Meryem: Anne benim hiç aynam yok.
Ben: Alalım kızım bir tane.
Meryem: Biraz büyük olsun.
Ben: Tamam
Meryem: Beyaz olsun.
Ben: Benim el aynam gibi mi?
Meryem: Evet, ben onu istiyorum!
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
23 Aralık 2013 Pazartesi
Ben Sadece Babayı Seviyorum!
Meryem ile alışveriş merkezinde geziyoruz. Meryem ile birbirimize vitrindeki elbiseleri gösteriyoruz. O bana anne ne kadar güzel değil mi diyor. Ben ona gösteriyorum. Neresini sevdiğimizden konuşuyoruz. Hep kadın elbiselerine baktığımızı farkettim. Bir erkek mağazasının önünden geçiyorduk. Ona orada resmini koydukları bir erkek modeli göstererek "bak Meryem ben bunu da sevdim" dedim. Meryem bir süre boş boş erkek posterinin olduğu vitrine baktı, bana döndü ve dedi ki "ben sadece babayı seviyorum!".
Büyüyünce
Meryem: Anne, senin üç adın var. Benim de büyünce üç adım olacak.
Ben: Üç mü?
Meryem: Anne, Funda, Gönülateş. Ben büyüyünce benim de üç adım olacak. Meryem, Funda, Gönülateş.
Ben: Annecim senin adın yine hep Meryem olacak.
Meryem: Dört tane olacak. Anne, Funda, Meryem, Gönülateş.
Anne: Kızım ama biz büyüsek de adımız değişmez ki...
Ben: Üç mü?
Meryem: Anne, Funda, Gönülateş. Ben büyüyünce benim de üç adım olacak. Meryem, Funda, Gönülateş.
Ben: Annecim senin adın yine hep Meryem olacak.
Meryem: Dört tane olacak. Anne, Funda, Meryem, Gönülateş.
Anne: Kızım ama biz büyüsek de adımız değişmez ki...
16 Aralık 2013 Pazartesi
Güneşin Doğuşu
Sabah Meryem neşeli bir şekilde yanıma geldi.
- anne biliyor musun? Ben uyurken karnım ağrıdı. Sonra kalktım, tuvalete gittim. Sonra odama gelip pencereden baktım ve güneşi doğarken gördüm. Çok güzeldi. Pembeydi.
- anne biliyor musun? Ben uyurken karnım ağrıdı. Sonra kalktım, tuvalete gittim. Sonra odama gelip pencereden baktım ve güneşi doğarken gördüm. Çok güzeldi. Pembeydi.
Seviyeye ve İş Birliğine Uygun Projeler Aranıyor
Eğer benim bir işim varsa çocukları üzerimden uzaklaştırmanın bir kolay yolu bir zor yolu var. Kolay yolu onlara televizyonda bir şeyler açmak. Hipnoz olmuşcasına saatlerce televizyon karşısında kalabilirler. Tabii bu benim çok içimin elvermediği bir durum. Acil durumlarda veya kısa süreli olacak ise hemen bir Dora veya Caillou açıyorum ve ben de rahatca işime bakabiliyorum ama diğer durumlarda bu seçeneği tercih etmemeye çalışıyorum. Dün akşam üzeri dışarıdan geldikten sonra ben mutfak tarafına geçtim. Meryem'e odanıza gidin oynayın dememe rağmen salonda kalmayı tercih ettiler. Birlikte koltukların minderlerini indirip oynamaya başladılar. Meryem kendisinde ev yapmak istedi. Ben bu arada içeriden gelen bağrış çağrış seslerine tepkisiz kalmaya çalışıyordum. Kendi problemlerini kendileri halletsinler diye. Arada Bilge şikayete geliyor arada Meryem. Birkaç bağrıştan sonra Bilge yanıma gelip ağlamaya başladı. Bana yüzünü gösteriyor ve "Meryem acıttı" diyordu. Bilge Meryem'in evini bozmuştu. Meryem ise Bilge'nin yüzünü çizmişti. Bilge'yi sakinleştirip tekrar içeri gönderdim. Beş dakika geçmemişti ki Bilge yine ağlayarak yanıma geldi. Bu sefer Meryem Bilge'nin yüzünü tırnaklamıştı ve epey derin bir iz bırakmıştı. Meryem'e bir daha kardeşine zarar vermemesi gerektiğini söylerek Bilge'yi odasına götürdüm. Oradan iri parçalı lego setini aldık ve ayağımın dibinde oynamaya başladı. Tek başına oynamaktan sıkılan Meryem onun yanına geldi ve bir süre birlikte oynadılar.
