düşüverdi ve bir anda içimi aydınlattı. Aklında ve kalbinde olduğunu bilmek çok güzel. Seni çok seviyorum!

Bak Şu Gözünün Takıldığına...

Bilge dün parkta oynarken gözü 13-14 yaşlarında bir kıza takıldı. Kız, bir arkadaşı ile gelmiş ve birlikte oynarlarken göbeği görünüyordu. Bilge'nin dikkatini çeken de bu olmuştu. Göbek görmeye dayanamayan oğlum kızın üzerinden gözlerini alamıyordu. Bana kızı gösterdi ve ben meme seviyorum, dudi seviyorum (yani popo) bir de göbek seviyorum dedi. Ama seninkini değil onunkini diye eklemeyi de unutmadı. Ee canım tabi o kızın göbeğine bak benimkine bak. Benimki dokuz aylık hamile göbeği sonuçta. Sorun o değil de sevdiklerinde bu kadar net olması ve bu yaştan bunları düşünüyor olması beni korkutmalı mı yoksa çocuk saflığına mı vermeliyim bilemedim.

20 Mart 2015 Cuma

Farkında Olmadan Hayatımıza Giren Yeni Karakterler ve Kelimeler

Bilge resim çiziyor ve resimleri her ne kadar pek bir şeye benzemese de o hayalinde olan bir şeylere benzetebiliyor. Son birkaç seferdir okulda yaptığı veya evde çizdiği resimleri göstererek ısrarla bu "Bumble Bee" diyordu. Kendi kendime acaba diyordum bu çizdiği şeyleri hayalinde arı olarak mı düşünüyor. Arılara neden bu kadar taktığını tam anlamlandıramazken geçen gün elinde legolardan yaptığı bir oyuncağı tutarak anne bu "Optimus Prime" demesin mi? Ben mi yanılıyorum yoksa gerçekten Bilge Transformers filmindeki Optimus Prime'dan mı bahsediyor? Emre'ye emin olmak için soruyorum Bilge ile Transformers filmini seyrettinmiz mi diye. Hayır diyor ve o da şaşırıyor bu çocuk transformers filminin kahramanlarını nereden biliyor olabilir diye. Sonra bir süre onu yaptığı lego oyuncağı ile oynarken gözlemledim. Kendi kendine "optimus prime tranforms" diye konuşuyor oyun arasında.

Benzer bir duruma Bilge'ye ayakkabı aldığımda yaşamıştım. Okuldaki öğretmeleri Bilge'nin bağcıklı ayakkabılardan bıkmışlar ve Bilge'ye bağcıklı olmayan bir ayakkabı getirebilir misiniz diye açık açık isteklerini dile getirmişlerdi. Bu durum üzerinde hemen markete gittim ve uygun fiyattaki olan ayakkbılara bakmaya başladım. Üzerinde Ninja Kamlumbağaları olan yeşik spor ayakkabıları gözüme ilişti. Ayağını yere vurduğunda ışık da yanıyordu. Bilge Ninja kaplumbağaları nereden bilecek diye Emre ile aramızda konuştuk ama hem fiyat olarak en uygun olanıydı hem de hoş görünüyordu ve almaya karar verdim. Aldığımın akşamı Bilge'yi okuldan aldım ve ona hemen yeni ayakkabılarını gösterdim. Kelimenin tam anlamı ile bayıldı. Yol boyunca "ben Nanja törtılsı çok seviyorum" dedi durdu. Eve gider gitmez ayakkabılarını ayağına geçirdi ve bize "bak benim Nanja törtıl ayakkabılarıma" diyerek ortalıklarda koşusturmaya başladı. Ertesi gün okula aynı heyecanla gitti.  Sınıfa bir girişi vardı ki görmeye değer. Koşarak sınıfa girdi, Sınıfın ortasın yumruklarını sıkarak durdu. Bir yandan ayakkabılarına bakıyor, bir yandan da diğer çocuklara. Ayakkabıları ile resmen şov yapıyordu. Öğretmenleri birkaç günün böyle geçtiğini anlattılar. Durup dururken bir koşuyor, sonra durarak ayakkabılarının ışıklar saçmasını seyrediyordu. O günden sonra Nanja Törtıls hayatımızın içine iyice bir yerleşti.

