Son 5-6 aydır akşamları saat 11'den sonra bizim evdeki kablosuz bağlantı kapanıyor. Hem internette geç vakitlere kadar vakit öldürmemizi engellemek hem de kablosuz bağlantı dolayısılı ile etrafa yayılan zararlı dalgalardan biraz olsun korunabilmemiz amacı ile bu durum Emre'nin başlattığı bir uygulama. Bir süre bu uygulamaya itiraz ettiysem de sonra bana da matıklı geldi. Ancak yine de internet tutkumdan tamamen vazgeçtim diyemem. Saat 11'den sonra kablo ile internete bağlanıyorum. Salonun koltuğu internet kablosuna en yakın olan yer ve orası geceleri bir süreliğine benim mekanım oluyor. Biraz internette gezindikten sonra uykum geliyor bilgisayarımı orada bırakarak yatmaya gidiyorum (yani gidiyordum).
Dün sabah yine bilgisayarım geceden kalma bir şekilde koltuğun üzerinde idi. Meryem bilgisayarımı aldı ve televizyonun altındaki göze koydu. Sonra bilgisayarımın kablosunu ve sonra bilgisayarımı üzerine koyduğum diz üstü sehpasını... Daha sonra bana döndü ve "Anne, bu senin dolabın olsun. Bundan sonra bilgisayarını buraya koyarsın" dedi. Bu benim eşyalarını ortada gördüğümde ona söylediğim bir şeydi ve şimdi kızım bana söylüyordu. Sadece "tamam annecim" diyebildim uslu bir çocuk edasıyla.
Akşama okuldan eve gelince benim diz üstü sehpamı koltuğun üstünde bulan Meryem "anne bu ne geziyor burada, bunu yerine koyman gerekiyor" deyip kaldırmasın mı...
Çocuklar gerçekten düzeni seviyorlar ve kuralların sadece onlara için olmadığının da gayet farkındalar.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
31 Ekim 2013 Perşembe
28 Ekim 2013 Pazartesi
Bilge'nin Korkan Yüzü
Dün akşam üzeri yürüyüş sonrası evimize dönüyoruz. Bilge'nin gözüne bir evin önündeki cadılar bayramı süslemesi takılıyor. İlk tepkisi o çok tatlı ifadesi ile "korkunc". Yüzündeki mutluluk ifadesi korkuya dönüştü.
O eve yaklaşınca gözlerini elleri ile kapattı ve oradan tamamen uzaklaşıncaya kadar açmadı.
O eve yaklaşınca gözlerini elleri ile kapattı ve oradan tamamen uzaklaşıncaya kadar açmadı.
17 Ekim 2013 Perşembe
Turşu ve Bilge
Bilge yemek yerken kalkıyor, buzdolabından turşu kavanozunu çıkarıyor. Bir avuç turşuyu tabağına koyuyor ve başlıyor yemeye. Öyle bir iştahlı yiyor ki, sizin bile canınız çeker.
Sonra tekrar, tekrar...
O kadar çok yiyor ki zararlı olacak diye artık turşu kavanozunu saklamaya başladık.
Daha iki yaşına bile gelmemiş bir çocuk nasıl böyle turşuya bu kadar düşkün olabilir? Hamileliğimde Türkiye gezimiz sırasında içtiğim şalgam suları bunda etkili olabilir mi acaba?
Sonra tekrar, tekrar...
O kadar çok yiyor ki zararlı olacak diye artık turşu kavanozunu saklamaya başladık.
Daha iki yaşına bile gelmemiş bir çocuk nasıl böyle turşuya bu kadar düşkün olabilir? Hamileliğimde Türkiye gezimiz sırasında içtiğim şalgam suları bunda etkili olabilir mi acaba?
Matematiksel Düşünme Belirtileri
veee Meryem'de matematiksel düşünmenin açık bir örneğini geçen gün yaşadık.
Dışarıda oynuyorlar ve ben artık eve gitmek istiyorum.
- meryem son 5 dakika, sonra eve gideceğiz.
iki dakika geçmemişti ki ben,
- Hadi bakalım Meryem, eve gidiyoruz.
- ama anne daha 5 dakika olmadı ki sadece bir dakika geçti. Daha 4 dakika var.
