Meryem okul dönüşü otobüste bir şekilde kendisinden büyük çocuklarla konuşmaya başlamıştı. Meryem'in bize anlattığı kadarı ile çocuklara "I have a girlfriend. Her name is Chloe" yani "benim bir kız arkadaşım var ve adı Chloe" demişti. Bunun üzerine çocuklar onunla dalga geçmeye başlamışlardı. Meryem sınıfında daha önceden tanıdığı bir arkadaşı olduğundan bahsetmek istemişti ve çocuklar bu konuşmayı tamamen farklı bir yere çakmişlerdi. Senin erkek arkadaşın var diyerek onunla dalga geçmişler, üstüne üstlük bu durumu gelip bize anlatmakla tehdit etmişlerdi. Senin evini bulacağız ve annene babana söyleyeceğiz demişlerdi. Bu durumda erkek arkadaşı olması gibi çocukların yaşından çok daha erken bir durumu kızımın aklına sokmalarına mı yoksa gizliden gizliye böyle şeyler anne-babalardan saklanır mesajı verilmesine mi üzülsem bilemedim.
Bu gibi dalga geçme durumları daha çok olacağı için Meryem'in nasıl kendisini koruması gerektiğini öğrenmesi gerekiyor. Bunun yanında Meryem küçük veya büyük bu gibi olayları bizimle paylaşabilmeli ki biz ona yardımcı olabilelim. En azından kızımız neler yaşıyor onu bilebilmemiz gerekiyor. Meryem'in bu olayı hemen bizimle paylaşmış olmasında dolayı çok sevindik. Kızımın her ne olursa olsun bize anlatabileceğini bilmesi çok önemli.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
5 Eylül 2014 Cuma
Okul Başladı!
Bir gün önceden saati kurduk. Meryem çantasını düzenledi. Giyeceği kıyafete karar verdi ve hemen benim söylediğim saatte yatağa girdi. Heyecanlıydı. Öğretmenini, arkadaşlarını, sınıfını çok merak ediyordu. Biraz endişeliydi aynı zamanda. Ya sınıfımı tek başıma bulamazsam, hangi otobüse bineceğimi nereden bileceğim gibi bir sürü sorusu vardı. Meryem Teddy Bear sınıfındaydı ve öğretmeni Mrs. Schmidt idi. Haftasonu Atahan Yunuslar sınıfında olduğunu öğrendik. Atahan'ın sınıf ismi Meryem'in daha çok hoşuna gitmişti. Acaba onun sınıfı Yunuslarla mı süslenmiştir diye sormadan edemedi.
Oyuncak ayılar sınıfımıza girdiğimizde oyuncak ayı temasının sınıfa hakim olduğunu gördük. Meryem diğer çocukların yanında yerini aldı. Biz ise geride anne ve babaların yanında. Meryem öğretmenini dinliyor ve katılması gerektiği yerde katılıyordu. Ama bazı diğer çocuklar gibi ekstradan söz alıp sorular sormuyor veya yorum yapmıyordu. Öğretmen bazı sınıf kurallarından bahsetti. Sonra çocuklardan kendi isimlerini akıllı tahta üzerinde (veya Meryem'in deyimi ile büyük bilgisayar üzerinde) boyamalarını istedi. Bu aktivite sonrasında öğretmenlerinin verdiği kız veya erkek resimlerini boyayarak mini bir grafik çalışması yaptılar. Meryem bu kız çocuğunu boyama işini sevmişti. Okuldaki aktiviteler bitince fazladan iki tane daha boyadı.
Boyama aktivitesinden sonra okulu gezdik. Öğretmen bize teker teker bilgisayar, resim, beden eğitimi sınıfları ve kütüphaneyi gösterdi. Dönüşümlü olarak saat 11 ve 12 arasında bu aktivite sınıflarında olacaklardı.
En son yemekhaneye geldik.
Meryem diğer cocuklarla birlikte sıraya geçerek atıştırmalık olarak verdikleri krakerden aldı ve kendi sınıfına ayrılan masaya oturarak krakerini yedi. Yemek salonunda Meryem'e bizim öğle yemeğini evden koyacağımızı söyledim. Arkadaşları yemek yerken onları gözlemleyebileceğini ilerleyen zamanlarda canı birşey isterse alabileceğini ilave ettim.
Yemekhane sonrası dışarı oyun alanına bir göz attıktan sonra tekrar sınıfa döndük. Meryem'in aklı dışarıdaki oyun alanında kalmıştı. Ona ilerleyen zamanlarda orada bol bol oynama imkanının olacağını söyledim.
Sınıfta çocuklar için serbest oyun vakti idi. Bizler için ise bilgilendirme zamanı.
Çocuklar hemencecik bir alana yöneldi. Bazıları legolarla oynamaya başladı, bir kaç çocuk oyun hamuru köşesine geçti. Üç tane kız çocuğu mutfak köşesinde oyuna başlamıştı bile. Meryem bir süre geride durdu. Benim yanıma geldi önce. Ona diğer çocuklarla oynamasını söyledik ama o gitmek istemiyordu. Çocuklar hemencecik birbiri ile kaynaşmışlardı ama Meryem biraz geride durmayı seçmişti. Biraz oyun hamuru masasında biraz legoların olduğu masada oynadıktan sonra bir süre öylesine ortada dolandı. Ne zamanki mutfak köşesi boşaldı Meryem hemen oraya gitti.
Sonradan ilk başta da oraya gitmek istediğini ama çocuklar orada olduğu için gitmekten vazgeçtiğini öğrendim.
Okulda ilk günümüzün sonunda gelmiştik. Ertesi gün Meryem için büyük gündü. Tek başına ve tam gün okulda olacaktı.
Ertesi sabah hepimiz saat yedide ayaktaydık. Hemen kahvaltımızı yaptık. Meryem ikiletmeden kahvaltısını tamamen bitirdi. Beslenme çantasını son birkez kontrol etti. Birgün önceden birlikte hazırlamıştık. Üzerlerimizi giydik ve dışarı çıkma vaktinden onbeş dakika kadar önce hazırdık. Bu durum bize koşturmadan okul otobüsüne yetişme imkanı sağlamıştı. Okul otobüsünü beklemek için hemen yanı başımızdaki Murphy ilkokulunun bahçesine gittik. Bizle birlikte bekleyen iki tane daha anaokulu çocuğu vardı. Meryem diğer çocuklar gibi çantasını bana taşıtmıyordu. Ona yere indirmesini söylediğim halde yere de indirmek istemedi.
