26 Mart 2013 Salı

Meryem 4 Yaşında

Zaman çok hızlı geçiyor. Kızım dört yaşını dolduruyor. Yüzündeki ifadesi değişiyor, mimikleri oturuyor, kendi tercihlerini, sevdiklerini, sevmediklerini biliyor ve bunu çok güzel ifade edebiliyor.

Canım Kızım, sana şimdi benim gözümden 4 yaşındaki seni anlatacağım.

Öncelikle çok ama çok güzel bir gülümsemen olduğunu söylemeliyim. Çok çabuk canın sıkılabiliyor ama ufacık birşey de seni mutlu edebiliyor ve mutlu olduğunda çok ama çok güzel görünüyorsun.  Sen gülümseyince gözlerinin içi  de gülüyor ve yanaklarındaki gamzeler hemen belirginleşiveriyor. Umarım bu güzel gülümsemen hiç ama hiç kaybolmaz.




Senin için en önemli şey aile diyebilirim. Ne ile oynarsan oyna mutlaka bir anne, bir baba buluyorsun. Tencere tavadan tut da toplara kadar...Televizyonda seyrettiğimiz filmlerde, okuduğumuz kitaplarda eğer üzgün birisi varsa senin ilk sorun "Annesi nerede" oluyor. Bir şekilde o an annesine ihtiyaç duyacağını anlatmaya çalışıyorsun. Akşam bir arada yemek yeme vakitlerimiz senin için çok önemli. Yemek için bir arkadaşımıza gidersek ve eve dönersek sanki günü tamamlanmamış gibi hissediyorsun ve daha evde yemek yememiz gerektiği konusunda ısrarcı oluyorsun. Evcilik oynamaktan hoşlanıyorsun. Bu oyun sırasında beni baba yapıyorsun ve sen anne oluyorsun. son zamanlarda bu rol dağılımı sonrası bana "sen benim kocamsın değil mi" diye sormaya başladın.

Duygusal olarak çok yoğun bir çocuksun. Hatta biraz fazla hassas diyebilirim. Her an incinip, kırılmandan çok korkuyorum ama aynı zamanda hayata karşı güçlü olmanı istiyorum. Bize duyduğun sevgi, neşeli olduğunda coşkun, üzgün olduğunda içe kapanışların hep bu duygu yoğunluğundan oluyor. 

En sevdiğin oyunlardan birisi bir şeyleri bir yerlere taşımak ve bu sırada binbir hayal kurmak. Bu kış Türkiye gezimizden beri birkaç bluzunu, pantolonunu ve sevdiğin bir kaç oyuncağı bir poşete veya seleye koyuyor ve hayali olarka Türkiye'ye gidip geliyorsun. 

Birşeyler inşa etmeyi ve sıraya dizmeyi çok seviyor.  Oyuncaklarını özenle sıraya diziyorsun. Bazen o kadar aynı hizada olmasını istiyorsun ki bu zaman zaman duygusal patlamalara neden olabiliyor. veya pes ediyorsun ve benden rica ediyorsun.

Kelime hazinemiz hala sınırlı senin yaşıtındaki çocuklara göre ama öğrenme hızın ve merakınla bunu kısa zamanda kapatacağını düşünüyorum. Öğretmenlerin kendini İngilizce ifade etmekte çok büyük gelişme katettiğini söylüyorlar.

Harflerin hepsini tanımıyoruz ve en fazla onbire kadar sayabiliyoruz.En sevdiğin renkler pembe ve mor. Herhangi birşeye isim vermek istediğimizde aklına ilk gelen şeyler kalp ve gökkuşağı oluyor. Kalp şeklini çok seviyorsun. Tabii bir de unicornları. Ayrıca her kız çocuğu gibi prensesleri seviyorsun ve kendini kısa bir zaman için de olsa prenses olarak düşünmekten büyük zevk alıyorsun. Ne kadar prenses elbiselerini sevsen de onları çok uzun bir süre üzerinde bulundurmayı sevmiyorsun. Bazen bir bakıyorum üzerinde çok hoş bir elbise, bir elinde oyuncak tabanca, bir elinde araba ve sen arkadaşların ile senin deyiminle ile "püf" oynuyorsun.

