Canım kızım 8 yaşını doldurdun artık. 8 yıl boyunca seninle birçok anı biriktirdik ve beraber büyüdük. Kişiliğin daha bir belirginleşiyor. Arkadaşların ile oyun oynamak ve yüksek sesle müzik dinlemek şu an en sevdiğin iki aktivite. Bir de kitap okumak veya dinlemek ve film seyretmek.
Dışarıda oyun alanında, zıplama-hoplama yerlerinde oynamayı, buz patenini, tubing ve kaydıraklı havuzları çok seviyorsun.
Birlikte en çok vakit geçirdiğin iki arkadaşın şu aralar: Vincent ve Mirabel. Vincent ile beraber kaykaylarınıza biniyor, evin önündeki tepeden bir aşağı iniyor bir yukarı çıkıyorsunuz. Bu sırada bir sürü hayaller kuruyorsunuz tabii. Vincent'in video oyunları merkezli hayalleri senin macera eksenli hayallerin ile buluşuyor. Mirabel ile bol bol müzik dinleyip dansediyorsunuz. Bir de sebepsiz yere gülücükler saçıyorsunuz. Çocukluğun en güzel yanlarından birisi ona bulmak gülmek değil midir zaten.
Seninle beraber doğa yürüyüşleri yapmayı seviyorum. Ormanın derinliklerinde kaybolmayı en az benim kadar sen de seviyorsun. Uzun yürüyüşlerimizde bir sen yorulmuyor veya zorluklardan şikayet etmiyorsun.
Bir de tabii Panera Bread kaçamaklarımız. Smoothie ve blueberry cake senin favorilerin. Ben ise cafe latte alıyorum genelde. Sen benim lattemden kaçamak yudumlar alıyorsun ara ara.
Bilmiş bilmiş konuşmaların ile zaman zaman bize öğütler veriyor, arada da patronluk yaparak bizi idare etmeye çalışıyorsun.
Elif için vazeçilmezsin, onun biricik "Aya"sısın. Geceleri odada ben olmadığımda hemen senin yanına geliyor. İkiniz de sarılmayı fazlasıyla sevdiğiniz için koyun koyuna güzel bir ikili oluşturuyorsunuz.
Seninle en büyük problemlerimizi çalışma konusunda yaşıyoruz. Daha hala kararlı ve düzenli çalışma alışkanlığımız oturmadı. Bir de tabii odan... Eşyaların darmadağınık. Benim sıkı bir uyarım olmadan nedense hiç düzelmiyor.
Mutlusun, sağlıklısın, akıllısın, güzelsin, ve benim bir tanemsin. Seninle yeni güne uyanması çok güzel. Bir de seni çok heyecanladıran kitapları senden dinlemek. Sanki o kitaplardan kesitler sürekli zihninde. Daha bu sabah neden Wonder kitabının neden Wonder olduğundan bahsediyordun. August, kitabın kahramanı, heyecanla annesine sarıldığında annesi ona nasıl oğlunun "wonder" olduğunu söylemişti. Bu küçük sevgi ışıltıları barındıran detayların bütünlüğünde yaşamayı seviyorsun. Çünkü sevgi dolusun. Herkese karşı... Senin en çok bu kucaklayıcı sevecenliğinle gurur duyuyorum.
Canım kızım, iyi ki varsın ve iyi ki benim kızımsın. Seni çok seviyorum.
İyi ki doğdun!
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
31 Mart 2017 Cuma
10 Mart 2017 Cuma
Takıntılı Olmak ile Dikkatli Olmak Arasındaki İnce Çizgi
Çocuklarımız büyüyorlar ve her geçen gün bize biraz daha az bağımlı oluyorlar. Bireysel özgürlüklerine doğru bebek adımları ile ilerliyorlar. Bu aşamada kazandıkları her bir beceri onların yetilerini ve özgüvenlerini besliyor. Yalnız bu gelişen özgüvenle birlikte hala küçük olduklarını hala bizim kontrolümüzde hareket etmeleri gerektiklerini sık sık hatırlatmak gerekiyor. Özellikle Meryem'e. Evin en büyüğü olmasının verdiği ayrı bir özgüveni var.
Ben olsam veya olmasam Meryem minik anne rolünü sahipleniyor. Emre olmadığı akşamlar çocukları yatırırken Meryem'in olması epey bir işime yarıyor. Birkaç hikayeden sonra çocukları kendi başlarına bırakıyorum. O sırada ağlayan Elif'i sakinleştirmek Meryem'e düşüyor. Meryem Elif'i yanına alıyor ve bir masala başlıyor. Meryem masala başlar başlamaz Elif'in ağlaması kesiliyor.
Bazen bakıyorum Meryem Elif kucağında, üst kattan aşağıya koşar adım iniyor. Elif'i kucağına alma düşersiniz diyorum. Bazen beni dinliyor bazen hiç duymazlıktan geliyor. Meryem'in yavaş yavaş büyüklerin görevlerini almasını gururla seyrediyoruz ancak endişelenmiyor da değiliz. Mesela pancakeleri yapması tamam da çay koyması biraz tehlikeli. Aman ona dokunma buna dokunma diyen anne babalardan olmak istemiyoruz ancak çocuklarımızın kendilerine zarar vermesinden endişeleniyoruz açıkcası. Çoğu zaman onlara "önce düşün sonra yap" derken buluyorum kendimi. Çocuklar sıkıldılar artık bu sözden ama ben söylemeye devam ediyorum. Çünkü dikkatsiz ufacık bir hareket geriye dönüşü olmayan hataları beraberinde getirebilir. Tüm iyi niyetimizle kendimize veya sevdiğimiz insanlara zarar verebiliriz.
Ev içinde büyüyen sorumluluklar ve farklı endişelerin yanında bir de dışarısı var. Meryem'in kendine güveni ve başına buyruk hareketlerini dışarıda da kontrol altında tutmamız gerekiyor. Geçen gün Meryem ile bir kitapçıdaydık. Tuvalete gitmesi gerekiyordu. Ona tuvaleti tarif edip kendi kendisine gitmesine izin verdim. Sonuçta tuvalet kitapçının içerisindeydi. Bir 10 dakika geçti ve Meryem gelmedi. Ben endişelenmeye başlamıştım. Hemen tuvalete gidip Meryem'e seslendim ama orada yoktu. Ne kadar korktum o an. Nasıl kocaman kitapçıda kendi başına tuvalete gitmesine izin vermiştim. Birisi onu kaçırsa hiç haberim olmayacaktı. Ve birkaç gün önce "Room" filmini izlemiştim. Filmde kaçırılıp seneler boyunca bir odaya hapsedilen bir kızın hikayesi anlatılıyordu. Filmin de etkisi ile telaşım daha bir arttı. İçimde büyüyen bir korku ile Meryem'i ararken onu çocuk kitapların olduğu bir köşede kitaplardan birisinin içine gömülmüş bir şekilde buldum. Derin bir oh çektim. Hadi orada olmasaydı diye düşünmeye başladım. Takıntılı bir anne olmak istemiyorum ama yine de dikkatli olmak zorundaydım. En azında tuvaletin kapısında bekleyebilirdim diye kızdım kendime.
