1 Temmuz 2016 Cuma

Erkek Çocukları ve Kız Çocukları

Meryem ve Bilge daha çok küçükken kütüphaneden ödünç aldığımız çocuk ninnileri CD'sinde şöyle bir tekerleme duymuştum:

What are little boys made of?
What are little boys made of?
Snips and snails
And puppy-dogs' tails
That's what little boys are made of
What are little girls made of?
What are little girls made of?
Sugar and spice
And everything nice (or all things nice)
That's what little girls are made of


Bu tekerleme beni gülümsetmişti ama bir yandan da eşitlikçi yanımı tetikleyerek ne kadar cinsiyet ayrımcı bir tekerleme diye düşündürmüştü. Bir erkek çocuğu annesi olarak zaman zaman bu tekerlemeye katılmadan edemiyorum. Benim örneklemim bir kişiden oluşuyor ve dolayısı ile bütün erkek çocukları için genellemem münkün değil ama Bilge'yi gözlemledikçe neden erkeklerin bu kadar küfür edip, horozlar gibi kabararak ortada gezdiklerini daha iyi anlıyorum. 

Bilge duygularını yoğun yaşayan bir çocuk. Zaman zaman çok şefkatli oluyor ama vahşi bir yanı var ki beni zaman zaman çileden çıkarıyor. Filmlerde veya etrafta duyduğu kötü kelimeleri öyle bir yakalıyor ve sahipleniyor ki sadece konuşmalarımıza değil hangi filmleri izlediğimize bile ekstra özen göstermemiz gerekiyor. Aptal kelimesini ağzını doldura doldura söylemeyi çok seviyor ve ne kadar uyardıysam bir türlü kalıcı bir sonuca ulaşamadım. Ancak beni en çok saşırtan F... kelimesini söylemesiydi. Bowling oynamaya gittiğimizde lobutları deviremediğinde önce biraz yumuşak bir küfür savurdu. "Dang it!" diye bağırdı. Birkez daha başarısız olunca "f...!" deyince ben insanların arasında ne diyeceğimi bilemedim. Oğluma nasıl yanlış bir tepki verdiğini mi anlatsam yoksa etraftaki insanlardan özür mü dilesem şaşırdım kaldım. 

Bir de tabii "I will punch you in the face" var.  Türkçe'de "yüzünü gözünü dağıtırım" sözüne eş tutabiliriz. Kızdığı zaman kim olduğu farketmiyor ve öyle bir içten söylüyor ki insan gerçekten yapacak diye korkuyor. 

Beni en çok endişelendiren ise sinirlendiği zaman kendisine hakim olamayıp tekme tokat yanındakilere girişmeye çalışması. Meryem ile sıkı kavgaları oluyor. Meryem de az değil, birbirlerini epey bir acıtabiliyorlar. Bilge Elif'e karşı epey bir nazik ama Elif de arada bir nasibi alıyor. Sinirlendiği zaman Elif'in arkasından öyle bir ittiriyor ki yazık çocuk yere kapaklanıyor.

Bütün bunlar olurken biz sessiz sedasız seyretmiyoruz tabii. Türlü türlü yöntemlerle bu tepkilerinin ne kadar yıpratıcı ve kırıcı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bazen bol bol konuşarak bazen ise istemeden kızarak, bağırarak ve türlü cezalarla tehdit ederek. 

Ve ben bütün bu tecrübelerime dayanarak bir insan erkek çocuklarını bu kadar güzel anlatabilir diye başta bahsettiğim tekerlemeyi kendi kendime tekrar ediyorum. 

29 Haziran 2016 Çarşamba

Yeni Kelimeler

Elif'imizin kelime hazinesi gelişiyor. Bize olmadık şeyleri getirerek "al" diyor. "Hi" ve "bye" sık kullandığı kelimeler. Bir de "meme-mama" ve "baba".  Meme ve mamayı yemek için kullanıyor. Babayı bazen baba anlamında bazen ise sırf konuşmuş olmak için söylüyor. Baba derken o kadar tatlı söylüyor ki babası olmasam da babacım diye içime çekmek istiyorum.


Yakın Arkadaşlar

Michigan'daki son bir haftamıza girdiğimiz şu aralar buralarda ne kadar çok özleyeceğimiz şey olduğunu daha çok farkeder olduk. Bu taşınmada en büyük zorluklardan birisini Meryem yaşayacak gibime geliyor. Yan komşu sayılabilecek yakınlıkta en iyi arkadaşını bırakıp hiç çocuğun olmadığı bir mahalleye taşınmak pek kolay olmayacak.