Beğendiklerin ve beğenmediklerin konusunda hep çok açıksın. Televizyonda veya yolda gördüğü bir kimseyi giyim tarzı, bakışı, hareketleri artık daha ne varsa ben bunu sevdim ve sevmedim diye ifade ediyorsun. Ben sana ancak tanıdığımız kimseler için sevdim veya sevmedim ifadesini kullanabileceğimizi diğer durumlarda beğendim-beğenmedim diyebileceğimizi söylüyorum.

Şu aralar ayrıca kendi kendine şarkı söylemeyi seviyorsun . Bu şarkılar sırasında sesini iniş çıkışlı kullanmak çok hoşuna gidiyor. Sanırım böyle söyleyince kendini sahnede gibi hissediyorsun. Tabii bir de dans etmek. Hep beraber dans ettiğimiz zamanları çok seviyorsun. Elimi tutup dönmek en çok sevdiğin şey. Sanırım elbise giymeyi isteminin tek sebebi dans ederken eteklerinin uçuştuğunu görmek. Etekleri uçuşmayan elbiseleri sevmiyorsun. ben de öğrendim artık sana elbise bakarken dönerken etekleri uçuşacak mı diye bakıyorum.


Bilrikte kitap okumayı çok seviyorsun. Kitaplar sanki seni alıyor ve başka bir dünyaya götürüyor. En sevdiğin hikayeler zaman zaman değişse de şu aralar Uyuyan Güzel, Çirkin Ördek Yavrusu ve Peter Pan. Peter Pan'ın benim okuduğum versiyonunda karakterler Meryem, Bilge ve Donkwan olduğu için ayrı bir seviyorsun sanırım. Çizgi filmlerden Tom and Jerry en öncelikli tercihin. Dora ve Kayu'yu da seviyorsun Çizgi film karakteri olarak Mini Mouse'u çok seviyorsun. Prenseslerden, en çok sarı saçlı olanını... sanırım adı Ariel. Film olarak Shrek favorin.

Bir arada bir şeyler yemeyi ve bir şeyler yerken film izlemeyi çok seviyorsun. Geçen gün market alışverişimiz dönüşünde hemen benden senin iiçin bir tabak hazırlamamı istedin. Tabağında balık kraker, vanilyalı ve çilekli gofret ve sütlü çikolata vardı. Sonra bana "bu tabağımdakileri yiyene kadar kedi seyredebilir miyim" diye sordun. Bu kadar özenle hazırlandıktan sonra senin bu isteğine nasıl hayır diyebilirdim. Ben de izin verdim.




Tabii bir de bizimle birlikte film seyretmek. Babandan genellikle korkunç film istiyorsun. Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerini sıkılmadan seyrettiğini söyleyebilirim. Hayvan belgesellerini de çok seviyorsun.Birlikte Bebekler belgeselini iki kere seyrettik.

Kardeşine karşı çok güçlü bir koruma duygusuna sahipsin. İkiniz de birbirinizin yokluğunu hemen anlıyor ve özlüyorsunuz. Tabii kıskançlıklarımız olmuyor değil. Bazen onun sana dokunmasına bire tahammül edemiyorsun. Özellikle uyku vakitlerinde ve yorgun olduğunda hanginizi kucağıma alacağımı şaşırıyorum. Sana haksızlık yapmak istemiyorum ama aynı zamanda Bilge'nin de yaşı gereği ihtiyacı olan sevgi ve korunma duygusundan mahrum kalmasını istemiyorum. Bazen beni şaşırtacak şekilde Bilge'yi düşünüyorsun. gece üzerini örtüyor veya severek yediğin bir tatlıyı onunla paylaşıyorsun.

Yemek konusunda hep inişler çıkışlar yaşıyoruz. Hiç bir zaman çok büyük bir çocuk olamdın. Hep zayıf maksimum %25lerde oldun. ama meyveyi çok seviyorun. Çilek, blueberry, portakal, şeftali ve muz favorilerin. Sebze konusunda hala büyük sorun yaşıyoruz. İtiraz etmeden yediğin tek sebze brokoli. Eti sade olarak pişirdiğimizde severek yiyorsun. Bütün tatlılar senin favorin dieybilirim.