Bizim otobüsümüz en son geldi. Otobüse binmeden önce bana birkaç kez gelirken hangi otobüse bineceğini sordu. Bir de nerede oturduğumuzu. Haslett'i birkaç kere tekrar etti. Otobüs numarası ile ilgili olarak ona endişelenmemesini çantasına taktığımız etikette yazılı olduğunu söyledim. Ona okula giderken ve eve gelirken bineceği otobüslerin numaralarının yazılı olduğu kısmı gösterdim. İçi rahat etmişti. Kaybolma endişesi azalmıştı sanırım. Otobüsü bizim yanımıza geldiğinde Meryem bana sarıldı ve otobüsüne bir an bile tereddüt etmeden bindi. O zaman kızım ile gurur duydum. Gerçekten büyümüştü. Kendi sorumluluğunu biliyor ve ona göre davranıyordu. Bu arada Bilge ise "benim otobüsüm nerede, benim otobüsüm nerede" diye kendi bineceği bir otobüs arıyordu. Ona onun henüz otobüse binemeyeceğini anlatmak biraz zaman aldı.
Akşam Meryem'i Emre karşıladı. Okulun ilk gününde öğretmenden bir ödül kazanmıştı. "I am a bucket filler!" kağıdı. Bunu öğretmeninin bütün çocuklara verdiğini tahmin ediyorum ama yine de hem bu "bucket filling" kavramını anlatmak hem de teşvik etmek açısından iyi olmuştu. Ona öğretmenini güzel dinler ve ondan istenileni yaparsa, arkadaşlarına yardım ederse bu ödüllerden daha çok alacağını söyledim. Belli bir sayıya ulaşınca öğretmeni gerçek bir ödül verecekti.
Herşey iyiydi hoştu ama okulda hiç ciddi bir iş yapmamışlardı. Meryem biraz yazma, okuma çalışması bekliyordu. Yeni defterini ve kalemlerini kullanamamak onda hayal kırıklığı oluşturmuştu. Ertesi gün okul için hazırlanırken o bilmiş ses tonu ile "bence bugün de Mrs. Schmidt hiç birşey yaptırmayacak!" deyince ondaki hayal kırıklığını daha iyi farkettim. Okulda hedefleri yüksek tutmak ve çocuklara yaptıkları aktivitelerde, oyun dahi olsa öğrenme amaçlarını paylaşmak ne kadar önemli şu anda görüyorum.
Bugün Meryem okulun ilk haftasını tamamlıyor. Odasında artık kendisine ait bir çalışma masası ve sandalyesi var. Umarım bu sene kızım için her geçen gün kendisini geliştirdiği, akademik ve fiziksel olarak büyüdüğü, ilk günkü heyecanını ve mutluluğunu hiç kaybetmediği bir sene olur.
4 Eylül 2014 Perşembe
Siyah Üzüm ve Yeşil Üzüm
Bilge ile marketteyiz. Aklımda Meryem'in beslenmesi var. Mümkün olduğunca çeşitli meyve ve sebze almaya çalışıyorum. Yeşil üzümü Meryem çok sever. Alışveriş arabasına koydum. Bilge üzümleri görünce siyah üzümleri gösterip "ben bunları çok seviyorum" dedi. Hadi o halde biraz da siyahtan alalım. Eve geldiğimizde yeşil üzümleri gören Meryem sevinçle "ben yeşil üzümleri çok seviyorum" dedi. Hemen yeşil üzümlerden yıkayıp bir tabağa koydum. Bunu gören Bilge siyah üzümlerin poşetini getirip "bana da öyle hazırla" dedi. Meryem gibi büyük bir tabakta üzüm istiyordu ama onunki siyah olacaktı. Meryem için yeşil Bilge için siyah üzümler. Masamızı renklendiren üzümlere ve onları iştahla yiyen çocuklarımıza baktım. Siyah üzüm Bilge ve yeşil üzüm Meryem...bizim hayatımızı renklendiriyorsunuz.
31 Ağustos 2014 Pazar
Şapkalı Berry: Raspberry
Berry ailesine ait her türlü meyve bizim evde baş tacımızdır. Blueberry'lerin öyle minik olması veya bir pakette bir sürü olması sizi aldatmasın. Tükenme hızını görseniz siz bile şaşırırsınız. Bir kutu Blueberryi yıkadığım zaman Meryem ve Bilge masaya oturuyor ve kuşlar gibi bir iki derken bir anda bitiriveriyorlar. Emre bile şaşırıyor. Artık biraz daha hızlı davranıp marketten alır almaz kendisine bir avuç kadar yıkıyor. Çünkü sonraya bırakırsa çocuklardan ona kalmayacağını biliyor.
Bizim çocuklar için Raspberry yemenin ise ayrı bir keyfi var. Raspberry bizim çocuklar için parmak şapkası. Bu oyunu ilk Meryem başlattı. Önce Raspberryleri tek tek parmaklarına giydiriyor ve sonra onları teker teker yiyor.
Meryem yapar da Bilge durur mu? Büyük bir dikkatle, sanki bir matematik problemi çözer ciddiyeti ile Raspberryleri bir elinin bütün parmaklarına geçiriyor.
Eğer bizim çocuklarla birlikte Raspberry yemek gibi bir planınız varsa bizim evdeki Raspberry yeme kültürünü öğrenmenizde fayda var. Öyle oturup hemen yiyemezsiniz.
Balkonda Evcilik
Bizim balkon keyfimiz onlara birer evcilik oyununa dönüşüvermişti. Onlar halinden gayet memnundu ama ya bizim çay keyfimiz ne olacaktı? Gerçekten bu çocuklar hangi ara bizim oturma alanımızı işgal edip bizi devre dışı bırakmışlardı?
Eski Arkadaşlara Veda
Meryem bir hafta önce Spartan Child Care'deki macerasını sonlandırdı. Mor sınıftaki arkadaşları daha yaz gelmeden teker teker ayrılmaya başlamışlardı bile. İlk ayrılığı Ashley'in gitmesiyle tattı Meryem. Ara ara bana Ashley'e mektup yazmak istediğini söyledi. Geçti masanın başına bana seni özledim, seni seviyorum nasıl yazılır diye sorarak kendince gönderilmemiş mektuplar yazdı.
Geçen hafta Perşembe günü okulun son günüydü ve Meryem heyecanla arkadaşlarına minik hediye paketleri hazırladı. Bu heyecana Bilge bile ortak oldu. Elbirliği içerisinde hediye paketleri ve kartlarını hemencecik hazırladılar.
Öğretmenlerine hediyeleri birlikte seçtik. Mr. Andy için gitar şeklinde bir kupayı seçti. Çünkü Mr. Andy onlara bol bol gitar çalıyordu. Ms. Abby için ise mor çiçekli kupa aldık çünkü Ms.Abby'nin düğün rengi mordu. İçlerine birer teşekkür notu yazdım. Mr. Andy, Meryem'ler oyun alanında tekerlek salıncağa binerlerken o kadar hızlı itiyordu ki Meryem bir keresinde bunu bize heyecanla "biliyor musun Mr. Andy çok güçlü, dünya kadar güçlü" diyerek anlatmıştı. Mr. Andy'e bunu anımsattım teşekkür notumuzda. Ms. Abby de Meryem'in bir gün onu bıraktığım sırada söylediği "bana burda hiç anne yok ki" sözüne bir cevap olarak her zaman onun yanında olmuştu ve bunun için teşekkür ettim ona.
