Bence Şükran günü insanın sahip olduklarına teşekkür etmeyi hatırlattığı için çok güzel bir gün. Biz bu şükran gününü sevdiğimiz arkadaşlarımızla kocaman bir aile olarak geçirdik. Georgia'dan o kadar yoldan kalkıp tatillerini bizimle paylaşmaya gelmişlerdi. Başka değerli bir arkadaşımız olan Asiye ise hiç tereddüt etmeden bize evlerinin anahtarını verdi. Böylelikle hem arkadaşlarımız ile kocaman bir yemek sofrası kuracağımız geniş bir mekanımız oldu hem de onları misafir edebileceğimiz ekstra odalarımız. Ailelerimiz, sağlıklı çocuklarımız, sıcacık bir evimiz, sevdiğimiz işlerimiz ve birlikte vakit geçirmeyi sevdiğimiz, üzüntülerimizi ve mutluluklarımızı paylaşabileceğimiz arkadaşlarımız olduğu için ne kadar teşekkür etsek azdır.
Çocuklar da okulda teşekkürlerini kelimelere döküyorlardı. Meryem her zamanki gibi ailesi için teşekkür ediyordu. Annesi, babası, bebek kardeşi ve Bilge için...
Tabii bir de Erva. Meryem Erva'nın arkadaşı olmasını da teşekkür notlarına eklemişti.
Bilge'nin bu seneki teşekkürü ise bir kişiye adanmıştı. Bilge babası için teşekkür ediyordu. Birazcık kıskandım sanırım ama o kadar güzel ifade etmişti ki ayı zamanda gurur duydum.
Ve tabii ki Bilge'ye böyle hissettiren bir babası olduğu için ben de içimden şükrettim.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
21 Aralık 2015 Pazartesi
Oyun Kurucu
Bilge oyun kurucu olmayı seviyor. Zaman zaman Meryem veya benim başlattığım oyunlara dahil olsa bile kendi istediği şekilde kendi rolünü belirliyor.
Hafta sonu tüm günü evde geçirdiğimiz bir gündü. Meryem bu duruma başta öfkeli yaklaştı. Ne yani bütün gün boş boş duracak mıyız diye çıkıştı. Bilge ise kendisine oyun kurmaya başlamıştı bile. Kanepenin minderlerini yere indirip kendisine tren yaptı. Kendisi en başa geçip treni sürüyordu. Elif ise potansiyel yolcu tabii. Başka seçeneği var mı? Meryem'in bu fikir çok hoşuna gitti ve o da Elif'in annesi rolünde yolcu koltuklarının birisinde yerini aldı.
Bir süre sonra tren korsan gemisine dönüştü. Herkes kendi kamarasında vakit geçirdi. Tabii ki Bilge kaptan rolünde.
Sonra kısa süreli bir kavga ile gemiler ayrıldı. Herkes kendi gemisini yaptı derken bir baktılar koca birgün oyunlarla geçivermiş. Hem de hiç sıkılmadan.
Başka bir gün gri sweatshirt ve yeşil pantolonunu giydi. Üzerindeki sweatshirt MSU sweatshirt'e benziyordu. Sparty olmaya çalışıyordu. Önce şapkasının üzerine bir sünger yapıştırmayı denedi baktı olmuyor. Bantlarla kafasını Sparty'e benzemeye çalıştı.
Benzememiş mi ama?

Sparty gibi komiklikler yaptı önce.
Daha sonra epey bir süre Bilge'den MSU Fight song yani Michigan State maçı öncesi çalınan savaş müziğini dinledik.
Başka bir gün Ninja turtle oldu. Elektirik süpürgesinin değnekleri havalarda uçuşuyordu. Başka bir gün atına ters binmiş kovboy...
Bu oyun kurucu olma isteğinin en zor tarafı Bilge'ye kendi istediğim şeyleri yaptırabilmek için epey bir uğraşmam gerekiyor olması. Benim seçtiğim kitabı okumayı kabül etmiyor veya ben her istediğim zaman ona kitap okuyamıyorum. Kitabı açıyorum ve okumaya başlıyorum ama bir süre sonra elimden alıyor ve kendisi sayfaları çevirmeye başlıyor.
Bu hafta sonu Emre ile Meryem Meryem'in piyano grup dersine gitmişlerdi. Oğlum ile başbaşa oyun oynamak için mükemmel bir zaman diye düşündüm. Blokları indirdim ve birlikte araba yolu yapmaya başladık. Yolu biraz zorlaştırıp hayal gücümüzü zorlayalım istedim. Onun yaptığı yolu başka bir tarafa doğru genişletmeye başladım. Hemen itiraz etti. Onun planına uygun bir şekilde yolu tamamladık.
Okula giderken kurt şapkasını taktı. Kurt olmaya karar vermişti. Elif'i bıraktık. Anne ben kurdum tamam mı dedi. Önce tamam dedim. Yerlerde emekleyen üstüne üstlük ara ara koridorda uluyan bir çocuk ile yürümesi epey bir zor bak Bilgecim başka bir oyun oynayalım dedim. Onu kangru veya tavşan olmaya ikna etmeye çalışıyorum. Hemen "anne ben biliyorum bence ben yılan oluyum" dedi. Tamam ulumak yok ama yerlerde sürünüyor. Oğlum bak kangru olmak çok daha eğlenceli diye onu ikna etmeye çalışıyorum. Olmadı tekrar kurt olmaya karar verdi. Bak ama sen öyle ses çıkarınca diğer çocuklar korkar deyince hemen ben biliyorum, sessiz kurt olurum dedi. Ne yapalım başka seçenek var mı, kabul ettim. Meryem ile Bilge'yi bıraktığımız zamanlar aklıma geldi. Onunla da farklı oyunlar oynardık. Genelde ben başlatırdım, sonra Meryem biraz değiştirirdi. Çocukların farklılığna göre paylaştığımız anılar da farklılaşıyor.
Oyun kurucu olmak güzel birşey. Hem kendi yaratıcılığını kullanıyor hem de liderlik yapıyor ama hep oyun kurucu olmayı istemek zaman zaman sınırlaryıcı ve hatta bazen engelleyici olabiliyor. Sadece kendi hayal dünyasının sınırları çerçevesinde oyunlar kuruyor. Yeni öğrenmeleri ise engelleyebiliyor. Zaman zaman var olan oyunların bir parçası olmanın da eğlenceli olabileceğini Bilge'ye gösterebilmemiz gerekiyor.
Hafta sonu tüm günü evde geçirdiğimiz bir gündü. Meryem bu duruma başta öfkeli yaklaştı. Ne yani bütün gün boş boş duracak mıyız diye çıkıştı. Bilge ise kendisine oyun kurmaya başlamıştı bile. Kanepenin minderlerini yere indirip kendisine tren yaptı. Kendisi en başa geçip treni sürüyordu. Elif ise potansiyel yolcu tabii. Başka seçeneği var mı? Meryem'in bu fikir çok hoşuna gitti ve o da Elif'in annesi rolünde yolcu koltuklarının birisinde yerini aldı.
Bir süre sonra tren korsan gemisine dönüştü. Herkes kendi kamarasında vakit geçirdi. Tabii ki Bilge kaptan rolünde.
Sonra kısa süreli bir kavga ile gemiler ayrıldı. Herkes kendi gemisini yaptı derken bir baktılar koca birgün oyunlarla geçivermiş. Hem de hiç sıkılmadan.
Başka bir gün gri sweatshirt ve yeşil pantolonunu giydi. Üzerindeki sweatshirt MSU sweatshirt'e benziyordu. Sparty olmaya çalışıyordu. Önce şapkasının üzerine bir sünger yapıştırmayı denedi baktı olmuyor. Bantlarla kafasını Sparty'e benzemeye çalıştı.
Benzememiş mi ama?

Sparty gibi komiklikler yaptı önce.
Daha sonra epey bir süre Bilge'den MSU Fight song yani Michigan State maçı öncesi çalınan savaş müziğini dinledik.
Başka bir gün Ninja turtle oldu. Elektirik süpürgesinin değnekleri havalarda uçuşuyordu. Başka bir gün atına ters binmiş kovboy...
Bu oyun kurucu olma isteğinin en zor tarafı Bilge'ye kendi istediğim şeyleri yaptırabilmek için epey bir uğraşmam gerekiyor olması. Benim seçtiğim kitabı okumayı kabül etmiyor veya ben her istediğim zaman ona kitap okuyamıyorum. Kitabı açıyorum ve okumaya başlıyorum ama bir süre sonra elimden alıyor ve kendisi sayfaları çevirmeye başlıyor.
Bu hafta sonu Emre ile Meryem Meryem'in piyano grup dersine gitmişlerdi. Oğlum ile başbaşa oyun oynamak için mükemmel bir zaman diye düşündüm. Blokları indirdim ve birlikte araba yolu yapmaya başladık. Yolu biraz zorlaştırıp hayal gücümüzü zorlayalım istedim. Onun yaptığı yolu başka bir tarafa doğru genişletmeye başladım. Hemen itiraz etti. Onun planına uygun bir şekilde yolu tamamladık.
Okula giderken kurt şapkasını taktı. Kurt olmaya karar vermişti. Elif'i bıraktık. Anne ben kurdum tamam mı dedi. Önce tamam dedim. Yerlerde emekleyen üstüne üstlük ara ara koridorda uluyan bir çocuk ile yürümesi epey bir zor bak Bilgecim başka bir oyun oynayalım dedim. Onu kangru veya tavşan olmaya ikna etmeye çalışıyorum. Hemen "anne ben biliyorum bence ben yılan oluyum" dedi. Tamam ulumak yok ama yerlerde sürünüyor. Oğlum bak kangru olmak çok daha eğlenceli diye onu ikna etmeye çalışıyorum. Olmadı tekrar kurt olmaya karar verdi. Bak ama sen öyle ses çıkarınca diğer çocuklar korkar deyince hemen ben biliyorum, sessiz kurt olurum dedi. Ne yapalım başka seçenek var mı, kabul ettim. Meryem ile Bilge'yi bıraktığımız zamanlar aklıma geldi. Onunla da farklı oyunlar oynardık. Genelde ben başlatırdım, sonra Meryem biraz değiştirirdi. Çocukların farklılığna göre paylaştığımız anılar da farklılaşıyor.