Kızım çıkarma yapıyor, ağlasam mı ne... Biraz daha sınırları zorlayalım.
- Meryem 1 dakika daha geçti kaç dakika kaldı?
- Üç dakika.
Bana cevap verirken cevabının doğru olup olmadığını parmakları ile kontrol ediyor. Böyle bir dakika bir dakika sıfıra kadar geldik.
Dışarıda oynuyorlar ve ben artık eve gitmek istiyorum.
- meryem son 5 dakika, sonra eve gideceğiz.
iki dakika geçmemişti ki ben,
- Hadi bakalım Meryem, eve gidiyoruz.
- ama anne daha 5 dakika olmadı ki sadece bir dakika geçti. Daha 4 dakika var.
Kızım çıkarma yapıyor, ağlasam mı ne... Biraz daha sınırları zorlayalım.
- Meryem 1 dakika daha geçti kaç dakika kaldı?
- Üç dakika.
Bana cevap verirken cevabının doğru olup olmadığını parmakları ile kontrol ediyor. Böyle bir dakika bir dakika sıfıra kadar geldik.
14 Ekim 2013 Pazartesi
Meryem ile İlk Ciddi Konuşmamız
Bugün Meryem'in öğretmeni Meryem'in okulda iki arkadaşına vurduğunu söyledi. Olaylar oyun sırasında olmuştu ve Öğretmeni Meryem'in tamamen haklı olduğu bir durum olduğunu ancak böyle bir tepki vermesinin onları şaşırttığını söyledi. Bu durum açıkçası bizim de son zamanlarda Meryem'de gözlemlediğimiz bir davranıştı. Bu, Meryem ile Türkiye yolculuğumuz dönüşünde Meryem'de gözlemlemeye başladığım bir davranıştı. Meryem ile ciddi bir konuşma yapmanın vakti gelmişti.
Akşam yemeğinden sonra Emre ile birlikte Meryem'e onunla konuşmak istediğimizi söyledik. Yuvarlak masamıza Meryem aramızda kalacak şekilde oturduk. Açıkçası bu tür bir konuşma bizim için de bir ilkti ve o açıdan biz de tam olarak nasıl davranacağımızı bilmiyorduk ama böyle bir olayın bir daha tekrarlanmasını istemiyorduk.
Meryem şaşkın ve utangaç bir şekide sandalyede oturuyor ve ne söyleyeceğimizi merak eden gözlerle bize bakıyordu. Emre Meryem'e okulda onu üzen bir olay olup olmadığını sordu. Meryem'in klasik cevabı "bilmiyorum"du. Biraz daha ısrar edince Meryem anlatmaya başladı. Bella diye bir arkadaşı Meryem'in oynamakta olduğu bir oyuncağı elinden almış ve Meryem ısrarla "stop, stop, I am using it now" demiş. Kız ise Meryem'e "I don't know what you are saying" demiş ve bu arada bir yerde vurma olayı gerçekleşmişti ama hangi zamanda Meryem kıza vurmuştu bunu tam bilemiyoruz. Meryem'e böyle bir durumda vurmak yerine ne yapması gerektiğini sorduk. Sonra kelimelerini kullanmanın, alternatif çözümler üretmenin, hiç olmazsa bir büyüğün yardımına başvurmanın daha doğru olacağını konuştuk. Böyle bir olayın bir daha tekrar etmemesini umut ederek olayı kapatmış olduk.
Bir kaç saat sonra Meryem ile odasında oynarken ona onun çok güzel bir çocuk olduğunu söyledim. Meryem "neden" diye sordu. Ben de onun çok sevecen, güler yüzlü, yardımsever olduğunu söyledim. Bana dedi ki "ama ben arkadaşıma vurdum". Sanki artık öyle değilim der gibi. Ona önemli olan bu davranışının tekrar etmemesi olduğunu anlatmaya çalıştım. Canım yavrum, bu olay nasıl da içine işlemişti.
Akşam yemeğinden sonra Emre ile birlikte Meryem'e onunla konuşmak istediğimizi söyledik. Yuvarlak masamıza Meryem aramızda kalacak şekilde oturduk. Açıkçası bu tür bir konuşma bizim için de bir ilkti ve o açıdan biz de tam olarak nasıl davranacağımızı bilmiyorduk ama böyle bir olayın bir daha tekrarlanmasını istemiyorduk.
