10 Ekim 2014 Cuma

Ms. Schmidt'in Profesyonel Tutumu

Ms. Schmidt Meryem'in anaokulu öğretmeni. Epey bir tecrübesi olan bir öğretmen. Meryem'in deyimi ile biraz yaşlı ama benim gözlemlediğim kadarı ile ne yaptığını gayet iyi biliyor. Meryem okula başladığından beri hep okul otobüsü ile okula gittiği için öğretmeni ile konuşma fırsatım hiç olmuyor. Meraklı bir anne olarak bundan birkaç hafta öncesinde Ms. Schmidt'e mesaj attım ve Meryem'in nasıl olduğunu sordum. Ondan mümkünse kısa bir görüşme randevusu talep ettim. Mesajıma Meryem'in okula yavaş yavaş adapte olduğundan ve birkaç yeni arkadaş edindiğinden bahsederek cevap vermiş. Genelde sabahları 8'de uygun olduğunu söylemiş ve ona bildireceğim herhangi bir sabah kısa bir görüşme yapabileceğimizi söylemiş. Ben cevap olarak Perşembe günü gelebileceğimi söyleyince bana eğer var olan sorularımın bu mesajla yanıtlandığını düşünüyorsam ve eğer Meryem ile ilgili herhangi ciddi bir kaygım yoksa 2 Ekim'deki okul müfredat toplantısında görüşebileceğimizi söylemiş. Tabii ben ne diyebilirim ki buna. Ciddi bir kaygım veya öyle çok önemli sorularım yok ama kızımı öğretmeninden dinlemek istiyorum ve bu durum bekleyebilir.

Okul müfredat toplantısında öğretmenle birebir vakit geçirme imkanımız olmadığı için mecburen Meryem'in durumunu konuşmak veli toplantısına kaldı. Gelecek hafta bakalım Ms. Schmidt ne diyecek. Bu arada okul müfredat toplantısı sırasına Ms. Schmidt'e ne zaman gönüllü velileri sınıfına kabul edeceğini sordum. Bu soruma yanıtı da çok netti. "Ben genelde gönüllüleri Ekim ortasında almaya başlıyorum. Sınıf düzeni oturduktan sonra". Yani yoktu, herhangi bir açık alan yoktu ki okul sınırlarından içeri girip Meryem'in neler yaptığını görebileyim.

Bu hafta Meryem ateşli bir hastalık atlattı. İki gün okula gidemedi. Salı ve Çarşamba evde idi. Perşembe Meryem'i okula gönderdikten hemen sonra Ms. Schmidt'e mesaj attım ve ondan Meryem'in gelmediği günler için okulda yaptıkları çalışmaları eve göndermesini rica ettim. Böylelikle eksikleri kapatmış olacaktık. Yine gayet profesyonel bir şekilde yazılmış bir cevapla bana bu gibi durumlardaki genel tutumunu anlatıyordu. "Ben gelmeyen çocukların gelmediklerı günlerdeki çalışma kağıtlarını Pazartesi dosyası ile billikte yolluyorum. Siz de Meryem'in gelmediği günlerdeki boş çalışma kağıtlarını Pazartesi dosyasında bulabileceksiniz." Ne denir ki bu cevaba? Ara çok kapanmadan hazır da haftasonu geliyor, boş çalışma kağıtlarını gönderseniz de yapsaydık demek isterdim ama diyemem. Çünkü Ms. Schmidt açıkça nasıl bir yol izlediğini bana anlatmış. Aslında bir yandan bu profesyonel tutumu biraz mesafeli bulsam da bir yandan da takdir ediyorum. Böylelikle Ms. Schmidt bir öğretmen olarak velilerle ilişkisini tutarlı bir düzeyde tutuyor ve ayrıca ilerde önüne çıkabilecek milyon gereksiz işin önünü kesmiş oluyor.