Oyun kurucu olmak güzel birşey. Hem kendi yaratıcılığını kullanıyor hem de liderlik yapıyor ama hep oyun kurucu olmayı istemek zaman zaman sınırlaryıcı ve hatta bazen engelleyici olabiliyor. Sadece kendi hayal dünyasının sınırları çerçevesinde oyunlar kuruyor. Yeni öğrenmeleri ise engelleyebiliyor. Zaman zaman var olan oyunların bir parçası olmanın da eğlenceli olabileceğini Bilge'ye gösterebilmemiz gerekiyor.
Bilge ve Elif
Elif bizim çocukların arasında bazen paylaşılamayan bir oyuncak bazen bir hayal kahramanı zaman zaman da annenin yanından uzaklaştırışması gereken potansiyel bir rakip oluyor. Bilge ve Meryem'in Elif'i benim kucağımdan uzaklaştırmak için ilgileniyormuş gibi görünmelerini saymaz isek aslında ikisi de abi ve ablalık rolüne gayet güzel adapte olmuş durumdalar. Ancak Elif'in güvenliği için Elif Bilge'nin gözetiminde ise gözünüzün bir ucu ile onları sürekli bir kontrol altında tutmanız gerekiyor. Daha bir iki gün önce Bilge Elif'i ters çevirmiş heyecanla elleri üzerinde yürütmeye çalışıyordu. Elif'e ilk yemek yedirmeye başladığımız sıralarda ise Elif'in ağzına kocaman bir parça peyniri tıkıştırmaya calışmıs Allah'tan Elif ağzını sıkı sıkıya kapatmış da potansiyel bir boğulma tehlikesinden kurtulmuştuk.
Elif'in varlığı aslında Bilge'ye ona hayallerindeki oyuna eşlik edecek ideal oyun arkadaşını vermişti. Hiç itiraz etmeden onun yanında duruyor, istediği yere taşıyor veya istediği kılığa sokabiliyordu.
Arkasına iliştirdiği mavi bir battaniye ile Elif birgün Superman oluyor.
Kucağında koca Elif'in arkasına iliştirdiği koca bir battaniye ile Elif'i odadan odaya taşıyordu. Bir başka gün sandalyayenin bir ucuna Elif'i koymuş ve birlikte peekaboo yani "CE" yapıyorlardı.
İkisi de ortada yok. Bunlar nereye kayboldu derken bir bakıyorum odalarına kapanmışlar. Yatakta evcilik oynuyorlar.
Akşam olmuş, ikisinin de uyuması gerekiyormuş. Yani Bilge ile hayat epey bir keyifli. Tek bir problem var. Elif için neyin zararlı neyin zararlı olmayacağı konusunda hala bir fikir birliğine ulaşmış değiliz. En son Elif'e neden koç yapamayacağını anlatmaya çalışıyordum. Sırtına hızlıca vurup koç demek için Elif'in çok küçük olduğunu anlaması biraz zaman aldı.
Elif'in varlığı aslında Bilge'ye ona hayallerindeki oyuna eşlik edecek ideal oyun arkadaşını vermişti. Hiç itiraz etmeden onun yanında duruyor, istediği yere taşıyor veya istediği kılığa sokabiliyordu.
Arkasına iliştirdiği mavi bir battaniye ile Elif birgün Superman oluyor.
Kucağında koca Elif'in arkasına iliştirdiği koca bir battaniye ile Elif'i odadan odaya taşıyordu. Bir başka gün sandalyayenin bir ucuna Elif'i koymuş ve birlikte peekaboo yani "CE" yapıyorlardı.
İkisi de ortada yok. Bunlar nereye kayboldu derken bir bakıyorum odalarına kapanmışlar. Yatakta evcilik oynuyorlar.
Akşam olmuş, ikisinin de uyuması gerekiyormuş. Yani Bilge ile hayat epey bir keyifli. Tek bir problem var. Elif için neyin zararlı neyin zararlı olmayacağı konusunda hala bir fikir birliğine ulaşmış değiliz. En son Elif'e neden koç yapamayacağını anlatmaya çalışıyordum. Sırtına hızlıca vurup koç demek için Elif'in çok küçük olduğunu anlaması biraz zaman aldı.
19 Aralık 2015 Cumartesi
Bebek Kokusu
Meryem Elif'e sarıldıktan sonra bana döndü ve anne Elif neden artık kokmuyor dedi. Bu soru üzerine Elif'i ben de kokladım ve Meryem haklıydı. Elif'in o bebek kokusu gitmişti. Sarılınca yumuşacıktı, sıcacıktı ama o bebeklere özgü koku uçup gitmişti. Zaman ne kadar da hızlı geçiyorsun...
7 Aralık 2015 Pazartesi
Elif 6 aylık!
Kızım 6 ayını doldurdun artık. Daha 6 ayın dolmadan emeklemeye başladın tıpkı abin ve ablan gibi. Seninle uzun bir yolculuk yaptık. 11 Kasım'da biz Türkiyedeydik ve sen önce oturmaya sonra da birden emeklemeye başladın. Herşey bir anda gelişti. Oturabiliyor olman benim yolcukta işimi epey bir kolaylaştırdı. Seni tutmaktan yorulduğum an yere bir battaniye serdim, önüne birkaç oyuncak koydum ve o anlar benim için nefes alma zamanı oldu.
6 aylık olmanla birlikte sana yemek verme heyecanı ile bir sürü yemeği denedim ama maalesef şu anda hiç birinde başarılı olamadım. İlk başta sana verdiğimi tükürüyordun şimdi ise kararlı bir şekilde ağzını kapalı tutuyorsun. Bakalım ne kadar sürede süt haricinde başka tadların da farkına varacaksın. Nedense bebeklerimin hiç birinde bu yemek yeme konusunda başarıya ulaşamadım. Ancak önüne koyduğum yemekle oynamaya hiç itirazın yok. Seni her seferinde büyük bir hevesle mama sandalyene oturtuyorum bir iki deniyorum bakıyorum olmuyor. eline kaşığı veriyorum sen kaşık dolusu yemekleri biraz ağzına biraz etrafına saçarak yemek yemeyi bir oyuna dönüştürüyorsun.
Her an herşey senin için bir oyuncak olabiliyor. Elimin altında, çantamda artık ne varsa. Hemen herşey ağzının içinde, dişlerinin kaşınmasını rahatlatacak bir araca dönüşebiliyor. Gücünün sınırlarını zorlamayı seviyorsun. Şu aralar bir yerlere tutunarak iki ayağının üzerinde durmaya çalışıyorsun.
Her an heryerdesin o yüzden eve çok daha fazla dikkat etmemiz gerekecek. yakında dolapları karıştırmaya başlayacaksın gibi görünüyor. Meryem ve Bilge bulaşık makinasının kapağının açıldığını duyar duymaz soluğu makinanın yanında alırlardı sanırım senin de bu rutini devam ettirmen yakındır.
Meryem ile Bilge ile olan bütün bu benzerliklerinin dışında senin dişlerin epey bir erken geldi. Meryem ve Bilge'nin ilk dişleri ilk doğum günlerinden sonra gelmişti. Sen daha 6 aylıksın ve ilk dişin göründü bile. Bakalım ilk kelimelerin de erken mi gelecek yoksa sen de bir yaşının dolmasını mı bekleyeceksin.
Benim minik Elif'im, gün ışığım... O yüzüne yayılan kocaman gülümsemeni çok seviyorum. Kocaman kahkahalarla gülmeni, her ortamda kendini meşgul edecek bir şeyler bulmanı çok seviyorum. Bir de tabii geceleri seni içime çekerek uyumayı. Zaman çok hızlı geçiyor ve ben senin her anına doyabilmeyi istiyorum. Şu aralar hayatımızda zor zamanlar. Hiç bir zaman bundan daha kolay olmayacak belki ama şu aralar hayatımızdaki belirsizlik, çok önceden tamamlanmış olması gerekirken yılan hikayesine dönmüş tezim, biran umut sonra bir sürü umutsuzlukla dolu iş arama çalışmalarım, Meryem ve Bilge'nin büyüme sancıları ile hayatımıza giren yeni kaygılar beni bazen o kadar bunlatıyor ki sanki içimdeki tüm enerjiyi alıyor götürüyor ve sonra birden sana bakıyorum ve içim ısınıveriyor. Tüm karanlıklarımı dağıtıyor, umutlarım yeniden yeşeriyor. Seni seviyorum bir tanem. Hem de çok. Belki de en çok benim ihtıyacım olduğu için sen bu zamanda doğdun.
6 aylık olmanla birlikte sana yemek verme heyecanı ile bir sürü yemeği denedim ama maalesef şu anda hiç birinde başarılı olamadım. İlk başta sana verdiğimi tükürüyordun şimdi ise kararlı bir şekilde ağzını kapalı tutuyorsun. Bakalım ne kadar sürede süt haricinde başka tadların da farkına varacaksın. Nedense bebeklerimin hiç birinde bu yemek yeme konusunda başarıya ulaşamadım. Ancak önüne koyduğum yemekle oynamaya hiç itirazın yok. Seni her seferinde büyük bir hevesle mama sandalyene oturtuyorum bir iki deniyorum bakıyorum olmuyor. eline kaşığı veriyorum sen kaşık dolusu yemekleri biraz ağzına biraz etrafına saçarak yemek yemeyi bir oyuna dönüştürüyorsun.
Her an herşey senin için bir oyuncak olabiliyor. Elimin altında, çantamda artık ne varsa. Hemen herşey ağzının içinde, dişlerinin kaşınmasını rahatlatacak bir araca dönüşebiliyor. Gücünün sınırlarını zorlamayı seviyorsun. Şu aralar bir yerlere tutunarak iki ayağının üzerinde durmaya çalışıyorsun.
Her an heryerdesin o yüzden eve çok daha fazla dikkat etmemiz gerekecek. yakında dolapları karıştırmaya başlayacaksın gibi görünüyor. Meryem ve Bilge bulaşık makinasının kapağının açıldığını duyar duymaz soluğu makinanın yanında alırlardı sanırım senin de bu rutini devam ettirmen yakındır.
