Stop Sign
Dis fırçasına macun koyuyorum başımda stop sign stop sign diye ağlıyor. Stop sign şeklinde mi koymamı istiyorsum kızım ne istiyorsun diye ufak çaplı bir kriz yaşıyoruz. Sonrakin günlerde sütü koyarken yine stop sign sözünü duyunca ne olduğunu anladım. Stop sign alabildiği kadar en sonuna kadar koy demekti.
New York
Emre geçen sene New York'da çalıştığı için her hafta New York'a gidip geliyordu. Elif tabii bu rutini çabuk kaptı. Akşamları benle vakit geçirmek istediğinde veya babasına kızdığında onu gönderdiği yer belliydi, baba sen New York'a git. Yalnız zamanla kızdığı diğer kimseleri de New York'a göndermeye başladı. Bilge'ye veya Meryem'e kızdığında onlar da New York'dan nasibini aldı. En komiği evde gördüğü bir böceğe bulduğu çözümdü. Anne böcek New York'a gitsin.
Nerden Aldın?
Bizim çocuklar memelere kolay kolay veda edemiyorlar. Elif için hala en favori yeri benim memelerim. Bu sabah kendi memeleri ile benimkini karşılaştırıyor. Seninki büyük benimki küçük. Sonra soruyor anne sen bunları nerden aldın? Marketten aldım kızım sana da alırız bir çift 😂😂
İnşallah Geçer
Bende veya kendinde yara gördüğünde önce anne buraya nolmis diye soruyor sonra inşallah gecer anne diye teselli ediyor.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
5 Eylül 2018 Çarşamba
13 Ağustos 2018 Pazartesi
Yeniden Kres Gunleri
Elif bugun krese basladi. Dun onu biraz olsun bu duruma hazirlamak icin birlikte ogle uykusu malzemelerinin oldugu cantayi hazirladik. Yatmadan bana beslenme cantasini getirdi ve makarna koymami tembihledi. Birlikte birkac atistirmalik koyduk, diger taze hazirlamamiz gerekenleri sabaha koyduk. Gece bir ara tuvalete uyandi. Yatarken bana "yarin okulda yemek yiyecegim" diyerek yarinki planlari bir daha teyit etmek istedi.
Sabah heyecanla uyandi. Birlikte ogle yemegini biraz onun istegi biraz benim iknalarimla yari saglikli bir sekilde hazirladik.
Herseyi yasamadan once aklindan gecirmek adetidir kizimin.
Kapidan cikarken bana anne Seanna gelmesin dedi. Gecen donem Sali aksamlari Seanna onu okuldan aliyordu. Net bir sekilde onun almasini istemiyordu. Merak etme kizim bu sene ya anne ya da baba alacak dedim.
Arabada "bana ben okulda aglayacam" diyerek olasi ayrilik senaryosunu aklinda canlandirmis oldu. "Ben hi demeyecegim" diye ekledi sonra. Babasi okula gidince herkese "hi" demesini tembihlemisti ama bu konuda kendini rahat hissetmiyordu.
Utangac bir sekilde sinifa girdik. Ogretmeni yeni birisiydi. Elif'i ogretmeninin kucagina birakarak ayrildim. Arabada korktugu gibi aglamali bir ayrilik olmamisti en azindan.
Sabah heyecanla uyandi. Birlikte ogle yemegini biraz onun istegi biraz benim iknalarimla yari saglikli bir sekilde hazirladik.
Herseyi yasamadan once aklindan gecirmek adetidir kizimin.
Kapidan cikarken bana anne Seanna gelmesin dedi. Gecen donem Sali aksamlari Seanna onu okuldan aliyordu. Net bir sekilde onun almasini istemiyordu. Merak etme kizim bu sene ya anne ya da baba alacak dedim.
Arabada "bana ben okulda aglayacam" diyerek olasi ayrilik senaryosunu aklinda canlandirmis oldu. "Ben hi demeyecegim" diye ekledi sonra. Babasi okula gidince herkese "hi" demesini tembihlemisti ama bu konuda kendini rahat hissetmiyordu.