Meryem şaşkın ve utangaç bir şekide sandalyede oturuyor ve ne söyleyeceğimizi merak eden gözlerle bize bakıyordu. Emre Meryem'e okulda onu üzen bir olay olup olmadığını sordu. Meryem'in klasik cevabı "bilmiyorum"du. Biraz daha ısrar edince Meryem anlatmaya başladı. Bella diye bir arkadaşı Meryem'in oynamakta olduğu bir oyuncağı elinden almış ve Meryem ısrarla "stop, stop, I am using it now" demiş. Kız ise Meryem'e "I don't know what you are saying" demiş ve bu arada bir yerde vurma olayı gerçekleşmişti ama hangi zamanda Meryem kıza vurmuştu bunu tam bilemiyoruz. Meryem'e böyle bir durumda vurmak yerine ne yapması gerektiğini sorduk. Sonra kelimelerini kullanmanın, alternatif çözümler üretmenin, hiç olmazsa bir büyüğün yardımına başvurmanın daha doğru olacağını konuştuk. Böyle bir olayın bir daha tekrar etmemesini umut ederek olayı kapatmış olduk.
Bir kaç saat sonra Meryem ile odasında oynarken ona onun çok güzel bir çocuk olduğunu söyledim. Meryem "neden" diye sordu. Ben de onun çok sevecen, güler yüzlü, yardımsever olduğunu söyledim. Bana dedi ki "ama ben arkadaşıma vurdum". Sanki artık öyle değilim der gibi. Ona önemli olan bu davranışının tekrar etmemesi olduğunu anlatmaya çalıştım. Canım yavrum, bu olay nasıl da içine işlemişti.
Balkabağı Bahane...
Yine bir hasat zamanı ve ben geçen sene olduğu gibi Meryem ve Bilge'yi Uncle John's Cider Mill yerine götürdüm. Bu seferki gezimiz geçtiğimiz sene olduğu gibi, hatta biraz daha fazla (Bilge büyüdüğü için) eğlenceli ama biraz ıslak bir gezi oldu. Yolda çok fena bir yağmur başladı. Yağmur şakır şakır yağıyordu. Ben bir yandan yağmur diner mi diye düşünüyor bir yandan da dinmezse kendimize alternatifler bulmaya çalışıyordum.
Yola çıktığımızda çocukların öğle uyku vakitleri olmasına, yolun uzun ve havanın yağmurlu olması da eklenince çocuklar hemen arabada uykuya daldılar. Oraya ulaştığımızda daha uyuyorlardı. Yağmur yavaşlamıştı ama tam dinmemişti. Hem çocuklar uykularını alsınlar hem de yağmur iyice kesilsin diye onları hemen uyandırmadım. Bir 15 dakika kadar ben arabada birşeyler okudum onlar uyudular.
Onlar uyanınca arabada yedek kıyafet adına ne varsa üzerlerine giydirdim. En üste bizim kapşonluları geçirdikten sonra artık gezmeye hazırlardı.
Atlı karıncayı görünce ikisi de bir atın üzerine çıktılar.
İlk işimiz bir traktöre binip balkabağı tarlasına gitmekti. Atlı karıncadan indikten sonra traktörlerin kalktığı durağa gittik. Durağın hemen yan tarafında tahtadan tren ve kamyonu gören Meryem ve Bilge bir süre orada oynamak istediler. Meryem direksiyon başına geçti, Bilge ise koltuğun altında kamyonun kasasına...
Yeşil bir traktörün kasasında balkabağı tarlasının yolunu tuttuk. Traktör yolculuğu çocuklar için çok keyifliydi. Meryem her ne kadar traktörün ön tarafına binmek istediyse de bu sefer kasa ile yetinmek durumundaydık.
Balkabağı tarlasına gelince çocukları hemen bir el arabasına oturttum ve balkabaklarının olduğu yere doğru gittik.
Bilge ve Meryem'e kendileri için bir balkabağı seçmelerini söyledim. Aynı anda bu kadar çok balkabağı Meryem'i heyecanlandırmış, Bilge'yi şaşırtmıştı.