Meryem ile Bilge ile olan bütün bu benzerliklerinin dışında senin dişlerin epey bir erken geldi. Meryem ve Bilge'nin ilk dişleri ilk doğum günlerinden sonra gelmişti. Sen daha 6 aylıksın ve ilk dişin göründü bile. Bakalım ilk kelimelerin de erken mi gelecek yoksa sen de bir yaşının dolmasını mı bekleyeceksin.
Benim minik Elif'im, gün ışığım... O yüzüne yayılan kocaman gülümsemeni çok seviyorum. Kocaman kahkahalarla gülmeni, her ortamda kendini meşgul edecek bir şeyler bulmanı çok seviyorum. Bir de tabii geceleri seni içime çekerek uyumayı. Zaman çok hızlı geçiyor ve ben senin her anına doyabilmeyi istiyorum. Şu aralar hayatımızda zor zamanlar. Hiç bir zaman bundan daha kolay olmayacak belki ama şu aralar hayatımızdaki belirsizlik, çok önceden tamamlanmış olması gerekirken yılan hikayesine dönmüş tezim, biran umut sonra bir sürü umutsuzlukla dolu iş arama çalışmalarım, Meryem ve Bilge'nin büyüme sancıları ile hayatımıza giren yeni kaygılar beni bazen o kadar bunlatıyor ki sanki içimdeki tüm enerjiyi alıyor götürüyor ve sonra birden sana bakıyorum ve içim ısınıveriyor. Tüm karanlıklarımı dağıtıyor, umutlarım yeniden yeşeriyor. Seni seviyorum bir tanem. Hem de çok. Belki de en çok benim ihtıyacım olduğu için sen bu zamanda doğdun.
10 Kasım 2015 Salı
İyi ki Doğdun Bilge!
Canım oğlum dün 4 yaşını doldurdu. Bu sene doğum günü için o kadar heyecanlıydı ki biz bile artık gelsin dedik. Eylül'den beri Kasım'ı bekliyoruz. Doğum gününü kutlamak için kendi kendine planlar yaptı. Bana market alışverişimiz sırasında nasıl kek istediğini gösterdi. Kekinin üzerinde oyuncak süslemesi olmalıydı. Okuldan hangi arkadaşlarını doğum gününde görmek istediğini bile tek tek saydı. Bu sene için okul arkadaşlarını çağıramayacağımızı, sadece küçük bir grupla yapacağımızı söyledim. İleride büyük bir evimiz olduğunda istediği arkadaşlarını davet edebileceğini söyledim. Önce sadece erkekler olsun dedi. Ancak buradaki Türk topluluğunda kızlar daha çoğunlukta. Kızların da olabileceği iznini küçük bir ikna sürecinden sonra alabildim.
Pazar sabahı uyandığında ona doğum gününü o gün kutlayacağımız müjdesini verdim. Heyecanla mutfak çekmecelerini karıştırmaya başladı. Sonra birkaç eski mum buldu. Çeşmede yıkayıp özenle bir köşeye koydu. Anne kek be light lazım onları alalım olur mu dedi. Planlarını yapmıştı bile.
Kekimizi evde yaptık. Üzerine süpriz batman oyuncağı koydum. Çocuklar gelince bir süre dışarıda oynadılar. Onlara çöp poşetleri ile çuvalla zıplama yarışması yaptırdım.
Biraz olsun dışarıda enerjilerini atınca eve geldik. Kıtap ayıracı süsleme aktivitesini masa başında yaptıktan sonra pizza, patatesli sigara böreği ve meyveden oluşan menümüzden yemekleri seçip karınlarını hızlı bir şekilde doyurdular. Bilge kek için sabırsızlanıyordu. Sonunda mum üfleme zamanı gelmişti. Heyecanla pastanın başına geldi, iki sarı iki mavi olan dört mum seçip pastanın üzerine koyduk. Mumlarını üfleyip pastasını kestik.
En eğlenceli kısmı hediyelerdi. Ninja kaplumbağa saati, ayakkabıları, demir adam oyuncağı favorileri arasındaydı.
Heyecanını ve ayrıntılara gösterdiğin ilgini çok seviyorum. Amerikalıların multitasking dediği yetenek sende fazlası ile var. Bir köşede kendi oyununu oynarken bir kulağın ve nasıl oluyor bilmiyorum ama bir gözün de etrafında olan bitenlerde. Kendi oyununu tamamlayıp sonra bütün ayrıntıları ile başka bir aktiviteye başlıyabiliyorsun. Daha geçen gün ben konferansa giderken benim üzerimi giyindiğimi farkettin kapıdan gitmeden bana isim kartımı uzattın. Anne bunu takman gerekiyor diye de uyardın. Doğru ben unutttum ama sen unutmadın.
Kararlısın ve ne istediğini biliyorsun. Bu bazen aramızda ufak tefek problemlere sebep olabiliyor. Çünkü her zaman senin istediklerini yapacak vaktimiz olamayabiliyor. Bir de kelimelerini az kullanıyorsun. Bazen ne istediğini tam olarak anlatmadığın için kısa süreli (veya uzun) krizler yaşayabiliyoruz. Aslında bu konuda daha iyiye gitmeye başladık. Okuldaki Mrs. Gloria ile olan konuşmamız bu konuda bize epey bir yardımcı oldu diyebilirim. Her yaşadığımız problemin altında kendini tam olarak ifade edememe sorunu olduğunu farkettim. Ben sana duygularını sordukça sen de daha çok kelimelerini kullanır oldun. Önceki gibi sebepsiz ağlamalar veya yersiz yere birisine vurmalar yerine artık duygu analizi yapıyoruz beraber. Sen Meryem'e vurunca ben sana niye vurdun diye kızmak veya hemen bir ceza vermek yerine neden vurdun diye soruyorum ve mutlaka bir sebebi oluyor. Sonra bir arada düşünüyoruz vurmak yerine ne yapabilirdik diye. Artık bazı problem davranışların çözüm bulacağı konusunda çok daha umutluyum. Dün mesela ben giderken ağlamaya başladın. İki şey, iki şey diyordun. Sonra ben senin bu iki şey sözüne dikkat kesilmeye karar verdim. Ne demek istiyorsun diye sorunca sen daha detaylı anlattın. Senden gitmeden iki şey istiyorum demeye çalışıyormuşsun mesela. Birincisi pijamanı benim giydirmemi ikincisi de gitmeden bana güle güle demeyi. Aslında ne kadar da basit şeyler değil mi? Ama biraz ilgisizlik veya yanlış bir tutum bu durumu krize çevirebiliyor. Bugün sabah yine benzer bir durumla karşılaştık. Elif'i sınıfına bıraktık ama sen bir türlü oradan ayrılmıyorsun. Bana sarılmak istiyorum diyorsun. Ben sana sarılıyorum olmuyor. Sonradan anladım ki Elif'i bırakırken ona sarılıp bay-bay demek istiyormuşsun. Hemen dönüp Elif'e sarıldık ve problem çözüldü. Bilgecim seninle bu iletişim konusunda daha çok çalışmamız gerekecek ama şunu biliyorum ki biz seni anlamaya çalıştıkça sen de daha çok kendini anlatmaya çalışıyorsun ve bu durum beni çok mutlu ediyor.
Yemek konusunda çok netsin. Ne istediğini biliyorsun ve sevdiğin yemek olunca çok güzel yiyorsun. Sevmediğin yemek olunca ise işimiz çok zor. Bir iki lokma alıp ben doydum diyorsun. Yeni tatlara açık olup herşeyi denemen ise bir ayrı hoşuma gidiyor. Misafırliğe gittiğimizde birşeyler ikram edilince yemekten büyük bir keyif alıyorsun. Sana özel bir tabak hazırlıyorum. Güzelce masaya oturup özenli bir şekilde yemeklerini yiyorsun. Diğer çocuklar oyun oynuyorlarmış önemli değil. Sen öncelikle tadını çıkara çıkara yemeklerini yemelisin. Benim küçük gurmemsin sen.
Şu aralar bütün film kahramanları seni epey bir meşgul ediyor. Optimus prime en yakın arkadaşın, dinazorlar en sevdiğin hayvanlar diyebilirim. Birileri ile güreşmeye bayılıyorsun. Bazen içindeki enerjiyi atman için acaba eve bir kum torbası alsam mı diye düşünmeden edemiyorum. Bazen arkadaşlarla aramızda bu çocuk dağcı olacak esprisi yapıyorduk birazcık doğruluk payı yok değil. Dün evimizin duvarına tırmanmaya çalışıyordun. Bu kadar da değil Bilge dedim içimden. Doğa yürüyüşlerimiz sırasında etrafa olan ilgin, sevgin ve herşeyi tek tek incelemen çok hoşuma gidiyor. Birlikte yaprak çeşitlerini inceleliyoruz, gördüğümüz hayvanları ayırt etmeye çalışıyoruz. Çiçekleri çok seviyorsun ve özenle ilgileniyorsun. Bu sanırım bir erkekte olabilecek güzel bir hassasiyet.
Sosyal olarak kendi arkadaşlarınla ilişkilerin güzel ancak ilk girdiğin ortamlarda bir anda insanlara kaynaşamıyorsun. Hatta biraz utangaç davranıyorsun diyebilirim. Oyun alanlarında ilk adımı karşı taraftan bekliyorsun. Büyükler sana bir soru sorduğunda utangaç cevaplar veriyorsun. Evimize misafir gelmesini çok seviyorsun. Özellikle abilerin olması hoşuna gidiyor. Ancak bazen nasıl davranacağını bilemediğinden seni kafamızda, omuzlarımızda bulabiliyoruz ve bu durum bizim için epey bir zor oluyor. Bir yandan arkadaşlarımızla konuşmaya çalışırken bir yandan da sana yetişmeye çalışmak hiç kolay olmuyor. Aslında orada ben de buradayım, benimle de ilgilenin demek istiyorsun ama bunu direkt söyleyemediğin için dolaylı yollardan dikkat çekmeye çalışıyorsun.