Adrianna bizim birkaç blok ötemizde oturuyor. Meryem ile hemen hemen hergün birlikteler.
Çocukların yakınlık derecelerini anlamak için onları toplu ortamlarda gözlemlemek gerekiyor. Diğer birçok çocuğun olduğu bir ortamda bir arada vakit geçirmeyi istiyorlar mı istemiyorlar mı ona bakarak yakınlık derecelerine insan çok kolay karar verebiliyor. Meryem ve Bilge, Adrianna'nın doğum gününe gitmeden önce Meryem'i bu konuda uyarmıştım. Adrianna diğer arkadaşları ile de vakit geçirmek isteyebilir bu duruma üzülme demiştim ona. Ancak gördüğüm tablo hiç de öyle değildi. Her gün bir arada vakit geçirmelerine rağmen bir an bile ayrı durmadılar. O zaman ne kadar yakın  arkadaş olduklarını bir kez daha anladım.



Birlikte eğlenmenin yanında birlikte çok da güzel ders çalışıyorlar. Adrianna bize geldiğinde Meryem'in kitap okuması gerek dediğimde o da kendine bir kitap alıp okumaya çalışıyor. Geçen gün yazma saati yaptık. Hepsi kendi hikayesini yazıp birbirine okudu. Bilge'nin hikayesi resimlerden oluşuyordu.

Adrianna bize geldiği ilk zamanlarda Türkçe konuşmamıza biraz tepkili davranıyordu. Benim yanımda Türkçe konuşmayın diye rica ediyordu. Sanırım kendisini dışarıda kalmış hissediyordu. O ilk başlardaki tepkisi şimdi bir merağa dönüştü. Bana kelimeler soruyor, öğrenmeye çalışıyor.

Şu son birkaç haftadır hergün ve neredeyse her geceye dönüşecek bu birliktelik. Bilge olmasa Meryem onların evinden hiç çıkmaz ama ben Bilge yalnız kalmasın diye genelde bizim evin oralarda oynamalarını istiyorum. Bir arada skooterlarına bindikleri anki görüntüleri o kadar tatlı ki... Yüzlerine kocaman bir gülümseme ile skooterlarının üzerinde dönüp duruyorlar.

Geçtiğimiz gün Meryem onlara gece yatıya kalmaya gitti. İlk bu yatıya kalma fikri gündeme geldiğinde Emre ile ben yabancı birisinin evine çocukları yatıya gönderme fikrine soğuk bakıyorduk. Ancak ailesini tanıdıkça fikrimiz değişti ve Meryem'i içimiz rahat bir şekilde gece yatısına Adrianna'lara gönderdik.  Epey bir eğlenmişlerdi. Adrianna'nın annesi ve babası birlikte güzel vakit geçirmeleri için epey bir özen göstermişlerdi.  Bir sürü aktivite planlamışlar, akşam yemek menüsünü kızların seveceği şekilde hazırlamışlardı.


Meryem'i sabah eve zor getirdim. Birgün daha, bir gün daha, bir gün daha diye beni ikna etmeye çalışıyorlar.

Meryem bugün hayvanat bahçesinden gelir gelmez yapması gereken birkaç işi üstün körü tamamladıktan sonra hemen Adrianna'nın evine gitti. Eve geri geldiğinde Adrianna'nın evde olmadığını söyledi. Ama kapıları açıktı. Kedileri dışarıdaydı, onu içeri koydum geldim dedi. Evin rutinlerini öğrenmiş ve evin kapısnı açıp içeri şöyle bir bakmakta zarar görmemişti.

Adrianna'nın annesi çocuklara Adrianna'nın kütüphaneye gittiğini söylemişti. Meryem ile Bilge heyecanla ofisin orada Adrianna'nın kütüphaneden dönmesini beklediler. Ben biraz çalışmak için evden çıktığımda ofise uğradım. Adrianna biz de kalabilir mi diye sormak için.  Bu son bir hafta birkaç gece yatısı daha planlayalım diye konuştuk. Sonra kızları uzaktan da olsa nasıl görüştürebiliriz diye konuştuk. Babası büyük bir içtenlikle belki Meryem okullar başlamadan önce bir hafta bizde kalır diye teklif etti. Kızım adına sevindim. Ne güzel bir arkadaş edinmişti.