Seninle ilgili en büyük sorunumuz evde tek başına oyun oynamayı sevmiyor olman. dışarıda ise aslında tek başına oynamayı tercih ediyorsun diyebilirim. Diğer çocukların etrafında olması hoşuna gidiyor ama çok fazla bir arada oyandığını görmüyorum. Şu aralar çok yakın bir arkadaşın sanırım yok.  Bu dönem Dongkwan bize çok gelmedi ve bu sizi biraz uzaklaştırdı. Sınıfındaki çocuklarla genelde inişli çıkışlı arkadaşlıkların oluyor. Sınıfında sanırım en sık beraber oynadığın arkadaşın Diego.

Kreşe gitmeyi çok sevmiyorsun. Her sabah kalktığımızda bana bugün okul var mı diye soruyorsun ve evet cevabını alınca "ben istemiyorum, sevmiyorum" diyorsun. akşamları seni almaya gelince ama oradan seni zor uzaklaştırıyorum. Sabahki ruh halinin biraz uykunun açılmamış olması ile ilişkisi var sanırım. Sabahları afyonun gerçekten zor patlıyor. eğer bir gün önceden geç yattıysan zaten hiç yanına yaklaşılmıyor. Her an patlamaya hazır bir bomba gibi oluyorsun. Geceleri en az 11 saat uyumalısın ki seni neşeli uyandıralım. Bu da tabii akşam vaktinde yatmanla alakalı. yatağa girmeninz uyumanız 9-9.30'u buluyor.

Benim minik sincabım, sen benim göz bebeğimsin. Yani yaşın kutlu olsun. İyi doğdun, iyi ki varsın. Seni çok seviyoruz.

20 Mart 2013 Çarşamba

Bilge, Bir Buçuk Yaşına Adım Adım


Hep böyle mutlu mu sorusuna evet demeye korkuyorum, nazar değer, büyüsü bozulur diye. Ama evet hep mutlusun, pozitifsin, meraklısın, ilgili ve sevgi dolusun. En favori iki kelimen "hi" ve "bay". İnsanlarla seni en kolay iletişime geçiren anahtarın bu olduğunun keşfinin tadını sonuna kadar çıkarıyorsun.
 Bazen fazlasıyla şirin göründüğünü söyleyebilirim ve sanırım bir erkek çocuğuna göre fazla güzel. Yolda, sokakta görenlerin sana kız gibiymişsin gibi hitap edişlerini düzeltmekten sıkıldım, artık hiç karışmıyorum. Zaten seni tanıyacak kadar seninle vakit geçirirlerse senin hiç de öyle çıtıpıtı olmadığını farkedeceklerdir diyorum artık kendime.
Bir de tabii o olanca şirinliğinin altında yatan muzurluğun var. O muzur ifade yüzüne yayıldığında bir afacanlığın geleceğini hemen anlıyorum. Tam da bu muzurluk aşamasında gözüme gözüme bakıyorsun. Sanki yaptığın afacanlığı benimle paylaşmak istiyorsun. Televizyon seyrederken sesini kapatmak en favorilerin arasında. Önce bize bakıyorsun, sonra yavaşça ses kontrol aletinin oraya gidiyor ve sesini kapatıyorsun. Bununla bizim televizyona odaklanmış bakışlarımızı yeniden kendi üzerine çekmiş oluyorsun. Bir de paylaşmak istemediğin afacanlıkların var. Tuzluktaki tuzla masayı ve halıları tuzlamak, benim telefonumu karıştırmak veya kumandayı eline alıp televizyonda kanal değiştirmeye çalışmak gibi. 
Yorgun veya aç değilsen kendi kendine çok güzel oyalanabiliyorsun. 


Meryem'in olması senin için ayrı bir şans. Sen onu takip etmekten ve onunla oynamaktan çok mutlu oluyorsun. Hatta bazen küçük afacanlıklar için birlikte işbirliği bile yapıyorsunuz. Yiyecek dolabından birşeyler kaçırmak,


 

veya bardağı, tabağı aşağı indirmek gibi...