Yaşından Büyük Sorular ve Yorumlar

Herşey Nasıl Oldu?
Bir kaç gün önce Meryem arabada durup dururken bana "burası nasıl oldu" diye sordu. Ben önce sorusunu anlamadım. Bu sorudan birkaç dakika önce elektrik tellerinden konuşuyorduk. Onu soruyor sandım. Hayır dedi. "Burası, yani herşey. Yani dünya nasıl oldu diyorum" dedi. Bir an bu soruya nasıl cevap vermem gerektiğinden emin olamadım. Yaratılış olarak mı anlatsam yoksa büyük patlamadan mı bahsetsem bilemedim. Yaratılış olarak cevap vermek hem kolaya kaçmak olacaktı hem de Meryem ile geçtiğimiz günlerde yaşadığımız olay bu konuda beni biraz tereddüte düşürmüştü. Meryem'e geçen gün neden okulda konuşmadığını veya neden yeni şeyler öğrenmek için o kadar heyecanlı olmadığını soruyordum. Bana "bilmem, Allah beni böyle yaratmış" deyince onda nasıl kaderci bir tutumun gelişmekte olduğunu farkettim. Onda oluşturmaya çalıştığımız Allah inancı onu sebepleri anlamayı ve sorgulamayı bırakan bir duruma doğru götürüyordu. Bu sebeple Meryem'in dünya nasıl oldu sorusuna bilimsel bir yanıtın daha uygun olacağını düşündüm. Dilim döndüğünce büyük patlamayı, gezegenlerin ve dünyanın bu patlama sonucu oluşan parçalar olduğunu anlatmaya başladım. İnsanlar nasıl oldu sorusuna gelmiştik ki neyse ki Bilge'nin kreşinde geldik ve konu kapanmış oldu.

Bu Dünya Çok Sıkıcı
Dün dışarı çıkacağız. Meryem ona geçen gün aldığımız pembe cüzdanı yanına almak istedi. Ama bır türlü nereye koyduğunu bulamadı. Birlikte biraz etrafa bakındıktan sonra ona kızarak "aldığın şeyi yerine koymazsan bulamazsın" dedim. Dışarı çıkmamız gerekiyordu ve daha fazla oyalanamazdık. Meryem biraz üzgün ve biraz kızmış bir şekilde "Off bu dünya çok sıkıcı. Ben bu dünyada yaşamak istemiyorum. Başka bir dünyada yaşamak istiyorum" dedi. Bu sözleri 5 yaşındaki kızımdan duymanın şoku ile ben ne diyeceğimi bilemedim. Sadece o an onun bu pes etme özelliğini baskılayıp mücadele duygusunu ortaya çıkarmam gerektiğini düşünebildim. "Bu dünyada bir şeyleri kazanman için hep çalışman gerekiyor. Uğruna mücadele etmezsen hiçbirşeyi elde edemezsin" diye yanıt verdim.

Benim Gördüğüm Senin Gördüğün

Dün Meryem'in jimnastik dersi sonrası öğretmeni ile konuşmak için bekledim biraz. Ona Meryem'in nasıl olduğunu sordum. Her zamanki gibi "harika" cevabını aldıktan sonra kadın benim soruyu sormamdaki amacımı anladı ve Meryem'in hala bu sınıfta kalması gerektiğini söyledi. Bir üst seviyeye geçmesi için gereken iki hareketi daha yapamıyormuş. Birincisi hareket çucuğunda kendisini kaldırarak tek başına takla atamıyormuş. Diğeri ise denge çubuğu üzerinde yapması gereken bir hareket varmıs onu yapamıyormuş. Bunlar bir üst seviye için temel olan şeylermiş. Tabii ben bu durumda biraz hayal kırıklığına uğradım biraz da öğretmene kızdım. Ders boyunca çocuklara doğru geri bildirim vermek yerine harika deyip geçiştirmelerine kızıyorum bir yandan.  Bir de Meryem'de bu eksik olarak gördüğü durumları geliştirecek yeteri kadar alıştırma imkanı yaratmamasına.

Öğretmeni ile konuştuktan sonra biraz endişeli bir şekilde Meryem'in yanına gittim. Meryem bana heyecanlı bir şekilde ne kadar güzel hareket çubuğu üzerinde takla attığından bahsediyordu. İşte tam da benim düşündüğüm durum olmuştu. Öğretmeni onun bu hareketi yapamadığını düşünüyordu ama Meryem'e verdiği geri bildirime göre Meryem bu hareketi çok güzel yapmıştı. Klasik bir Amerikan geri bildirimi ile karşı karşıyaydık yine.