Umarım yeni gideceğimiz yerde de böyle güzel arkadaşlıkları olur.

Yaz! Yaz! Yaz!

Bu yaza da diğer yazlarımız gibi heyecanla başladık. Heyecanın yanısıra bir sürü de plan yaptık. Yazın ilk günü Meryem beni sabah erkenden kaldırdı. Elime bir kağıt tutuşturdu ve yazın yapabileceğimiz aktivitelerin listesini yaptık. Aklımıza ne geliyorsa yazdık. Bilge uyanınca o da ekledi. Bol bol yüzme, oyun, gezilerin yanı sıra çilek toplama, bowling oynama, hayvanat bahçesi gezisi gibi çok özel aktiviteler de listemizde girdi. Listenin en alt kısmına her gün düzenli yapmamız gereken çalışma programını eklemeyi unutmadık.

Hızlı bir giriş yaparak hemen ertesi günü listeden aktivitelerimize başladık.

MSU bahçelerine gezi:



Bowling:



Çilek toplama:



Buz pateni:



Lake Lansing Cumaları:
:

Hayvanat bahçesi:


Havuz, piknikler derken yazımız dolu dolu geçiyor.

Ben yaz bitmeden biraz yoruldum açıkcası. Çocuklarla birşeyler yapmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşıyor ve bu dolu dolu geçen zamanlarımızı seviyorum ama bazen biraz nefes almaya ihtiyaç duymuyor değilim doğrusu. Öyle zamanlarda en kısa sürede evden kendimi dışarı atıyor ve bir kafeye gidiyorum. Bilgisayarımın başında sessiz sessiz kahvemi yudumlayıp ağır aksak biraz iş yapmaya çalışıyorum. Ancak asıl amacım aşağı inen enerjimi tekrar yukarılara çekmek.


Daha yaz uzun ama listemiz de çok uzun.  Yani biz bu yaza daha neler sığdırabiliriz neler...

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Elif Bir Yaşında!

Canım kızımın bugün doğum günü. Bundan tam bir yıl öncesi kızımı kucağıma almıştım. Bütün gece ana kız koyun koyuna uyumuştuk. Sonra yavaş yavaş birbirimizi tanımaya ve anlamaya başladık. İlk birkaç hafta geceleri bir on -onbeş dakika olan ağlama krizlerin haricinde hep kolay bir bebektin. Bir arada olunca keyfimize diyecek yoktu.

Canım kızım, gülen yüzüm, içimin aydınlığı iyi ki varsın!


O yüzüne yayılan kocaman gülümsemen ile iyi ki içimizi ısıtıyorsun. Azimli, sevecen, sosyal ve çok hareketlisin. Ayrıca çok da iyi bir gözlemcisin. Hangi eşya nasıl kullanıyor gözlemliyor ve hemen bizi taklit ediyorsun. Bulduğun taraklar ile saçını taramaya çalışıyor veya tokaları saçına takmak için uğraşıyorsun.

Yemek ve uyuma konusunda bize hemen hemen hiç problem çıkartmadın. Genel olarak yemek yemeyi seviyorsun. Verdiğim yemekleri şöyle dilinin ucu ile bir tadıp tadını beğenirsen ağzını kocaman açıyorsun, yok beğenmezsen kaşığı elin ile itiyorsun. Eğer önüne koyduğumuz bir yemekse sanki bizimle dalga geçer gibi ben önüne koydukça sen yere atıyor ve bir de bana şımarık şımarık gülümsüyorsun. Üç gündür okula anne sütü yerine inek sütü gonderiyorum ve çok şükür şişeler hep boş geliyor. Hemencecik inek sütüne alıştın.

Uykuların da bir haftadır daha bir düzene girdi. Artık kendi odanda ve kendi yatağında yatıyorsun ve geceleri bir veya en fazla iki kere uyanıyor sonra çabucak uyuyorsun. Ben geceleri seninle ilgilenmeyi bıraktım. Baban ilgileniyor ve çok şükür bu geçiş beklediğimizden çok daha kolay oldu.