Çocukların öğrenmedenki seçiciliklerine en iyi örnek bu olsa gerek. Bütün bu kelimeleri ve bu kelimelerin tanımladığı karakterleri okulda arkadaşlarından duydu büyük ihtimalle. Ancak sadece isim olarak kalmamıştı bu karakterler. Onlara bir kişilik vermiş ve o karakterlerin ne yaptığını gayet iyi öğrenmişti. Bu süreç sırasında "transforming" gibi gayet komplike bir kelimeyi de kelime hazinesine eklemişti. Çocukların kelime hazinelerini arttırması için ne kadar imkan yarattığımız elbette çok önemli ama sonuçta onlara sunduğumuz bütün bu uyaranlar onların süzgecinden geçiyor. Neye daha çok ilgi duyuyorlarsa o konuda algıları daha açık oluyor ve öğrenmeleri de bir o kadar hızlı oluyor sanırım. Bu durumda Meryem'in okuldan eve getirdiği kelimenin "homesick" olmasına da çok şaşmamak lazım. Onun için birincil derecede önemli olan aile ve aile özlemi.

Çin'den Gelen Hediye

Bu sabah Meryem dolabından babasının seneler önce (ben daha Bilge'ye hamileyken) getirdiği yelpazeyi çıkarmış ve onunla oynuyordu. Yelpazeyi gören Bilge kendine de bir tane istedi. Benimki nerede diye sordu. Meryem hemen bilgiç bilgiç "senin yok, baba bunu bana China'dan getirdi" diye cevap verdi. Bilge kendisini kötü hissetmesin diye ben hemen ona o sırada onun daha doğmadığını, benim karnımda olduğunu söyledim.  Sonra lavaboya gittim. Lavaboda iken Bilge'nin ağlama seslerini duydum. Çıkınca odalarına gidince Bilge'ye neden daha üzerini giymediğini sordum. O ise bana elinde tuttuğu iki tane oyuncak küreği göstererek ve dolgun bir sesle "baba bunları bana China'dan getirdi" demesin mi? Bu Çin'den gelen hediye işini bu kadar büyüteceğini açıkcası hiç düşünmemiştim. Ama bu durumdan yine kendine has bir şekilde bir çıkış yolu bulmuştu. Babası ona Çin'den bir hediye getirmemiş olabilir ama o öyleymiş gibi davranabilirdi. Bu gibi durumlarda beni en çok şaşırtan şey ise kendi yarattığı hikayelere ilk başta kendisinin inanıyor olması oluyor.

11 Mart 2015 Çarşamba

Bilge'nin Hayal Dünyası

Bilge ile zaman geçirmek onunla konuşmak o kadar keyifli ki anlatamam. Ara ara bizi çok zorluyor çünkü yapmak istediklerini yapma konusunda çok ısrarcı ve onu ikna etmesi pek kolay olmuyor. Son zamanlarda iknadan çok otoriter bir tavır almaya başladık çünkü her zaman Bilge'yi ikna edecek kadar vaktimiz olmayabiliyor. Bilge ile sohbet ederken ne zaman hayalindeki kahramanlar devreye giriyor ne zaman gerçekleri konuşuyoruz bazen bunu anlaması zor oluyor. Okuldaki olaylardan bahsederken önce ne olduğunu anlatmaya başlıyor sonra birden işe kendi hayalindeki gerçekler karışıyor. Dün okuldan aldım onu arabaya bindireceğim. Elinden tutup arabaya götürmek istiyorum. Hayır anne ben uçuyorum diyerek kollarını iki yana açarak koşar adım arabanın yanına gitti ve aynı şekilde arabanın çevresinde üç-beş tur attı.

Legolarla birşeyler yapmaya çalışıyor. Ancak hayalinde gerçekleştirdiği şeyi legolarla yapabilmekte zorlanıyor. Lego parçaları düşüp duruyor. Benden yarıdm isteyince ben de koyduğu parçaları sağlamlaştırmak adına düşen parçanın sağına soluna ek parçalar koydum. Çok kızdı. Bana böyle değil diyerek çıkıştı. Sonra ne istediğini anlatmaya çalıştı. Önünde ik tane kolu, arkasında kanatları olacakmış. Ah keşke hayalinde ne canladırdığını görebilsem de ona yardımcı olabilsem. Üzgünüm Bilgecim ama ben sana o konuda yardımcı olamam çünkü ne istediğini tam olarak bilemiyorum. Sonra epey bir uğraştı tam hayalindekini yansıtmasa da karşılaştığı problemleri kendince çözerek hayalindekine yakın bir tasarım yapabildi. Ben orada yaratıcılığın gelişmeye etksini gördüm. Hayalinde birşeyler düşündü, yapmak için uğraştı, zorlandı ama başardı.