Bu sırada Beyza yanıma geldi ve bana "ben ne kadar güzel yaptım, gördün mü" diye sordu. Evet canım çok güzel yaptın diyerek Beyza'ya cevap verdim. Bunun üzerine Meryem atıldı ve ben diye sorunca zaten Meryem'in gelişimi açısında endişeli olduğumdan ona "sen pek iyi yapamadın" diye cevap verdim. Kızım çok üzüldü tabi. Sonra ben de. Hemen ona "yok sen de iyi yaptın" dedim ama Meryem bana "hayır, iyi yapamadım işte" diye kızgın bir şekilde cevap verdi.

Benim karakterimin en belirgin özelliklerinden birisi kendime yüksek hedefler koymam ve genelde kendimde eksik olanları görmemdir. Bu bende sürekli tekrarlayan hayal kırıklıkları oluşturuyor ve derin karamsarlıklara sürüklüyor. Bu durum üzüerine düşününce Meryem'de aynısını yaptığımı farkettim. Kızımdan beklentilerim hem çok yüksek hem de genelde yapabildikleri yerine yapamadıklarına yoğunlaşıyordum. Daha da kötüsü olayları güzel tarafından gören kızımın bakışlarını bulandırıp benim bakışımı ona geçiriyordum. Böyle bir bakış açısıyla hayatın ne kadar zor olduğunu benden daha iyi hiç kimse bilemez.

Bugün tesadüf bir reklam filmi karşıma cıktı. Annelerine ve kızlarına birbirlerinden habersiz şekilde kendilerinde en sevdikleri ve en sevmediklerini yanlarını soruyorlar. Kız çocukları 7-8 yaşlarında. Reklam filmine konu olan 4-5 anne ve kız var. Yani ne kadar genellenebilir onu bilemeyeceğim ama insanı derinden sarsıyor. Annelerinin kendilerinde sevmediklerini söyledikleri fiziksel özelliklerin aynısını kızları söylüyor. Aynı şekilde kızların sevdikleri özellikleri annelerinin verdiği yanıtın hemen hemen aynısı.

Çocuklar ister istemez anne ve babalarının gözleriyle olayları görmeye başlıyorlar. Sadece sık tekrarlanan hareketler veya açık açık söylenen kelimeler değil belli belirsiz bir ima bile bunda yeterli olabiliyor.

30 Eylül 2014 Salı

Bal Kabağı Toplamaya

Son baharın gelişi ufuktaki Cider Mill gezisinden belli olur. Meryem ve Bilge'ye bu sene Atahan katıldı. Bal kabağı tarlasını gitmek için traktör bekledik.




Sonra çocukların hepsini bir el arabasına bindirdik ve bal kabağı tarlasından bir bal kabağı seçtik.



Çocuklar birer tane de küçük bal kabağı almak istediler. Meryem en güzel şekilli bir tanesini seçti. Bilge ise seçimi ile şaşırttı.



Bal kabağı tarlasından sonra eğlence alanına gittik. Üç tane seçme hakları vardı. Üçü birden önce dönme dolaba bindi. Meryem ve Atahan treni Bilge ise atlı karıncayı tercih etti. En son hakkını Meryem basket topu atarak ödül kazanma oyunu için kullnadı. Bilge ise elma kurduna bindi.





Sonrasında oyun alanına gittik. Bilge tahtadan arabalardan birine geçti ve dıreksiyonu kimseye vermeden epey bir süre oynadı.


Sonra baktım anneleriden birisi kötü kötü bakıyor, yanlarına gittim. Bana biz yeteri kadar bekledik deyince Bilge'yi zar zor da olsa tahta arabadan uzaklaştırdım. Zamanının kalanını tahtadan trende geçirdi.



Meryem ve Atahan ise zamanlarının çoğunu kum alanında geçirdiler.



 Son olarak taze elma suyumuzu ve tarçınlı çöreğimizi aldık ve evin yolunu tuttuk.

Birkaç gün sonra bal kabağının başına oturduk.

Önce içini boşaltmak gerekiyordu.  Meryem elinin kirlenmesini istemiyordu. Bu iş Bilge ile bana kalmıştı.



Bilge durumundan gayet memnundu. Elinin yapış yapış olması hiç umurunda değildi. Bal kabağının içi tamamen boşalınca Bilge kabağın içine girdi. Yaptığı işe illa kendinden birşey katacak. Bu değişmez kural.