Yürüyor, koşuyor, tırmanıyor, ve oyunlara katılmaya çalışıyorsun. Bilge ile oyunlar oynuyorsunuz. Birbirinizi kovalayıp, aniden birbirinizin karşısına çıkmak en favori oyununuz. Bilge oyuncaklarla oynadığı zaman sen de onun yanında oyuncak kutusunu karıştırıp kendine göre oyuncak seçiyorsun. Minik tuşlu müzik aletini çok seviyorsun mesela. Yavaş yavaş arabalar ile oynamaya başladın. Elinle ittirerek araba sürmeye çalışıyorsun. Bir de topları çok seviyorsun. Kocaman topları büyük bir gurur ile taşıyorsun. Tam olarak atamasan da bir şekilde bırakıp tekrar almaya çalışıyorsun. Oyun parklarından seni zor çıkarıyorum. Salıncağa bayılıyorsun. Bıraksak saatlerce sallanabilirsin. Belli bir zaman sonra uyku uyanıklık arası biraz keyifle biraz uyku mayhoşluğu ile o salıncakta oturuşunu seyretmeye bayılıyorum.
Kaydıraktan kaymak, merdivenleri tırmanmak sonra oradaki çocukları izlemek hepsi de senin için ayrı bir keyif.

Geçen gün sana ait gelişim anketini doldururken içimden şükrettim. Herşey yolunda çok şükür diye. Kendisini seven, mutlu, ilgili istekli bir çocuksun, ne güzel! İsteklerini ve istemediklerini şimdiden bize çok güzel anlatıyorsun. Mesela uykun geldiğinde o kulak tırmalayacı şikayet eder sesin, kızdığın zaman ayaklarını yere vurup istemediğini belli edişin, mutlu olduğun zamanlarda kedi mırlamaların hepsini çok seviyorum.

Canım kızım senin gülüşünü,o başını alıp kendi kendine yürüyüp gitmelerini, sıcacık sarılmalarını, üzerini çıkardığımda kendi vücüduna dokunup bundan mutlu olmanı, biz bir şeye güldüğümüzde sanki ne dediğimiz anlyor gibi senin de kahkaha ile gülmeni, bir şey yediğimizde yavru kuşlar gibi yanımıza gelip ağzını açmanı, seni sen yapan bütün bu küçük ayrıntıları çok seviyorum.

Herşeyin farkında olarak dolu dolu yaşadığını görüyor ve bunun için çok seviniyorum.


Canım kızım iyi ki doğdun!

İyi ki doğmuşum diyorsun değil mi...



Ayrıca ne güzel ki hepimizin göz bebeğisin. Ablan da abin de seni hem çok seviyor, koruyor ve kolluyorlar hem de bir türlü paylaşamıyorlar.


20 Mayıs 2016 Cuma

Öğrenme Aralığının Genişlemesi

Çocuklar insan hayatında yeni öğrenmelerin vesilesi oluyor. Çocuk sahibi olur olmaz daha önce öylesine duyup anlamını tam bilmediğimiz veya daha önce hiç karşılaşmadığımız yeni kavramlar hayatımızın parçası oluveriyor birden. Bu öğrenme durumu özellikle yabancı bir ülkede çocuk yetiştirenler için çok daha fazla oluyor. Bebek sarılığının "jaundice" olduğunu veya "bugger" kelimesinin sümük anlamında kullanıldığını çocuklarla öğrendim mesela.
Meryem'in okuma çalışmaları sırasında uzun a ve kısa a gibi harflerin ayrıldığını, sonra süper kahraman e harfini tanıdım. İnsan her çocuğu ile yeni bir dünyaya yolculuk yapıyor. Bu yolculuk sırasında karşılaşılan zorluklar veya çocukların ilgi alanına göre şekillenen hedefler yeni öğrenmeleri getiriyor. Meryem'in hayvan projesi sırasında Meryem ile kütüphanede fok balıkları ile ilgili epey bir bilgi kazandım mesela. Ben fok balıklarının memeli sınıfında olduğunu veya etçil hayvanlar olduklarını bilmiyordum.


Çocuklar bizim ilgi alanlarımızı zenginleştirip, öğrenme aralığımızı genişletiyorlar. Evdeki herkes bu zenginlikten payını alıyor. Meryem sevdiği kitabın posterini hazırlarken Bilge de kendi posterini hazırladı. Daha okula başlamadan okul projelerini hazırlama hakkında bir fikri olmuştu.



17 Mayıs 2016 Salı

Tırmanma Alıştırmaları

Elifcik yürüme işini halletti, koşmaya geçti. Şimdi tırmanma sırası. Meryem ile Bilge'nin ranza yatakları Elif için alıştırma yeri oldu.