Şu an için Meryem ile bu oyun anlarınız o kadar uzun süreli olmuyor; ancak sen biraz daha büyünce birlikte çok güzel oynayabileceğinizi şimdiden görebiliyorum. Ayrıca Meryem gibi duygusal olarak çok kuvvetli bir ablaya sahip olduğun için çok şanslısın. Seni çok seviyor ama sadece sevgi değil o kadar çok sahipleniyor ve esirgiyor ki bazen beni bile şaşırtıyor.
Şu aralar sevdiğin oyunlar (mutfak çöpünü karıştırmak, banyo ve mutfak lavabosunda su ile oynamak ve masada bulduğun yiyeceklerin birazının yiyip birazını etrafa saçmayı oyun olarak saymazsak) oyuncak hayvanlarını teker teker alıp çıkardığı sesleri taklit etmek, kitapların sayfalarına tek başına bakmak, bir yerlere tırmanmak, arabalarla oynamak ve dans etmek.
Buldugun bir poşeti, çantayı koluna takıyor, yüzüne yayılan o şirin gülümsemen ile bana dönüyor, bay-bay diyor odaları dolaşıp tekrar yanıma geliyorsun. Yine bay-bay diyor, yine yanıma geliyorsun ve sen her yanıma geldiğinde ben seni kucağıma alıp sıkı sıkıya içime çekmek istiyorum.
Güreşmeyi ve bazen koca sesini kullanarak konuşmayı çok seviyorsun. Sesini kullanmayı o kadar güzel ayarlıyorsun ki duygularını sesinden çok güzel anlıyabiliyorum. Bir bebek veya bebek resmi gördüğünde "Bebe" deyişin veya kedi gördüğünde "miyav" deyişinle ineği taklit etmek için çıkardığın "moo" sesi, senin ses aralığını çok güzel örnekliyor.

Sevdiğin veya yapmak istediğin şeyleri çok iyi biliyor ve hatta bazen fazla ısrarcı olabiliyorsun. Sanırım seni hırçın olarak nitelendirebilceğim tek yer burası. Bu ısrarcı tutumun en çok Meryem ile oyunlarınız sırasında karşımıza çıkıyor. Bir oyuncağı eğer her ikiniz de istiyorsanız sen "mine" yani "benim" diye bağırarak oyuncağı kendine çekmeye çalışıyorsun. Meryem ise senin elinden almaya çalışıyor. Bu kavgalar sırasında fazla agresif olabiliyorsun o yüzden gözümüzün üzerinde olması gerekiyor. Meryem birkaç kere bundan nasibini aldı. Ya onu ısırdın ya da saçını yoldun. Biz tabii bunun doğru bir davranış olmadığını anlatıyoruz ama bazen sanırım bunu en kolay yol olarak görüyorsun.
Dans etmeyi çok seviyorsun. Herhangi bir melodide kolların hemen havaya kalkıyor ve yüzüne hafif bir gülümseme yayılıyor. Evdeki piyona başına geçip en az 10 dakika başında vakit geçiriyorsun. Tuşlara basıyorsun arada kendi kendini alkışlıyorsun. Piyanoda çıkardığın melodilerden gurur duyuyor olmalısın.
Karşısındaki ile basit oyunlarla anı paylaşmasını çok iyi biliyorsun.  Bazen markette veya herhangi bir yerde bakıyorum yine birilerine gülücükler dağıtıyorsun Ne olmuş nasıl olmuşşa sen orada herhangi birisi ile "cee" oynamaya başlamışsın. İnsanların dikkatini kendine hemencecik çekmeyi başarıp onları oyuna dahil edebiliyorsun. Sınıfının kapısına geldiğimizde mutlaka benimle bir kaçma-yakalama oyunu oynuyorsun. Sen sınıfın dışına doğru kaçıyor ve benim de senin arkadan gelerek seni yakalamamı istiyorsun. 
Artık kaydırağın iki tarafı olduğunun farkındasın ve kaydırakta kaymaktan çok zevk alıyorsun. Önceleri kaydığın taraftan kaydırağa çıkmaya çalışıyordun şimdi artık merdivenleri tercih ediyorsun.
Kışın vazgeçilmez alternatif aktivite yerimiz alışveriş merkezindeki trene binmeyi çok seviyorsun. Treni durmuş durumda görünce hemen içine giriyor ve bana bay-bay diyor. Senin sürekli olarak alışveriş merkezini trenin içerisinde turlamana maddi ve manevi olarak müsaade edemiyeceğim için küçük bir kriz anını göze alarak seni trenin yanından uzaklaştırıyorum ve alışveriş merkezinin içindeki oyun  parkına götürüyorum. Buradaki arabalara büyük bir zevkle tek tek binip iniyorsun. 