Utangac bir sekilde sinifa girdik. Ogretmeni yeni birisiydi. Elif'i ogretmeninin kucagina birakarak ayrildim. Arabada korktugu gibi aglamali bir ayrilik olmamisti en azindan.
30 Haziran 2018 Cumartesi
Sarılmak
Bilge kucağımda koala pozisyonu ile bana sarılıyor. Bunu gören Elif yanıma gelerek bir yandan Bilge'yi indirmeye çalışıyor bir yandan da kendince sebebini açıklıyor: "hayır, bu benim işim. Sana çok büyük."
29 Nisan 2018 Pazar
Bir Küçük Dal ve Bir Adet Yabani Kestane
New York Central Park'ta Bilge ile haftasonu kaçamağımizin tadını çıkarıyoruz. Bilge şehirde oldugundan çok daha mutlu. Kayalara tirmaniyor, koşuyor ve bir sürü hayal kuruyor. Buldugu bir küçük dalın ucuna bağladığı bir adet yaban kestanesi en güzel oyuncağı oldu. Balıkçı oltası yapıverdi kendisine hemen. O kendi icadi oyuncağı ile hayaller dünyasında gezer iken ben yani başımızdaki şelalenin tadını çıkarıyorum. Ne huzurlu bir Pazar sabahı.
26 Mart 2018 Pazartesi
Bilge 6 Yaşında
Oğlum, bir tanem bu Kasım ayında yapmam gereken bir paylaşımdı. Geç de olsa annen doğum gününü unutmasın istedim. Ne de çok var seninle ilgili gurur duyduğum ve tabii ki ne çok şey var seninle ilgili zorlandığım.
Karakterli ve kararlı yapını seviyorum. Bir şeye karar verince yapıyorsun ama o kararı almak için epey bizi uğraştırıyorsun. Yine her zamanki gibi kendine özelsin. İnsanlara, oyuncaklara taktığın isimlerle bizi güldürüyor kendi hayal dünyada yaşadığın hayallere Elif'i de dahil ederek onun büyümesine katkıda bulunuyorsun. Sen Elif'in Daya'sısın ve Elif de senin Daya'n. Çamur gibi ortaya karışık yemeklerin adı Summalada ve dalga geçmek istediğin insanların soyadı ceksıpir. Çok gürültülü ortamda sanki ortamının gürültüsünü bastırmak ister gibi kulaklarını kapatıp avazın çıktığı kadar bağrıyorsun. Meryem maalesef hala sana karşı acımasız ve sen de Meryem canını her acıttığında hala üç yaşındaki çocuk gibi katıla katıla ağlıyorsun. Hala çok inatçısın ve sana birşeyi yaptırmak için korkutma yolu hiç bir zaman başarılı olmuyor. Ee her zaman iknaya sabrımız olmayınca ara ara yine gerilimler yaşamıyor değiliz. Kaba ve sert davranışları hiç sevmiyor ve böyle davrandığımızda bizi en acımasız bir şekilde eleştiriyorsun.
İçindeki vahşi çocuk zaman zaman bildiği bütün küfürleri edip en sertinden kavga dövüş senaryolarını hayal ediyor biliyorum. Ama bir de romantik bir tarafın var ki nereden nasıl bu kadar hassas olmuş bu çocuk diyorum. Geçen gün kitap okurken sayfaların birindeki tepesi karlı dağ manzarasına bir süre bakıp "it is like you want to keep looking at" sözün senin güzelliğin anlamını bilip nasıl derin derin içine çektiğini özetler gibiydi. Doğadaki çiçeklere dokunmayı onları koklamayı nasıl da seviyorsunç Güzel gördüğün şeyler karşısında hayranlığını kelimelere dökmene hayranım.
Hayvanlar, doğa senin en sevdiklerin. Bu sene ne kadar da çok şey öğrendin. Okuman hızlı bir şekilde gelişiyor. Yeni yeni arkadaşlar ediniyorsun. Zor da olsa okulun kurallarına uyum sağlamayı biraz daha iyi başardın diyebilirim. Yine her zamanki gibi gözlemcisin ve hiç kimsenin hiç bir davranışını kaçırmıyorsun. Bir bakıyorum birimizin haftalar önce söylediği birşeyi sen başka bir ortamda bize geri söylüyorsun. Sanırım en çok da bu yüzden bize tam bir ayna olduğun için senin yanında çok daha dikkatli olmamız gerektiğini biliyoruz.