Son birkaç haftadır Elif ile Bilge odaya giriyorlar ve odada kendi başlarına daha sık vakit geçiriyorlar. Açıkçası bu durum bizim de işimize geliyor. Elif'i ayak altında istemediğimiz zaman Bilge'ye söylüyoruz.  Elif ile odaya geçiyorlar ve orada en az bir 15-20 dakika oyalanabiliyorlar.

Elif ile Bilge odada iken ara ara nasıl olduklarını kontrol ediyordum ama öyle endişeleneceğim bir durum olmuyordu. Elif tek katlı yataklara bir şekilde çıkıp inmeye alışmıştı. Geçen gün odaya girince Bilge ve Elif'i ranzanın ikinci katında görünce şaşırdım. Üstüne üstlük Bilge'ye Elif'i niye oraya çıkardı diye kızdım. Garibim bana Elif'in kendi kendisinin çıktığını açıklamaya çalışıyordu.  Ben Bilge'nin ne dediğini tam dinlemeden "saçmalama, nasıl çıkacak? O daha bebek" diye cevap verdim. Sonra indirip test ettik ve gerçekten doğruydu.



Elif ranzanın merdivenlerini bir bir çıkıp kendisini üst yatağa atıyor, sonra da yüzüne yayılan o kocaman gurur ifadesi ile bize gülümsüyordu. Bu yeni gelişme bir yandan güzel bir yandan da endişe vericiydi. Şimdi gözümüzün her an Elif'in üzerinde olması gerekecek. Allah'tan bu konuda epey bir gönüllü var. Bilge veya Meryem Elif merdivenleri tırmanmaya başlar başlamaz onun arkasında onun çıkmasını sabırla bekliyorlar.


4 Mayıs 2016 Çarşamba

Bilge'nin Yardım Önerisi

Tezimi komiteye vaktinde yollayabilmek icin son birkaç hafta yoğun bir çalışma ile geçiyor. Çocukların isteklerini çalışmam gerekli olduğu için geri çevirmek durumunda kalabiliyorum. Bugün Bilge onu okuldan erken almamı istedi. Bugün ve yarın bu durumun imkansız olduğunu anlatmaya çalıştım. Birazcık bu duruma kızdı. Sonra biraz anlar gibi oldu. Ben bilgisayarımın başında iş yaparken yanıma gelip "daha anlamıyor musun okuyorsun" diye bir soru sordu.  Sanırım aynı dökümanın karşısında neden bu kadar çok vakit geçirdiğimi anlamaya çalışıyordu. Sonra "anlamıyorsan ben akşam gelince sana anlatırım, tamam mı" dedi. Canım oğlun sen anlatırsın da ben anlamam mı? Keşke o kadar kolay olsaydı....

13 Nisan 2016 Çarşamba

Tatlılık Hırsızı

Meryem hep enleri istiyor. En çok onu sevelim istiyor, her zaman en başarılı o olsun, bir işi en güzel o yapsın. İçinde kaybetmeyi hiç sevmeyen gizli bir yarışcı var ve bu yarışçı bazen onu ileriye götürmekten daha çok yaralıyor. Mesela, Elif'i severken kullandığımız "canım, aşkım" kelimlerini aynı sıklıkta ona söylemezsek onu sevmediğimizi düşünüyor. Tatlılık konusunda Elif ile yarışamayacağını biliyor ve bu duruma sinir oluyor. Kızım sen de tatlısın dediğimde ise "Hayır, Elif daha tatlı" diyerek bana kızıyor. Bir gün yine bu duruma sinirlenmiş olarak geldi "Elif daha tatlı diye onu daha çok seviyorsun. Bebekler hep daha tatlı, o yüzden hep yeni bebek istiyorsun" diye bana çıkıştı. Aslında ailenin en büyük çocuğu olarak söylediklerinde küçük de olsa bir doğruluk payı vardı. Sonuçta Bilge ve Elif Meryem'den sonra doğmuşlardı. İçinde biriktirdiği öfke ise sonunda doğru kelimelerle karşılığını bulmuştu.

Sonra sonra bu durumu bir oyuna dönüştürdü. Elif'in yanında geliyor, sanki sihirliymiş gibi ellerini ona doğru uzatıyor "hoop, bütün tatlılığını aldım" diyor en tatlı şekilde. Ama şimdi gerçekten tatlı. Bu sihir gerçek mi ne?