Geçen gün bu oyun parkındaki uçak oyuncağını resmen tekeline geçirmiştin. Direksiyonun  başına geçtin ve hiç kimsenın yanına gelmesine müsaade etmedin. Ben ara sıra seni alıp başka oyuncakların başına götürüyordum ki başka çocuklar da uçak ile oynayabilsinler diye ama sen yine gidip uçağın başına, pilot koltuğuna geçiyordun. Bir ara Meryem senin yanına geldi ben de çok önemsemedim nasıl olsa kardeşler bir şekilde anlaşırsınız diye. Beş dakika geçmemişti ki minik bir çocuk yanıma geldi ve heyecanlı heyecanlı "your kids are fighting"  yani "çocuklarınız kavga ediyor" diye uyardı beni. Gerçekten de direksiyon başında sen "mine" diye bağırıyor ve Meryem'i itiyorsun, Meryem ise yanına oturmaya çalışıyor. Mecburen Meryem'i ikna ettim ama hep kaybeden, fedakarlık yapmak zorunda olan Meryem olmamalı. Bunun sonunda sen ne yaptın biliyor musun? Bacaklarını olanca genişliğiyle açtın, tüm koltuğu kaplayarak direksiyonu sahiplenmenin keyfini çıkardın.

Akşamları yatağında yatıyorsun ama bir türlü seni bırakıp gitmeme izin vermiyorsun. Sanki kuş uykusundasın. Ben en ufak bir hareket ettiğimde hemen ayağa fırlıyorsun. Çok denedik tek başına yatırmayı ama en sonunda hep senin zaferinle sonuçlandı.

Dışarıda olmayı çok seviyorsun ve seni içeri sokmakta çok zorlanıyorum. Geçen gün oyun alanında salıncakta o kadar mutlu idin ki seni salıncaktan indirmekte epey bir zorlandım. 

Fiziksel olarak ortalama bir çocuksun. Ne çok uzun ne çok kısa, ne çok şişman ne çok zayıf. Kendi başına yemeğini yiyor hatta bunu tercih ediyorsun. Sana yardımcı olmama kızıyorsun. Yemekte sebzeleri ayırt etmeden yiyorsun ama havuç ve brokoliyi diğerlerine göre daha çok sevdiğini söyleyebilirim. Avakadoyu seviyorsun. Eğer açsan bir avakadonun üçte birini tek başına bitirebilirsin. Meyveleri Meryem kadar çok yemiyorsun ama şu aralar favorin üzüm.Tatlı alışkanlığınız babanız ile paylaştığınız nutella saatleri ile kuvvetleniyor. Bu kadar tatlı seviyor olmanız beni çok mutlu etmese de sizin ne büyük bir zevkle çikolata veya nutella yediğinizi görünce pek bir şey diyemiyorum.

ve ben sana sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ne iyi oldu da hayatımıza dahil oldun. Canım oğlum benim.



11 Mart 2013 Pazartesi

Banyoda Gelen İtiraf

Dün akşamki banyo zamanımızdan bir özet:

Bilge ile Meryem banyodalar. Yıkanmadan önce banyoda 15 dakika kadar oyun oynamalarına müsaade ettim. Bilge her zaman olduğu gibi çeşmenin başında, elinde bir kap su doldurup boşaltıyor. Suyu arada içiyor, arada kendisine döküyor arada da Meryem'e dökmeye çalışıyor. Meryem daha çok küvete taşıdığı onlarca oyuncağını sıraya dizmekle meşgul. Oyuncaklarından bir veya birkaç karakteri alıp su doldurduğu bir kabın içerisinde küvetin kenarına koyuyor. Her seferinde o kap yere düşüyor (ya Bilge atıyor ya da birisi bir şekilde çarpıyor) ve banyo halılarından küvete yakın olanı su içinde kalıyor. Ona göre bu su dolu kap oyuncak karakterlerinin evi. Oyuncakları ile oynarken arada küvete dolan suya dalıp çıkıyor. Aşağıya indirdiği lifleri oyuncaklarının üzerine örtüyor.