Meryem'in olduğu yaşlar zor yaşlar. Bağımsızlıklarını kazandıkça bize daha az danışır oluyorlar. Dün Emre ile Meryem'in okul otobüsünden gelişini bekliyoruz. Ancak geliş saatinin üzerinden bir 10 dakika geçti ve Meryem henüz ortalarda yoktu. Endişelenmeye başladık. Ben okul otobüsüne doğru yürürken Meryem yanıma geldi. Vincent'ın evindeymis. Kısa bir süreliğine uğradım dedi. Ben ise kaç kere daha önce bir yere gitmeden önce mutlaka ve mutlaka bize söylemesi gerektiğini söylemiştim. Meryem'e bunu tekrar hatırlattık. O masum zihninde eminim bunun sebebini anlamakta zorlanıyordur. Ne olacak ki diyordur. Beş dakikalığına gittim. Annem babam Vincent'ı ve babasını biliyor zaten diye düşünüyordur. Sonuçta evleri bize 2 dakika uzaklıkta... Ama işte gerçek öyle değil. Gerçekte kötü insanlar var. Ve o kötü insanlar bazen bizim en yakınlarımızdaki insanlar olabiliyorlar. Ne olursa olsun bizim haberimiz olmadan hiç bir yere gitmemesi gerektiğini tekrar anlattık ona. Ama biliyorum ki bunu daha çok tekrarlamamız gerekecek.
Ben çocukların rahat yetişmesi gerektiğine inanıyorum. Kendi özgürlüklerini kazanmaları adına onlara çeşitli imkanlar sağlamak gerekiyor. Ancak bunu yaparken onlara dikkatli olmaları gerektiğini neyin özgürlük olduğunu neyin olmadığını iyi anlatabilmemiz gerekiyor. Bunu takıntıya dönüştürmeden yapabilmek ise ayrı bir beceri istiyor. Çocuklarım dünyadan, insanlardan korkmasınlar ama her zaman kötülüklerin ve kötü insanların olabileceğini bilsinler istiyorum.
Ben olsam veya olmasam Meryem minik anne rolünü sahipleniyor. Emre olmadığı akşamlar çocukları yatırırken Meryem'in olması epey bir işime yarıyor. Birkaç hikayeden sonra çocukları kendi başlarına bırakıyorum. O sırada ağlayan Elif'i sakinleştirmek Meryem'e düşüyor. Meryem Elif'i yanına alıyor ve bir masala başlıyor. Meryem masala başlar başlamaz Elif'in ağlaması kesiliyor.
Bazen bakıyorum Meryem Elif kucağında, üst kattan aşağıya koşar adım iniyor. Elif'i kucağına alma düşersiniz diyorum. Bazen beni dinliyor bazen hiç duymazlıktan geliyor. Meryem'in yavaş yavaş büyüklerin görevlerini almasını gururla seyrediyoruz ancak endişelenmiyor da değiliz. Mesela pancakeleri yapması tamam da çay koyması biraz tehlikeli. Aman ona dokunma buna dokunma diyen anne babalardan olmak istemiyoruz ancak çocuklarımızın kendilerine zarar vermesinden endişeleniyoruz açıkcası. Çoğu zaman onlara "önce düşün sonra yap" derken buluyorum kendimi. Çocuklar sıkıldılar artık bu sözden ama ben söylemeye devam ediyorum. Çünkü dikkatsiz ufacık bir hareket geriye dönüşü olmayan hataları beraberinde getirebilir. Tüm iyi niyetimizle kendimize veya sevdiğimiz insanlara zarar verebiliriz.
Ev içinde büyüyen sorumluluklar ve farklı endişelerin yanında bir de dışarısı var. Meryem'in kendine güveni ve başına buyruk hareketlerini dışarıda da kontrol altında tutmamız gerekiyor. Geçen gün Meryem ile bir kitapçıdaydık. Tuvalete gitmesi gerekiyordu. Ona tuvaleti tarif edip kendi kendisine gitmesine izin verdim. Sonuçta tuvalet kitapçının içerisindeydi. Bir 10 dakika geçti ve Meryem gelmedi. Ben endişelenmeye başlamıştım. Hemen tuvalete gidip Meryem'e seslendim ama orada yoktu. Ne kadar korktum o an. Nasıl kocaman kitapçıda kendi başına tuvalete gitmesine izin vermiştim. Birisi onu kaçırsa hiç haberim olmayacaktı. Ve birkaç gün önce "Room" filmini izlemiştim. Filmde kaçırılıp seneler boyunca bir odaya hapsedilen bir kızın hikayesi anlatılıyordu. Filmin de etkisi ile telaşım daha bir arttı. İçimde büyüyen bir korku ile Meryem'i ararken onu çocuk kitapların olduğu bir köşede kitaplardan birisinin içine gömülmüş bir şekilde buldum. Derin bir oh çektim. Hadi orada olmasaydı diye düşünmeye başladım. Takıntılı bir anne olmak istemiyorum ama yine de dikkatli olmak zorundaydım. En azında tuvaletin kapısında bekleyebilirdim diye kızdım kendime.
Meryem'in olduğu yaşlar zor yaşlar. Bağımsızlıklarını kazandıkça bize daha az danışır oluyorlar. Dün Emre ile Meryem'in okul otobüsünden gelişini bekliyoruz. Ancak geliş saatinin üzerinden bir 10 dakika geçti ve Meryem henüz ortalarda yoktu. Endişelenmeye başladık. Ben okul otobüsüne doğru yürürken Meryem yanıma geldi. Vincent'ın evindeymis. Kısa bir süreliğine uğradım dedi. Ben ise kaç kere daha önce bir yere gitmeden önce mutlaka ve mutlaka bize söylemesi gerektiğini söylemiştim. Meryem'e bunu tekrar hatırlattık. O masum zihninde eminim bunun sebebini anlamakta zorlanıyordur. Ne olacak ki diyordur. Beş dakikalığına gittim. Annem babam Vincent'ı ve babasını biliyor zaten diye düşünüyordur. Sonuçta evleri bize 2 dakika uzaklıkta... Ama işte gerçek öyle değil. Gerçekte kötü insanlar var. Ve o kötü insanlar bazen bizim en yakınlarımızdaki insanlar olabiliyorlar. Ne olursa olsun bizim haberimiz olmadan hiç bir yere gitmemesi gerektiğini tekrar anlattık ona. Ama biliyorum ki bunu daha çok tekrarlamamız gerekecek.