Ms. Abby iki hafta önce evlenmişti ve Meryem Ms.Abby'nin evlenmesini bize komik olarak anlatmıştı. Ona göre öğretmenler evlenmezlerdi.
Hediye paketlerimiz Meryem'in Spartan Child Care'deki son günü için hazırdı.
Ertesi sabah okul girişinde Diego'nun annesi ile karşılaştık. Ben duygulanmıştım ama o bende daha çok duygulanmış gözleri doluvermişti. Çocuklarımızın bu kadar büyümüş olabildiklerine inanamıyorduk.
Meryem'in kreşteki son oyunu kılık değiştime oyunu idi. Isabella ile ikisi birer erkek işçi kılığında bizi karşıladılar. Ben gelince Meryem Mr. Andy ve Isabella'ya veda ederek dolabına son bir kere geçti. Eşyalarının hepsini topladık ve dolabındaki Meryem yazısını çıkardık.
Onun için yeni bir sayfa başlayacaktı. Bana okul çıkışında yine arkadaşlarını görebileceği ihtimalini duymak isteğini "yine de markette, parkta karşılaşırız değil mi anne" diyerek dile getirdi.
Okul olmadan geçen bir hafta içerisinde Meryem Mor sınıftaki arkadaşlarını epey bir özledi. Bazen benimle Bilge'yi bırakmaya geldi. Bırakmaktaki asıl amacı kendi sınıfına gidip öğretmenleri ve arkadaşlarını görmek onlara merhaba demekti. Kendi dolabına baktı. Artık başka birinin adı yazıyordu. Sınıfında tanımadığı bir çok çocuk vardı. İnsan bazen sadece kendi hayatındaki değişikliklere odaklanır ve diğer herşeyin bıraktığı yerde bıraktığı gibi kaldığını varsayar. Meryem'in bu ziyareti bu durumun öyle olmadığını gösteriyordu.
Meryem bir sabah yanıma gelerek bana rüyasını anlattı. Rüyasında mor sınıftaki arkadaşlarını görmüştü. Okulda mıydın diye sorduğumda "hayır, arkadaşlarımın hepsi bizim eve gelmişlerdi" diye cevap verdi. Kızım hayatında bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin açıldığının farkındaydı ve şu anda bu değişikliği anlamaya çalışıyordu.
Bu hafta Salı günü Meryem yeni okuluna başlayacak. Yeni okulunda öğretmeninin nasıl olduğunu (genç mi yaşlı mı, sesi nasıl) ve arkadaşlarının kimler olacaklarını çok merak ettiğini söyledi. Umarım eski okulunda olduğu gibi kendisini yanlarında mutlu hissettiği ve kendini ifade edebileceği ortamlar oluşturan bir öğretmeni ve arkadaşları olur. En azından eski okulundan Chloe ile aynı sınıfta olduklarını biliyoruz.
Geçen hafta Perşembe günü okulun son günüydü ve Meryem heyecanla arkadaşlarına minik hediye paketleri hazırladı. Bu heyecana Bilge bile ortak oldu. Elbirliği içerisinde hediye paketleri ve kartlarını hemencecik hazırladılar.
Öğretmenlerine hediyeleri birlikte seçtik. Mr. Andy için gitar şeklinde bir kupayı seçti. Çünkü Mr. Andy onlara bol bol gitar çalıyordu. Ms. Abby için ise mor çiçekli kupa aldık çünkü Ms.Abby'nin düğün rengi mordu. İçlerine birer teşekkür notu yazdım. Mr. Andy, Meryem'ler oyun alanında tekerlek salıncağa binerlerken o kadar hızlı itiyordu ki Meryem bir keresinde bunu bize heyecanla "biliyor musun Mr. Andy çok güçlü, dünya kadar güçlü" diyerek anlatmıştı. Mr. Andy'e bunu anımsattım teşekkür notumuzda. Ms. Abby de Meryem'in bir gün onu bıraktığım sırada söylediği "bana burda hiç anne yok ki" sözüne bir cevap olarak her zaman onun yanında olmuştu ve bunun için teşekkür ettim ona.
Ms. Abby iki hafta önce evlenmişti ve Meryem Ms.Abby'nin evlenmesini bize komik olarak anlatmıştı. Ona göre öğretmenler evlenmezlerdi.
Hediye paketlerimiz Meryem'in Spartan Child Care'deki son günü için hazırdı.
Ertesi sabah okul girişinde Diego'nun annesi ile karşılaştık. Ben duygulanmıştım ama o bende daha çok duygulanmış gözleri doluvermişti. Çocuklarımızın bu kadar büyümüş olabildiklerine inanamıyorduk.
Meryem'in kreşteki son oyunu kılık değiştime oyunu idi. Isabella ile ikisi birer erkek işçi kılığında bizi karşıladılar. Ben gelince Meryem Mr. Andy ve Isabella'ya veda ederek dolabına son bir kere geçti. Eşyalarının hepsini topladık ve dolabındaki Meryem yazısını çıkardık.
Mor sınıfın önünde bu sınıfın öğrencisi olarak son bir kez poz verdi ve okuldan ayrıldık.
Onun için yeni bir sayfa başlayacaktı. Bana okul çıkışında yine arkadaşlarını görebileceği ihtimalini duymak isteğini "yine de markette, parkta karşılaşırız değil mi anne" diyerek dile getirdi.
Okul olmadan geçen bir hafta içerisinde Meryem Mor sınıftaki arkadaşlarını epey bir özledi. Bazen benimle Bilge'yi bırakmaya geldi. Bırakmaktaki asıl amacı kendi sınıfına gidip öğretmenleri ve arkadaşlarını görmek onlara merhaba demekti. Kendi dolabına baktı. Artık başka birinin adı yazıyordu. Sınıfında tanımadığı bir çok çocuk vardı. İnsan bazen sadece kendi hayatındaki değişikliklere odaklanır ve diğer herşeyin bıraktığı yerde bıraktığı gibi kaldığını varsayar. Meryem'in bu ziyareti bu durumun öyle olmadığını gösteriyordu.
Meryem bir sabah yanıma gelerek bana rüyasını anlattı. Rüyasında mor sınıftaki arkadaşlarını görmüştü. Okulda mıydın diye sorduğumda "hayır, arkadaşlarımın hepsi bizim eve gelmişlerdi" diye cevap verdi. Kızım hayatında bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin açıldığının farkındaydı ve şu anda bu değişikliği anlamaya çalışıyordu.
Bu hafta Salı günü Meryem yeni okuluna başlayacak. Yeni okulunda öğretmeninin nasıl olduğunu (genç mi yaşlı mı, sesi nasıl) ve arkadaşlarının kimler olacaklarını çok merak ettiğini söyledi. Umarım eski okulunda olduğu gibi kendisini yanlarında mutlu hissettiği ve kendini ifade edebileceği ortamlar oluşturan bir öğretmeni ve arkadaşları olur. En azından eski okulundan Chloe ile aynı sınıfta olduklarını biliyoruz.