Seni çok seviyoruz ve seninle gurur duyuyoruz oğlum.
Karakterli ve kararlı yapını seviyorum. Bir şeye karar verince yapıyorsun ama o kararı almak için epey bizi uğraştırıyorsun. Yine her zamanki gibi kendine özelsin. İnsanlara, oyuncaklara taktığın isimlerle bizi güldürüyor kendi hayal dünyada yaşadığın hayallere Elif'i de dahil ederek onun büyümesine katkıda bulunuyorsun. Sen Elif'in Daya'sısın ve Elif de senin Daya'n. Çamur gibi ortaya karışık yemeklerin adı Summalada ve dalga geçmek istediğin insanların soyadı ceksıpir. Çok gürültülü ortamda sanki ortamının gürültüsünü bastırmak ister gibi kulaklarını kapatıp avazın çıktığı kadar bağrıyorsun. Meryem maalesef hala sana karşı acımasız ve sen de Meryem canını her acıttığında hala üç yaşındaki çocuk gibi katıla katıla ağlıyorsun. Hala çok inatçısın ve sana birşeyi yaptırmak için korkutma yolu hiç bir zaman başarılı olmuyor. Ee her zaman iknaya sabrımız olmayınca ara ara yine gerilimler yaşamıyor değiliz. Kaba ve sert davranışları hiç sevmiyor ve böyle davrandığımızda bizi en acımasız bir şekilde eleştiriyorsun.
İçindeki vahşi çocuk zaman zaman bildiği bütün küfürleri edip en sertinden kavga dövüş senaryolarını hayal ediyor biliyorum. Ama bir de romantik bir tarafın var ki nereden nasıl bu kadar hassas olmuş bu çocuk diyorum. Geçen gün kitap okurken sayfaların birindeki tepesi karlı dağ manzarasına bir süre bakıp "it is like you want to keep looking at" sözün senin güzelliğin anlamını bilip nasıl derin derin içine çektiğini özetler gibiydi. Doğadaki çiçeklere dokunmayı onları koklamayı nasıl da seviyorsunç Güzel gördüğün şeyler karşısında hayranlığını kelimelere dökmene hayranım.
Hayvanlar, doğa senin en sevdiklerin. Bu sene ne kadar da çok şey öğrendin. Okuman hızlı bir şekilde gelişiyor. Yeni yeni arkadaşlar ediniyorsun. Zor da olsa okulun kurallarına uyum sağlamayı biraz daha iyi başardın diyebilirim. Yine her zamanki gibi gözlemcisin ve hiç kimsenin hiç bir davranışını kaçırmıyorsun. Bir bakıyorum birimizin haftalar önce söylediği birşeyi sen başka bir ortamda bize geri söylüyorsun. Sanırım en çok da bu yüzden bize tam bir ayna olduğun için senin yanında çok daha dikkatli olmamız gerektiğini biliyoruz.
Seni çok seviyoruz ve seninle gurur duyuyoruz oğlum.
1 Kasım 2017 Çarşamba
Filin Hortumu
Geçen yemek masasinda hep beraber yemek yiyoruz. Birkaç günün kalanlarını temizleme günü. Annemin yaptığı kuru biber, patlıcan dolması da masada. Çocuklar klasik, seçimlerini makarnadan yana kullanıyorlar. Bilge bana "I want elephant trunk" dedi. Yani fil hortumunu istiyormuş. Ne fil hortumu oğlum derken o kendisi dolma tabağının içine elini uzatıp patlıcan dolmasını aldı. Şimdi "ne alaka" diyesi geliyor insanın ama bu hayal gücü değil de nedir şimdi?