Ben çocukların rahat yetişmesi gerektiğine inanıyorum. Kendi özgürlüklerini kazanmaları adına onlara çeşitli imkanlar sağlamak gerekiyor. Ancak bunu yaparken onlara dikkatli olmaları gerektiğini neyin özgürlük olduğunu neyin olmadığını iyi anlatabilmemiz gerekiyor. Bunu takıntıya dönüştürmeden yapabilmek ise ayrı bir beceri istiyor. Çocuklarım dünyadan, insanlardan korkmasınlar ama her zaman kötülüklerin ve kötü insanların olabileceğini bilsinler istiyorum.
Aya ve Bibi
Elifimiz büyüdükçe kelimeleri artıyor. Bir aile geleneğimiz olan geç konuşma Elif'de de çok bozulmadı ama Bilge ve Meryem ile karşılaştırdığımızda biraz daha fazla kelimeleri var. Henüz cümleler kuramıyoruz. Tek tek kelimeler veya birkaç kelimeyi yanyana getiriyor. Bir de tabii bebek dili var. Birşeyler söylüyor uzun uzun ama anlayabilirseniz. Ancak benim için en tatlı kelimeleri "Aya" ve "Bibi". Aya Meryem, Bibi ise Bilge.
Aya Aya diye sabahları Meryem okula giderken arkasından ağlıyor. Bilge'nin peşinden Bibi Bibi diye koşuyor. Bazen de tabii Aya veya Bibi'li şikayetler oluyor. Bir arada oynarlarken bir bakmışım Elif yanımda bir yerlerini tutuyor ve Aya veya Bibi diyor. O zaman anlıyorum tabii kim Elif'e zarar vermiş, neresini acıtmış. Bilge genelde Elif'i bir yerlere itiyor. Meryem ise cimcikliyor veya ısırıyor. İlk başlarda yaptıkları yanlarına kar kalır sanıyorlardı ama artık onlar da çok iyi biliyorlar öyle olmadığını. Elif tam konuşamasa da bize ne olduğunu çok güzel anlatıyor. Bu anlatımlardan babamız da nasibini alıyor. Emre severken biraz sert seviyor ve arada Elif'in canı yanabiliyor. Böyle durumlarda Elif hemen yanıma geliyor ve ne olduğunu o tatlı bebek diliyle anlatıyor.
Aya ve Bibi'den sonra en tatlı iki kelimemiz "ci" ve "ma". Ci'yi bir şeyi açmamızı, çıkarmamızı istediğinde kullanıyor. Ma'yı ise bir şeyi ona vermemizi istediğinde. Nerden nasıl türedi bu kelimeler fikrim yok ama şu an için Elif'in işini görüyor ya onun için yeterli.
Aya Aya diye sabahları Meryem okula giderken arkasından ağlıyor. Bilge'nin peşinden Bibi Bibi diye koşuyor. Bazen de tabii Aya veya Bibi'li şikayetler oluyor. Bir arada oynarlarken bir bakmışım Elif yanımda bir yerlerini tutuyor ve Aya veya Bibi diyor. O zaman anlıyorum tabii kim Elif'e zarar vermiş, neresini acıtmış. Bilge genelde Elif'i bir yerlere itiyor. Meryem ise cimcikliyor veya ısırıyor. İlk başlarda yaptıkları yanlarına kar kalır sanıyorlardı ama artık onlar da çok iyi biliyorlar öyle olmadığını. Elif tam konuşamasa da bize ne olduğunu çok güzel anlatıyor. Bu anlatımlardan babamız da nasibini alıyor. Emre severken biraz sert seviyor ve arada Elif'in canı yanabiliyor. Böyle durumlarda Elif hemen yanıma geliyor ve ne olduğunu o tatlı bebek diliyle anlatıyor.
Aya ve Bibi'den sonra en tatlı iki kelimemiz "ci" ve "ma". Ci'yi bir şeyi açmamızı, çıkarmamızı istediğinde kullanıyor. Ma'yı ise bir şeyi ona vermemizi istediğinde. Nerden nasıl türedi bu kelimeler fikrim yok ama şu an için Elif'in işini görüyor ya onun için yeterli.
20 Ocak 2017 Cuma
İyi ki Doğdun Oğlum!
Zaman çok çabuk geçiyor. Bir seneyi de devirmek üzereyiz (ben bu yazıyı yazdığımda öyleydi). Bu sene nasıl bitti hiç ama hiç farkında değilim. Bilgem ise bir sene daha yaş aldı. Oğlum beş yaşını doldurdu. Canım oğlum, iyi ki doğdun! Biz senin doğum gününü bir ay önce kutladık ama annen ancak kafasını toplayıp bu yazıyı yazabildi.
Doğum günü pastanı birlikte seçtik, üzerini sen kendi ellerinle süsledin. Pastanın üstünü örümceklerle kaplamak senin için büyük bir keyifti. Hediye olarak doğum gününden hemen önceki hafta sonu seninle bir boyama stüdyosuna gittik. Uzun bir düşünme sonrasında bir gergedanı boyamaya karar verdin.
Büyük bir keyifle gergedanını tamamladın. Doğum gününde birlikte sürekli söyleyip durduğun arabalardan birini almak için bir mağazaya gittik. Uzun bir düşünme sonrası dev traktörlerden birisini almaya karar verdin. Hediyeni aldıktan sonra arabamıza dönerken bana dönüp bir dahaki doğum gününün ne zaman olduğunu sordun. Bu doğum günü/haftası epey bir hoşuna gitmişti tabii. Daha 12 ay var diye doğum gününün mantığını anlatmaya başlamıştım ki baktım sen beni dinlemiyorsun bile. Çünkü cevabını çoktan almıştın. Daha çook zaman vardı.
Her zamanki gibi hayal dünyan çok zengin. Saatlerce kendi başına oynayabiliyor, etrafında olan eşyalarla kendine hemen bir oyun kurabiliyorsun. Meryem'in tenis aktivitesinin bitmesini beklerken baktım sen kendi arabalarınla kendine başka bir dünya kurmuşsun bile.
O otlar nereden geldi ne ara bir yuvaya dönüştü farketmedim bile. İşin güzel yanı Elif seni izlerken o da senin yanında kendi dünyasını kuruyor.
Okulda bazen kontrolsüz davranman aslında br uyarı sinyali. Sıkıldım, ben buradan gitmek istiyorum veya annemi özledim haykırışların ama bunları kelimelere dökmek yerine etrafa saldırıyor veya saçma sapan davranıyorsun. Aynı şekilde evdeki kavgalarımızın başında senin daha çok ilgi, anlayış ve birebir zaman ihtiyacından kaynaklanıyor.
Gözlemlerin, tepkilerin beni hem güldürüyor hem de düşündürüyor.
Geçen Perşembe sizi okula hazırlarken yine oyalandığımızı düşündüm ve sana kızıyorum "hadi acele etmemiz gerek bugün öğrencilerimle son ders günümüz" deyince "last week you said it was your last class". Geçen hafta da aynı şeyi söylemişim ve haklı. Aslında geçen Perşembe son dersimizdi bu Perşembe ise sınav zamanı. Ben kemküm diyerek açıklamaya çalıştım ne demek istediğimi.