İlk sıkılan Bilge oldu. Dolaptan dünden haşladığım patatesleri çıkardı ve boş tabak istedi. Patatesleri soyma ve doğrama projesi ikisi için mükemmel bir projeydi. Hem bana yardımcı olacaklar hem de kavga etmeden bir arada yapabileceklerdi. Bilge hiç üşenmeden tek tek bütün patatesleri soydu. Meryem ise onun soyduklarını doğradı. Ben ise onların soyup doğradığı patatesleri soğanla kavurdum ve börek içimizi hazırladım.
O an anladım ki çocuklarımız bizim hayatımızdaki rollerimizi paylaşmak istiyorlar. Sen odana git oyna deyince onları bir nevi hayatımızdan uzaklaştırmış oluyoruz. Bu konuda tek zor olan hayatımızdan onlara göre ve bir arada yapabilecekleri kesitleri bulabilmek.
İlk sıkılan Bilge oldu. Dolaptan dünden haşladığım patatesleri çıkardı ve boş tabak istedi. Patatesleri soyma ve doğrama projesi ikisi için mükemmel bir projeydi. Hem bana yardımcı olacaklar hem de kavga etmeden bir arada yapabileceklerdi. Bilge hiç üşenmeden tek tek bütün patatesleri soydu. Meryem ise onun soyduklarını doğradı. Ben ise onların soyup doğradığı patatesleri soğanla kavurdum ve börek içimizi hazırladım.
O an anladım ki çocuklarımız bizim hayatımızdaki rollerimizi paylaşmak istiyorlar. Sen odana git oyna deyince onları bir nevi hayatımızdan uzaklaştırmış oluyoruz. Bu konuda tek zor olan hayatımızdan onlara göre ve bir arada yapabilecekleri kesitleri bulabilmek.
Sezonun İlk Karı
Yılın ilk karı tam anlamıyla bu haftasonu yağmaya başladı. Daha önceki haftalarda birkaç kere yağmıştı ama bu seferki gibi her yer bembeyaz olmamıştı. Çocuklarla dışarı çıktık. Donmuş gölün üzerinde koşturmanın tadını çıkardık. Önce korkak adımlarla, sonra bize ait olan koskocaman alanın tadını çıkararak...

Yere uzanıp kar melekleri yaptık. Meryem ile kar üzerinde resimler çizdik.
Bilge gölün üzerinde duran bisiklet kayığa tüm yaz boyunca binmek istemişti ve şimdi hazır onu bekliyordu. Epey bir süre burada oynadı.
Çocuklar kar oynamaya doymamışlardı ama ben üşümeye başlamıştım. Onları neyin kandıracağını çok iyi biliyordum. Sıcak çikolatalı süte hangi çocuk hayır diyebilirdi ki? Eve geldiğimizde Bilge'nin yanakları kıpkırmızı olmuştu.
Eve girip kapıyı kapatınca Bilge eve döndüğümüz gerçeğini anladı ve tekrar dışarıya çıkmak istedi ama artık eve girmiştik bir kere.

Yere uzanıp kar melekleri yaptık. Meryem ile kar üzerinde resimler çizdik.
Bilge gölün üzerinde duran bisiklet kayığa tüm yaz boyunca binmek istemişti ve şimdi hazır onu bekliyordu. Epey bir süre burada oynadı.
Eve girip kapıyı kapatınca Bilge eve döndüğümüz gerçeğini anladı ve tekrar dışarıya çıkmak istedi ama artık eve girmiştik bir kere.
10 Aralık 2013 Salı
Kısa Kısa Kısa
Meryem ile baleye gidiyoruz. Yolumuz üzerinde dört yolun bağlandığı bir dönel kavşaktan geçiyoruz.
Meryem: Anne bu yol niye dağınık?
Meryem'lerin okul çıkışı bir ambulans okul kapısında bekliyor. Küçük çocuklardan birinin annesi çocuğunu almak için geldiği sıra rahatsızlanmış. Meryem'in ilk sorusu "ama şimdi bebeğini kim alacak?" İkinci sorusu ise "anne, sen hasta olmazsın değil mi?" Hemen bu sorusunun ardından "Sen hastaneye gitmiştin sonra Bilge olmuştu ama sonra gelmiştin". Arabada eve giderken bu olay konuşma konumuz olmuştu. Aklını bir türlü o anne ve çocuktan alamıyordu. Hem çocuk için endişeleniyor hem de kendisi için korkuyordu.
Meryem banyo yaparken Ashley ile oyunlarından konuşuyoruz.
Meryem: Ashley hep anne oluyor ben bebek veya abla oluyorum.