Resim çizmelerine bayılıyorum. Senin resimlerin öyle ezbere çizilen resimlerden değil. Çizdiğin insanlar senin gördüklerinin yansımaları ile bütün ayrıntılarını taşıyor. Kafa basit bir yuvarlak, vücüt öylesine bir çizgi değil. Kafalar yuvarlağa benzer çizgiler, vücutlar biraz dikdörtgen, saçlar da çizdiğin kişiye göre dağınık, uzun, kısa. Aynı senin gibi sana özel.
Canım oğlum iyi ki doğdun, iyi ki varsın! ve iyi ki bu kadar özelsin...
Pazar sabahı uyandığında ona doğum gününü o gün kutlayacağımız müjdesini verdim. Heyecanla mutfak çekmecelerini karıştırmaya başladı. Sonra birkaç eski mum buldu. Çeşmede yıkayıp özenle bir köşeye koydu. Anne kek be light lazım onları alalım olur mu dedi. Planlarını yapmıştı bile.
Kekimizi evde yaptık. Üzerine süpriz batman oyuncağı koydum. Çocuklar gelince bir süre dışarıda oynadılar. Onlara çöp poşetleri ile çuvalla zıplama yarışması yaptırdım.
Biraz olsun dışarıda enerjilerini atınca eve geldik. Kıtap ayıracı süsleme aktivitesini masa başında yaptıktan sonra pizza, patatesli sigara böreği ve meyveden oluşan menümüzden yemekleri seçip karınlarını hızlı bir şekilde doyurdular. Bilge kek için sabırsızlanıyordu. Sonunda mum üfleme zamanı gelmişti. Heyecanla pastanın başına geldi, iki sarı iki mavi olan dört mum seçip pastanın üzerine koyduk. Mumlarını üfleyip pastasını kestik.
En eğlenceli kısmı hediyelerdi. Ninja kaplumbağa saati, ayakkabıları, demir adam oyuncağı favorileri arasındaydı.
Heyecanını ve ayrıntılara gösterdiğin ilgini çok seviyorum. Amerikalıların multitasking dediği yetenek sende fazlası ile var. Bir köşede kendi oyununu oynarken bir kulağın ve nasıl oluyor bilmiyorum ama bir gözün de etrafında olan bitenlerde. Kendi oyununu tamamlayıp sonra bütün ayrıntıları ile başka bir aktiviteye başlıyabiliyorsun. Daha geçen gün ben konferansa giderken benim üzerimi giyindiğimi farkettin kapıdan gitmeden bana isim kartımı uzattın. Anne bunu takman gerekiyor diye de uyardın. Doğru ben unutttum ama sen unutmadın.
Kararlısın ve ne istediğini biliyorsun. Bu bazen aramızda ufak tefek problemlere sebep olabiliyor. Çünkü her zaman senin istediklerini yapacak vaktimiz olamayabiliyor. Bir de kelimelerini az kullanıyorsun. Bazen ne istediğini tam olarak anlatmadığın için kısa süreli (veya uzun) krizler yaşayabiliyoruz. Aslında bu konuda daha iyiye gitmeye başladık. Okuldaki Mrs. Gloria ile olan konuşmamız bu konuda bize epey bir yardımcı oldu diyebilirim. Her yaşadığımız problemin altında kendini tam olarak ifade edememe sorunu olduğunu farkettim. Ben sana duygularını sordukça sen de daha çok kelimelerini kullanır oldun. Önceki gibi sebepsiz ağlamalar veya yersiz yere birisine vurmalar yerine artık duygu analizi yapıyoruz beraber. Sen Meryem'e vurunca ben sana niye vurdun diye kızmak veya hemen bir ceza vermek yerine neden vurdun diye soruyorum ve mutlaka bir sebebi oluyor. Sonra bir arada düşünüyoruz vurmak yerine ne yapabilirdik diye. Artık bazı problem davranışların çözüm bulacağı konusunda çok daha umutluyum. Dün mesela ben giderken ağlamaya başladın. İki şey, iki şey diyordun. Sonra ben senin bu iki şey sözüne dikkat kesilmeye karar verdim. Ne demek istiyorsun diye sorunca sen daha detaylı anlattın. Senden gitmeden iki şey istiyorum demeye çalışıyormuşsun mesela. Birincisi pijamanı benim giydirmemi ikincisi de gitmeden bana güle güle demeyi. Aslında ne kadar da basit şeyler değil mi? Ama biraz ilgisizlik veya yanlış bir tutum bu durumu krize çevirebiliyor. Bugün sabah yine benzer bir durumla karşılaştık. Elif'i sınıfına bıraktık ama sen bir türlü oradan ayrılmıyorsun. Bana sarılmak istiyorum diyorsun. Ben sana sarılıyorum olmuyor. Sonradan anladım ki Elif'i bırakırken ona sarılıp bay-bay demek istiyormuşsun. Hemen dönüp Elif'e sarıldık ve problem çözüldü. Bilgecim seninle bu iletişim konusunda daha çok çalışmamız gerekecek ama şunu biliyorum ki biz seni anlamaya çalıştıkça sen de daha çok kendini anlatmaya çalışıyorsun ve bu durum beni çok mutlu ediyor.
Yemek konusunda çok netsin. Ne istediğini biliyorsun ve sevdiğin yemek olunca çok güzel yiyorsun. Sevmediğin yemek olunca ise işimiz çok zor. Bir iki lokma alıp ben doydum diyorsun. Yeni tatlara açık olup herşeyi denemen ise bir ayrı hoşuma gidiyor. Misafırliğe gittiğimizde birşeyler ikram edilince yemekten büyük bir keyif alıyorsun. Sana özel bir tabak hazırlıyorum. Güzelce masaya oturup özenli bir şekilde yemeklerini yiyorsun. Diğer çocuklar oyun oynuyorlarmış önemli değil. Sen öncelikle tadını çıkara çıkara yemeklerini yemelisin. Benim küçük gurmemsin sen.
Şu aralar bütün film kahramanları seni epey bir meşgul ediyor. Optimus prime en yakın arkadaşın, dinazorlar en sevdiğin hayvanlar diyebilirim. Birileri ile güreşmeye bayılıyorsun. Bazen içindeki enerjiyi atman için acaba eve bir kum torbası alsam mı diye düşünmeden edemiyorum. Bazen arkadaşlarla aramızda bu çocuk dağcı olacak esprisi yapıyorduk birazcık doğruluk payı yok değil. Dün evimizin duvarına tırmanmaya çalışıyordun. Bu kadar da değil Bilge dedim içimden. Doğa yürüyüşlerimiz sırasında etrafa olan ilgin, sevgin ve herşeyi tek tek incelemen çok hoşuma gidiyor. Birlikte yaprak çeşitlerini inceleliyoruz, gördüğümüz hayvanları ayırt etmeye çalışıyoruz. Çiçekleri çok seviyorsun ve özenle ilgileniyorsun. Bu sanırım bir erkekte olabilecek güzel bir hassasiyet.
Sosyal olarak kendi arkadaşlarınla ilişkilerin güzel ancak ilk girdiğin ortamlarda bir anda insanlara kaynaşamıyorsun. Hatta biraz utangaç davranıyorsun diyebilirim. Oyun alanlarında ilk adımı karşı taraftan bekliyorsun. Büyükler sana bir soru sorduğunda utangaç cevaplar veriyorsun. Evimize misafir gelmesini çok seviyorsun. Özellikle abilerin olması hoşuna gidiyor. Ancak bazen nasıl davranacağını bilemediğinden seni kafamızda, omuzlarımızda bulabiliyoruz ve bu durum bizim için epey bir zor oluyor. Bir yandan arkadaşlarımızla konuşmaya çalışırken bir yandan da sana yetişmeye çalışmak hiç kolay olmuyor. Aslında orada ben de buradayım, benimle de ilgilenin demek istiyorsun ama bunu direkt söyleyemediğin için dolaylı yollardan dikkat çekmeye çalışıyorsun.
Resim çizmelerine bayılıyorum. Senin resimlerin öyle ezbere çizilen resimlerden değil. Çizdiğin insanlar senin gördüklerinin yansımaları ile bütün ayrıntılarını taşıyor. Kafa basit bir yuvarlak, vücüt öylesine bir çizgi değil. Kafalar yuvarlağa benzer çizgiler, vücutlar biraz dikdörtgen, saçlar da çizdiğin kişiye göre dağınık, uzun, kısa. Aynı senin gibi sana özel.
Canım oğlum iyi ki doğdun, iyi ki varsın! ve iyi ki bu kadar özelsin...
27 Ekim 2015 Salı
Bilge Yorumlar
Elif çocuklar arasında pek bir popüler. Ben ise mümkün olduğunca Elif'i korumaya çalışıyorum. Elif'i tutmak isteyen Bilge benim ona vermeme isteksizliğim karşısında
- Anne, o herkesin Elif'i.
Danny'nin baby shower'ına gittik. çocuklara yiyecek tabağı hazırlıyorum. önce meryem'e soruyorum. - Kızım sandeviç ister misin?
- Hayır
- Peki ya kraker? Peynir?
- Hayır.
- Sadece yeşil üzüm mü yiyeceksin?
- Evet.
Sıra Bilge'de.
- Bilge kraker ister misin?
- Hayır
- Peki peynir?
- Hayır
- Bak kırmızı üzüm var ondan yer misin?
- Hayır
- Ne istiyorsun peki?
- Ben herşeyden istiyorum
- Peki ben sana büyük bir tabak alayım o zaman... İçecek olarak ne istersin?
- Apple spider!
Oryantal marketten tüm balık aldım. İlk defa sofrada tüm balık yiyeceğiz. Bilge heyecanla atıldı
- anne ben "face" ini yiyeceğim.
kafaları Bilge'nin tabağına koydum.
- göz istemiyorum. face dedim ya.
Balığın gözlerini çıkardım. derisini soydum. Simdi oldu mu?
-evet. yummm....
- Anne, o herkesin Elif'i.
Danny'nin baby shower'ına gittik. çocuklara yiyecek tabağı hazırlıyorum. önce meryem'e soruyorum. - Kızım sandeviç ister misin?