Kabağa şekil verme işi bu sene daha zor oldu. Çünkü Bilge ısrarla bıçağı kendi tutmak istiyordu. İkisinin de çok az bir parça kesmesine izin verdikten sonra işi tamamen ben devraldım. Bu iş aslında benim için iyi bir meditasyon olmuştu. Epey bir zevk aldım.


Ön Teker Nereye Arka teker Oraya

Eskilerin bu sözünde gerçekten çok büyük bir doğruluk payı var. Büyük kardeşler küçüklerin hayata bakışını şekillendiriyor ve onların belki de normal gelişimlerinden çok daha hızlı bazı becerileri kazanmalarını sağlıyor. Meryem sayı sayma alıştırması yapıyor, hemen arkasından Bilge. Meryem parande atma çalışmaları yapıyor Bilge parande yapamasa da takla atıyor.

Bu futbola başlama işi ise hayatımızı değiştirdi. Bilge'yi Meryem'in ilk maçında zor tuttuk. Neden Meryem'in takımında olamayacağını anlatmak epey bir zaman aldı. Bizim onunla oynamamız değildi. Onun deyimi ile o da adamla (yani koç) oynamak istiyordu.

Babası ile Meryem futbol antrenmanı için dışarı çıkıyor ve tabii Bilge de onlarla. Bilge bu işi daha üi yaşına gelmeden halletmiş olacak. Şimdiden topa vuruşları çok güçlü.

Evdeki Yardımcılarım

Çocuklarımız hayatımızın içinde olmayı çok seviyorlar. Büyüklere ait işlerde küçük de olsa bir rol alabilmek onların kendilerine güvenine arttırıyor. Bilge de Meryem de çamaşır katlama konusunda artık uzmanlar diyebilirim. Emre çamaşırları yerleştirme işinin çoğunluğunu Meryem'e bırakmış durumda. Hem Meryem içın bir uğraş oluyor hem de iş yükü paylaşılmış oluyor. Bulaşık makinasından çıkan kaşık, çatalları yerleştirme işinin de son zamanlarda Meryem'in işi haline geldiğini görüyorum.

Bilge bana yemek hazırlarken yardımcı olmayı seviyor. Sebzelerden yıkanması gerekenleri yıkıyor mesela. Tabii bunu yapmayı sevmesinin bir başka sebebi daha var. Sebzeleri yıkarken uçlarından bir iki ısırık almayı seviyor. Bir yandan yıkıyor, bir yandan yiyor yani. Yıkadığının hangi sebze olduğu hiç farketmiyor. Kabak, biber ve hatta geçen gün mantarlardan yiyordu. Yani iş yaparken aynı zamanda kendine bir pay çıkarmayı unutmuyor.

Kahvaltı için mantarlı omlet hazırlıyoruz. Mantarlar yıkandı. Kim bu mantarın ucunu tırtıklamış böyle acaba?



Sıra yumurtalarda. Bilge'ye altı yumurta verdim. Hepsini güzelce kırdı.


Çırpmak için benden çatal istiyor. Bu konuda birz daha gelişmemiz gerek o yüzden çırpma süresini mümkün olduğunca kısa tutuyorum.



 Bilge'nin işi bitti. Artık superman olmaya devam edebiliriz.

Futbola Giriş

Burada Çocuklar arasında çeşitli spor aktiviteleri organizasyonu son derece profesyonelce yürütülüyor ve hemen hemen herkese ulaşıyor. Futbol tanıtım broşürleri gelince Meryem için iyi bir aktivite olur dedik ve Meryem'i kaydettirtik. Böylelikle bir takım oyununa giriş yapmış olduk. Ancak maçlar beklediğimden çok hızlı başladı. Sadece iki hazırlık seansından sonra birden kendimizi maçların içinde buluverdik. Çocuklar daha maçın kurallarını öğrenmeden karşı takımla maça çıktılar. Yaşayarak öğrenme bu olsa gerek. Oynadıkça kendilerini biraz daha geliştiriyorlar. İlk maçımızda Meryem tam üç gol attı. Herkes çok sevindi ve Meryem'e övgüler yağdırdı. Şu ana kadar olan maçlarda en az iki tane gol atması bu işe yeteneği olduğunu gösteriyor. Koçu ve diğer anne babalar da bu konuda hem fikirler. Hem çok hızlı koşuyor hem de topu güzel götürüyor. Ancak takım mantığı henüz oturmadı. Aslında çocukların hiç birinde yerleşmedi tam olarak. Topu kendileri alıyor ve tamamen kendi çabaları ile kaleye götürmek istiyorlar. Bir de bunun yanında atağa kalkma ve savunma arasında tercih etme durumu var. Meryem atak yapmayı ve gol yapmayı seviyor ama savunmaya pek odaklı değil. Top diğer takıma geçince topun peşinde tekrar atağa kalkabilmek için koşuyor yani kendi kalelerini korumak için değil. Takımlarındaki bir çocuk ise tam tersi. O genelde topun peşinde kaleyi korumak için koşuyor. Karakterler sahaya doğal olarak nasıl yansıyor insan çocukları izlerken bunu daha iyi görüyor.