8 Haziran 2017 Perşembe
Duygusal Bellek
Meryem'in küçüklüğüne ait hatırladıkları beni şaşırtmaya devam ediyor. İşin ilginç yanı bunları bana o zamanlarda söyleyemiyor olmasıydı. O zaman kelimelere dökemediği duygular küçücük bir kıvılcımla ortaya dökülüyor. Dün annem ile fotoğraf albümlerine bakıyorlardı. Bilge'nin doğum fotoğraflarına bakarken bana Bilge'nin doğum gecesi duygularından bahsetti. O gece benim sancılarım başlayınca Meryem'i de alıp apar topar yola çıkmıştık. Meryem'i Merallere bırakıp biz hastaneye gitmiştik. Gece arabaya binince nasıl korktuğundan, Merallerde nasıl korku ile uyandığundan bahsetti. Ben ona uyanınca Meral'in gelip gelmediğini sordum. Evet gelmiş ve kızımı rahatlatmaya çalışmıştı. O zaman Meral'in değerini birkez daha anladım. Ona kızımızı emanet ederek çok doğru birşey yapmıştık. Ancak benim canım Meryem'in korku dolu bir gece geçirmişti.
Meryem çok konuşmayınca ben o sıralarda Meryem'in benim dediklerimi çok anlamadığını düşünüyordum. Halbuki Bilge'nin doğumundan çok daha önce Meryem ile ciddi bir şekilde konuşup doğum gecesi olası bir gece yatısı ihtimalini anlatmalıydık ona. Belki daha az endişelenirdi. Sonrasında yaşadığı anne boşluğu daha az şiddetli olurdu. Geleceğimden emin beni beklerdi.
Çocukların farklı güçlü yönleri var. Meryem küçükken güçlü kelimeleri yoktu ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Ancak şimdi farkediyorum ki duygularını anlatacak güçlü kelimeleri yoktu ama duyguları çok güçlüydü ve o hatıralar onun duygusal belleğinde hala capacanlı duruyorlardı.
Meryem çok konuşmayınca ben o sıralarda Meryem'in benim dediklerimi çok anlamadığını düşünüyordum. Halbuki Bilge'nin doğumundan çok daha önce Meryem ile ciddi bir şekilde konuşup doğum gecesi olası bir gece yatısı ihtimalini anlatmalıydık ona. Belki daha az endişelenirdi. Sonrasında yaşadığı anne boşluğu daha az şiddetli olurdu. Geleceğimden emin beni beklerdi.
Çocukların farklı güçlü yönleri var. Meryem küçükken güçlü kelimeleri yoktu ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğratmıştı. Ancak şimdi farkediyorum ki duygularını anlatacak güçlü kelimeleri yoktu ama duyguları çok güçlüydü ve o hatıralar onun duygusal belleğinde hala capacanlı duruyorlardı.
2 Haziran 2017 Cuma
Arka Bahçemizde Kamp
Kampa gidemiyorsak kampı evimize getiririz diyerekten çocuklarla çadırlarımızı evimizin arka bahçesine kurduk.
İki gecedir Bilge, Meryem ve ben çadırda uyuyoruz. Hem de sadece uyku tulumlarımızla. Yani şişme yatak, yorgan falan taşımadık çadırımıza. İlk gece biraz zor oldu ama dün gece üçümüz de mışıl mışıl uyuyorduk. Uyku öncesi elimizdeki fenerlerle çadırın duvarında gölge oyunları yaptık, sonra ben bir hikaye anlattım. En son çocukların masal kitabından okuduğum masal ile uykuya daldık.
Sabah güneşin ışığını üzerimizde hissederek uyanmak ve uyanır uyanmaz temiz havayı solumak çok güzeldi.
İki gecedir Bilge, Meryem ve ben çadırda uyuyoruz. Hem de sadece uyku tulumlarımızla. Yani şişme yatak, yorgan falan taşımadık çadırımıza. İlk gece biraz zor oldu ama dün gece üçümüz de mışıl mışıl uyuyorduk. Uyku öncesi elimizdeki fenerlerle çadırın duvarında gölge oyunları yaptık, sonra ben bir hikaye anlattım. En son çocukların masal kitabından okuduğum masal ile uykuya daldık.
Sabah güneşin ışığını üzerimizde hissederek uyanmak ve uyanır uyanmaz temiz havayı solumak çok güzeldi.