Yine bir akşam yatma öncesi kriz anı. Sen her zamanki gibi yatağına yatmakta problem çıkarıyorsun ve ardı arkasına bana bahaneler sıralıyorsun. Üst katı sevmiyorum, bugün benim kitap sıramdı, benim su şişem nerede... Ben yine gerildim ve sinirli bir şekilde biraz hırpalayarak hepinizi tek tek yataklarınıza yatırdım. Sonra yanınıza gelip sizi teker teker öptüm. O günkü kitabımızı açıp okumaya başlayacaktım ki sen yattığın yerden yine Bilgece bir yorum yaptın:
--Anne sen bize iyi davranırsan bir seni dinleriz. İnsanlara kötü davranırsan onlar da sana kötü olurlar.
Oğlum bu sene epey bir ilerleme kaydettin. Artık iki tekerli bisiklete biniyor, kendi başına can simidi olmadan havuzda durabiliyorsun.
Okulda biraz daha mantıklı davranıyor, eve daha az problem getiriyorsun. Yine başının dikine gidiyor ve kafana koyduğunu yapıyorsun. Ancak sonuçlarını söyleyince onu anlıyor ve itiraz etmiyorsun. Mesela seninle bir çikolatalı süt olayımız var. Sen birgün okula çikolatalı süt götüreceğim diye ısrar ettin. Ben de götüremezsin dedim. Sen ısrarında devam ediyorsun. Ben ise neden o kadar karşı çıktım onu hatırlamıyorum. Ancak sana en son kapıdan çıkarken eğer bugün o sütü okula götürürsen bu senenin sonuna kadar bir daha çikolatalı süt içemezsin dedim. Sen tamam diyerek kabul ettin. Bu olay Kasım ayında olduğu için yıl sonuna çok bir vakit kalmamıştı. Ancak bir kaç hafta sonra ben bu konuşmayı tamamen unutmuştum sen "anne ben çikolatalı süt içemem değil mi" diyerek hatırlatana kadar. Bir başka zaman ben sana hatırlatınca hiç itiraz etmeden kabul ettin. Çünkü bu daha önce yaptığımız bir anlaşmaydı ve kafanda herşey çok netti. Yani sana sonucunda ne elde edeceğin açık birşekilde söylenince sen de net davranıyorsun. Sanırım bizim en büyük hatamız seninle o ciddi konuşmaları yapmaya zaman ayırmayıp senin (hepinizin) bizi anlamaya çalışmanızı beklemek oluyor.
Senin büyümeni izlemeyi seviyorum. Seninle yapacağımız derin konuşmalarımızı dört gözle bekliyorum. Biliyorum ki sen sevince tam seversin ve seni dost olarak kazananlar çok şanslı.
İyi ki doğdun oğlum ve iyi ki varsın. Senin bana söylediğin "You are the best mom in the whole world" ben de sana aynı şekile söylemek istiyorum "You are the best son in the whole world!" İyi ki doğmussun. Varlığınla hayatımızı zenginleştiriyor, bizi daha derinlere götürüyor ve hayatımıza neşe katıyorsun.
Doğum günü pastanı birlikte seçtik, üzerini sen kendi ellerinle süsledin. Pastanın üstünü örümceklerle kaplamak senin için büyük bir keyifti. Hediye olarak doğum gününden hemen önceki hafta sonu seninle bir boyama stüdyosuna gittik. Uzun bir düşünme sonrasında bir gergedanı boyamaya karar verdin.
Her zamanki gibi hayal dünyan çok zengin. Saatlerce kendi başına oynayabiliyor, etrafında olan eşyalarla kendine hemen bir oyun kurabiliyorsun. Meryem'in tenis aktivitesinin bitmesini beklerken baktım sen kendi arabalarınla kendine başka bir dünya kurmuşsun bile.
O otlar nereden geldi ne ara bir yuvaya dönüştü farketmedim bile. İşin güzel yanı Elif seni izlerken o da senin yanında kendi dünyasını kuruyor.
Bir bakıyorum kunduz olmuş evdeki kıyafet askılarından kendine ev yapıyorsun. Bir bakıyorum köpek olmuş yere döktüğün mısır gevreklerini yiyorsun. Veya ben mutafakta iş yaparken sen yanımda makarna kutularından kendine bir oyun çıkarabiliyorsun.
Duyguların alev alev. Bazen sanki her an patlamaya hazır bir yanardağ gibisin. Seni tahmin etmek hem çok kolay hem de çok zor. Hissetiklerini bir şekilde dışa vuruyorsun. Bu durumu seviyorum ama biraz da endişeleniyorum. İleride tepkilerin sana çok zarar verir mi diye korkuyorum.
Okulda bazen kontrolsüz davranman aslında br uyarı sinyali. Sıkıldım, ben buradan gitmek istiyorum veya annemi özledim haykırışların ama bunları kelimelere dökmek yerine etrafa saldırıyor veya saçma sapan davranıyorsun. Aynı şekilde evdeki kavgalarımızın başında senin daha çok ilgi, anlayış ve birebir zaman ihtiyacından kaynaklanıyor.
Gözlemlerin, tepkilerin beni hem güldürüyor hem de düşündürüyor.
Geçen Perşembe sizi okula hazırlarken yine oyalandığımızı düşündüm ve sana kızıyorum "hadi acele etmemiz gerek bugün öğrencilerimle son ders günümüz" deyince "last week you said it was your last class". Geçen hafta da aynı şeyi söylemişim ve haklı. Aslında geçen Perşembe son dersimizdi bu Perşembe ise sınav zamanı. Ben kemküm diyerek açıklamaya çalıştım ne demek istediğimi.
Yine bir akşam yatma öncesi kriz anı. Sen her zamanki gibi yatağına yatmakta problem çıkarıyorsun ve ardı arkasına bana bahaneler sıralıyorsun. Üst katı sevmiyorum, bugün benim kitap sıramdı, benim su şişem nerede... Ben yine gerildim ve sinirli bir şekilde biraz hırpalayarak hepinizi tek tek yataklarınıza yatırdım. Sonra yanınıza gelip sizi teker teker öptüm. O günkü kitabımızı açıp okumaya başlayacaktım ki sen yattığın yerden yine Bilgece bir yorum yaptın:
--Anne sen bize iyi davranırsan bir seni dinleriz. İnsanlara kötü davranırsan onlar da sana kötü olurlar.
Oğlum bu sene epey bir ilerleme kaydettin. Artık iki tekerli bisiklete biniyor, kendi başına can simidi olmadan havuzda durabiliyorsun.