Önce bilgeyi yıkıyorum. Meryem Bilge'yi durulamamda yardımcı oluyor. Başına su döküyor, dökerken de Bilge'ye "şimdi hemen bitecek, bak gördün mü, aferin" diyor. Yıkanma sırası şimdi Meryem'de. Sabunlanmayı hiç sevmiyor. Küvetin en ucuna doğru kaçıyor ve ben onun tutup yakına getirmeye çalışıyorum. Bu kaçma-kovalama sırasında ayağı kaydı ve düştü. ve işte uzun süredir beklenen itiraf ve Meryem'in sevdikleri ve sevmedikleri üzerine bir analizi:
- anne, ben banyo yapmayı sevmiyorum. Ben odamda oynamayı seviyorum, televizyon seyretmeyi seviyorum, birşeyler yemeyi seviyorum. Banyo yapmayı sevmiyorum.

5 Mart 2013 Salı

Tubing'de Meryem'in Başına Gelenler...

Pişmiş tavuğun başına gelmemiştir desem yeridir.

Benim canım kızım her nedense bu Tubing aktivitesinde küçüklü büyüklü birkaç kaza atlattı. Kızım için endişelenmedim desem yalan olur. Birinci kaza: Meryem tekeri ile yukarı çıkarken tekerinin bağlı olduğu ip yerinden çıktı ve önce yana doğru kaydı sonra kayma yokuşuna düşüp aşağıya kaydı. Kızım biraz şaşkın biraz korkmuş bir şekilde aşağıya düşüyor ve ben yukarı çıkıyordum. Tekeri kayma yokuşuna doğru gitmeseydi başka birilerine çarpabilirdi. "Anne niye oldu ki" sorusundan başka birşey demedi ve laldığımız yerden devam ettik.


İkinci kazada gerçekten çok şanslıydık. İki tane tepe var birisinde daha çok iniş çıkış var. İlk birkaç turda doğrudan aşağıya inen yokuştan kaydık sonra inişli çıkışlı tepeye geçtik. Tepeye çıkarken önce Meryem'i gönderiyor sonra ben çıkıyordum. Tepenin en üstüne geldiğimizde ise Meryem ile birlikte tepenin başına geçiyoruz ve ben önce onu itiyordum. Ben onun arkasından gidiyordum. Birkaç kere düz tepe kaydıktan sonra inişli çıkışlı tepeye geçtik. Ben yine Meryem'i ittim ve ben arkasından kaymaya başladım. İnerken baktım Meryem tepelerin birinde kalmış kendini de itememiş orada bekliyor. Yanından geçerken tekerimi durduramadım. Olanca yüksek sesimle ona tekerinin içerisini girmesini ve kendisini aşağı ittirmesini söyledim. O tekerinin içerisinde girip girmeme konusunda emin olamıyor çünkü tekeri aşağı gitmiyor. Tam tekerinin içerisine girdi aşağı inmeye hazırlanıyor arkasından yanyana kayan dörtlü bir grup gelip çarpmasın mı... Meryem tekerinden düştü ve gelen grup Meryem'e çarptı geçti. Kızım az kalsın onların altında kalıyordu. Çok çok kötü olabilirdi. Bütün bunlar benim gözüm önünde oldu ve ben hiç birşey yapamadım. Hemen koşup Meryem'i aldım. Meryem çok korkmuştu, ağlamaya başladı. Ben ona sarıldım. O sırada Emre, Bilge ile aşağı inmişti. Emre, Meryem'i aldı ve bana Bilge'yi verdi. Emre olayın ciddiyetinin farkında değildi çünkü neler olduğunu görmemişti ve bu belki de bir açıdan iyi oldu. Hiç birşey yokmuş gibi sıraya geçtiler ve bir süre sonra Meryem tekrar kendisini işin eğlencesine bıraktı. Yine Meryem kendi tekerinde kaydı ama Emre Meryem'in tekerinin kenarından tuttuğu için yarı yolda kayma ihtimalini engellemiş olduk.