- Hayır
- Peki ya kraker? Peynir?
- Hayır.
- Sadece yeşil üzüm mü yiyeceksin?
- Evet.
Sıra Bilge'de.
- Bilge kraker ister misin?
- Hayır
- Peki peynir?
- Hayır
- Bak kırmızı üzüm var ondan yer misin?
- Hayır
- Ne istiyorsun peki?
- Ben herşeyden istiyorum
- Peki ben sana büyük bir tabak alayım o zaman... İçecek olarak ne istersin?
- Apple spider!
Oryantal marketten tüm balık aldım. İlk defa sofrada tüm balık yiyeceğiz. Bilge heyecanla atıldı
- anne ben "face" ini yiyeceğim.
kafaları Bilge'nin tabağına koydum.
- göz istemiyorum. face dedim ya.
Balığın gözlerini çıkardım. derisini soydum. Simdi oldu mu?
-evet. yummm....
Yön Değiştiren Endişeler
Çocuklarımız bebekken endişelerimiz acaba yeteri kadar besleniyor mu, uyuması gerektiği gibi uyuyor mu, büyümesi normal hızda mı gidiyor gibi daha fiziksel gelişim odaklıydı. Biz de her anne baba gibi çocuklarımızı bağrımıza basıyor ve onların gelişimi için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyorduk. Ancak zaman geçtikçe ve çocuklar büyüdükçe kontrolümüzün dışında oluşan faktörler devreye giriyor. Çocuklarımızın karakterleri belirginleşiyor, bizim isteklerimiz ve onların istekleri çatışıyor ve birbirimizi anlamaya çalışmak yerine bazen olmadık çatışmalara girebiliyoruz.
Çocuklarımın büyümelerini gözlemledikçe onların ne kadar farklı karakterleri içlerinde barındırdıklarını hayretle izliyorum. Meryem ve Bilge birbirinden çok farklılar, Elif ise şu an için bir bilmece. Belki çocuklarımızın güçlü ve zayıf yönlerini biz belirleyemiyoruz ama onları geliştirmek ve iyiye kanalize etmek bizim elimizde. Güçlü yönlerinin yardımı ile zayıf yönlerini geliştirmeye çalışmak bizim anne-baba olarak görevimiz. Ancak bu hiç de kolay bir görev değil. Yaptığımız planlar tutmuyor, ters tepiyor istediğimiz gibi işlemiyor. Mesele insan olunca tek boyutlu düşünemiyorsun. Düz bir sebep sonuç ilişkisi kurmak çok zor. Karakter eğitiminde olayın fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal boyutları var ve hepsini birden koordine ederek bir eylem planı ortaya çıkarmak ayrı bir beceri istiyor. Şu anda biz bu zorlu duvara çarpıp duruyoruz. Sanırım bu çarpma anlarında bizi ayakta tutacak şey kararlı, azimli ve inançlı olmak. Çocuklarımıza inanmak ve onlara duyduğumuz sevgi ile ileriye dönük adımlarını kararlı bir şekilde destekleyebilmek.
Bilge'nin okulundan duyduğumuz şikayetler son bir kaç ayda iyice arttı. Kuralları dinlemiyor, büyük grup zamanlarında kendini kontrol edemiyor, geçiş zamanlarında zorluklar yaşıyor, uyku zamanlarında diğer çocukları uyandırıyor ve saire, ve saire. Öğretmenler Bilge ile sınıf içerisinde baş edemedikleri için bir kaç kere idareye bile yollamışlar. Ben bu çözümü beğenmediğimi, böyle bir ceza için yaşının çok küçük olduğunu açık bir şekilde dile getirdim. Çocuğu daha kreşten idareye göndermeye başlarlarsa bunun ilerisini düşünemiyorum bile. Dün çocukları Emre aldı. Akşama yüzme kursumuz vardı. Hemen arabaya bindik. Emre'ye okulda nasıllarmış diye sordum. Emre öğretmenler konuşurken utançtan yüzümü yerden kaldıramadım dedi. Bütün gün boyunca Bilge resmen bir terör yaşatmış. Kuralları dinlememiş ve hatta bazen öğretmenin dediğinin tam tersini yapmış. Öğretmen oyuncayı kutuya koy demiş bizimkisini gözünün içine baka baka yere atmış. Arabada kısa bir sessizlik oldu. Ne diyeceğimi bilemedim. Bir yandan öğretmenleri anlamaya çalışıyorum ama bir yandan da oğlum için endişeleniyorum. Bu kısa sessizliği Bilge bozdu. Heyecanlı bir şekilde anne biliyor musun bugün yatacağız sonra yarın kalkacağız ve "stay home day" olacak dedi. Yani yarın evde kalacağız dedi. Neden öyle bir düşünceye kapıldı bilemiyorum ama o an için paramparça oldu. Acaba okulda mutlu değil mi? Bütün öfkesinin sebebi orada olmak istememesi miydi acaba?
Bir süre sonra bana okulda nasıl bal kabağının içerisine elini sokup çekirdeklerini çıkarttığını anlatıyordu. Yani okulda hoşlandığı aktiviteler yapıyordu. Öğretmenin günün özeti olarak seçtiği kesit Bilge için günün özetinden çok daha farklı idi. O aslında yaptıklarının çok farkında değildi. Son bir kaç haftadır bizim odak noktamız Bilge okulda iyi davrandı mı davranmadı mı idi ve Bilge bile zaman zaman bize gününü özetlerken bugün okulda iyi davrandım şeklinde özetliyordu. Okulu biz ve öğretmenleri neredeyse tek bir boyuta indirmiştik.
Her gün öğretmenlerin Bilge'nin gününü aynı cümlelerle özetlemesinden ne kadar sıkıldığımı farkettim.
- He had a really rough day today.
- He did not listen any of the instructions.
- We had a rough start but he did much better in the afternoon.
- During nap time he had to sit in one person area at the beginning.
Bu cümlelerin kombinasyonlarını duymaktan sıkılmıştım. Neden hiç yaptığı güze şeylerden bahsetmiyorlardı. Mesela bugün çok güzel bir yorumda bulundu diyebilirlerdi veya bal kabağını incelerken çok fazla ilgiliydi gibi küçük de olsa oğlumun sınıf aktivitelerine katılımı ve katkısı ile ilgili yorumlar yapabilirlerdi. Koskoca günün özeti sadece "çok iyi davrandı" veya "çok kötüydü" olamazdı. Emre bu konuda çok daha sıkıntılı. Toplumsal baskı onu benden çok daha fazla etkiliyor. Bu sıkıntımız yüzme dersi sonunda daha bir katlandı. Çocuklar yüzme karnelerini aldılar. Meryem bir üst sınıfa geçmişti. Ben Meryem ile ilgilenirken Emre Bilge'nin öğretmeni ile konuştu. Bilge aynı sınıfta devam edecekti. Bu bizi şaşırtmadı ancak öğretmenin buna ilave olarak söylediği şey sanki en öldürücü darbeydi. "Hiç dinlemiyor, ilgilenmiyor. Benim tavsiyem özel ders alsın." Öğretmeninin değerlendirmelerine göre Bilge sınıf dersine uygun bir çocuk değildi. Okuldan duyduklarımızın üstüne bu yorum bizi büsbütün yıktı.
Bilge'nın bu durumunun farkındaydık ve kendimize göre çözümler bulmaya çalışıyorduk. Çok fazla enerjisi var, spor yapsa belki o enerjiyi doğruya kanalize edebilir diye düşündük. Disiplin kazanabileceği, seveceği bir spor olan tekvandoya başlattık. Yaklaşık bir buçuk ay haftada iki gün yarım saat tekvando dersine gitti. Hiç bir değişiklik olmadı. Yüzme dersi öğretmeninin söylediklerinin aynısını burada da gördük. Dikkatini vermiyor, dinlemiyordu. İşin hep şakasındaydı. Dikkati her yerde. Bir kaç hareket öğrenmişti ama o kadar. Ödediğimiz paraya ve Bilge'yi oraya götüreceğiz diye çektiğimiz sıkıntıya yazık dedik ve artık göndermeme kararı aldık. Problemimiz hala büyük bir şekilde ortada duruyor ve şu anda ne yapacağımızı bilemiyoruz. En büyük endişem Bilge'nin bu yaşadıklarının onun gelişimini olumsuz yönde etkilemesi ve öğrenme imkanlarının kısıtlanması ile neticeleniyor olması.
Bilge ile bütün bu sorunları yaşarken oğlumun bu yıllarını bu zorlukların gölgelemesini istemiyorum. Kararlılığı, heyecanı, küçük şeylerle mutlu olması beni çok mutlu ediyor. Sanırım okul ve benzeri olaylarda problemlerin en temelinde Bilge'nin kendi gündeminin başkalarının gündemi ile çatışması var. Bilge kendine bir plan yapıyor ve onu uygulamak istiyor, bu plan başkalarının planı ile çatışınca da problemler ortaya çıkıyor.
Meryem'de ise farklı türlü zorluklar yaşıyoruz. Meryem'in içerisinde gizli bir yarışçı var ve bu yarışçı hep kazanmak istiyor. Meryem birşeyi kazanacağını bilsin en sevmediği yemeği bile ona yedirtebilirsiniz. Ancak kaybetmek de bir o kadar üzüyor. Satrancı sırf kaybedeceğim diye oynamıyor mesela. Bazen bilge'nin çabuk giyinmesini sağlamak için Meryem ile giyinme yarışı yaptırıyoruz orada bile kaybettiğinde ağlıyor. Meryem'in sosyal çekingenliği, kazanma hırsı ile birleşince zaman zaman ona zarar verebiliyor. Bize karşı duygularını açık ifade ediyor. Kaybettiğinde ağlıyor, kızıyor ama dışarıda içine kapanıyor. Bazen arkadaşlarına karşı hırslanıyor, öfke biriktiriyor.