Yemek sırasında sohbet ederken bir bakıyorum olmayan arkadaşlarından bahsediyor. Geçen gün Frodo'nun onun arkadaşı olduğunu anlatıyordu. Frodo yüzüklerin efendisindeki hobbit. Oyun oynarken tahtadan atı He-Man'in kaplanı Gringer oluyor. Herkangi bir değnek anında kılıcı oluyor ve başlıyor "güç bende" nidaları atmaya.

Bu hayal gücünün çok fazla işe yaradığı yerlerden birisi yemek sofrası. Sevmediği bir yemek varsa hemen ona He-Man olmayı isteyip istememdiğini soruyoruz. Meryem bile alıştı artık. Bazen Bilge'nin yemesine yardımcı oluyor. Ona "He-man olmak ister misin, o zaman yemeğini bitir" telkinlerinde bulunuyor. Bilge'nin hedefi hemen büyüyüp 10 olmak ve He-Man olmak. Bazen de Batman veya Ninja Kaplumbağa. Değişmeyen hedef 10 olmak. 10 onun için çok büyük bir yaş. Bana geçen gün soruyor anne sen 10 musun diye. Ben de nerede oğlum ben 37'yim dedim. O zaman bana tam anlamayan bir ifade ile bakıp "sen annesin" diye sordu.


Meryem'den Kısa Notlar

Bu iki haftadır Meryem'den bana yazılmış notlar buluyorum. Bu beni hem gururlandırıyor, hem duygulandırıyor. İlk notunun çantasının yan gözünde buldum.


Geçen hafta üç günlüğüne Nebraska'ya gittiğim zaman yazmış olacak. Ama ilginç olanı bu notu o bana vermedi. Ben çantasını düzenlerken buldum. Bir şekilde yazmak istemiş ve duygularını kağıda dökmüştü. Not kısa ve özdü. Canım anneciğim, eve gelmeni diliyorum.

Diğer kısa not ise sınıfta yaptıkları bir aktivitenin bir parçasıydı analdığım kadarı ile. Haftalık dosyasında diğer çalışma kağıtları ile birlikte gelmişti.  Bana benimle ilgili en sevdiği şeyleri içeren bir bot yazmıştı. Ona sarılmamı ve gülümsediğim zamanları çok sevdiğinden bahsediyordu.


Canım kızım, ben de senin yüzüne yayılan o kocaman gülümsemeyi çok çok seviyorum...

5 Mart 2015 Perşembe

Ten Rengi

Meryem bugün sabah bana okulda bir arkadaşının ona söylediği ve onu rahatsız eden bir durumdan bahsetti. Arkadaşı hintli bir çocuk. Yani teni kahverengi. Meryem'e senin teninde de çok az kahverengi var demiş. Sonrasında kahverengi güzeldir diye eklemeyi unutmadan. Bu yorum Meryem'i memnun etmemiş. "Hayır ben kahverengi değilim, ben beyazım" dedi bana. Sonra birlikte aynaya baktık. Aynada ne gördüğünü sordum ona. Teninin biraz koyu renkli olduğunu ama kahverengi olmadığını söyledi. Ben ona teni ne renk olursa olsun kendisini sevmesini ve onunla gurur duyması gerektiğini söyledim.

Bazen hayal dünyamızda kendimizi olduğumuzdan farklı düşünüp bize dayatılan güzelik kavramlarını kendimizde görmeye çalışırız. Güzellik nedir? Açık ten, sarı saç renkli göz bunlar mıdır güzellik? Meryem'in ten rengi gerçekten biraz daha koyu. Onda ayrı bir melez duruşu var. Müthiş gamzeleri ve karakteristik kaşları ile kendine özel bir güzelliği var. Umarım basma kalıp güzellikler onun kendini daha az sevmesine sebep olmaz. Meryem'e farklılığı ile bir ayrıcalığı olduğunu ve bununla gurur duyması gerektiğini ara ara hatırlatmakta fayda var.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Meryem, Bilge ve bebek

Ailemize bir bebek daha geliyor. Mayıs ortası gibi bebeğimizi bekliyoruz. Bu haberi Meryem ve Bilge ile paylaştığımızda bir sürü soru ile karşılaştık. Bir kısmı cevaplaması kolay olan sorular bir kısmı ise şu an cevaplaması bizim için çok kolay olmayan sorular. Bebegin nereden gelip, nasıl karnımdan dışarı çıkacağı soruları hala çocuklara yarım yamalak cevaplarla geçiştirdiğim sorular.