31 Mayıs 2017 Çarşamba
Anlam Kazanan Paylaşımlar
Geçen hafta Meryem ile bir saatlik zaman dilimimizde evimizin çevresinde uzun bir yürüyüş yapmaya karar verdik. Yürüyüş rotamızı Meryem belirleyecekti. Evimizin yakınındaki minik göle doğru yürümeye başladık. Yürürken hafif yağmur atıştırıyordu. Ara ara hızlandı ama çok ıslanmadık neyse ki. Yağmurun da versilesi ile hayaller kurmaya başladık. Yağmur perisini, bulutları ve gökkuşağını düşündük. Gölün yanında kısa bir mola verdik. Ağaçları, gördüğümüz çiçekleri uzun uzun inceledik.
Yabani kirazların tadına baktık. Meryem pek sevmedi ama ben her gördüğümüz ağaçtan birkaç tane aldım.
Yürürken bir mezarlığın yanından geçtik. Meryem nasıl önceden insanların mezar taşlarınını tam altında olduğunu düşündüğünü söyledi. Sonra konu ölüm ve sonrası hayata geldi. Birlikte farklı dinlerde ruha ve bedene bakıştan konuştuk. Hırıstiyan ve müslümanlar için ölümün anlamı konusunda bir süre sohbet ettikten sonra budizmdeki reenkarnasyonu örneklendirdik kendimize göre. Meryem babamın cennette olup olmadığını sordu. Ona içimden babamın mutlu olduğu bir yerde olduğunu dilediğimi söyledim. Konu konuyu açtı. İyilikten, kötülükten, tercihlerin insanın hayatını nasıl değiştirdiğinden konuştuk. Sonra yine ağaçlara, yapraklara çiçeklere döndük.
Yürüyüşümüz hiç planlamadığımız konular hakkında fikir alıştırmalarımızla birlikte her anlamada bir egzersiz olmuştu bizim için.
Yabani kirazların tadına baktık. Meryem pek sevmedi ama ben her gördüğümüz ağaçtan birkaç tane aldım.
Yürürken bir mezarlığın yanından geçtik. Meryem nasıl önceden insanların mezar taşlarınını tam altında olduğunu düşündüğünü söyledi. Sonra konu ölüm ve sonrası hayata geldi. Birlikte farklı dinlerde ruha ve bedene bakıştan konuştuk. Hırıstiyan ve müslümanlar için ölümün anlamı konusunda bir süre sohbet ettikten sonra budizmdeki reenkarnasyonu örneklendirdik kendimize göre. Meryem babamın cennette olup olmadığını sordu. Ona içimden babamın mutlu olduğu bir yerde olduğunu dilediğimi söyledim. Konu konuyu açtı. İyilikten, kötülükten, tercihlerin insanın hayatını nasıl değiştirdiğinden konuştuk. Sonra yine ağaçlara, yapraklara çiçeklere döndük.
Yürüyüşümüz hiç planlamadığımız konular hakkında fikir alıştırmalarımızla birlikte her anlamada bir egzersiz olmuştu bizim için.
26 Mayıs 2017 Cuma
Elifimiz 2 Yaşında!
Günebakanım, gülen yüzüm, sımsıcak gülümsemem Elif'im,
Seninle birlikte koskocaman bir seneyi daha doldurduk. Her anının içimi ısıttığı anılarımızla dolu bir sene. Senin her daim gülümeyerek bakan gözlerin, şekilden şekile giren kaşların ve dudağın. mutlu olduğunda minik kuzu yavrusu gibi seke seke gidişin, sıcacık sarılmaların ve kocaman öpücüklerin bir dünyaya bedel.
Alıp başını gitmelerin, hiç bitmeyen inadın ve ne olursa olsun ben buradayım seslenişlerinle bize mutlaka ama mutlaka kendini duyuruyorsun. Belki de bu iki kardeşin üzerine doğmuş olmanın verdiği bir mücadele hissi ile perçinlenen bir durum. Çoğu zaman neşeli ve biraz fazla sosyalsın. Karşımıza çikan insanlar senin o sıcak selamlarından nasibini alıyor.