Ben: Sen arada anne olmayı istiyor musun?
Meryem: Evet ama o zaman Ashley ikimiz de anne olalım diyor. Ben öyle istemiyorum.
Ben: Peki ya sen Ashley'e söylesene sadece ben anne olmak istiyorum diye.
Meryem: Anne benim okulumda Türkçe konuşmuyorlar ki!
Meryem ve Bilge'yi yatırıyorum.
Meryem: Anne sen ne yapacaksın.
Ben: Salonda biraz daha oturacağım.
Meryem: Anne bence sen de yat. Uykunu alman lazım. Öyle daha iyi olur.
Emre Meryem ve Bilge'yi yatmaya götürdü ve ben salonda Ebru ile oturuyorum. Ertesi sabah...
Meryem: Anne siz Ebru ile neye gülüyordunuz?
Ben: Nasıl yani?
Meryem: Ben duydum siz gülüyordunuz.
Meryem: Anne bu yol niye dağınık?
Meryem'lerin okul çıkışı bir ambulans okul kapısında bekliyor. Küçük çocuklardan birinin annesi çocuğunu almak için geldiği sıra rahatsızlanmış. Meryem'in ilk sorusu "ama şimdi bebeğini kim alacak?" İkinci sorusu ise "anne, sen hasta olmazsın değil mi?" Hemen bu sorusunun ardından "Sen hastaneye gitmiştin sonra Bilge olmuştu ama sonra gelmiştin". Arabada eve giderken bu olay konuşma konumuz olmuştu. Aklını bir türlü o anne ve çocuktan alamıyordu. Hem çocuk için endişeleniyor hem de kendisi için korkuyordu.
Meryem banyo yaparken Ashley ile oyunlarından konuşuyoruz.
Meryem: Ashley hep anne oluyor ben bebek veya abla oluyorum.
Ben: Sen arada anne olmayı istiyor musun?
Meryem: Evet ama o zaman Ashley ikimiz de anne olalım diyor. Ben öyle istemiyorum.
Ben: Peki ya sen Ashley'e söylesene sadece ben anne olmak istiyorum diye.
Meryem: Anne benim okulumda Türkçe konuşmuyorlar ki!
Meryem ve Bilge'yi yatırıyorum.
Meryem: Anne sen ne yapacaksın.
Ben: Salonda biraz daha oturacağım.
Meryem: Anne bence sen de yat. Uykunu alman lazım. Öyle daha iyi olur.
Emre Meryem ve Bilge'yi yatmaya götürdü ve ben salonda Ebru ile oturuyorum. Ertesi sabah...
Meryem: Anne siz Ebru ile neye gülüyordunuz?
Ben: Nasıl yani?
Meryem: Ben duydum siz gülüyordunuz.
27 Kasım 2013 Çarşamba
I Love You!
Bilge'nin favori cümlesi bu aralar "I love you!". Okulda öğretmeni Bilge'nin bezini değiştirirken Bilge'nin "I love you dady! I love you momy! I love you Meryem!" diye kendi kendine konuştuğunu söyledi. Sınıflarında Dahlia da bu I love you aşkından payını alanlardanmış. Evde de yanımıza geliyor biraz utangaç bir tavırla "I love you!" diyor. Sonra yüzüne güzel bir gülümseme yayılıyor.
Öğretmeni ayrıca Bilge'nin kendisine bir fil ailesi yapıp filleri "dady, momy, Meryem, Bilge" diyerek saydığını anlattı.
I love you, Bilge!
Öğretmeni ayrıca Bilge'nin kendisine bir fil ailesi yapıp filleri "dady, momy, Meryem, Bilge" diyerek saydığını anlattı.
I love you, Bilge!