Okulda biraz daha mantıklı davranıyor, eve daha az problem getiriyorsun. Yine başının dikine gidiyor ve kafana koyduğunu yapıyorsun. Ancak sonuçlarını söyleyince onu anlıyor ve itiraz etmiyorsun. Mesela seninle bir çikolatalı süt olayımız var. Sen birgün okula çikolatalı süt götüreceğim diye ısrar ettin. Ben de götüremezsin dedim. Sen ısrarında devam ediyorsun. Ben ise neden o kadar karşı çıktım onu hatırlamıyorum. Ancak sana en son kapıdan çıkarken eğer bugün o sütü okula götürürsen bu senenin sonuna kadar bir daha çikolatalı süt içemezsin dedim. Sen tamam diyerek kabul ettin. Bu olay Kasım ayında olduğu için yıl sonuna çok bir vakit kalmamıştı. Ancak bir kaç hafta sonra ben bu konuşmayı tamamen unutmuştum sen "anne ben çikolatalı süt içemem değil mi" diyerek hatırlatana kadar. Bir başka zaman ben sana hatırlatınca hiç itiraz etmeden kabul ettin. Çünkü bu daha önce yaptığımız bir anlaşmaydı ve kafanda herşey çok netti. Yani sana sonucunda ne elde edeceğin açık birşekilde söylenince sen de net davranıyorsun. Sanırım bizim en büyük hatamız seninle o ciddi konuşmaları yapmaya zaman ayırmayıp senin (hepinizin) bizi anlamaya çalışmanızı beklemek oluyor.
Senin büyümeni izlemeyi seviyorum. Seninle yapacağımız derin konuşmalarımızı dört gözle bekliyorum. Biliyorum ki sen sevince tam seversin ve seni dost olarak kazananlar çok şanslı.
İyi ki doğdun oğlum ve iyi ki varsın. Senin bana söylediğin "You are the best mom in the whole world" ben de sana aynı şekile söylemek istiyorum "You are the best son in the whole world!" İyi ki doğmussun. Varlığınla hayatımızı zenginleştiriyor, bizi daha derinlere götürüyor ve hayatımıza neşe katıyorsun.
10 Kasım 2016 Perşembe
Clinton ve Trump
Amerika'daki seçimler dolayısı ile bizim eve de bir hareketlilik gelmişti. Meryem ara ara Hillary Clinton'ın seçilirse ilk bayan başkan olacak olmasından duyduğu heyecanı dile getiriyordu. Seçimlerden bir gün önce, arabada yine seçimler gündeme geldi. Bilge ve Meryem Clinton'a mı yoksa Trump'a mı oy vereceklerini konuşuyorlardı. Bilge hemen ağzını doldura doldura "ben Donald Trump'ı seçerdim" diye cavp verdi. "I want my dreams come true" diye ekledi ardından hemen. Yani rüyalarının gerçek olmasını istiyormuş. Ben Bilge'nin bu yorumunu şaşkınlıkla dinlerken Meryem hemen müdahele etti. "Donald Trump hates kids. Ben Clinton'ı seçerdim çünkü Clinton çocukları çok seviyor" dedi.
Yol boyunca Trump, Clinton derken eve geldik. Ben tabii gece biraz sıkıntılı bir şekilde seçim sonuçlarını takip ediyorum. İşin açıkcası ne Trump ne de Clinton'ı istiyorum. Ama tabii insan Trump'a alternatif olarak yine de Clinton daha iyidir diye Clinton'ın kazandığını görmek istiyor. Gece yarım gibi Trump arayı açmaya başlayınca ben artık dayanamayıp yattım. Tüm gece bir huzursuzluk vardı üzerimde. Sabah 5:30'da Bilge yanıma heyecanlı bir şekilde ben bugün 5 oldum diye geldi. Seçimlerin ertesi gün canım oğlumun da doğum günüydü. Meryem de uyanmıştı. Meryem'in ilk sorusu kim kazandı oldu. Trump deyince biraz üzüldü ve şaşırdı. Sanki Clinton'ın kazanacağından çok emindi. Her beraber Trump'ın zafer konuşmasını dinledik. O kadar da korkunç değildi. Sanki biraz yumuşamaya başlamıştı. İlk baştaki sıkıntım biraz olsun hafifler gibi oldu.
Okul dönüşü arabada Meryem yine seçimlere döndü. Anlaşılan okulda epey bir konuşması geçmişti. Ama bu sefer daha bir endişeliydi. "Anne herkes diyor ki Trump başka ülkeden insanların Amerika'ya gelmesine izin vermeyecekmiş. O zaman babaanne ve hala gelemez" diye ağlamaya başladı. Ben yok öyle birşey dedim. Pasaportları, vizeleri var. İstedikleri zaman gelebilirler. Arkadaşların izinsiz girmeye çalışan insanları kastetmiştir dedim. O aynı endişeli ses tonu ile "ama burada doğmayan insanlar burda çalışıyor bile olsa kendi ülkelerine döneceklermiş" dedi. Meryem bu küçücük yaşı ile kocaman kocaman sorunları anlamaya çalışıyordu. O zaman Trump'ın başkan seçilmesinin etkilerinin sadece Trump'ın vereceği kararlarla ilgili olmadığını anladım. Trump bazı insanların içlerinde bastırdıkları hırs, kin ve ırkçılık duygularını legalize etmişti. Tabanda ayrımcılığın kapısını aralamıştı. İşte esas korkutucu olan buydu.
Yol boyunca Trump, Clinton derken eve geldik. Ben tabii gece biraz sıkıntılı bir şekilde seçim sonuçlarını takip ediyorum. İşin açıkcası ne Trump ne de Clinton'ı istiyorum. Ama tabii insan Trump'a alternatif olarak yine de Clinton daha iyidir diye Clinton'ın kazandığını görmek istiyor. Gece yarım gibi Trump arayı açmaya başlayınca ben artık dayanamayıp yattım. Tüm gece bir huzursuzluk vardı üzerimde. Sabah 5:30'da Bilge yanıma heyecanlı bir şekilde ben bugün 5 oldum diye geldi. Seçimlerin ertesi gün canım oğlumun da doğum günüydü. Meryem de uyanmıştı. Meryem'in ilk sorusu kim kazandı oldu. Trump deyince biraz üzüldü ve şaşırdı. Sanki Clinton'ın kazanacağından çok emindi. Her beraber Trump'ın zafer konuşmasını dinledik. O kadar da korkunç değildi. Sanki biraz yumuşamaya başlamıştı. İlk baştaki sıkıntım biraz olsun hafifler gibi oldu.
Okul dönüşü arabada Meryem yine seçimlere döndü. Anlaşılan okulda epey bir konuşması geçmişti. Ama bu sefer daha bir endişeliydi. "Anne herkes diyor ki Trump başka ülkeden insanların Amerika'ya gelmesine izin vermeyecekmiş. O zaman babaanne ve hala gelemez" diye ağlamaya başladı. Ben yok öyle birşey dedim. Pasaportları, vizeleri var. İstedikleri zaman gelebilirler. Arkadaşların izinsiz girmeye çalışan insanları kastetmiştir dedim. O aynı endişeli ses tonu ile "ama burada doğmayan insanlar burda çalışıyor bile olsa kendi ülkelerine döneceklermiş" dedi. Meryem bu küçücük yaşı ile kocaman kocaman sorunları anlamaya çalışıyordu. O zaman Trump'ın başkan seçilmesinin etkilerinin sadece Trump'ın vereceği kararlarla ilgili olmadığını anladım. Trump bazı insanların içlerinde bastırdıkları hırs, kin ve ırkçılık duygularını legalize etmişti. Tabanda ayrımcılığın kapısını aralamıştı. İşte esas korkutucu olan buydu.