Mutlaka ve mutlaka beni elimden tutup bir yerlere çekiştiriyorsun. Ya bir yürüyüşe çıkıyoruz, ya mutfağa buzdolabına gidiyoruz, veya bodrum kata oyun alanına iniyoruz. Yani annenin oturmasına pek izin vermiyorsun. Ancak anne sütünü bıraktığımızdan beri artık kendi odanda uyuyor ve geceleri çok az uyanıyorsun. Geceleri ara ara uyansan da o zamanlarda baban seninle ilgilendiği için ben o çok özlediğim gece uykularıma kavuştum. Anlayacağın her yeni güne senin için, sizler için yeteri kadar enerji depolayarak başlıyorum. Bir de o yumuşacık teninin sıcaklığını hissedince değmeyin sabah neşeme...
Evde her kim üzerini değiştirirse sen onunla birlikte üzerini değiştirmeye başlıyorsun. Hepimiz ayrı zamanlarda üzerimizi değiştirdiğimiz için günde 5-6 kez üzerin değişmiş oluyor. O giydiğin kıyafetler ise pek üzerinde duruyor diyemem. Ortalarda sadece bezle dolaşan çıplak ayak oraya buraya koşan bir çocuk görmeye komşular bile alıştı artık. Ancak süslüyüz de. Üzerinde değişmeyi bekleyen bezin olduğunu önemsemeden, Meryem'in güneş gözlüğü ve çantası ile kendine göre havalı havalı dolanmayı da ihmal etmiyorsun. Kendi küçük dünyanda oynadığın oyunları oynarken seni seyretmek pek bir keyifli oluyor. Yorulduğunda ise gelip kafanı göğsüme yaslıyor, sessiz sessiz parmağını emiyorsun.
Maalesef kitap okurken çok sabırlı değilsin. Ya hemen sayfaları değiştiriyor ya da kitabı benim elimden alıp kendin okumaya başlıyorsun. Azimlisin, kafana koyduğunu yapmaya çalışıyor, kararlı ama minik adımlarla hedefine doğru ilerliyorsun.
Kelimelerin her geçen gün artıyor. Artık ikili, üçlü kelimeli cümleler kuruyor, atlıyor, zıplıyor, yaşının gereklerini fazlası ile yapıyorsun. Abin ve ablan ne yaparsa sen de onlara takılıyor, onların davranışlarını kopyalıyorsun çoğu zaman. Bu iyi de olabiliyor kötü de. Mesela istediğin birşey olmadığında ağlama şeklin aynı Bilge. Yani epey bir kulak tırmalayanından. Birşeyi yapmak istemediğindeki dudak büküşün ise aynı Meryem. Kızgın taklidi yaptığında ise benim veya babanın sözlerini teklarlıyorsun. İşaret parmağını havaya kaldırıp, kaşlarını çatarak "hayır" demen seni kızgın göstermenin tam aksine ayrı bir sevimli yapıyor. Bu sevimli olma durumunun farkında olarak kızacağımız birşey yaptığında hemen bize o meşhur hayır taklidini yapıyorsun. Ve tabii ki bizim sinirli duruşumuz çok uzun sürmüyor öyle bir durumda. Sıcacık kahkaların, oyun oynarken kendi kendine mırıldandığın şarkılarla evimize ışık oluyorsun, Sen, Bilge ve Meryem... Birbirinizi kovalamalarınız, kanapenin kenarından minderin üzerine atlamalarınız, oraya buraya taşıdığınız battaniyeler ile kurduğunuz minik yuvalar, sıkıcı geçen günlerimizi anlamlandırıyor, Mutsuzluklarımızı silip götürüyor.
İyi ki doğdun canım kızım, gün aydınlığım...
Seninle birlikte koskocaman bir seneyi daha doldurduk. Her anının içimi ısıttığı anılarımızla dolu bir sene. Senin her daim gülümeyerek bakan gözlerin, şekilden şekile giren kaşların ve dudağın. mutlu olduğunda minik kuzu yavrusu gibi seke seke gidişin, sıcacık sarılmaların ve kocaman öpücüklerin bir dünyaya bedel.