29 Ağustos 2014 Cuma
Kelebek Türleri
Dün parka doğru giderken yerde gözüme bir kelebek ilişti. Ölmüştü ama güzel kurumuştu.
Bilge ile Meryem kelebeği ellerine alıp bir süre incelediler. Kelebeği eve götürelim belki bir posta kartı yaparız diye konuştuk. Kelebek o kadar güzel kurumuştu ki sanki canlı gibi öylece duruyordu. Çocuklarla kelebeğe bakarken yanımıza 9 yaşında bir kız geldi. Kız kelebeği eline aldı. Birlikte kelebeği incelemeye başladık. Kız kelebeğin "Painted Lady" olduğunu söyledi. Ben kızın tam olarak ne dediğini anlamadım. Kelebeği resmedilmiş bir bayana benzetiyor diye düşündüm. Cahillik işte... Meryem hemen oradan atıldı "Hayır o bir Moth" dedi. Meryem'in kızın söylediğine itiraz edebilmesi için kızın bir kelebek türünden bahsettiğini bilmesi gerek. O an kendimi beni aşan bir uzman tartışmasının içinde hissettim. Kelebek türlerini konuşuyorlardı ve kimin doğru olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kız inatla kelebeğin bir "Painted Lady" olduğunu söylüyor Meryem ise "hayır o bir Moth, ben biliyorum" diyordu. Meryem'e kelebeğin cinsini nereden öğrendiğini sordum. Bana okulda banyolarının orada resimlerin olduğunu ve Ashley'nin bu kelebeğin cinsinin Moth olduğunu söylediğini anlattı bana. Ashley Meryem'in arkadaşı ve annesi Biyoloji konusunda uzman. Bu konuda beni şasırtan durum Ashley'nin bunu bilmesi, Meryem ile bu konuda konuşmaları ve Meryem'in Ashley'nin bilgisini uzman bilgisi gibi kabul etmiş olması. Çocuklar gerçekten en iyi birbirlerinden öğreniyorlar.
Kelebeği eve getirdik. Çocuklar heyecanla babalarına gösterdiler. Ama kart yapma işi veya kelebek türleri hakkındaki konuşmamız park ile sınırlı kaldı. Bu sabah evden çıkarken birden Bilge yarı üzgün bir şekilde "ama biz kart yapacaktık" dedi. Ben ilk başta ne demek istediğini anlamadım daha sonra onun kelebekten bahsettiğini farkettim. Ben unutmuştum ama Bilge hatırlıyordu. Bu sabah dışarı çıkarken bir minik kelebek görmüştü ve bu ona bizim kendi kelebeğimizi hatırlatmıştı. Bu akşamki projemiz belli olmuştu. Kelebekli bir kart hazırlamak.
Okula gelince her zamanki gibi okuduğum makalenin tam ortasında Meryem ile parktaki kız arasında geçen konuşma aklıma geldi. İnterneti açıp kelebek türlerini araştırdım.
Painted Lady
Kaynak: http://www.butterfliesandmoths.org/species/Vanessa-cardui
Bir de Monarch diye bir çeşit vardı ve ben acaba Meryem Moth yerine Monarch mı demek istedi diye bir an tereddüt ettim.
Monarch
Kaynak: http://www.butterfliesandmoths.org/species/Danaus-plexippus
Sonra internete gidip Moth nedir onu araştırdım. Moth kelebek gibi olan ama kelebek olmayan başka bir gruptu. Genelde tonları daha donuk idi ve kanatlarını açıp kapamaları biraz farklı idi. Sonuçta daha önce hiç düşünmediğim bir alana girmiştim. Parkta karşılaştığımız dokuz yaşındaki kız çocuğu bizden çok daha fazla bilgiye sahipti.
Kelebek türleri hakkında kısa bir araştırma, çocuklara ve bize bildiklerimizi gözden geçirmek için güzel bir olanak sağlayacaktı.
Bilge ile Meryem kelebeği ellerine alıp bir süre incelediler. Kelebeği eve götürelim belki bir posta kartı yaparız diye konuştuk. Kelebek o kadar güzel kurumuştu ki sanki canlı gibi öylece duruyordu. Çocuklarla kelebeğe bakarken yanımıza 9 yaşında bir kız geldi. Kız kelebeği eline aldı. Birlikte kelebeği incelemeye başladık. Kız kelebeğin "Painted Lady" olduğunu söyledi. Ben kızın tam olarak ne dediğini anlamadım. Kelebeği resmedilmiş bir bayana benzetiyor diye düşündüm. Cahillik işte... Meryem hemen oradan atıldı "Hayır o bir Moth" dedi. Meryem'in kızın söylediğine itiraz edebilmesi için kızın bir kelebek türünden bahsettiğini bilmesi gerek. O an kendimi beni aşan bir uzman tartışmasının içinde hissettim. Kelebek türlerini konuşuyorlardı ve kimin doğru olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kız inatla kelebeğin bir "Painted Lady" olduğunu söylüyor Meryem ise "hayır o bir Moth, ben biliyorum" diyordu. Meryem'e kelebeğin cinsini nereden öğrendiğini sordum. Bana okulda banyolarının orada resimlerin olduğunu ve Ashley'nin bu kelebeğin cinsinin Moth olduğunu söylediğini anlattı bana. Ashley Meryem'in arkadaşı ve annesi Biyoloji konusunda uzman. Bu konuda beni şasırtan durum Ashley'nin bunu bilmesi, Meryem ile bu konuda konuşmaları ve Meryem'in Ashley'nin bilgisini uzman bilgisi gibi kabul etmiş olması. Çocuklar gerçekten en iyi birbirlerinden öğreniyorlar.
Kelebeği eve getirdik. Çocuklar heyecanla babalarına gösterdiler. Ama kart yapma işi veya kelebek türleri hakkındaki konuşmamız park ile sınırlı kaldı. Bu sabah evden çıkarken birden Bilge yarı üzgün bir şekilde "ama biz kart yapacaktık" dedi. Ben ilk başta ne demek istediğini anlamadım daha sonra onun kelebekten bahsettiğini farkettim. Ben unutmuştum ama Bilge hatırlıyordu. Bu sabah dışarı çıkarken bir minik kelebek görmüştü ve bu ona bizim kendi kelebeğimizi hatırlatmıştı. Bu akşamki projemiz belli olmuştu. Kelebekli bir kart hazırlamak.
Okula gelince her zamanki gibi okuduğum makalenin tam ortasında Meryem ile parktaki kız arasında geçen konuşma aklıma geldi. İnterneti açıp kelebek türlerini araştırdım.
Painted Lady
Kaynak: http://www.butterfliesandmoths.org/species/Vanessa-cardui
Bir de Monarch diye bir çeşit vardı ve ben acaba Meryem Moth yerine Monarch mı demek istedi diye bir an tereddüt ettim.