Kendilerine bal kabağı seçmek üzere tarlaya daldılar. Bilge tüm tarlayı el arabasına taşımaya çalıştı,

Arabamıza dönmeden önce balkabağı tarlasında bir hatıra fotoğrafı çektik.
Balkabaklarını arabamıza bırakıp, çocuk eğlence parkının yolunu tuttuk. Önce Elma Kurdu. Meryem tek başına bindi. Bilge her nedense binmek istemedi.
Bilge'nin aklı trendeydi. Trende hemen lokomotif koltuğuna oturdu.
ve dönme dolap...
Bu kadar eğlenceden sonra acıkmıştık. Donut ve elma suyu almaya gittik. Uzun bir sıra vardı. Haftasonu insanlar yağmura aldırmadan sanki buraya akın etmişlerdi. Donut ve elma suyumuzu alıp bir masaya oturduk. Kendi paylarımızı bitirip babamıza iki tane ayırarak arabamıza doğru yola çıktık.
Eve gelir gelmez oturup balkabaklarımızı temizledik. İçindeki çekirdekleri boşaltma işini Meryem ve Bilge yaptı. Şekil verme işini ise biraz onlara denettikten sonra ben devraldım.

Yola çıktığımızda çocukların öğle uyku vakitleri olmasına, yolun uzun ve havanın yağmurlu olması da eklenince çocuklar hemen arabada uykuya daldılar. Oraya ulaştığımızda daha uyuyorlardı. Yağmur yavaşlamıştı ama tam dinmemişti. Hem çocuklar uykularını alsınlar hem de yağmur iyice kesilsin diye onları hemen uyandırmadım. Bir 15 dakika kadar ben arabada birşeyler okudum onlar uyudular.
Onlar uyanınca arabada yedek kıyafet adına ne varsa üzerlerine giydirdim. En üste bizim kapşonluları geçirdikten sonra artık gezmeye hazırlardı.
Atlı karıncayı görünce ikisi de bir atın üzerine çıktılar.
İlk işimiz bir traktöre binip balkabağı tarlasına gitmekti. Atlı karıncadan indikten sonra traktörlerin kalktığı durağa gittik. Durağın hemen yan tarafında tahtadan tren ve kamyonu gören Meryem ve Bilge bir süre orada oynamak istediler. Meryem direksiyon başına geçti, Bilge ise koltuğun altında kamyonun kasasına...
Yeşil bir traktörün kasasında balkabağı tarlasının yolunu tuttuk. Traktör yolculuğu çocuklar için çok keyifliydi. Meryem her ne kadar traktörün ön tarafına binmek istediyse de bu sefer kasa ile yetinmek durumundaydık.
Balkabağı tarlasına gelince çocukları hemen bir el arabasına oturttum ve balkabaklarının olduğu yere doğru gittik.
Bilge ve Meryem'e kendileri için bir balkabağı seçmelerini söyledim. Aynı anda bu kadar çok balkabağı Meryem'i heyecanlandırmış, Bilge'yi şaşırtmıştı.

Kendilerine bal kabağı seçmek üzere tarlaya daldılar. Bilge tüm tarlayı el arabasına taşımaya çalıştı,

Meryem ise bir süre fikir değiştirip durdu. Uzun bir balkabağı mı yoksa
şişman ve yuvarlak bir balkabağı mı istediği konusunda karar
veremedi. En sonunda şişman ve yuvarlak olanı seçtik. Balkabaklarımızı arabamıza koyduk.
Traktör durağına doğru yola çıktık.
Arabamıza dönmeden önce balkabağı tarlasında bir hatıra fotoğrafı çektik.
Balkabaklarını arabamıza bırakıp, çocuk eğlence parkının yolunu tuttuk. Önce Elma Kurdu. Meryem tek başına bindi. Bilge her nedense binmek istemedi.
Bilge'nin aklı trendeydi. Trende hemen lokomotif koltuğuna oturdu.
ve dönme dolap...
Bu kadar eğlenceden sonra acıkmıştık. Donut ve elma suyu almaya gittik. Uzun bir sıra vardı. Haftasonu insanlar yağmura aldırmadan sanki buraya akın etmişlerdi. Donut ve elma suyumuzu alıp bir masaya oturduk. Kendi paylarımızı bitirip babamıza iki tane ayırarak arabamıza doğru yola çıktık.