Alıp başını gitmelerin, hiç bitmeyen inadın ve ne olursa olsun ben buradayım seslenişlerinle bize mutlaka ama mutlaka kendini duyuruyorsun. Belki de bu iki kardeşin üzerine doğmuş olmanın verdiği bir mücadele hissi ile perçinlenen bir durum. Çoğu zaman neşeli ve biraz fazla sosyalsın. Karşımıza çikan insanlar senin o sıcak selamlarından nasibini alıyor.
Mutlaka ve mutlaka beni elimden tutup bir yerlere çekiştiriyorsun. Ya bir yürüyüşe çıkıyoruz, ya mutfağa buzdolabına gidiyoruz, veya bodrum kata oyun alanına iniyoruz. Yani annenin oturmasına pek izin vermiyorsun. Ancak anne sütünü bıraktığımızdan beri artık kendi odanda uyuyor ve geceleri çok az uyanıyorsun. Geceleri ara ara uyansan da o zamanlarda baban seninle ilgilendiği için ben o çok özlediğim gece uykularıma kavuştum. Anlayacağın her yeni güne senin için, sizler için yeteri kadar enerji depolayarak başlıyorum. Bir de o yumuşacık teninin sıcaklığını hissedince değmeyin sabah neşeme...
Evde her kim üzerini değiştirirse sen onunla birlikte üzerini değiştirmeye başlıyorsun. Hepimiz ayrı zamanlarda üzerimizi değiştirdiğimiz için günde 5-6 kez üzerin değişmiş oluyor. O giydiğin kıyafetler ise pek üzerinde duruyor diyemem. Ortalarda sadece bezle dolaşan çıplak ayak oraya buraya koşan bir çocuk görmeye komşular bile alıştı artık. Ancak süslüyüz de. Üzerinde değişmeyi bekleyen bezin olduğunu önemsemeden, Meryem'in güneş gözlüğü ve çantası ile kendine göre havalı havalı dolanmayı da ihmal etmiyorsun. Kendi küçük dünyanda oynadığın oyunları oynarken seni seyretmek pek bir keyifli oluyor. Yorulduğunda ise gelip kafanı göğsüme yaslıyor, sessiz sessiz parmağını emiyorsun.
Maalesef kitap okurken çok sabırlı değilsin. Ya hemen sayfaları değiştiriyor ya da kitabı benim elimden alıp kendin okumaya başlıyorsun. Azimlisin, kafana koyduğunu yapmaya çalışıyor, kararlı ama minik adımlarla hedefine doğru ilerliyorsun.
Kelimelerin her geçen gün artıyor. Artık ikili, üçlü kelimeli cümleler kuruyor, atlıyor, zıplıyor, yaşının gereklerini fazlası ile yapıyorsun. Abin ve ablan ne yaparsa sen de onlara takılıyor, onların davranışlarını kopyalıyorsun çoğu zaman. Bu iyi de olabiliyor kötü de. Mesela istediğin birşey olmadığında ağlama şeklin aynı Bilge. Yani epey bir kulak tırmalayanından. Birşeyi yapmak istemediğindeki dudak büküşün ise aynı Meryem. Kızgın taklidi yaptığında ise benim veya babanın sözlerini teklarlıyorsun. İşaret parmağını havaya kaldırıp, kaşlarını çatarak "hayır" demen seni kızgın göstermenin tam aksine ayrı bir sevimli yapıyor. Bu sevimli olma durumunun farkında olarak kızacağımız birşey yaptığında hemen bize o meşhur hayır taklidini yapıyorsun. Ve tabii ki bizim sinirli duruşumuz çok uzun sürmüyor öyle bir durumda. Sıcacık kahkaların, oyun oynarken kendi kendine mırıldandığın şarkılarla evimize ışık oluyorsun, Sen, Bilge ve Meryem... Birbirinizi kovalamalarınız, kanapenin kenarından minderin üzerine atlamalarınız, oraya buraya taşıdığınız battaniyeler ile kurduğunuz minik yuvalar, sıkıcı geçen günlerimizi anlamlandırıyor, Mutsuzluklarımızı silip götürüyor.
İyi ki doğdun canım kızım, gün aydınlığım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