Birkaç hafta önce Selçuk ve Danny bizim eve gelmişti. Sinem ve Ela'yı da çağırdık. Ela Meryem'den 8 ay kadar büyük. Ama tam büyümüş de küçülmüş çocuk tiplerinden. Sözel olarak kendini çok iyi ifade edebiliyor. Bütün dikkatleri hemen üzerinde topluyor. Meryem ise genel olarak başkalarının yanında sessiz ve utangaç. Selçuk ve Danny'yi çok seviyor. Ancak sohbetlere öyle kolay giremiyor. Masa başında oturmuş sohbet ediyorduk. Söz Ela'nın nasıl güzel yemek yaptığına geldi. Ela Tonny ile yaptığı bir yemeği anlattı. Selçuk Meryem'e hiç yemek yapıp yapmadığını sordu. Meryem hayır diye cevap verdi. Aslında bu doğru değildi. Meryem 4 yaşından beri yumurta kırabiliyor ve hatta zaman zaman sabah yumurtalarını kendi yapıyordu. Çok güzel yaprak sarmasını biliyordu. Hazır kekleri ben hiç yardım etmeden kendisi yapıyordu. Bir süre sonra Ela bir sinema filminde gördüğü İngiliz aksanını taklit etmeye başladı. Hepimiz bundan çok etkilendik. Gerçekten çok şirin görünüyordu. Çok da başarılı bir taklittti. Sonra baktım Meryem arkadan sessiz bir sekilde Ela'nın söylediklerini tekrar ederek ilgiyi kendisine çekmeye çalışıyordu. Bunu yaparken kendi sahip olduklarının gücünü kullanmak yerine ilgi çeken davranışı koplamayı tercih etmişti. O an duygusal olarak bulabildiği en kolay çözüme sarılmıştı. Meryem'i o şekilde görünce içime sanki kocaman bir bıçak saplandı. Önce kendimden nefret ettim. Ben öyle çok konuşkan bir insan değilim ve zaman zaman gereğinden fazla mütevaziyim ve kızım da benim gibiydi. Kendi sahip oldu değerleri göremiyor ve kendini ifade etme zorlukları yaşıyordu. Ona nasıl yardım edecektim. Bütün gece bu olayın sıkıntısını içimde taşıdım. Sonraki günlerde biraz daha azaldı ama sorunumuz değişmedi.
Geçtiğimiz haftasonu kestane toplamaya gittik. Erva Meryem'in en sevdiği arkadaşlarından birisi. Giderken ona da haber verdik. Sınem de benim yakın arkadaşım olduğu için onu da çağırdım. Sinem Ela ile gelirken Erva'yı aldılar biz önde onlar arkada iki araba kestane çiftliğine gittik. Çocuklar, hepimiz çok eğlendik. Bir sürü kestane topladık. Dönüş yolunda Erva yine Ela'ların arabasına bindi. Mantıklı olan da oydu ama Meryem Erva'nın bizim arabamızda gelmesini istiyordu. Meryem bu duruma çok öfkelendi. Görünüşteki olay Erva'nın Ela'lar ile gidiyor olması idi ama durum göründüğünden çok daha derindi. Meryem Ela'ya çok öfkeli idi. O an öfkesini dile getirmeye başladı. Ela annesi ve babası ile hep özel şeyler yapıyor ve bunu da çocuklara anlatıyordu. Meryem bu duruma üzülmüştü. Sonra sevdiği insanlarla bir araya gelince ilgiyi kendi üzerine çekiyor olmasına da kızıyordu. Bana çok net bir şekilde bir daha Ela'yı çağırma dedi. Ben ona onun da çok özel şeyler yaptığından bahsettim. Sen de yaptığın güzel şeyleri anlatabilirsin dedim. Bana ben o üzülmesin diye anlatmıyorum dedi. Birden kendi kendimle yüzleştiğimi hissettim. Geçen sene Meryem'in bir arkadaşının doğum gününde sınıf arkadaşlarından birisinin annesi ile bahar tatili ile ilgili konuşuyorduk ve ben hiç birşey yapmadığımızı söylemiştim. Meryem bana neden öyle söylediğimi sorunca üzülmesinler diye cevap vermiştim. Şimdi kızım aynı tutumu sahiplenmiş ve başkalarını üzmeyeyim derken kendisini acıtıyordu. Meryem'in sosyal çekingenliğini ben sosyal çevrelerdeki davranışlarımla destekliyordum aslında. ve Meryem ilk defa bu kadar açık bir şekilde kendisini ifade etmişti. Meryem'in başarı ve kazanma arzusu çekingenliği ile çatışıyordu ve kızım arka planda kaldıkça içten içe kırılıyor ve öfke biriktiriyordu.
Elif'im ise şu aralar genelde sığındığım durgun limanım. Onun için en büyük endişem neden kakası fazla sulu veya biberonlarının hepsini neden bitirmedi. Kızım sabahları kakasını yapınca üzerini baştan aşağıya değiştirmek zorunda kalıyoruz. Ara ara kendimi Elif'in kakasını inceler buluyorum. Bu çocuk yediklerini doğru düzdün sindiremiyor mu acaba diye. Hep sulu mu yapıyor yoksa arada büyük parçalar var mı diye. Bir de şu aralar pek bir burnumuz akıyor. Hava değişimi kızıma pek yaramadı sanırım.
Meryem ve Bilge artık büyüdüler ve artık geceleri beni uyandırmıyorlar. Yatma vakitleri geldiğinde kısa süreli bir telaş olsa bile pijamalarını giyip, dişlerini fırçalayıp yatıyorlar. Elif tabii daha bebek o yüzden geceleri onun mesaisi devam ediyor. Her ne kadar çocuklar büyüyünce insan rahatlamış hissetse de başka türlü sıkıntılar işin içine giriyor. Artık endişelerim yön değiştirdi. Ve şu son birkaç haftadır akşam yatağıma yattığımda çocuklarımı düşünürken buluyorum kendimi. Bazen içimin çok fazla sıkıldığını hissediyorum. Ne yapacağımı bilemememin verdiği çaresizlikle yatakta bir o yöne bir bu yöne dönüyorum. Aslında anne-baba olmanın yükü hiç bir zaman azamılyor. Sadece yön değiştiriyor. Meryem ve Bilge bebekkenki endişelerim nasıl şu anda kaybolduysa şu anki endişelerim de belki birkaç yıla kaybolacak ama her zaman yerini bir yenilerine bırakacak. Bir vücutta birden fazla hayat barındırmak gibi annelik (ve sanırım babalık). Yani çocuk sahibi olmak sadece fiziksel olarak çoğalmak demek değil. İnsanın hayatı algılayışı, anlayışı çoğalıyor. Zamanı yaşayışı çoğalıyor, ilgi alanları ve beklentileri de çoğalıyor.
Çocuklarımın büyümelerini gözlemledikçe onların ne kadar farklı karakterleri içlerinde barındırdıklarını hayretle izliyorum. Meryem ve Bilge birbirinden çok farklılar, Elif ise şu an için bir bilmece. Belki çocuklarımızın güçlü ve zayıf yönlerini biz belirleyemiyoruz ama onları geliştirmek ve iyiye kanalize etmek bizim elimizde. Güçlü yönlerinin yardımı ile zayıf yönlerini geliştirmeye çalışmak bizim anne-baba olarak görevimiz. Ancak bu hiç de kolay bir görev değil. Yaptığımız planlar tutmuyor, ters tepiyor istediğimiz gibi işlemiyor. Mesele insan olunca tek boyutlu düşünemiyorsun. Düz bir sebep sonuç ilişkisi kurmak çok zor. Karakter eğitiminde olayın fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal boyutları var ve hepsini birden koordine ederek bir eylem planı ortaya çıkarmak ayrı bir beceri istiyor. Şu anda biz bu zorlu duvara çarpıp duruyoruz. Sanırım bu çarpma anlarında bizi ayakta tutacak şey kararlı, azimli ve inançlı olmak. Çocuklarımıza inanmak ve onlara duyduğumuz sevgi ile ileriye dönük adımlarını kararlı bir şekilde destekleyebilmek.
Bilge'nin okulundan duyduğumuz şikayetler son bir kaç ayda iyice arttı. Kuralları dinlemiyor, büyük grup zamanlarında kendini kontrol edemiyor, geçiş zamanlarında zorluklar yaşıyor, uyku zamanlarında diğer çocukları uyandırıyor ve saire, ve saire. Öğretmenler Bilge ile sınıf içerisinde baş edemedikleri için bir kaç kere idareye bile yollamışlar. Ben bu çözümü beğenmediğimi, böyle bir ceza için yaşının çok küçük olduğunu açık bir şekilde dile getirdim. Çocuğu daha kreşten idareye göndermeye başlarlarsa bunun ilerisini düşünemiyorum bile. Dün çocukları Emre aldı. Akşama yüzme kursumuz vardı. Hemen arabaya bindik. Emre'ye okulda nasıllarmış diye sordum. Emre öğretmenler konuşurken utançtan yüzümü yerden kaldıramadım dedi. Bütün gün boyunca Bilge resmen bir terör yaşatmış. Kuralları dinlememiş ve hatta bazen öğretmenin dediğinin tam tersini yapmış. Öğretmen oyuncayı kutuya koy demiş bizimkisini gözünün içine baka baka yere atmış. Arabada kısa bir sessizlik oldu. Ne diyeceğimi bilemedim. Bir yandan öğretmenleri anlamaya çalışıyorum ama bir yandan da oğlum için endişeleniyorum. Bu kısa sessizliği Bilge bozdu. Heyecanlı bir şekilde anne biliyor musun bugün yatacağız sonra yarın kalkacağız ve "stay home day" olacak dedi. Yani yarın evde kalacağız dedi. Neden öyle bir düşünceye kapıldı bilemiyorum ama o an için paramparça oldu. Acaba okulda mutlu değil mi? Bütün öfkesinin sebebi orada olmak istememesi miydi acaba?
Bir süre sonra bana okulda nasıl bal kabağının içerisine elini sokup çekirdeklerini çıkarttığını anlatıyordu. Yani okulda hoşlandığı aktiviteler yapıyordu. Öğretmenin günün özeti olarak seçtiği kesit Bilge için günün özetinden çok daha farklı idi. O aslında yaptıklarının çok farkında değildi. Son bir kaç haftadır bizim odak noktamız Bilge okulda iyi davrandı mı davranmadı mı idi ve Bilge bile zaman zaman bize gününü özetlerken bugün okulda iyi davrandım şeklinde özetliyordu. Okulu biz ve öğretmenleri neredeyse tek bir boyuta indirmiştik.