Monarch
Kaynak: http://www.butterfliesandmoths.org/species/Danaus-plexippus
Sonra internete gidip Moth nedir onu araştırdım. Moth kelebek gibi olan ama kelebek olmayan başka bir gruptu. Genelde tonları daha donuk idi ve kanatlarını açıp kapamaları biraz farklı idi. Sonuçta daha önce hiç düşünmediğim bir alana girmiştim. Parkta karşılaştığımız dokuz yaşındaki kız çocuğu bizden çok daha fazla bilgiye sahipti.
Kelebek türleri hakkında kısa bir araştırma, çocuklara ve bize bildiklerimizi gözden geçirmek için güzel bir olanak sağlayacaktı.
27 Ağustos 2014 Çarşamba
Ben Yemek İstiyorum!
Bilge dün sabah kalktı ve ben yemek istiyorum diyerek masaya oturdu.
Ben: Yumurta mı istersin tost mu yapayım?
Bilge: Ben yemek istiyorum.
Ben: Tamam oğlum, ne istersin ne hazırlayım? Yağda yumurta ister misin?
Bilge: Hayır, ben yumurta istemiyorum. Ben yemek istiyorum.
Ben: Tamam o zaman tost yapayım. Bak Meryem de tost istiyor.
Bilge: Hayır ben tost istemiyorum. Ben yemek istiyorum.
Ben: Ne yemek istiyorsun peki?
Bilge: Yemek... Davuk.
Ben: Tavuk mu? Oğlum sabah sabah tavuk yenmez ben sana başka bir şey hazırlayım.
Bilge: Yemek hazırla.
Gitti dolabı açtı, dünden kalan birtek nohut vardı. Nohut ısıtıyım mı diye sordum artık çaresiz bir şekilde. Hayır onu da istemiyordu. O akşam yemeği gibi mükellef bir sofra istiyordu. Belki haftasonu kahvaltısı şeklinde donatılmış bir kahvaltı sofrası onu tatmin ederdi ama o anda vaktim yoktu. Zar zor tosta ikna ettikten sonra yarı memnun bir şekilden kahvaltı sofrasından kalktı ve okulun yolunu tuttuk.
Gerçekten neden kahvaltıda tavuk değil de yumurta veya tost yiyoruz, değil mi ama?
Ben: Yumurta mı istersin tost mu yapayım?
Bilge: Ben yemek istiyorum.
Ben: Tamam oğlum, ne istersin ne hazırlayım? Yağda yumurta ister misin?
Bilge: Hayır, ben yumurta istemiyorum. Ben yemek istiyorum.
Ben: Tamam o zaman tost yapayım. Bak Meryem de tost istiyor.
Bilge: Hayır ben tost istemiyorum. Ben yemek istiyorum.
Ben: Ne yemek istiyorsun peki?
Bilge: Yemek... Davuk.
Ben: Tavuk mu? Oğlum sabah sabah tavuk yenmez ben sana başka bir şey hazırlayım.
Bilge: Yemek hazırla.
Gitti dolabı açtı, dünden kalan birtek nohut vardı. Nohut ısıtıyım mı diye sordum artık çaresiz bir şekilde. Hayır onu da istemiyordu. O akşam yemeği gibi mükellef bir sofra istiyordu. Belki haftasonu kahvaltısı şeklinde donatılmış bir kahvaltı sofrası onu tatmin ederdi ama o anda vaktim yoktu. Zar zor tosta ikna ettikten sonra yarı memnun bir şekilden kahvaltı sofrasından kalktı ve okulun yolunu tuttuk.
Gerçekten neden kahvaltıda tavuk değil de yumurta veya tost yiyoruz, değil mi ama?
Kardeş Etkisi
Bilge davranışlarında Meryem'in büyük etkisi altında kalıyor. Meryem ne yaparsa onu taklit etmeye çalışıyor. Meryem ders çalışırsa oturuyor o da ders çalışıyor, Meryem resim yaparsa Bilge de onunla birlikte. Meryem birşeyler anlatmaya başlayınca Bilge hemen ben de anlatacağım diyor ve hatta kendisi sırayı almak için gidip eli ile Meryem'in ağzını kapatıyor. Meryem dans ederse hemen Meryem'in elbiselerinden birisini üstüne geçirip dans sahnesinde yerini alıyor. Bu durum epey bir komik oluyor tabii. Meryem eğer sürekli olarak birşeyi söylüyorsa bir süre sonra Bilge'den de tam olarak aynı kelimelerle aynı sözleri duyuyoruz. Mesela hep sürekli olarak aynı şeyi yapıyorsak Meryem pek bir şikayet eder. Meryem'in klasik şikayetlerinden birisi "hep, hep, hep pilav yiyoruz". Aynı şikayet şimdi Bilge'den gelmeye başladı. Birbirini kopyalama, taklit etme öğrenmenin de bir anahtarı aslında. Benim sanırım bu konuda en büyük endişem Bilge'nin hayat görüşünün Meryem'in süzgecinden geçmeye başlaması.
Arabada giderken çocuklar hikaye CD'leri veya sevdikleri şarkıları dinliyorlar. Karlar ülkesi şarkılarından kardan adam Olaf'ın söylediği şarkı ve Kristof'un söylediği şarkı hariç Meryem diğer şarkıların hepsini çok seviyor. Ancak Olaf'a gelince Meryem "anne ben bunu istemiyorum, bunu geç" diyor. Bilge Olaf'ı çok seviyor ve onun komik olduğunu düşünüyor. Olaf'ın söylediği şarkıyı dinlerken ona yüksek seslerle eşlik ediyor(du). Geçen gün arabada Bilge ile ikimiz gidiyoruz ve Olaf'ın söylediği şarkı denk geldi. Aynen Meryem'in sözleri ile şarkıyı değiştirmemi istedi. Ben nedenini sorunca önce Meryem'den esinlendiği belli bir şekilde "kötü bu" dedi ama sonra aslında tam olarak öyle düşünmediğini farkederek Olaf komik dedi. Aynı durum "Karbeyaz" ve "Oyunbozan Ralph" hikayeleri sırasında kendisini tekrar etti. Bilge "Karbeyaz"cı Meryem ise "Oyunbozan Ralph"cı idi uzun bir süre. Meryem Karbeyaz'daki cadı kısmının korkunç olduğunu düşünüyor ve hikayeyi dinlemek istemiyor. Bilge ise bu masalı seviyor. Arabaya her bindiğimizde birisi Karbeyaz'ı istiyor diğeri ise Oyunbozan Ralph'ı. Bu durum problem oluşturmaya başlayınca hikayeleri sıraya koymuştum. Bir gün Bilge'nin isteği oluyor ve Karbeyaz'ı dinliyor, diğer bir gün ise Meryem'in istediği gibi Oyunbozan Ralph'ı dinliyorduk. Ancak geçen gün yine Bilge ile arabada yalnızken Karbeyaz hikayesini açtım o sever diye düşünerek. Bilge'den beklenmedik bir şekilde "Bu korkunç, ben Wreck it Raplh"ı istiyorum demesin mi.