Bilge'nin Sınıf Değiştirmesi
Bundan iki ay önce Bilge'nin yardımcı öğretmeni bana Bilge'nin 2-3 yaş grubuna geçeceğini ve bizim iki sınıftan birine dair tercihimizin olup olmadığını sordu. Ben de düşüneceğimizi söyledim. Bu süreç içerisinde bir daha öğretmenle bu konuda konuşmadık. Bundan önceki gün gelen mesajda Bilge'nin sınıfından 2-3 yaş grubu sınıfına geçecek çocukların isimleri yazılmıştı ve Bilge bunların arasında yoktu. Ben bu mesaji alır almaz hemen okul müdürünü aradım. Bir 10 dakika kadar telefonda konuştuk. Bu duruma çok sinirlenmiştim. Birincisi beni önce bilgilendirip sonra sözlerini tutmadıkları için. İkincisi Bilge sınıfındaki gün olarak dahi olsa en büyük çocuktu ve bir üst sınıfta olmayı yaş olarak hak eden oydu. Üçüncüsü Bilge'nin her hangi bir şekilde arkadaşlarından geri kalan bir yanı yoktu ve hatta birçok konuda ileride diyebilirim. Okul müdürü değerlendirmeleri yaparken birçok konuya baktıklarını sadece yaşa değil çocuğun o sınıfa uygun olup olmadığına vesaire birçok konunun göz önünde bulundurulduğunu söyledi. Ben ise bu konuda kesinlikle aynı fikirde değildim. Bugün okul müdür yardımcısı, Bilge'nin sınıf öğretmeni ve ben yaklaşık bir saat süren bir toplantı yaptık. Hiç bir geçerli argümanları yoktu. Bilge iki dilli bir çocuk olmasına rağmen yaşının gereği sahip olması gereken kelime hazinesine sahipti. Bir çok konuda aktif ve kendini gayet güzel ifade edebilen bir çocuktu. İşin açıkcası öğretmen bu kararın verildiği zaman yeni gelmişti ve Bilge'yi tam olarak tanıyamamıştı. O zaman kelimeleri çok iyi kullanmadığını ve kendini iyi ifade edemediğini düşündüğünü söyledi. Şu anda bu konuda hata yaptığını kabul ediyor ama geriye alınacak birşey yok. Sonuçta o iki çocuk diğer sınıfa geçti ve benim oğlum hala küçük çocuklarla birlikte. Bir sürü vaatlerde bulunuyorlar. Neymiş efendim Bilge ile özel ilgileneceklermiş de yok ona ihtiyacı olan farklılaştırmayı yapacaklarmış da falan. Sınırlarımı zorlayabileceğim şekilde zorladım ama sonuç sıfır. Ortada yapılmış büyük bir haksızlık var ve bunu değiştiremiyor olmam hala canımı acıtıyor. Bu konuda Emre ile çıkardığımız en büyük ders insanın kendi yolunu hep kendisinin açtığı. Başkalarının senin hakkını gözetmesini beklemeyeceksin. Önceden düşünüp gerekli olan adımları atacaksın. Ne acı kı şu anda bunun faturası Bilge'ye çıkarıldı. Bu durumun bir ay içerisinde düzeltilmesini umut ettiğimi söyledim ama bakalım bizim bu talebimizi ne kadar ciddiye alacaklar?
Sen Küçükken Neredeydin?
Meryem dün sabah yine her zamanki gibi yanıma geldi. Biraz birbirimize sarıldık ve sonra sohbet etmeye başladık. Meryem yine birbirinden ilginç sorularına başladı.
Meryem: Anne sen küçükken neredeydin?
Ben: Anneanne ve dedenin yanındaydım.
Meryem: Orada mı yaşıyordun?
Ben: Evet.
Meryem: Peki baba nerede yaşıyordu?
Ben: Babaannen ve dedenle birlikte.
Meryem: Peki sen babamı görmüyor muydun?
Ben: Yok kızım ben daha o zamanlarda babanı tanımıyordum.
Meryem: Niye?
Ben: Çünkü ikimiz de farklı yerlerde oturuyorduk. Onunla okuldayken tanıştık.
Meryem: Nasıl?
Ben: Baban çok kitap okuyordu ve ben de bu kim böyle çok kitap okuyan demiştim.
Meryem: Konuşuyor muydun onunla?
Ben: İlk başlarda değil. ama sonradan çok iyi arkadaş olduk.
Meryem: Ben babamın küçükken resmini gördüm ama hiç baba gibi değildi.
Meryem: Anne sen küçükken neredeydin?
Ben: Anneanne ve dedenin yanındaydım.
Meryem: Orada mı yaşıyordun?
Ben: Evet.
Meryem: Peki baba nerede yaşıyordu?
Ben: Babaannen ve dedenle birlikte.
Meryem: Peki sen babamı görmüyor muydun?
Ben: Yok kızım ben daha o zamanlarda babanı tanımıyordum.
Meryem: Niye?
Ben: Çünkü ikimiz de farklı yerlerde oturuyorduk. Onunla okuldayken tanıştık.
Meryem: Nasıl?
Ben: Baban çok kitap okuyordu ve ben de bu kim böyle çok kitap okuyan demiştim.
Meryem: Konuşuyor muydun onunla?
Ben: İlk başlarda değil. ama sonradan çok iyi arkadaş olduk.
Meryem: Ben babamın küçükken resmini gördüm ama hiç baba gibi değildi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