Her gün öğretmenlerin Bilge'nin gününü aynı cümlelerle özetlemesinden ne kadar sıkıldığımı farkettim.
- He had a really rough day today.
- He did not listen any of the instructions.
- We had a rough start but he did much better in the afternoon.
- During nap time he had to sit in one person area at the beginning.
Bu cümlelerin kombinasyonlarını duymaktan sıkılmıştım. Neden hiç yaptığı güze şeylerden bahsetmiyorlardı. Mesela bugün çok güzel bir yorumda bulundu diyebilirlerdi veya bal kabağını incelerken çok fazla ilgiliydi gibi küçük de olsa oğlumun sınıf aktivitelerine katılımı ve katkısı ile ilgili yorumlar yapabilirlerdi. Koskoca günün özeti sadece "çok iyi davrandı" veya "çok kötüydü" olamazdı. Emre bu konuda çok daha sıkıntılı. Toplumsal baskı onu benden çok daha fazla etkiliyor. Bu sıkıntımız yüzme dersi sonunda daha bir katlandı. Çocuklar yüzme karnelerini aldılar. Meryem bir üst sınıfa geçmişti. Ben Meryem ile ilgilenirken Emre Bilge'nin öğretmeni ile konuştu. Bilge aynı sınıfta devam edecekti. Bu bizi şaşırtmadı ancak öğretmenin buna ilave olarak söylediği şey sanki en öldürücü darbeydi. "Hiç dinlemiyor, ilgilenmiyor. Benim tavsiyem özel ders alsın." Öğretmeninin değerlendirmelerine göre Bilge sınıf dersine uygun bir çocuk değildi. Okuldan duyduklarımızın üstüne bu yorum bizi büsbütün yıktı.
Bilge'nın bu durumunun farkındaydık ve kendimize göre çözümler bulmaya çalışıyorduk. Çok fazla enerjisi var, spor yapsa belki o enerjiyi doğruya kanalize edebilir diye düşündük. Disiplin kazanabileceği, seveceği bir spor olan tekvandoya başlattık. Yaklaşık bir buçuk ay haftada iki gün yarım saat tekvando dersine gitti. Hiç bir değişiklik olmadı. Yüzme dersi öğretmeninin söylediklerinin aynısını burada da gördük. Dikkatini vermiyor, dinlemiyordu. İşin hep şakasındaydı. Dikkati her yerde. Bir kaç hareket öğrenmişti ama o kadar. Ödediğimiz paraya ve Bilge'yi oraya götüreceğiz diye çektiğimiz sıkıntıya yazık dedik ve artık göndermeme kararı aldık. Problemimiz hala büyük bir şekilde ortada duruyor ve şu anda ne yapacağımızı bilemiyoruz. En büyük endişem Bilge'nin bu yaşadıklarının onun gelişimini olumsuz yönde etkilemesi ve öğrenme imkanlarının kısıtlanması ile neticeleniyor olması.
Bilge ile bütün bu sorunları yaşarken oğlumun bu yıllarını bu zorlukların gölgelemesini istemiyorum. Kararlılığı, heyecanı, küçük şeylerle mutlu olması beni çok mutlu ediyor. Sanırım okul ve benzeri olaylarda problemlerin en temelinde Bilge'nin kendi gündeminin başkalarının gündemi ile çatışması var. Bilge kendine bir plan yapıyor ve onu uygulamak istiyor, bu plan başkalarının planı ile çatışınca da problemler ortaya çıkıyor.
Meryem'de ise farklı türlü zorluklar yaşıyoruz. Meryem'in içerisinde gizli bir yarışçı var ve bu yarışçı hep kazanmak istiyor. Meryem birşeyi kazanacağını bilsin en sevmediği yemeği bile ona yedirtebilirsiniz. Ancak kaybetmek de bir o kadar üzüyor. Satrancı sırf kaybedeceğim diye oynamıyor mesela. Bazen bilge'nin çabuk giyinmesini sağlamak için Meryem ile giyinme yarışı yaptırıyoruz orada bile kaybettiğinde ağlıyor. Meryem'in sosyal çekingenliği, kazanma hırsı ile birleşince zaman zaman ona zarar verebiliyor. Bize karşı duygularını açık ifade ediyor. Kaybettiğinde ağlıyor, kızıyor ama dışarıda içine kapanıyor. Bazen arkadaşlarına karşı hırslanıyor, öfke biriktiriyor.
Birkaç hafta önce Selçuk ve Danny bizim eve gelmişti. Sinem ve Ela'yı da çağırdık. Ela Meryem'den 8 ay kadar büyük. Ama tam büyümüş de küçülmüş çocuk tiplerinden. Sözel olarak kendini çok iyi ifade edebiliyor. Bütün dikkatleri hemen üzerinde topluyor. Meryem ise genel olarak başkalarının yanında sessiz ve utangaç. Selçuk ve Danny'yi çok seviyor. Ancak sohbetlere öyle kolay giremiyor. Masa başında oturmuş sohbet ediyorduk. Söz Ela'nın nasıl güzel yemek yaptığına geldi. Ela Tonny ile yaptığı bir yemeği anlattı. Selçuk Meryem'e hiç yemek yapıp yapmadığını sordu. Meryem hayır diye cevap verdi. Aslında bu doğru değildi. Meryem 4 yaşından beri yumurta kırabiliyor ve hatta zaman zaman sabah yumurtalarını kendi yapıyordu. Çok güzel yaprak sarmasını biliyordu. Hazır kekleri ben hiç yardım etmeden kendisi yapıyordu. Bir süre sonra Ela bir sinema filminde gördüğü İngiliz aksanını taklit etmeye başladı. Hepimiz bundan çok etkilendik. Gerçekten çok şirin görünüyordu. Çok da başarılı bir taklittti. Sonra baktım Meryem arkadan sessiz bir sekilde Ela'nın söylediklerini tekrar ederek ilgiyi kendisine çekmeye çalışıyordu. Bunu yaparken kendi sahip olduklarının gücünü kullanmak yerine ilgi çeken davranışı koplamayı tercih etmişti. O an duygusal olarak bulabildiği en kolay çözüme sarılmıştı. Meryem'i o şekilde görünce içime sanki kocaman bir bıçak saplandı. Önce kendimden nefret ettim. Ben öyle çok konuşkan bir insan değilim ve zaman zaman gereğinden fazla mütevaziyim ve kızım da benim gibiydi. Kendi sahip oldu değerleri göremiyor ve kendini ifade etme zorlukları yaşıyordu. Ona nasıl yardım edecektim. Bütün gece bu olayın sıkıntısını içimde taşıdım. Sonraki günlerde biraz daha azaldı ama sorunumuz değişmedi.
Geçtiğimiz haftasonu kestane toplamaya gittik. Erva Meryem'in en sevdiği arkadaşlarından birisi. Giderken ona da haber verdik. Sınem de benim yakın arkadaşım olduğu için onu da çağırdım. Sinem Ela ile gelirken Erva'yı aldılar biz önde onlar arkada iki araba kestane çiftliğine gittik. Çocuklar, hepimiz çok eğlendik. Bir sürü kestane topladık. Dönüş yolunda Erva yine Ela'ların arabasına bindi. Mantıklı olan da oydu ama Meryem Erva'nın bizim arabamızda gelmesini istiyordu. Meryem bu duruma çok öfkelendi. Görünüşteki olay Erva'nın Ela'lar ile gidiyor olması idi ama durum göründüğünden çok daha derindi. Meryem Ela'ya çok öfkeli idi. O an öfkesini dile getirmeye başladı. Ela annesi ve babası ile hep özel şeyler yapıyor ve bunu da çocuklara anlatıyordu. Meryem bu duruma üzülmüştü. Sonra sevdiği insanlarla bir araya gelince ilgiyi kendi üzerine çekiyor olmasına da kızıyordu. Bana çok net bir şekilde bir daha Ela'yı çağırma dedi. Ben ona onun da çok özel şeyler yaptığından bahsettim. Sen de yaptığın güzel şeyleri anlatabilirsin dedim. Bana ben o üzülmesin diye anlatmıyorum dedi. Birden kendi kendimle yüzleştiğimi hissettim. Geçen sene Meryem'in bir arkadaşının doğum gününde sınıf arkadaşlarından birisinin annesi ile bahar tatili ile ilgili konuşuyorduk ve ben hiç birşey yapmadığımızı söylemiştim. Meryem bana neden öyle söylediğimi sorunca üzülmesinler diye cevap vermiştim. Şimdi kızım aynı tutumu sahiplenmiş ve başkalarını üzmeyeyim derken kendisini acıtıyordu. Meryem'in sosyal çekingenliğini ben sosyal çevrelerdeki davranışlarımla destekliyordum aslında. ve Meryem ilk defa bu kadar açık bir şekilde kendisini ifade etmişti. Meryem'in başarı ve kazanma arzusu çekingenliği ile çatışıyordu ve kızım arka planda kaldıkça içten içe kırılıyor ve öfke biriktiriyordu.
Elif'im ise şu aralar genelde sığındığım durgun limanım. Onun için en büyük endişem neden kakası fazla sulu veya biberonlarının hepsini neden bitirmedi. Kızım sabahları kakasını yapınca üzerini baştan aşağıya değiştirmek zorunda kalıyoruz. Ara ara kendimi Elif'in kakasını inceler buluyorum. Bu çocuk yediklerini doğru düzdün sindiremiyor mu acaba diye. Hep sulu mu yapıyor yoksa arada büyük parçalar var mı diye. Bir de şu aralar pek bir burnumuz akıyor. Hava değişimi kızıma pek yaramadı sanırım.