Bu arada maçları izlemek bende epey bir stres oluşturuyor. Eskiden babamla birlikte maç seyretmeye bayılırdım ama sonra bir şekilde bırakmıştım. Neden o çocukkenki ilgimi sonradan kaybettiğimi unutmuştum. Nedenini şimdi hatırladım. Maçlar ben de aşırı heyecan yapıyor. Maç boyunca dişini sıkıyorsun, defalarca yüreğin ağzına geliyor ve çoğu zaman elin bomboş dönüyorsun. Meryem'in maçlarında bunu daha iyi farkettim. İkinci maçımızda oynadığımız grup çok iyiydi ve biz son iki dakika içerisnde attığımız iki golle maçı kazandık. Ne kadar üzülmüşlerdir kim bilir. Geçen haftasonundaki maçta bizim çocuklar çok iyiydiler. Topu hemen hemen hiç bizim sahaya getirtmediler. ama yine de diğer takım 3 gol attı. Yani bu futbol o kadar anlık bir iş ki maç boyunca heyecanına engel olamıyorsun. Kazanmak ise birden çok faktörün bir araya gelmesi demek. Ne kadar iyi olursan ol yine de kazanacağının bir garantisi yok.

Geçen haftaki maçta Meryem'in takım arkdaşlarının epey bir iyiye doğru ilerlediklerini gördüm. Büyük ihtimalle diğer takım oyuncuları da öyle. Anlaşılan işler iyice kızışacak. Tabii Meryem'in bu geçici olarak kazandığı popülerliğini devam ettirmesi için daha çok çalışması gerekiyor. Başlangıç olarak iyi bir yerden başlaması hep iyi olacağını garantilemiyor. 

15 Eylül 2014 Pazartesi

Bilge'den Meryem'e Öğütler

Cuma günü akşam üzeri Meryem acıkmış bir şekilde dolapta kalan tek bir muza saldırdı. Meryem'in elinde muzu görünce Bilge de muz istedi. Meryem'in elindeki son muzdu ve paylaşmaları gerekecekti. Sabah muzlu süt içmişlerdi ve Meryem öğle yemeğinde meyve olarak muz yemişti. Meryem'e "Kızım elindekini kardeşinle paylaşsana. Hem sana bu kadar muz zararlı olur" dedim . Meryem'in pek paylaşmaya niyeti yok gibiydi. Bir süre sonra Meryem dans etmek için elindeki muzu koltuğun üstüne bıraktı. Meryem muzunu bırakır bırakmaz Bilge "sana zaralı olur" diyerek muzu aldı ve Meryem'in muzunu yemeye başladı.

Bu sabah Meryem'i okul otobüsüne bırakmak için yürüyoruz. Bilge otobüse yaklaşırken "öğretmenini iyi dinle" diyerek Meryem'i tembihlemeyi unutmadı.

Bu çocuklar herşeyi ne kadar çabuk alıyorlar insan şaşırıyor.

Yeni bir öğüt daha:
Meryem tatlı yemek istiyorum deyince Bilge'nin cevabı "tatlı yok Meryem. Çok tatlı yersen sonra dişin çürür sen de ahh dişim ağrıyor diye ağlarsın!"