Markette Meryem'in okul arkadaşları için hediye alışverişi yapıyoruz. Bu arada cadılar bayramı süslemeleri çıkmış. Bilge bana sormadan plastikten bir tane beyaz bir tane siyah yarasayı arabaya atmış bile. Meryem yarasaları görür görmez "korkunç, ben istemiyorum" dedi. Bilge "Meryem bak! Korkunç değiller" diye yarasaları ona göstermeye çalışıyor ama Meryem başını başka bir tarafa çevirerek "görmek istemiyorum" diyor. Markette biraz gezindikten sonra Bilge birden yarasaları aldı ve "bunlar korkunç!" diyerek yerine koydu. Sanırım Meryem'in dedikleri üzerine biraz düşündü ve her zaman olduğu gibi onun düşüncelerini kendi düşünceleri gibi benimsedi.
Kardeşler insanın hayatındaki en büyük destek. En yakın arkadaşlar ve aynı zamanda en güçlü rakipler. Büyükler küçükler için önemli bir rol model. Ancak insanın hayat görüşünün şekillenmesinde kardeşin bu kadar güçlü bir yerinin olması beni korkutmuyor değil açıkcası. Bilge'nin ve Meryem'in kendine özgü kişilikleri var ve ben bire doğru yaklaşmalarından öte farklılıkları ile zenginleşmelerini istiyorum.
Arabada giderken çocuklar hikaye CD'leri veya sevdikleri şarkıları dinliyorlar. Karlar ülkesi şarkılarından kardan adam Olaf'ın söylediği şarkı ve Kristof'un söylediği şarkı hariç Meryem diğer şarkıların hepsini çok seviyor. Ancak Olaf'a gelince Meryem "anne ben bunu istemiyorum, bunu geç" diyor. Bilge Olaf'ı çok seviyor ve onun komik olduğunu düşünüyor. Olaf'ın söylediği şarkıyı dinlerken ona yüksek seslerle eşlik ediyor(du). Geçen gün arabada Bilge ile ikimiz gidiyoruz ve Olaf'ın söylediği şarkı denk geldi. Aynen Meryem'in sözleri ile şarkıyı değiştirmemi istedi. Ben nedenini sorunca önce Meryem'den esinlendiği belli bir şekilde "kötü bu" dedi ama sonra aslında tam olarak öyle düşünmediğini farkederek Olaf komik dedi. Aynı durum "Karbeyaz" ve "Oyunbozan Ralph" hikayeleri sırasında kendisini tekrar etti. Bilge "Karbeyaz"cı Meryem ise "Oyunbozan Ralph"cı idi uzun bir süre. Meryem Karbeyaz'daki cadı kısmının korkunç olduğunu düşünüyor ve hikayeyi dinlemek istemiyor. Bilge ise bu masalı seviyor. Arabaya her bindiğimizde birisi Karbeyaz'ı istiyor diğeri ise Oyunbozan Ralph'ı. Bu durum problem oluşturmaya başlayınca hikayeleri sıraya koymuştum. Bir gün Bilge'nin isteği oluyor ve Karbeyaz'ı dinliyor, diğer bir gün ise Meryem'in istediği gibi Oyunbozan Ralph'ı dinliyorduk. Ancak geçen gün yine Bilge ile arabada yalnızken Karbeyaz hikayesini açtım o sever diye düşünerek. Bilge'den beklenmedik bir şekilde "Bu korkunç, ben Wreck it Raplh"ı istiyorum demesin mi.
Markette Meryem'in okul arkadaşları için hediye alışverişi yapıyoruz. Bu arada cadılar bayramı süslemeleri çıkmış. Bilge bana sormadan plastikten bir tane beyaz bir tane siyah yarasayı arabaya atmış bile. Meryem yarasaları görür görmez "korkunç, ben istemiyorum" dedi. Bilge "Meryem bak! Korkunç değiller" diye yarasaları ona göstermeye çalışıyor ama Meryem başını başka bir tarafa çevirerek "görmek istemiyorum" diyor. Markette biraz gezindikten sonra Bilge birden yarasaları aldı ve "bunlar korkunç!" diyerek yerine koydu. Sanırım Meryem'in dedikleri üzerine biraz düşündü ve her zaman olduğu gibi onun düşüncelerini kendi düşünceleri gibi benimsedi.
Kardeşler insanın hayatındaki en büyük destek. En yakın arkadaşlar ve aynı zamanda en güçlü rakipler. Büyükler küçükler için önemli bir rol model. Ancak insanın hayat görüşünün şekillenmesinde kardeşin bu kadar güçlü bir yerinin olması beni korkutmuyor değil açıkcası. Bilge'nin ve Meryem'in kendine özgü kişilikleri var ve ben bire doğru yaklaşmalarından öte farklılıkları ile zenginleşmelerini istiyorum.
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Bize Ne Getirdin Gezileri
Çocuklar artık Emre veya benim konferans için veya işimiz dolayısıyla onları birkaç günlüğüne bir diğerimize emanet ederek gittiğimiz kısa süreli gezilerimize alıştılar. Daha Meryem bir yaşındayken onu geride bırakıp üç günlüğüne Denver'a konferans için gitmiştim. Kızım bu konuda daha tecrübeli yani. Bilge'yi ise bebekken bir-iki kere yanımda götürdüm. Tabii bu gezilerim ekstra bir pahalı olmuştu benim için çünkü gittiğimiz yerlerde bebek bakıcısı ayarlamam gerekiyordu ve saat başı ücretleri epey bir yüksek oluyordu.
