15 Ekim 2012 Pazartesi

Sonbahar

Sonbahar burada cok guzel oluyor. Sari, kirmizi, yesil ve kahverenginginin cesitli tonlarindaki yapraklar hem agaclarin ustunu hem yerleri susluyor. Zaman zaman yagmurla etraf temizleniyor ve sonra birden aniden cikan gunesle birlikte renkler daha da bir canlaniyor sanki. Burada sonbaharda  geleneksellesmis cesitli aktiviteler var. Elma Toplama ve Bal Kabagi hasadi aktiviteleri en cok bilinenleri.
Biz Meryem'le baska bir aktiveteye katildik.  "Apple Butter Festival" yani Elma Tereyagi festivaline katildik. Burada yapilan aktiviteleri ve insanlarin nasil kucuk seyleri buyuk bir oganziyazyona, onemli bir hale donustuduklerini gorunce kendi ulkemde onemsemedigimiz bircok zenginlik adina uzuluyorum.
Elma Terayagi bizim bildigimiz marmelat gibi birsey aslinda. Elmanin kazanda uzun sure kaynatilmasi ile bir cesit karamelize olmasi ve marmelat kivamina donusmesi ile olusuyor.

(http://www.closetcooking.com/2008/03/apple-butter.html)

Iste elma tereyagi gosteriminden bir kare.
Cesit cesit elmalari bir masaya dizmisler. Hem ismini cinsini ogreniyor hem de tadina bakabiliyorsun. Istersen sandiklardan satin da alabiliyorsun.
Elma suyunun nasil cikarildigini biraz tarihi gecmis sayilabilecek bir aletle gosteriyorlar. Cocuklar bu aletin basina bizzat gecip kendileri yaparak bu islemi gorebiliyorlar. Meryem once elmalari atip elmaalrin parcalanmasina yardimci oldu.
Sonra da press islemine.

Balkabaklarini tarladan toplamadik ama istedigimizi secip sekil verme masasinda ucgen temali suslememizi yaptik.
En sonunda da yemek cadirinin oraya gittik. Meryem kendi patlamis misirini kendisi satin aldi ve masalardan birine oturup biraz canli muzigin keyfini cikardik.

Sandalyesinde Oturabilen Cocuklarim Olamiyacak mi?

Meryem mama sandalyesine yemege basladigi zaman orada oturarak durmasi bir iki dakikadan fazla uzun surmuyordu. Sonrasinda ayaga kalkiyor, biraz ayakta yiyor sonra da inmek isiyordu. Su an yemek masasinda da durum pek farkli sayilmaz. Yemegini sandalyede ayaga kalkarak yiyor. Bunun bir sebebi sandalyenin buyuk, onun kucuk olmasi. Bir diger sebebi de yerinde duramiyor olmasi.
Bilge baslarda daha agirbasli duruyordu. Onun hareketlenmesi de cok uzun surmedi. Hemen hemen ayni asamalardan geciyoruz. Bilge mama sandalyesinde biraz daha fazla duruyor. Eger onu oyalayan seyden mutlu ise... Orada vakit gecirmeye deger bir yiyecek varsa oturuyor. ama her an kalkmaya hazir bir modda duruyor.

Yemegi biter bitmez veya yedigi seye karsi ilgisi tukenir tukenmez ayaklaniyor ya sandalyesini masaya gecis amacli kullaniyor ya da ters donerek kendini asagiya sarkitiyor. Insan ister istemez acaba bu cocuklarin oturdugu yerde duran versiyonlari yok muydu diye dusunmeden kendini alamiyor. 