Meryem ve Bilge artık büyüdüler ve artık geceleri beni uyandırmıyorlar. Yatma vakitleri geldiğinde kısa süreli bir telaş olsa bile pijamalarını giyip, dişlerini fırçalayıp yatıyorlar. Elif tabii daha bebek o yüzden geceleri onun mesaisi devam ediyor. Her ne kadar çocuklar büyüyünce insan rahatlamış hissetse de başka türlü sıkıntılar işin içine giriyor. Artık endişelerim yön değiştirdi. Ve şu son birkaç haftadır akşam yatağıma yattığımda çocuklarımı düşünürken buluyorum kendimi. Bazen içimin çok fazla sıkıldığını hissediyorum. Ne yapacağımı bilemememin verdiği çaresizlikle yatakta bir o yöne bir bu yöne dönüyorum. Aslında anne-baba olmanın yükü hiç bir zaman azamılyor. Sadece yön değiştiriyor. Meryem ve Bilge bebekkenki endişelerim nasıl şu anda kaybolduysa şu anki endişelerim de belki birkaç yıla kaybolacak ama her zaman yerini bir yenilerine bırakacak. Bir vücutta birden fazla hayat barındırmak gibi annelik (ve sanırım babalık). Yani çocuk sahibi olmak sadece fiziksel olarak çoğalmak demek değil. İnsanın hayatı algılayışı, anlayışı çoğalıyor. Zamanı yaşayışı çoğalıyor, ilgi alanları ve beklentileri de çoğalıyor.
25 Eylül 2015 Cuma
Kendi Rolünü Belirleyebilme
Bilge bir arada yaptığımız projelerde yapabileceklerinin sınırlarını test etmeyi seviyor. Duruma göre ona verilen görevi değil de onun yapabileceği veya yapmak isteyeceği rolü belirlemeyi çok iyi biliyor. İlgisi, isteği ve yapabilme yeteneği bu konuda belirleyici faktörler oluyorlar.
Annem geldiği zaman hamur açtığında Bilge ısrarla annemim başında durdu ve sonunda oklavanın birisini ondan kaptı. Üşenmeden o da annemle birlikte hamur açtı. Annem onun yaptıklarını kendisinkilerle birlikte tepsıye koyarak pişirdi. Annem yaprak sararken hem Meryem hem Bilge gönüllü oldular. Annem onlara nasıl sarılması gerektiğini gösterdi. Meryem sabırlıydı ve parmaklarını daha iyi kullanıyordu. Bilge ise bir iki denedi baktı olmuyor. Bana dönerek anne birlikte yapalım dedi. Kendi görevini belirlemişti bile. O yaprağa içi koyacaktı ben saracaktım. Sarma işlemi bitesiye kadar sabırla iç koyma işini yaptı.
Çocukların odasına ranza aldık. Parçaları yukarıya taşıyoruz. Meryem ve Bilge bu konuda gönüllü oldular. Hemen annemin "çocukların gücünü hiç bir zaman hor görme sözü" aklıma geldi ve taşıyabilecekleri ufak parçaları benim gözetimim altında taşımlarına izin verdim. Meryem bedenen zayıf olsa da güçlü ve kararlı. Pes etmeden yorulmadan hangi parçayı verdiysem taşıdı. Uzun veya ağır parçaları Bilge ile taşıyorlardı ama Bilge'ye bu taşıma işi biraz zor görünmüş olacak ki bana "anne sen taşı ben size kapıyı açıyım" dedi. Evet biraz kolaya kaçmıştı ama işten kaçmamıştı. Yine bir arada iş yapıyorduk o sadece kendi rolünü değiştirmişti.
Annem geldiği zaman hamur açtığında Bilge ısrarla annemim başında durdu ve sonunda oklavanın birisini ondan kaptı. Üşenmeden o da annemle birlikte hamur açtı. Annem onun yaptıklarını kendisinkilerle birlikte tepsıye koyarak pişirdi. Annem yaprak sararken hem Meryem hem Bilge gönüllü oldular. Annem onlara nasıl sarılması gerektiğini gösterdi. Meryem sabırlıydı ve parmaklarını daha iyi kullanıyordu. Bilge ise bir iki denedi baktı olmuyor. Bana dönerek anne birlikte yapalım dedi. Kendi görevini belirlemişti bile. O yaprağa içi koyacaktı ben saracaktım. Sarma işlemi bitesiye kadar sabırla iç koyma işini yaptı.
Çocukların odasına ranza aldık. Parçaları yukarıya taşıyoruz. Meryem ve Bilge bu konuda gönüllü oldular. Hemen annemin "çocukların gücünü hiç bir zaman hor görme sözü" aklıma geldi ve taşıyabilecekleri ufak parçaları benim gözetimim altında taşımlarına izin verdim. Meryem bedenen zayıf olsa da güçlü ve kararlı. Pes etmeden yorulmadan hangi parçayı verdiysem taşıdı. Uzun veya ağır parçaları Bilge ile taşıyorlardı ama Bilge'ye bu taşıma işi biraz zor görünmüş olacak ki bana "anne sen taşı ben size kapıyı açıyım" dedi. Evet biraz kolaya kaçmıştı ama işten kaçmamıştı. Yine bir arada iş yapıyorduk o sadece kendi rolünü değiştirmişti.
23 Eylül 2015 Çarşamba
Farklı Karakterler Farklı Beklentiler
Bilge ile Meryem karakter olarak farklı çocuklar. Bu farklılık evimize büyük zenginlik getirse de bazen bizim işimizi zorlaştırıyor. Meryem'de kullandığımız yöntemlerin Bilge'de işe yaramaması durumunda sil baştan yeni yöntemler belirlemek durumunda kalabiliyoruz. Sanırım anne-baba olmanın yenileyeci gücü de bunda gizli. Yoksa herşeyi otomatiğe bağlayabilirdi insan.
Bilge'nin birşey yapmasını istemeden önce Bilge'nin dünyasına girip onu anlamak gerekiyor önce. Hemen yapmasını bekleyemiyorsun. Hayır dediyse o hayır hayır demek oluyor. Sadece sebebini anlayıp o sebebi ortadan kaldırırsan o hayır evete dönüşüyor. İşte burada meryem ile ayrılıyorlar. Meryem birşeyi istemese de biz ondan rica ettiğimizde gerek bizi sevdiği için gerekse bize güvendiği için bizi hiç bir zaman çok zorlamadı. Özellikle yeni birşeyler öğrenme konusunda bu işimizi çok kolaylaştırdı. Meryem yüzme dersi zamanı ilk başlarda sudan korktu, zorlandı ama şu anda yüzme işini hemen hemen tamamen halletti. Veya buz pateni. İlk derse girmek istemedi. Ona "paten üzerinde durmayı öğrenmen gerekiyor. Dersin olduğu sınıftan çıkamazsın. Bu iş orada öğrenilecek dedik" ve öğrendi.
Bilge'de durum farklı. Bilge için daha geniş zamanlara ve onu ikna edecek sebeplere ihtiyacımız var. Bu durum dar zamanlarda krizlerin doğmasına sebep olabiliyor. Bu hafta yüzme dersinde olduğu gibi. Bilge'nin bu dönemki yüzme öğretmeni can yeleği taktırmıyor. Aslına bu yüzmeyi daha çabuk öğrenmelerini sağlayacak bir durum. Ancak Bilge kendini rahat hissetmiyor. Yüzme yeleği olmadan derse katılmayacağım dedi ve katılmadı. Önce ikna etmeye çalıştık olmadı. Sonra tehdit ettik ona en sevdiği kertenkele gözlü yüzme gözlüklerini bir daha vermeyeceğimizi, bir daha havuza getirmeyeceğimizi söyledik o da olmadı. Gitti, arabada oturdu ama havuza girmedi. Şimdi bizim söylediğimizin arkasında durmamız gerekiyor. Bu haftasonu Meryem'i huvuza götürüp Bilge'yi götürmemeye karar verdik. Ne kaçırdığını görür ve belki derslere katılmaya karar verir. Bu da işe yaramazsa yüzme derslerini bir süreliğine bırakmamız gerekecek maalesef.
Bilge'nin birşey yapmasını istemeden önce Bilge'nin dünyasına girip onu anlamak gerekiyor önce. Hemen yapmasını bekleyemiyorsun. Hayır dediyse o hayır hayır demek oluyor. Sadece sebebini anlayıp o sebebi ortadan kaldırırsan o hayır evete dönüşüyor. İşte burada meryem ile ayrılıyorlar. Meryem birşeyi istemese de biz ondan rica ettiğimizde gerek bizi sevdiği için gerekse bize güvendiği için bizi hiç bir zaman çok zorlamadı. Özellikle yeni birşeyler öğrenme konusunda bu işimizi çok kolaylaştırdı. Meryem yüzme dersi zamanı ilk başlarda sudan korktu, zorlandı ama şu anda yüzme işini hemen hemen tamamen halletti. Veya buz pateni. İlk derse girmek istemedi. Ona "paten üzerinde durmayı öğrenmen gerekiyor. Dersin olduğu sınıftan çıkamazsın. Bu iş orada öğrenilecek dedik" ve öğrendi.
Bilge'de durum farklı. Bilge için daha geniş zamanlara ve onu ikna edecek sebeplere ihtiyacımız var. Bu durum dar zamanlarda krizlerin doğmasına sebep olabiliyor. Bu hafta yüzme dersinde olduğu gibi. Bilge'nin bu dönemki yüzme öğretmeni can yeleği taktırmıyor. Aslına bu yüzmeyi daha çabuk öğrenmelerini sağlayacak bir durum. Ancak Bilge kendini rahat hissetmiyor. Yüzme yeleği olmadan derse katılmayacağım dedi ve katılmadı. Önce ikna etmeye çalıştık olmadı. Sonra tehdit ettik ona en sevdiği kertenkele gözlü yüzme gözlüklerini bir daha vermeyeceğimizi, bir daha havuza getirmeyeceğimizi söyledik o da olmadı. Gitti, arabada oturdu ama havuza girmedi. Şimdi bizim söylediğimizin arkasında durmamız gerekiyor. Bu haftasonu Meryem'i huvuza götürüp Bilge'yi götürmemeye karar verdik. Ne kaçırdığını görür ve belki derslere katılmaya karar verir. Bu da işe yaramazsa yüzme derslerini bir süreliğine bırakmamız gerekecek maalesef.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