İlk gezimiz sırasında Bilge daha 4 aylık kadardı. Phoenix'a gitmiştik. Bilge'nin ilk uçak yolculuğuydu ve uçak kalkarken epey bir ağlamıştı. Ben ne kadar uğraştıysam da onu teskin edememiştim. Aslında o ağladıkça ben o kadar sıkıntı yapmasaydım o daha çabuk sakinleşecekti ama işte insan çevreden de hissetttiği baskı ile daha bir stresli oluyor. Aynı zamanda uçakta birkaç bölüm arkadaşım ve bir hocamız vardı ve bu durum sanırım benim stresimi arttırmıştı. Bilge sustuğunda bütün bir uçak bir oh! çekmiştik. Bölüm arkadaşım Eun Mi oğlunu getiriyordu ve aynı bebek bakıcısı onun o zamanlar üç yaşında olan oğlu Dongkwan ve Bilge ile ilgilenecekti. Bebek bakıcısını ayarladığımız şirket çok iyiydi. Biz daha Phoenix'e ulaşmadan bize bebek bakıcısının özgeçmişini yollamıştı. Bebek bakıcı ise süperdi. Bilge daha çok küçük olmasına rağmen onunla çok güzel ilgilenmiş hatta çocuklar otel odasında tıkılıp kalmasınlar diye gün içerisinde yürüyüşe bile çıkarmıştı. Bilge'nin doğduğu sene sanırım benim kariyerim açısından hırs yaptığım seneydi ve aynı sene içinde iki konferansa birden katılmıştım. Diğer konferans Phoenix'teki konferanstan iki-üç ay sonra Philadelphia'da idi. Yine gitmeden bir bebek bakıcısı ayarladım. Eun Mi üç gün kalacaktı. Biraz dönüşümlü çocuklara baktık biraz çocukları bebek bakıcınsına emanet ederek konferansa gidip geldik. Bu sefer uzun bir süre kaldığımız için birden çok bebek bakıcımız oldu ancak Phoeniz'teki bakıcımız kadar titiz ve özenli değillerdi. Bakıcıları ayarladığım şirket ise idare eder diyebileceğim bir şirketti. Bize ilk gittiğimiz zaman bize gelecek olan bebek bakıcısının ismini ve telefonunu vermişlerdi. Ben tedbir amacı ile bebek bakıcısını aradığımda bakıcının bize geleceğinden haberi olmadığını öğrendim. Bu ilk hayal kırıklığı ile tam güvenemez bir şekilde çocukları emanet edip konferans yerine gitmiştik. Nasıl bir hızla geri odaya döndüğümü hatırlıyorum. Bir yanda acaba bıraktığım süt Bilge için yeterli olacak mı kaygısı diğer yanda bu bebek bakıcı bu çocuklara nasıl bakacak endişesi. Irkçı biri değilim ama siyahi insanlarla birebir çok tecrübem olmadığı için siyahi bebek bakıcımıza biraz şüpheli gözle baktığımı da itiraf etmeliyim. Odaya gittiğimde herşey yolunda idi ama odada televizyon açıktı ve bu bile benim için bir ipucuydu. Bilge'nin bebek bakıcılarına tonla para vererek ama yine de içimi yeyip bitiren kuruntudan kurtaramadan geçirdiğim o bir haftanın sonunda eğer bir konferanda gideceksem çocukların biraz daha büyümelerini bekleme kararı aldım. Tabii bu kararımı yazın bize 3.5 saat uzaklıkta olan Travers City'deki konferans ile bozmam bir istisnaydı. Çünkü oraya ailecek gitmiştik. Ne bebek bakıcısı parası vardı dert etmem gereken ne de bakıcıdan endişe duymam için bir sebep. Çocuklarımı gönül rahatlığı ile babaları ile bırakabilirdim.
Çocukların senden mesafelerce uzakta dahi olsa onları hep içinde taşımak, her gördüğün şeyde onları aklına getirmek sanırım anne baba olmanın bir parçası. Ben normalde öyle her gördüğü çocuğa sevgi ile bakan, çocuk delisi kişlerden değilimdir. Benim sevgim benim çocuklarım için. Diğer çocuklar iyidir, tatlılardır ama benim çok ilgi alanımda değillerdir. Ancak konferanslara gidince bana birşeyler oluyor. Her gördüğüm çocuğa sarılmak istiyorum. Özellikle yaşları benim çocuklarımın yaşında ise. Etrafta gördüğüm çocuklarda mutlaka Meryem veya Bilge'ye ait bir özelliği görüyorum. İnsan bu kadar çocuklarını içinde taşıyınca onlarla bu kısa süreli gezilerden dönünce bir paylaşım alanı yaratmak istiyor. Bunun için bir küçük hediyeden daha iyi ne olabilir? Gezilerim dönüşünde çocuklara hediyeler getirmeye Meryem daha çok küçükken başladım. İlk başlarda Meryem pek anlamıyor gibiydi ama zamanla bu tercih bir alışkanlığa dönüştü. Ne tesadüftür ki son iki gezimiz sırasında Emre de ben de hediye getirmeyi unuttuk. Ben iki günlüğüne Bloomington'a gitmiştim. Jen'in arabası ile gidiyorduk. Tekerimiz patladı, yedek lastik işe yaramıyormuş, araba çekildi derken yolda gidişimiz zaten o kadar maceralıydı ki kendimizi geri evimize nasıl attığımızı bilemedik. Dolayısıyla ne hediye almaya ne de hediye düşünmeye vaktim oldu. Emre ise bir haftalığına gittiği staj gezisinden ufak tefek hediyelerle gelmişti ama o da yine iş telaşından hediye almaya tam olarak vakit ayıramamıştı. Meryem biz her geldiğimizde gözü çantamızda bize ne getirdin sorusu ile bizi karşılayınca ben kendimi biraz kötü hissettim.
Geçtiğimiz perşembe vekalet işlerim için günü birlik Şikago'ya gitmem gerekiyordu. Daha yola çıkmadan büyük bir kararlılıkla bu kez çocuklara hediye ile döneceğim dedim kendi kendime. İşlerimi hallettikten sonra Şikago'da turlarken aynı zamanda ne çocuklarım için güzel bir hediye olur diye düşünüyordum.
Bir çikolata dükkkanının önünden geçerken kendimi bilinçsiz bir şekilde dükkanın içinde buldum. Uzun uzun çikolara baktıktan sonra çocuklara çiçek çikolatalardan hepimize ise bir paket içi dolgulu çikolata aldım.
Beni karşılamaya geldiklerinde Meryem'in ilk sorusu tabii ki bize ne getirdin oldu. Onlara evde çiçek çikolatalarını verdim.
Akşam çok geç olduğu için çikolatalarını ertesi gün yemek için kaldırdık. Ancak hepimiz dolgulu çikolardan birer tane yedik. Ertesi gün bir süre çikolatalarını ellerinde tutup oyuncakmış gibi oyun oynadılar. Meryem çiçek çikolataların ikisini alıp önce gözlük sonra sihirli çubuk yaptı.
Bilge çikolatasınden bir parça aldıktan sonra o şikayet eden sesi ile yanıma gelip çiçeğim kırıldı diye bana dert yandı. Bilgecim sen çikolatanı yedikçe çiçeğin kaybolacak, bundan daha normal ne var diye ona anlatmak biraz zaman aldıysa da sonrasında tadını çıkara çıkara çikolatasını yedi.
Hediye verme işini çok beceremesem de her zaman hediye vermenin hediye almaktan çok daha mutluluk verici olduğunu düşünmüşümdür. Bu düşüncemde yanılmadığımı br kere daha gördüm. Ufacık birşey çocukları mutlu etmeye yetmişti.