Üçüncü kaza en son kayışımız sırasında oldu. Hep beraber kaymaya karar verdik. Emre, ben, Meryem, Dila, Sinem ve Ela. Hepimiz bir zincir olduk ve kaymaya başladık. Kayma aşaması çok zevkliydi. Tam aşağıya inmiştik ki yan taraftaki yokuştan hızla aşağı inen iki kişi ile çarpıştık. Biz de onlar da çok hızlıydı ve çarpışma kaçınılmazdı. Meryem arada kaldı. Yan taraftaki kadının ayakları sanki Meryem'in yüzüne çarptı gibi geldi. O an gözlerimi kapattığımı hatırlıyorum. Ne ilginçtir ki kazanın geldiğini görüyorsun ve birşey yapamıyorsun. Yalnızca tekerlerimiz çarpışmıştı. Meryem'in yüzünde üçüncü kez aynı ifade. Ne oldu ve neden oldu bakışı. Çok şükür ki bu kazaları hiç zararsız atlattık ve Tubing bizim anılarımızda eğlenceli bir aktivite olarak yerini aldı.

Bitmeyen Kış Mevsimine Serpiştirilmiş Mutluluklar

Burada kış o kadar uzun sürüyor ki ya uzun bir kış uykusuna yatıp evden hiç çıkmayacağız ya da soğuk ve kara rağmen yapabileceğimiz aktiviteler planlayacağız. Bu uzun bekleyişlerin birinde kendi gözümde kış mevsiminin anlamını daha net görebildim. Ben kışa o kadar çok geçici gözü ile bakıyorum ki bir türlü tadını çıkarma kısmına geçemiyorum. Kış ayları başlar başlamaz benim geri sayımım başlıyor ve daha kış aylarını yarılamadan yoruluyor, kıştan bunalmaya başlıyorum. Bu hafta sonu aktivitemiz bana kışın başka bir yüzünü gösterdi.

Bu geçtiğimiz Pazar Lansing'de bir parka "Tubing" yapmaya gittik. Bu park, genellikle yaz aylarında, zaman zaman piknik için, zaman zaman su aktiviteleri için gittiğimiz bir parktı. Burada bu sene beşinci senemiz ve ben bu tür bir aktivitenin varlığından daha yeni haberdar oluyorum. Bize Dila, Sinem ve dört buçuk yaşındaki kızı Ela eşlik etti.


Kaymak için çıktığımız tepe çok yüksek olmamasına rağmen basit bir teleferikvari sistemle rahat bir şekilde yukarı çıkabilmemizi sağlayacak bir düzenek kurmuşlar.

ve sonra tek yapmanız gereken tekerinin içine oturup kendinizı yokuştan aşağı bırakmak.


İlk denememizde Meryem ile ben aynı tekeri paylaştık. Emre Bilge'yi kucağına alarak kaydı. Daha sonraki turlarda Meryem kendi tekerini aldı. Bilge hep kucağımızdaydı.



Bu aktivite için iki saatlik bilet alınıyor. Biz bir saatin sonunda epey bir yorulmuştuk. Ateşin kenarına oturup biraz dinlenmeye karar verdik.

Ateşin başına oturunca Sinem'in aklına hemen sıcak çikolata geldi. Parkın içerisinde biletleri aldığımız yerde mini bir kafetarya vardı ve sıcak su, kahve, çikolata benzeri şeyler satıyorlardı ama hiç birimiz yanımıza para almamıştık. Emre'nin cebinden 1 dolar çıktı, Dila'dan da 1 dolar oldu mu bize 2 dolar. Sinem aldı bu iki doları ve ben size alır gelirim dedi. Emre o giderken her zamanki dalgacı tavrıyla bir tahmin yürütüyordu. Sıcak çikolatanın bardağı beş dolardır, Sinem 2 dolar çeyrek bardak çikolata alır gelir onu da dört kişiye paylaştırırız artık diye. Sinem elinde dört bardak çikolata ile gelmesin mi... Bize tabii bunların hepsini iki dolara aldığını söylüyordu ama  cebinden çikolata paketlerini çıkarırken yere düşen paralardan kendini ele verdi. Sıcak çikolata düşündüğümüz kadar pahalı değilmiş. Bardağı bir dolarmış. Ancak Sinem hepimize alabilmek için arabaya gidip yanına biraz daha para almış. Yani iki dolarımızı o kadar küçümsememize gerek yokmuş.