Eve gelir gelmez oturup balkabaklarımızı temizledik. İçindeki çekirdekleri boşaltma işini Meryem ve Bilge yaptı. Şekil verme işini ise biraz onlara denettikten sonra ben devraldım.

Her ne kadar içi boşaltılan balkabaklarının ömrü uzun olmasa da balkabağı bizim için bir bahaneydi. Birlikte biriktirdiğimiz anılar işe şahane...
Sonbaharı Karşılama
Yapraklar yavaş yavaş renk değiştiriyor, sonbahar yine en güzel renkleriyle kapımızda. Meryem ve Bilge yapraklardan kendilerine demetler yapıyorlar, yaprakların üzerinde zıplıyorlar, başlarından aşağıya yaprakları konfeti yapıyorlar.
Meryem başından aşağıya yaprakları dökerken "anne bak, Caillou gibi yapıyorum" diyordu. Bilge ise yaprakları kendine atmak yerine Meryem'in üzerinden dökmekle meşgul.
Sonbaharda benim en favori ağacım akça ağaç ve ne şanslıyız ki bu ağacın keyfini burada bol bol çıkarabiliyoruz.
Yerlere dökülen yapraklar çocukların da çok hoşuna gitti.
Bilge bir süre yaprakları teker teker alarak demet yapmakla uğraştı.

Taa ki bir değnek gözüne çarpana kadar. Değneği bulunca elindeki değnekle ağaçtan yaprakları silkelemenin daha keyifli olduğuna karar verdi.
Meryem yaprak demetine yaprakları seçerken renk çeşitliliğine ve tabii ki seçtiği yaprakların büyük olmasına dikkat ediyordu.
Yaprakların üzerinde zıplamak en güzeliydi.
Sonbaharda benim en favori ağacım akça ağaç ve ne şanslıyız ki bu ağacın keyfini burada bol bol çıkarabiliyoruz.
Yerlere dökülen yapraklar çocukların da çok hoşuna gitti.
Bilge bir süre yaprakları teker teker alarak demet yapmakla uğraştı.

Meryem yaprak demetine yaprakları seçerken renk çeşitliliğine ve tabii ki seçtiği yaprakların büyük olmasına dikkat ediyordu.
Yaprakların üzerinde zıplamak en güzeliydi.
11 Ekim 2013 Cuma
Benimmmm
Bilge'nin bu aralar favori kelimeleri arasında.
Dün akşam benim telefonumu görünce hemen eline aldı ve bana dönüp "benimmm" dedi. Ben tabii ki benim diyerek geri elinden aldım. Sabah bir baktım benim telefonumu bu sefer benden habersiz almış ve hemen çizgi filmlerin olduğu sayfayı açmış. Teefonumu sahiplenişinin sebebi ortaya çıktı. Onun sevdiği çizgi filmler Dora ve Caillou var içinde.
Meryem ve Bilge'ye dışarı çıkarken ceketlerini uzattım. Bilge kendininkini Meryem'e uzattı sonra Meryem'inkini "benimmm" diyerek adlı. Meryem mecburen çok sevdiği mor ceketini Bilge ile paylaşmak zorunda kaldı.
Dün akşam benim telefonumu görünce hemen eline aldı ve bana dönüp "benimmm" dedi. Ben tabii ki benim diyerek geri elinden aldım. Sabah bir baktım benim telefonumu bu sefer benden habersiz almış ve hemen çizgi filmlerin olduğu sayfayı açmış. Teefonumu sahiplenişinin sebebi ortaya çıktı. Onun sevdiği çizgi filmler Dora ve Caillou var içinde.
Meryem ve Bilge'ye dışarı çıkarken ceketlerini uzattım. Bilge kendininkini Meryem'e uzattı sonra Meryem'inkini "benimmm" diyerek adlı. Meryem mecburen çok sevdiği mor ceketini Bilge ile paylaşmak zorunda kaldı.
Oyuncak Kaplan
Dün, gecenin bir yarısı, Meryem elinde onunla hemen hemen aynı boyda olan oyuncak kaplanı ile odama geldi.
- Anne, ben bu kaplandan korkuyorum, gözleri karanlıkta parlıyor. Burada dursun.