İlk gezimiz sırasında Bilge daha 4 aylık kadardı. Phoenix'a gitmiştik. Bilge'nin ilk uçak yolculuğuydu ve uçak kalkarken epey bir ağlamıştı. Ben ne kadar uğraştıysam da onu teskin edememiştim. Aslında o ağladıkça ben o kadar sıkıntı yapmasaydım o daha çabuk sakinleşecekti ama işte insan çevreden de hissetttiği baskı ile daha bir stresli oluyor. Aynı zamanda uçakta birkaç bölüm arkadaşım ve bir hocamız vardı ve bu durum sanırım benim stresimi arttırmıştı. Bilge sustuğunda bütün bir uçak bir oh! çekmiştik. Bölüm arkadaşım Eun Mi oğlunu getiriyordu ve aynı bebek bakıcısı onun o zamanlar üç yaşında olan oğlu Dongkwan ve Bilge ile ilgilenecekti. Bebek bakıcısını ayarladığımız şirket çok iyiydi. Biz daha Phoenix'e ulaşmadan bize bebek bakıcısının özgeçmişini yollamıştı. Bebek bakıcı ise süperdi. Bilge daha çok küçük olmasına rağmen onunla çok güzel ilgilenmiş hatta çocuklar otel odasında tıkılıp kalmasınlar diye gün içerisinde yürüyüşe bile çıkarmıştı. Bilge'nin doğduğu sene sanırım benim kariyerim açısından hırs yaptığım seneydi ve aynı sene içinde iki konferansa birden katılmıştım. Diğer konferans Phoenix'teki konferanstan iki-üç ay sonra Philadelphia'da idi. Yine gitmeden bir bebek bakıcısı ayarladım. Eun Mi üç gün kalacaktı. Biraz dönüşümlü çocuklara baktık biraz çocukları bebek bakıcınsına emanet ederek konferansa gidip geldik. Bu sefer uzun bir süre kaldığımız için birden çok bebek bakıcımız oldu ancak Phoeniz'teki bakıcımız kadar titiz ve özenli değillerdi. Bakıcıları ayarladığım şirket ise idare eder diyebileceğim bir şirketti. Bize ilk gittiğimiz zaman bize gelecek olan bebek bakıcısının ismini ve telefonunu vermişlerdi. Ben tedbir amacı ile bebek bakıcısını aradığımda bakıcının bize geleceğinden haberi olmadığını öğrendim. Bu ilk hayal kırıklığı ile tam güvenemez bir şekilde çocukları emanet edip konferans yerine gitmiştik. Nasıl bir hızla geri odaya döndüğümü hatırlıyorum. Bir yanda acaba bıraktığım süt Bilge için yeterli olacak mı kaygısı diğer yanda bu bebek bakıcı bu çocuklara nasıl bakacak endişesi. Irkçı biri değilim ama siyahi insanlarla birebir çok tecrübem olmadığı için siyahi bebek bakıcımıza biraz şüpheli gözle baktığımı da itiraf etmeliyim. Odaya gittiğimde herşey yolunda idi ama odada televizyon açıktı ve bu bile benim için bir ipucuydu. Bilge'nin bebek bakıcılarına tonla para vererek ama yine de içimi yeyip bitiren kuruntudan kurtaramadan geçirdiğim o bir haftanın sonunda eğer bir konferanda gideceksem çocukların biraz daha büyümelerini bekleme kararı aldım. Tabii bu kararımı yazın bize 3.5 saat uzaklıkta olan Travers City'deki konferans ile bozmam bir istisnaydı. Çünkü oraya ailecek gitmiştik. Ne bebek bakıcısı parası vardı dert etmem gereken ne de bakıcıdan endişe duymam için bir sebep. Çocuklarımı gönül rahatlığı ile babaları ile bırakabilirdim.
Çocukların senden mesafelerce uzakta dahi olsa onları hep içinde taşımak, her gördüğün şeyde onları aklına getirmek sanırım anne baba olmanın bir parçası. Ben normalde öyle her gördüğü çocuğa sevgi ile bakan, çocuk delisi kişlerden değilimdir. Benim sevgim benim çocuklarım için. Diğer çocuklar iyidir, tatlılardır ama benim çok ilgi alanımda değillerdir. Ancak konferanslara gidince bana birşeyler oluyor. Her gördüğüm çocuğa sarılmak istiyorum. Özellikle yaşları benim çocuklarımın yaşında ise. Etrafta gördüğüm çocuklarda mutlaka Meryem veya Bilge'ye ait bir özelliği görüyorum. İnsan bu kadar çocuklarını içinde taşıyınca onlarla bu kısa süreli gezilerden dönünce bir paylaşım alanı yaratmak istiyor. Bunun için bir küçük hediyeden daha iyi ne olabilir? Gezilerim dönüşünde çocuklara hediyeler getirmeye Meryem daha çok küçükken başladım. İlk başlarda Meryem pek anlamıyor gibiydi ama zamanla bu tercih bir alışkanlığa dönüştü. Ne tesadüftür ki son iki gezimiz sırasında Emre de ben de hediye getirmeyi unuttuk. Ben iki günlüğüne Bloomington'a gitmiştim. Jen'in arabası ile gidiyorduk. Tekerimiz patladı, yedek lastik işe yaramıyormuş, araba çekildi derken yolda gidişimiz zaten o kadar maceralıydı ki kendimizi geri evimize nasıl attığımızı bilemedik. Dolayısıyla ne hediye almaya ne de hediye düşünmeye vaktim oldu. Emre ise bir haftalığına gittiği staj gezisinden ufak tefek hediyelerle gelmişti ama o da yine iş telaşından hediye almaya tam olarak vakit ayıramamıştı. Meryem biz her geldiğimizde gözü çantamızda bize ne getirdin sorusu ile bizi karşılayınca ben kendimi biraz kötü hissettim.
Geçtiğimiz perşembe vekalet işlerim için günü birlik Şikago'ya gitmem gerekiyordu. Daha yola çıkmadan büyük bir kararlılıkla bu kez çocuklara hediye ile döneceğim dedim kendi kendime. İşlerimi hallettikten sonra Şikago'da turlarken aynı zamanda ne çocuklarım için güzel bir hediye olur diye düşünüyordum.
Bir çikolata dükkkanının önünden geçerken kendimi bilinçsiz bir şekilde dükkanın içinde buldum. Uzun uzun çikolara baktıktan sonra çocuklara çiçek çikolatalardan hepimize ise bir paket içi dolgulu çikolata aldım.
Beni karşılamaya geldiklerinde Meryem'in ilk sorusu tabii ki bize ne getirdin oldu. Onlara evde çiçek çikolatalarını verdim.
Akşam çok geç olduğu için çikolatalarını ertesi gün yemek için kaldırdık. Ancak hepimiz dolgulu çikolardan birer tane yedik. Ertesi gün bir süre çikolatalarını ellerinde tutup oyuncakmış gibi oyun oynadılar. Meryem çiçek çikolataların ikisini alıp önce gözlük sonra sihirli çubuk yaptı.
Bilge çikolatasınden bir parça aldıktan sonra o şikayet eden sesi ile yanıma gelip çiçeğim kırıldı diye bana dert yandı. Bilgecim sen çikolatanı yedikçe çiçeğin kaybolacak, bundan daha normal ne var diye ona anlatmak biraz zaman aldıysa da sonrasında tadını çıkara çıkara çikolatasını yedi.
Hediye verme işini çok beceremesem de her zaman hediye vermenin hediye almaktan çok daha mutluluk verici olduğunu düşünmüşümdür. Bu düşüncemde yanılmadığımı br kere daha gördüm. Ufacık birşey çocukları mutlu etmeye yetmişti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