8 Eylül 2014 Pazartesi

Hırs, Azmetmek ve Teşvik Etmek

Dün Meryem'in buz pateni dersinin ilk günü idi. Beyza, Erva ve Ela da ders için gelmişlerdi. Ela bir ileri kurdan başlamıştı. Buz pateni kayıtlarını Emre halletmişti ve planda Erva, Beyza ve Meryem'in aynı sınıfta olmasının onlar için daha eğlenceli olacağını düşünmüştük. Bu sebeple bizimkiler başlangıç düzeyindeki gruptaydılar. Erva'nın ilk buz pateni tecrübesiydi ve çok korkmuştu. Kısa bir zaman sonra denemekten vazgeçti ve sahanın kenarında beklemeye karar verdi. Meryem'in ilk buz pateni tecrübesini bildiğim için bu durum beni çok şaşırtmadı. Ancak Meryem'in sanki hiç birşey bilmiyormuş gibi kenarda beklemesi ve daha buzun üzerinde ayakta durmayı beceremeyen çocuklarla bir arada kendi sırasını beklemesi beni rahatsız etti. Üstüne üstlük Meryem sıranın kendisine gelmesi için hiç bir girişimde bulunmuyor ve hiç kimse onunla ilgilenmiyordu. Köşede epey bir süre öylece durdu.

Meryem'lerin grubunu öğretmenler kendi aralarında bölüşmüşlerdi ve nasıl olduysa Meryem hiç bir gruba düşmemişti. Yani orada görümez gibiydi ve kendini görünür yapmaya çalışmıyordu. Bu durum beni çok sinirlendirdi. Hemen öğretmenlerden birine seslendim ve kızımın dakikalardır köşede beklediğini ve kimsenin onunla ilgilenmediğini söyledim. Öğretmen çok fazla çocuk olduğunu ve sıranın ancak geldiğini söyledi ama ben durumun öyle olmadığını herkesin bir kaç tur almasına rağmen benim kızımla hiç kimsenin ilgilenmediğini söyledim. Sonunda hatayı onlar da farketmişti ve Meryem ile bir öğretmen ilgilenmeye başlamıştı. Ama ben hala sinirli idim. Meryem'in öyle köşede durması ve kendi istek ve azmini göstermemesi beni yiyip bitiriyordu. Bir yandan Meryem'e bakarken bir yandan Beyza ve Ela'ya bakıyordum. Beyza hemen gurununa kaynaşmış, gayet mutlu görünüyordu. Ela her zamanki gibi kendi çabası ile tekrarlar yapıyordu. Meryem ise hala köşede bekliyor ve eldivenini ısırıp duruyordu. Ben Meryem'e hadi kızım sen de denesene  diyor, sürekli onu gözlemliyordum. Öğretmeni bile göz ucuyla benden korkar bir şekilde bana bakıyordu. Sonra Emre beni uyardı. Bakışlarım çok sertti ve yanlış mesajlar veriyor olabilirdi. Biraz daha kendimi sakinleştirip Meryem'in güzel hareketlerine yönelmeyi denedim. Benim rahatlamamla beraber Meryem de rahatlamıştı. Öğretmeninin gösterdiği herşeyi yapıyor hatta kendisi fazladan tekrarlar yapıyordu.

Dersin sonunda öğretmeni Meryem'in bu kur için ileri düzeyde olduğunu ve bir üst kura geçireceğini söyledi. O kurdan beklenilen bütün hareketleri yapıyordu. Sanırım ben olayları bazen gereğinden fazla abartıyorum. Başarı için biraz hırs göstermek her zaman iyidir ama bu hırsın zaman zaman beni tamamen ele geçirdiğini farkediyorum. Kızıma öğretmek istediğim, bir işe başladıysak azmetmeli ve o işi en iyi şekilde tamamlayasıya kadar elimizden gelen tüm gayreti göstermeliyiz. Bu süreç içerisinde bana düşen onu teşvik edebilmek ve takıldığı yerlerde onun elinden tutabilmek. Ben ise hep sonuca odaklanıyorum ve gelmesini istediğim yeri hemen görmek istiyorum. Onu teşvik ederek çalışma azmini arttıracağıma hırsımla enerjisini daha düşürüyorum. Sadece Meryem'in değil benim de  bu süreçte öğreneceğim çok şey var.

Yaza Veda Turları

Yazın bitmesine yakın beni bir telaş aldı. Yazın yapabileceğimiz bütün aktiviteleri yaz bitmeden birkaç kere daha yapmak istiyorum. Göle ve havuza girmek bu listede en öndeler.

Yolda Beyza'yı aldık ve hep beraber göle gittik. Çocuklar sanki kalan güzel havaların azaldığını hissetmişçesine gölde epey bir vakit geçirdiler. Biraz suya girdiler biraz kumda oynadılar. Önce kumdan kaleler sonra kekler yaptılar.