Sabahleyin üzerimizi giyinirken beni uyaran bir sesle
- Anne, bir daha bu kaplanı odamda istemiyorum. Gözleri parlıyor ve beni korkutuyor.
- Anne, ben bu kaplandan korkuyorum, gözleri karanlıkta parlıyor. Burada dursun.
Sabahleyin üzerimizi giyinirken beni uyaran bir sesle
- Anne, bir daha bu kaplanı odamda istemiyorum. Gözleri parlıyor ve beni korkutuyor.
10 Ekim 2013 Perşembe
Evdeki Yeni Yardımcım
Bilge son zamanlarda evin işlerinde epey aktif bir rol alıyor. Dün birlikte bulaşık makinasını boşalttık. O bulaşık makinesinin içindeki tabakları, tencereleri, kaşık-çatalı bir bir bana veriyor ben de yerine koyuyorum. Tabii bu işin en uzun süren kısmı kaşık-çatalı yerleştirme kısmı oluyor. Ya birer birer veriyor veya en fazla iki, üç tanesini bir araya koyuyor.
Sonrasında akşam yemeği için masayı hazırladık. Ben ona tabakları verdim o da tek tek masaya yerleştirdi. Hepimizim ismini sayarak masaya koydu. Tabak yerleştirme işini çok sevdiği için hepimiz için fazladan bir set tabak daha koyduk ama olsun, sonuçta bunu severek yapıyordu. Kaşık ve çatalları masaya koydu. Ben tabaklara yemekleri koyarken o bana sıra ile tabakları verdi, ben yemekleri koydum sonra geri masaya koydu. Masa hazır olunca Emre ve Meryem'i çağırdık beraber. Bu genelde en sevdiği kısım, herkes sofraya, diye bağırmak.
Yemek sonrası ben bulaşıkları sudan geçirip makinaya yerleştirirken bana yardım etmek istedi. Ona bir sandalye çektim, lavabonun başına geçti ve aynen benim yaptığım gibi bulaşık süngeri ile tabakları temizleyerek bana verdi. Bu sırada epey bir su ile oynadığı için bluzü ıslanmıştı. Bu durumdan rahatsız olduğunu bana "ııı" diyerek bluzünü göstererek anlattı. Ben bluzünü çıkarmak isteyince "no" diyerek itiraz etti ve sonra bana mutfak havlusunu işaret etti. Mutfak havlusunu bluzünün içine koymamı istiyordu. Kendi problemine kendi çözümünü üretip bu konuda ısrarcı olmasından dolayı hem şaşkın hem de gururla havluyu bluzünün içerisine koydum.
Sonrasında akşam yemeği için masayı hazırladık. Ben ona tabakları verdim o da tek tek masaya yerleştirdi. Hepimizim ismini sayarak masaya koydu. Tabak yerleştirme işini çok sevdiği için hepimiz için fazladan bir set tabak daha koyduk ama olsun, sonuçta bunu severek yapıyordu. Kaşık ve çatalları masaya koydu. Ben tabaklara yemekleri koyarken o bana sıra ile tabakları verdi, ben yemekleri koydum sonra geri masaya koydu. Masa hazır olunca Emre ve Meryem'i çağırdık beraber. Bu genelde en sevdiği kısım, herkes sofraya, diye bağırmak.
Yemek sonrası ben bulaşıkları sudan geçirip makinaya yerleştirirken bana yardım etmek istedi. Ona bir sandalye çektim, lavabonun başına geçti ve aynen benim yaptığım gibi bulaşık süngeri ile tabakları temizleyerek bana verdi. Bu sırada epey bir su ile oynadığı için bluzü ıslanmıştı. Bu durumdan rahatsız olduğunu bana "ııı" diyerek bluzünü göstererek anlattı. Ben bluzünü çıkarmak isteyince "no" diyerek itiraz etti ve sonra bana mutfak havlusunu işaret etti. Mutfak havlusunu bluzünün içine koymamı istiyordu. Kendi problemine kendi çözümünü üretip bu konuda ısrarcı olmasından dolayı hem şaşkın hem de gururla havluyu bluzünün içerisine koydum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



