3 Ekim 2016 Pazartesi
Trex ve Matematik
Bilge ile zihinden matematik alıştırmaları yapıyoruz. 5 ile 4'ü toplarsak ne olur oğlum diye sordum. Dokuz diye cevap verdi. Nasıl yaptın sorusunu her zaman yaptığı gibi "kafamdan düşündüm ve buldum" diye yanıtladı. Ha bir de "Sen öyle demiştin cevabı var". O zaman çok fazla konuşarak bu çocuğa iyi mi yapıyorum kötü mü yapıyorum bilemiyorum. Çünkü hedefim hem ona farklı düşünce yöntemlerini gösterebilmek hem de düşüncesini kelimelere dökebilmesine yardımcı olmak.
Parmaklarımı göstererek açıklamaya başladım. Bak burada 10 var. Birisini kapatınca ne oldu? 9 kaldı çünkü 9, 10'dan bir eksik.
Ben onun anlayabileceği bir açıklama yapmaya çalışırken bana dönüp "anne Trexler matematik yapamazlar, neden biliyor musun? Çünkü sadece 2 parmakları var." demesin mi.
Trexler matematik yapıyor olsalardı 10 tabanlı sayı sistemi yerine iki tabanlı sayı sistemi mi kullanırlardı acaba diye sormadım tabii.
Parmaklarımı göstererek açıklamaya başladım. Bak burada 10 var. Birisini kapatınca ne oldu? 9 kaldı çünkü 9, 10'dan bir eksik.
Ben onun anlayabileceği bir açıklama yapmaya çalışırken bana dönüp "anne Trexler matematik yapamazlar, neden biliyor musun? Çünkü sadece 2 parmakları var." demesin mi.
Trexler matematik yapıyor olsalardı 10 tabanlı sayı sistemi yerine iki tabanlı sayı sistemi mi kullanırlardı acaba diye sormadım tabii.
26 Eylül 2016 Pazartesi
Kuzen Kardeşliği
Şu aralar yeni evimizde uzun süreli misafirlerimizi ağırlamanın keyfini sürüyoruz. Önce çocukların babaanneleri geldi. Bilge birkaç gün korku ile uyandı. Babaanne gitti mi acaba diye. Babaannesinin uzun süreli misafirimiz olduğunu anlaması ile rahatladı ve hep beraber daha geniş ailemizin keyfini sürmeye başladık. Ardından Zeynep, Kemal ve Beyza geldi. Kemal kısa süreliğine gelmişti ancak Beyza ve Zeynep bir ay bizimle birlikte idi.
Bu duruma tabii en çok Meryem ve Bilge sevindi. Kuzenleri ile ilk defa bu kadar uzun süreli vakit geçirme fırsatı yakalamışlardı ve bu paha biçilemezdi. Meryem özellikle Beyza'nın üzerine titriyor. Tabii bunda Beyza'nın da payı büyük. Yalnız bizim çocuklar değil Beyza da bizimkileri kardeşi gibi görüyor. Aslında tek bir farkla. Kardeşliğin verdiği bir rekabet durumu olmadığı için çok fazla gürültü patırtı da olmuyor. Yaşasın kuzen kardeşliği!
Elif'in durumu birazcık farklı. Elif Beyza'ya bayılıyor ancak Beyza'yı kendine rakip olarak gördüğünden midir bilinmez bazen ona zarar verebiliyor. Dolayısı ile Beyza Elif'e karşı tedbirli olmak zorunda. Beyza daha bir hafta içinde iki üç ısırma vakası atlattı.
Meryem okuldan eve öyle bir istek ve neşe ile geliyor ki... Biliyorum aslında elinde olsa Beyza'yı hep burada tutar. Evde bodrum katındaki oyun odasında, evin arka bahçesinde, ön tarafında uzun uzun oynuyorlar.


Zeynep ve Beyza'nın buradaki evimize gelmeleri o açıdan çok iyi oldu. Alan geniş, oyun alanları çeşitli ve çocukların sıkılmaya pek bir vakti olmuyor.
Dün bahçede fıskiyeyi açtık, suda ıslandılar.
Su altında serinledikten sonra çimlere oturup güneşin tadını çıkardılar.
Daha sonra Cincinati doğa merkezine gittik. Uzun bir orman yürüyüşü yaptık. O kadar uzun yürüyüşten sonra bile hala enerjileri tükenmemişti.
Çocukların ilişkilerini sağlamlaştıracağı, birbirlerini daha iyi tanıyıp birlikte olan hatıralarını zenginleştirebileceği böyle bir fırsatı yakalamış olmalarından dolayı çok mutluyum.
Keşke böyle daha çok günlerimiz olsa.
Bu duruma tabii en çok Meryem ve Bilge sevindi. Kuzenleri ile ilk defa bu kadar uzun süreli vakit geçirme fırsatı yakalamışlardı ve bu paha biçilemezdi. Meryem özellikle Beyza'nın üzerine titriyor. Tabii bunda Beyza'nın da payı büyük. Yalnız bizim çocuklar değil Beyza da bizimkileri kardeşi gibi görüyor. Aslında tek bir farkla. Kardeşliğin verdiği bir rekabet durumu olmadığı için çok fazla gürültü patırtı da olmuyor. Yaşasın kuzen kardeşliği!
Elif'in durumu birazcık farklı. Elif Beyza'ya bayılıyor ancak Beyza'yı kendine rakip olarak gördüğünden midir bilinmez bazen ona zarar verebiliyor. Dolayısı ile Beyza Elif'e karşı tedbirli olmak zorunda. Beyza daha bir hafta içinde iki üç ısırma vakası atlattı.
Meryem okuldan eve öyle bir istek ve neşe ile geliyor ki... Biliyorum aslında elinde olsa Beyza'yı hep burada tutar. Evde bodrum katındaki oyun odasında, evin arka bahçesinde, ön tarafında uzun uzun oynuyorlar.
Zeynep ve Beyza'nın buradaki evimize gelmeleri o açıdan çok iyi oldu. Alan geniş, oyun alanları çeşitli ve çocukların sıkılmaya pek bir vakti olmuyor.
Dün bahçede fıskiyeyi açtık, suda ıslandılar.
Su altında serinledikten sonra çimlere oturup güneşin tadını çıkardılar.
Daha sonra Cincinati doğa merkezine gittik. Uzun bir orman yürüyüşü yaptık. O kadar uzun yürüyüşten sonra bile hala enerjileri tükenmemişti.