Bu bebek bekleme sırasında ilginç olan Meryem ile Bilge'nin farklı tepkileri idi. Meryem bebeğin yaz geldiği zaman doğacağını öğrendi ve ondan sonra pek sorgulamadı. Sabırla bebeği bekliyor. Ara ara isminin ne olacağını soruyor. Ben ona sen ne olsun istersin deyince "bu senin bebeğin sen bir isim vermelisin" diyor. Bir de tabii gerçekçi Meryem'in geleceğe yönelik kaygıları var. Bir sabah bana bebeklerin çok ağladığını ve bunun onu rahatsız ettiğinden şikayet etti. Bunun yanında bir de onu endişelendiren bez değiştirme durumu vardı. Bebekler kaka yapınca çok kötü kokuyor ve ben o kokuyu sevmiyorum. Siz bezini bana değiştirirtsiniz ve ben istemiyorum.

Bilge ise çok daha farklı. O çok meraklı. Karnımda bebekle konuşmaya çalışıyor, onu görmek istiyor. Eğer gittiğimiz yerde bir bebek varsa hemen bana dönüp burada iki tane bebek var diyor. İlk böyle söylediğinde ben ne dediğini anlamadım ama sonra bana anlattı. Bir tane gördüğümüz bebek bir de benim karnımda olan bebek. Bugün internette halasının bir buçuk yaşındaki kızı Beyza ile konuşuyor. Beyza Bilge'den bebek isteyince o gitti beni getirdi, bebek burada diyerek. Aslında Beyza ondan oyuncak bir bebek getirmesini istemişti. Bilge'nin aklındaki bebek ise benim karnımdaki bebek.

Ara ara bebeğe karşı karışık duygular içersinde olduğunu anlıyorum. Karnıma vuruyor bazen ve ben bebeğe vurdum diyor. Sonra sarılıyor, bebeğin sesini duymaya çalışıyor. Bebeğe hitap etmek için bir ada ihtiyaç duyuyor. Geçen gün kendi kendine hiç bir anlamı olmadan harfleri bir araya getirmiş bebeğe sesleniyor.

Bebeğimizin doğmasına daha üç ay var. Meryem bu duruma onu neyin karşılayacağını bilmenin sabrı ve endişesi ile yaklaşıyor. Bilge ise biraz daha heyecalı ve ne olacağını bilmememin şaşkınlığı var üzerinde. Ben ise hayatımızın nasıl değişeceğini hiç tahmin edemiyorum. Şu anda çocuklarla bir arada yatarken bir koluma Meryem'i bir koluma Bilge'yi alıyorum. İkisi de kendi yerlerini biliyor ve koruyorlar. Bakalım bu küçük bebek bizim ailedeki dengeleri nasıl değişterecek? Tek istediğim hiç kimse arka planda kalmadan, hakkettiği ilgi ve sevgi ile büyüsün...


26 Ocak 2015 Pazartesi

Minik Ziyaretçimiz

özellikle kış zamanları bizim sincap bizim balkona pek bir uğrar oldu. Biz evde artık kalan ekmek, pasta, makarna kırıntılarını balkona koydukça o da bizim balkona bir sabah bir akşam uğrar oldu. Meryem ona Sinsin diyor. Bizim Sinsin bize pek bir alıştı. Önceden çocuklar cama yaklaşır yaklaşmaz hemen bir kaçardı. Şimdi çocuklar onu seyrederken o hiç oralı olmuyor. Hatta bazen yemek yemese bile uzun uzun duruyor, geriniyor, uzanıyor. Keyfi pek bir yerinde yani. Böylelikle biz de onu yemek yerken uzun uzun seyredebiliyoruz.


Üşüyüp üşümediğinden konuşuyoruz. Kuyruğunun onun battaniyesi olması fikri özellikle Meryem'in çok hoşuna gitti. Hemen keşke ben de sincap olsam dedi. Böylelikle hep yanında taşıdığı doğal bir battaniyesi olacaktı. Ve yeni yeni şeyler öğreniyoruz. Mesela artık içerisinde süt ürünleri bulunan şeyleri yemediğini artık biliyoruz.

Küçük ziyaretçimizin düzenli olarak gelmesinden çok hoşlansak da hepimiz sınırlarımızı biliyoruz. Bizim Sinsin balkona geldiğinde balkonun kapısı açılmıyor. Her ne kadar o bizi biz onu bir dost olarak kabul ettiysek de dostluğumuz arasına bir sınır koymanın her ki tarafın sağlığı için daha doğru olduğu konusunda fikir birliğine varabildik neyse ki...