Duyguları Kelimelere Dökebilmek

Bugün Meryem'i okula bıraktıktan sonra araba ile eve gelirken
Bilge: Anne ben ağaçları çok seviyorum, neden biliyor musun?
Ben: Neden oğlum?
Bilge: Çünkü ağaçlar çiçek açıyorlar, ayrıca elma veriyorlar.

Yine bugün evden çıkmadan önce Bilge'ye ayakkabısını giymesi için yardım ediyorum. Yere eğildim, bana "I like you mommy!" diyerek sarıldı. Bu bir rutinimiz değil ama o an öyle hissetmişti ve paylaşmak istemişti.

Sabah telaşlarımızdan birinde Elif'i giydirmeye çalışıyorum. Elif'in üzerinde bezi hariç hiçbirşey yok. Bilge Elif'i öyle görünce dayanamayıp geldi sarıldı. Sonra "anne ben fluffy olanları çok seviyorum"dedi.  Elif yumuşacıktı ve bu yüzden Bilge, Elif'e dokunmayı seviyordu.

Bilge sevip sevmediklerini dile getirmeyi çok seviyor. Eğer üzerimde onun hoşuna giden bir kıyafet varsa hemen "anne elbiseni sevdim" diyor sevmediği birşey varsa "bu çok kötü" diye söyleyebiliyor. Arkası kulaklı cebi olan pantolan almıştım. Onu giyince anne ben ceplerini sevdim dedi hemen. Sonra bana ben de "butt pocket'lı pantolon istiyorum diye istekte bulundu. Pantlonumu tarifi çok hoşuma gitmişti doğrusu. Poposu cepli pantolon istiyordu.

Sevmediklerini ise şu aralar "stupid" diyerek anlatıyor. Bize kızdığı zaman, birşeye kızdığı zaman hemen "stupid" diyor. Bu küfür etme durumu önü alınmazsa ileride çok daha kötü kelimelere dönüşebilir. Şu anda Bilge'ye sevmediklerini nasıl daha açıklayıcı ve az kırıcı ifade edebileceğini öğretmeye çalışıyorum.

Duygularını kelimelere dökerken bazen sokakta gördüğü insanlara o an içinden gelen tanımlayıcı sıfatlar içeren isimlerle hitap ediyor. Bu durum bazen utanç verici, bazense komik olabiliyor. MSU kampüste yürürken genç Asyalı bir kıza "Hi baby face" diye hitap edince biraz utandım mesela.
Market çıkışı yolda gördüğü insanlara "Hello no name" demesi komikti.  Markette gördüğü yaşlı bir amcaya "Hi Granpa" diye hitap etmesinde bir tatlılık vardı ama başka bir yaşlı adama "Bye Weirdo" diye seslenince oradan nasıl uzaklaştığımı bilemedim.

Duygularını kelimelere dökemediği zamanlarda ise davranışları ile mutluluğu veya mutsuzluğunu gösteriyor. Misafir geldiği zaman dikkati üzerine çekmek için özellikle de ben misafirle konuşurken omuzuma çıkmalar, saçımla oynamalar, garip sesler çıkarmalar gibi. Meryem ile fazla ilgilendiğimde Bilge'yi kafamda saçımı yemeye çalışırken buluyorum. Bazen ise durup dururken Meryem'e vuruyor. Sanki "yeter artık seninle ilgilendiği, biraz da benimle ilgilenin" der gibi.

Meryem'in doğum günü sırasında bütün hediyelerin ona gelmesine o kadar kızmış olmalı ki kaşla göz arasında daha Meryem hediyelerini açmadan, bütün hediyeleri paketinden çıkarıp yere atmış. Meryem pastasının üzerindeki mumları üflerken Bilge'nin pastayı kendine doğru çekip mumları üflemeye çalışması ise o an hissettiklerini fazlası ile anlatıyordu.



Duyguların bir şekilde dile getirilmesi hem karşı tarafın işini kolaylaştırıyor hem de kişinin kendisine daha az zarar veriyor. Bilge ne zaman mutlu, ne zaman kızgın, neleri sever, neleri sevmez çok iyi biliyorum mesela. Ayrıca herşeyi açık açık yaşadığından içinde biriktirdiği kırgınlıkları, öfkeleri pek olmuyor.  Sadece bu ifade ediş biçiminin kelimelerle daha güçlü olduğunu, ve kelimelerimizin özenle seçtiğimiz kelimeler olması gerektiğini pekiştirmemiz gerekecek. Mesela gördüğü her garip adama "weirdo" diye hitap edemeyeceğini öğrenmesi gibi.