Sudan sonra oyun alanının oraya gittik. Doyasıya oynadıktan sonra ise dondurma yemeye...



Bilge her zamanki gibi kendi hayal dünyasında kendini süperman olarak hayal ederek sınırları zorlamay tercih etti.




Beyza ve Meryem zaman zaman bir evcilik havasında zaman zaman ise birbirlerine yapabildikleri hareketler ile meydan okuyarak oynadılar. Meryem takla atıyor Beyza deniyor, Meryem iplerin üzerinden yürüyor arkasından Beyza geliyor.




 

Bundan birkaç gün sonra kaydıraklı havuzun oraya gittik. Havuzun bu sezon için son günüydü. Önce havuzun içerisinde sonra kum havuzunda epey bir oynadık.





Bir ara Atahan'lar da bize katıldı. Birbuçuk saat kadar kaldılar. Hava biraz serin gibiydi ve onlar bizim böyle bir havada havuza gelmemizi çok anlamlandıramamışlardı. Ancak biz çocuklarla hiç eğlenmediğimiz kadar çok eğleniyorduk. Tepemizde dolaşan ve yağmur başladı başlayacak mesajı veren kara bulurlara rağmen. Atahan'lar gittikten sonra biz çocuklarla su fıskıyelerinin altında dans ettik sonra tekrar havuza girdik. Çıkmaya hiç niyetimiz yoktu ama öyle bir yağmur başladı ki havuzu boşaltmak durumunda kaldılar. Havuza bu sezon veda ederek ayrıldık. Eve geldiğimizde yağmur iyice hızlanmıştı ve  arabadan eve kadar olan mesafede sırılsıklam olmuştuk.

Dışarıda özgürce bisiklete binmek bir diğer yaz aktivitemiz. Bunun zamanını sonbaharın sonuna kadar uzatabiliriz ama yine de hazır havalar güzelken bulduğumuz fırsatları değerlendirelim istiyorum. Pazar günü çocuklarla bisiklerleri aldık ormana doğru yola çıktık. Uzun süreli bisiklet gezilerinin tek problemi Bilge'nin dikkatini dağıtmasına engel olmak ve gücünü yolun sonuna kadar koruyabilmek.



Bilge ilk başlarda sadece bisikletini sürmeye odaklı olarak çıktığı yolda en önde ve gayet keyifli bisikletini sürüyor. Daha sonraları yolun sağında ve solunda gözüne çarpan şeyler dikkatini çekiyor. Güzel bir çiçeğe dokunmak için duruyoruz, bir büyük taşın üzerine çıkmak istiyor, sarı çiçeklerin tüylerini üflemek için koparıyor, sincabın peşinden koşuyor derken yol epey bir uzuyor. Bazen her adım başı duruyoruz ve bu gideceğimiz mesafeyi gözümde büyütmeye başlıyor.

Sonunda ormana gelebildik. Bilge hayvan görme umuduyla etrafı kolaçan ediyor. Bir tane sincap haricinde pek bir hayvan yok. Sivrisinek ve kelebekleri hayvan olarak nitelendirebilir miyiz acaba?


Meryem ise çiçek arıyor.  O zaman ben en son orman gezimizin ilk baharda olduğunu farkettim. Hep beraber çok güzel çiçekler toplamıştık. Zaman ne de hızlı geçiyor.


Ama artık hiç çiçek kalmamış. Sonbaharda çiçekler yerine minik minik meyveler veren bitkiler karşımıza çıkıyor. Babamın sonbaharı herşeyin döküm mevsimi olarak adlandırması aklıma geliyor o an. Artık tabiatın meyve verme zamanı.

 

Bilge ne kadar uyardıysam da bu bitkinin meyvelerine dokunmaktan kendini alamıyor.

Dönüş yolundayız ve bu bizim için en zor olanı.


Gidiş yolunda Bilge bir oraya bir buraya koşmaktan bitap bir şekilde "ben artık yoruldum" diye isyanlarda. Olmaz, yola devam!

Belki suya girme olasılığımız artık hemen hemen hiç yok ama önümüzde hala piknik yapabileceğimiz, bisiklete binip açık alanda oynayabileceğimiz günler var. Önemli olan bu günlerin sayılı olduğunun bilinci ile sonuna kadar değerlendirebilmek.