Çocukların ilişkilerini sağlamlaştıracağı, birbirlerini daha iyi tanıyıp birlikte olan hatıralarını zenginleştirebileceği böyle bir fırsatı yakalamış olmalarından dolayı çok mutluyum.
Keşke böyle daha çok günlerimiz olsa.
Süpriz Misafirler
Zeynepler bizim yanımıza geleceklerinin müjdesini yazdan vermişlerdi ancak vize görüşmesine gittiklerinde görevliler onların vize durumunu biraz beklemeye almıştı. Yani vize alıp alamayacakları belli değildi. Bu durum hepimizde bir hayal kırıklığı oluşturdu. İçimizden hala belki alabilirler ve gelirler desek de çok bir umudumuz kalmamıştı. Ama hiç beklenmeyen oldu ve vizeyi alıp bize süpriz yaparak bir anda evimize gediler.
Zeyneplerin geleceği gece babaannesi çocuklara sabah size büyük bir süprizim var demişti. Bilge ve Meryem sabahki süprizi merak ederek yataklarına yattılar. Meryem uyanınca ilk işi süprizi sormak oldu. Halasını ve kuzenini karşısında görmeyi hiç beklemiyordu. Onları görünce gözlerinin içi aydınlandı sanki. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Sonra dönüp bana o çok bilmiş ifadesi ile "babaanne süprizim var demişti ama bu gerçekten çok büyük bir süprizmiş!" dedi.
Gerçekten de olabilecek en güzel süprizdi.
Zeyneplerin geleceği gece babaannesi çocuklara sabah size büyük bir süprizim var demişti. Bilge ve Meryem sabahki süprizi merak ederek yataklarına yattılar. Meryem uyanınca ilk işi süprizi sormak oldu. Halasını ve kuzenini karşısında görmeyi hiç beklemiyordu. Onları görünce gözlerinin içi aydınlandı sanki. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Sonra dönüp bana o çok bilmiş ifadesi ile "babaanne süprizim var demişti ama bu gerçekten çok büyük bir süprizmiş!" dedi.
Gerçekten de olabilecek en güzel süprizdi.
14 Eylül 2016 Çarşamba
Duyguları İyi İfade Edebilmek
Bizim ailemizde herkes biraz kara kutu. Bu durum ben ve Emre'den kaynaklanıyor biraz galiba. Biz öyle sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, sevdiklerimiz veya sevmediklerimizi kolay kolay kelimelere dökemiyoruz. Çocuklarımız bize benzedikleri için mi yoksa kendi karakterlerinin bir parçası olarak mı bilinmez ama onlar da biraz kara kutu. Meryem'in ne düşündüğü ne hissettiği olaylar yaşandıktan çok sonra ortaya çıkıyor. Meryem'de mutlaka bir kuluçka dönemi var. Önce duygularını analiz ediyor, sindiriyor, sonra kelimelere döküyor. Mesela başkalarının kıyafetlerini giymeyi sevmediğini şimdi şimdi söylüyor. Senelerce ben ona arkadaşların çocuklarından gelen kıyafetleri giydiriyordum ve her üzerini giyeceğinde uygun bir kıyafet bulmakta zorlanıyorduk. Meğersem sebebi buymuş. Aynı şekilde ikinci el eşya kullanmayı sevmediğini daha yeni söyledi. Koltuklarımızı yeniledik ama yine ikinci el. Meryem koltuğun üzerine havlu koyup oturuyordu. Meğersem başkasından gelmesi fikri onu rahatsız ediyormuş. Çözümü koltukların üzerine atabileceği bir battaniye almakta buldum. Oturmak istediği her yere taşıyabilir. Meryem'e sürekli olarak duygularını bizimle paylaşması konusunda hatırlatmalarda bulunmak durumunda kalıyorum. Sevgisini anlatmakta da bir o kadar ketum. Hiç öyle gidip birisine durup dururken sarılmaz. Ama biz ona sarılmazsak kafasında öyle senaryolar yazıyor ki kendimi sürekli diken üstünde hissediyorum.
Bilge bir nebze daha iyi. En azından sevgisini anlatmakta. Mutlu olduğunda, onun sevdiği birşey yaptığımızda çok net. Anne ben seni seviyorum diyor. Pazartesi bayram diye onlara birer oyuncak aldık. Arabadan eve dönerken hemen bana "Anne ben seni çok seviyorum" dedi. Geçen babaannesi ile dışarıda sohbet ederlerken de ona söylemiş. Birlikte sohbet etmeleri çok hoşuna gitmiş ve duygularını hemencecik paylaşmış. Ancak bu netlik bazen problem olabiliyor. Sevmediğine de sevmiyorum diyor açık açık. Ama bu sevmemek genel bir sevmeme durumu değil. Aslında söylemek istediği ben seni tanımıyorum ki seveyim. Mesela Kentucky'e gelmeden birkaç hafta önce Beyza bizim çocuklar ile oynamak için evimize gelmişti. Beyza'nın babası kızını almak için geldiğinde Bilge'ye kendisini sevip sevmediğini sormuş sanırım. Bilge hayır demiş. Emre çok utandım dedi. Ben orada değildim ama Bilge'nin ne demek istediğini anlamıştım. Bilge Beyza'nın babasını tanımıyordu. Birlikte doğru düzgün vakit geçirmemişlerdi. Dolayısı ile sevgi sözünün anlamını dolduracak ortak bir geçmişleri yoktu. Bilge kelimeler ile sevdiğini sevmediğini anlatma konusunda daha net olmasında rağmen o da bizi sarılıp öpücüklere falan boğmuyor. Gelip beni böyle kocaman kocaman öptüğünü çok hatırlamıyorum. Öfkelendiği veya kıskandığında biraz daha kapalı kutu. Benim için o tarz duygularının bazı belirleyicileri var. Meryem'i durup duruken rahatsız etmeye başladıysa, Meryem ile ilgili birşeyi kıskanmıştır kesin. Etrafa veya eşyalara zarar vermesi çoğu zaman bu tarz duygularının bir göstergesi. Geçtiğimiz günlerde Emre, Meryem ile Elif'e ayakkabı almıs ama Bilge'ye almamıştı. Bilge hemen Meryem'i ve beni rahatsız etmeye başladı. Doğrudan vurmuyor ama bir şekilde insanı rahatsız ediyor. Mesela sırtıma çıkmaya çalışıyor, Meryem'i koltukta sıkıştırıyor. Ben olayın nereden kaynaklandığının farkındaydım. Baban sana ayakkabı almadı diye üzüldün mü diye sordum. O zaman duygularını anlatmaya başladı. Bize Meryem'in sahip olduğu ayakkabıları tek tek göstermeye başladı. Gerçekten de Meryem'in 5-6 çift ayakkabısı vardı. Bilge'nin ise sadece bir terliği ve bir spor ayakkabısı vardı. Yalnız ayakkabıları gösterirken çok komikti. Bak bu da var ve hiç bunu giymiyor şeklinde yorumlar yapıyordu. Bilge'nin neyi kıskandığı veya neye öfkelendiğini tahmin etmek öyle her zaman kolay olmuyor. Bir de bazen cok alakasız ortamlarda bu duygular ortaya çıkıyor. Mesela bir oyun alanında veya arkadaşlarımızla bir aradayken. O zamanlarda insanın duygu analizi yapmaya pek bir vakti olmuyor.