Bir yandan sıcak çikolatamızı içtik bir yandan da sohbet ettik.


Biraz olsun dinlenince son bir kaç tur daha kaymaya karar verdik. İşin aslında baktık Ela almış tekerini kaymaya gidiyor. Sinem Ela'nın tek başına gitmesine göz yumsa mı yummasa mı diye düşünürken, Meryem'in de atlattığı kazalar aklımıza geldi (bakınız: Meryem'in Tubing'de başına gelenler) ve Ela'nın arkasında gitmeye karar verdi. Biz de son kalan yarım saat, 20 dakikalık süremizde birkaç tur daha kayalım istedik ve hepimiz tekrar pistlere döndük.

En son turumuzda hep beraber kaydık.


Yorgun ama gerçekten güzel vakit geçirmiş olamının verdiği mutlulukla arabalarımıza döndük. Dönüşte tek üzgün olan Meryem'di. Çünkü o hala kaymak istiyordu. 2 saatlik süremizin dolduğunu ve ayrıca yorgun olduğumuzu söyleyince bana diğer kayan insanları göstererek "ama onlar kayıyor" dedi. Ona herkesin başlama sürelerinin farklı olduğunu izah etmeye çalıştım. Pek anladığını sanmıyorum ama çok yorulmuştu ve bu yüzden fazla ısrarcı olmadı.

Şu anda yatak odamızdaki masamda oturmuş bu blog yazısını yazarken pencereden evimizin önünde tamamen beyaza bürünmüş donmuş göle bakıyorum ve içimden "ne kadar güzel" geçiyor. Sanırım kış ve ben ilişkimizi yeni bir boyuta taşıyoruz.

Sabah Sabah Şu Aklına Takılan Soruya Bak!

Meryem sabah yatağından kalkınca her zaman ki gibi yanıma geldi. Bir süre yanımda yattıktan sonra bana nereden geldiğini anlamadığım şu soruyu sordu:

- Anne Blueberry neden yapılmış?

Ben: Annecim, blueberry ağaçta yetişiyor. Minik bir ağacın üzerinde.

Meryem: Peki çilek neden yapılmış?

Ben: hmmm... Çilek yerde bir otun üzerinde büyüyor. Blueberry minik bir çalıda çilek de yere yayılan bir otun üzerinde yetişiyor. Aslında ağacı, otu Allah yaratmış ve bize çilek, blueberry hediye etmiş.


2 Mart 2013 Cumartesi

Meryem'in Hayal Oyunu

Başrol oyuncular: Baba, Ayı, Ambulans, Market

-Anne, ben çok üzgünüm çünkü benim babam öldü.

-Kocaman bir ayı geldi ve onu yedi. Bir daha onu göremiyeceğiz [Kızım ölümü tanımaya çalışıyor ve bizim söylediklerimizden, televizyonda seyrettiklerinden anlayabildiği ölüm demek bir daha görememek demek].

-ıııı [ağlama taklidi yapıyor] ben çok üzgünüm.

-Anne ben markete gidecem ve yeni baba alacağım. Nasıl alıyım? [Herhangi bir eşyamızı kaybettiğimizde, veya eskidiğinde yenisini almıyor muyuz? e o halde aynı şeyi ölüm için düşünemez miyiz?]

[Bir süre sonra telefonda konuşma numarası yapıyor]
-Ambulans, benim babam öldü, onu ayı yedi. Ayıya kız tamam mı? Bana yeni baba alır mısın?

[Benim yanıma yüzünde problemi çözdüğünü belirten bir sevinç belirtisi ile geliyor]

-Anne ben ambulansla konuştum. Ayıya kızacaklar ve ayı çok üzülecek. Bana yeni baba alacaklar. pembe olsun....yok... pembe olmasın, senin gibi olsun!