Elif bu konuda en açıkları. Sevdiği sevmediği çok belli. Sevgisini dokunarak, sarılarak, öperek gösteriyor ve bu bizim ailemiz için büyük bir ilerleme. Geçen gün babannesi Elif ile babaanne olduğumu anladım diyordu. Diğer ikisi hiç o kadar babaannelerine sarılmamışlardı ki. Emre birkaç günlüğüne Michigan'a gidip geliyor. Geçen hafta geldiğinde Elif kollarını kocaman açarak Emre'nin yanına gitti. Özlemişti ve ona sarılmak istiyordu. İlk başlarda Emre Elif'in onun etrafında neden dönüp durduğunu anlamadı. Alışmamışız ya böyle sevginin gösterilmesine...
Sevgi sevgiyi pekiştiriyormus. Bunu bize Elif öğretti. Hepimizin Elif'i örnek alarak sevgimizi daha açık belli etmeyi öğrenmesi gerekiyor .
Bilge bir nebze daha iyi. En azından sevgisini anlatmakta. Mutlu olduğunda, onun sevdiği birşey yaptığımızda çok net. Anne ben seni seviyorum diyor. Pazartesi bayram diye onlara birer oyuncak aldık. Arabadan eve dönerken hemen bana "Anne ben seni çok seviyorum" dedi. Geçen babaannesi ile dışarıda sohbet ederlerken de ona söylemiş. Birlikte sohbet etmeleri çok hoşuna gitmiş ve duygularını hemencecik paylaşmış. Ancak bu netlik bazen problem olabiliyor. Sevmediğine de sevmiyorum diyor açık açık. Ama bu sevmemek genel bir sevmeme durumu değil. Aslında söylemek istediği ben seni tanımıyorum ki seveyim. Mesela Kentucky'e gelmeden birkaç hafta önce Beyza bizim çocuklar ile oynamak için evimize gelmişti. Beyza'nın babası kızını almak için geldiğinde Bilge'ye kendisini sevip sevmediğini sormuş sanırım. Bilge hayır demiş. Emre çok utandım dedi. Ben orada değildim ama Bilge'nin ne demek istediğini anlamıştım. Bilge Beyza'nın babasını tanımıyordu. Birlikte doğru düzgün vakit geçirmemişlerdi. Dolayısı ile sevgi sözünün anlamını dolduracak ortak bir geçmişleri yoktu. Bilge kelimeler ile sevdiğini sevmediğini anlatma konusunda daha net olmasında rağmen o da bizi sarılıp öpücüklere falan boğmuyor. Gelip beni böyle kocaman kocaman öptüğünü çok hatırlamıyorum. Öfkelendiği veya kıskandığında biraz daha kapalı kutu. Benim için o tarz duygularının bazı belirleyicileri var. Meryem'i durup duruken rahatsız etmeye başladıysa, Meryem ile ilgili birşeyi kıskanmıştır kesin. Etrafa veya eşyalara zarar vermesi çoğu zaman bu tarz duygularının bir göstergesi. Geçtiğimiz günlerde Emre, Meryem ile Elif'e ayakkabı almıs ama Bilge'ye almamıştı. Bilge hemen Meryem'i ve beni rahatsız etmeye başladı. Doğrudan vurmuyor ama bir şekilde insanı rahatsız ediyor. Mesela sırtıma çıkmaya çalışıyor, Meryem'i koltukta sıkıştırıyor. Ben olayın nereden kaynaklandığının farkındaydım. Baban sana ayakkabı almadı diye üzüldün mü diye sordum. O zaman duygularını anlatmaya başladı. Bize Meryem'in sahip olduğu ayakkabıları tek tek göstermeye başladı. Gerçekten de Meryem'in 5-6 çift ayakkabısı vardı. Bilge'nin ise sadece bir terliği ve bir spor ayakkabısı vardı. Yalnız ayakkabıları gösterirken çok komikti. Bak bu da var ve hiç bunu giymiyor şeklinde yorumlar yapıyordu. Bilge'nin neyi kıskandığı veya neye öfkelendiğini tahmin etmek öyle her zaman kolay olmuyor. Bir de bazen cok alakasız ortamlarda bu duygular ortaya çıkıyor. Mesela bir oyun alanında veya arkadaşlarımızla bir aradayken. O zamanlarda insanın duygu analizi yapmaya pek bir vakti olmuyor.
Elif bu konuda en açıkları. Sevdiği sevmediği çok belli. Sevgisini dokunarak, sarılarak, öperek gösteriyor ve bu bizim ailemiz için büyük bir ilerleme. Geçen gün babannesi Elif ile babaanne olduğumu anladım diyordu. Diğer ikisi hiç o kadar babaannelerine sarılmamışlardı ki. Emre birkaç günlüğüne Michigan'a gidip geliyor. Geçen hafta geldiğinde Elif kollarını kocaman açarak Emre'nin yanına gitti. Özlemişti ve ona sarılmak istiyordu. İlk başlarda Emre Elif'in onun etrafında neden dönüp durduğunu anlamadı. Alışmamışız ya böyle sevginin gösterilmesine...
Sevgi sevgiyi pekiştiriyormus. Bunu bize Elif öğretti. Hepimizin Elif'i örnek alarak sevgimizi daha açık belli etmeyi öğrenmesi gerekiyor .
Herkesten Rol Çalmak
Elif büyüdükçe kendi varlığını bulunduğu ortamlarda daha bir belirginleştiriyor. Artık ne yaptığımızı daha çok anlıyor, rutinlerimize iyice alıştı ve onunla ilgisi olmayan aktivitelerde bile en sevimliliği ile kendisine bir yer belirleyebiliyor. Çocuklar kitap okuyorsa eline bir kitap alıp kitabın sayfalarını karıştırıyor. Onlar masa üzerinde yazı yazarken hemen kendine bir kalem buluyor, kağıt bulamazsa Meryem veya Bilge'nin elindekini alıyor, birşeyler çiziktiriyor. Çocuklar müzik açıp dans etmeye başladığında hemen yerini alıyor. İnsan ister istemez sadece onu izlemeye başlıyor.
Sosyal ortamlarda birileri ile konuşurken biz birşeylere gülersek anlasın anlamasın bir anda o da kahkahayı basıyor. Tabii bütün bakışlar ona çevriliyor.
Elif olduğu bir ortamda inatla herkesten rol çalıyor.
Sosyal ortamlarda birileri ile konuşurken biz birşeylere gülersek anlasın anlamasın bir anda o da kahkahayı basıyor. Tabii bütün bakışlar ona çevriliyor.
Elif olduğu bir ortamda inatla herkesten rol çalıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