Sabah Telasi

Istisnasiz her sabah bir telas icinde baslamak zorunda mi? Meryem'in sabahlari afyonu hemen patlamiyor. Nesesinin gelmesi icin biraz kendisine gelmesi gerekiyor. Emre ile ben onun nesesinin getirecek ufak oyunlar yapiyoruz. Emre bu konuda epey bir basarili. Kucuk saklanma oyunlari, gidiklamalar falan derken Meryem'in kendine gelmesi bir 10 dakika aliyor. Tabii bu oyunlara Bilge de katiliyor. Meryem biraz kendine gelince ben hemen mutfaga gidip Bilge'nin okulda yiyeceklerini hazirliyorum. Meryem'in yeni okulunda yemekleri verdikleri icin en azindan ondan kurtulduk. Tek tek hem sabah kahvaltisi hem de ogle yemegi olabilecek, hem Bilge'nin sevebilecegi hem de farkli besin degerleri olusturabilecek turden menuyu haftanin bes gunu hazirlamak cok kolay olmuyor. Hadi bunlari hazirladik bir de isim, tarih ve icerik bilgisi iceren etiketler hazirliyoruz. 15 dakika kadar da bu suruyor. Sira cocuklarin kiyafetlerine geliyor. Emre bu is icin Meryem'in hosuna gidecek eglenceli bir yol buldu. Meryem'in at seklindeki yastigini aliyor sanki Meryem'e kiyafetleri at seciyormus gibi yapiyor. Merye'in cok hosuna giden bir oyun oldu bu. Uzerini giyin dedigimizde at secsin diyor. tabii bazen atin sectiklerini (yani bizim) begenmesi epey bir zaman aliyor. Bu sabah baktim, kendisi oyuncak kedisini almis ona sectiriyor. Elinde pembe bir tisort vardi. Sonra benim ona gosterdigimi giymeye karar verince elindekini gosterip ama bunu kedi secmisti dedi. Cocuklarin hayal dunyasi epey bir genis oluyor.
Sabah yola cikmadan Meryem'e biraz meyve veya ufak tefek atistirmalik birseyler veriyorum ki okulda kahvalti saatine kadar cok acikmasin. Ikisi de balik krakerlere bayiliyorlar. Ben esyalarin hazirlanmasi ile ugrasirken bir baktim ikisi oturmuslar neseli nesli balik kraker yiyorlar.

Bilge'nin cantasi, bazen ihtiyaca gore bebek bezi, islak mendil, yedek kiyafetler, benim cantam, havalar sogudu cocuklarin montlari derken kendimizi zor disari atiyoruz. Cocuklari okuluna biraktiktan sonra kendimi ayri bir ozgur hissediyorum.

13 Ekim 2012 Cumartesi

Meryem ile Kampus gezintisi

Michigan State macinin oldugu bir hafta sonu hem Meryem ile ufak bir otobus yolculugu yapabilmek icin hem de Kampusdeki hareketliligi biraz olsun hissedelim diye ikimiz birlikte kampuse gittik.
Mini yolculugumuza Meryem buyuk bir heyecanla hazirlandi. Cantamiza atistirmalik birkac sey ve suyumuzu koyduk ve yola hazirdik.


Meryem icin bu yolculugun en guzel yani otobuse binmek ve benim ofisimde vakit gecirmekti.
Burada bircok yere kendi arabamizla gittigimiz icin otobus yolculugu Meryem icin heyecan vericiydi. Uzun zamandir istedigi birseydi. Birlikte durakta beklemek, sonra para vererek gecmek ve oturacagimiz koltugu secmek epey bir hosuna gitti.
Kampus icersinde Spartan maskotu ile fotograf cektirmeden olmazdi tabii..
Sonrasinda benim ofisime geldik. Meryem burada once ona verdigim oyuncaklarla oynadi, sonra da benmis gibi yapip benim yerimi ve bilgisayarimi aldi.
Donus vaktinde otobus icin epey bir kosmak durumunda kaldik. Otobus duraginin yeri mac nedeniyle degismisti. Otobusun gelmesine ise cok az bir zaman kalmisti. Meryem ile otobus duragina otobusu yakalamak icin yetismek gunumuzu tamamlayan bir macera olmustu.

9 Ekim 2012 Salı

Cocuklarin baskalarinin yaninda artan istahi

Gectigimiz Cumartesi Eun Mi Meryem ve Donkwan'i alip Imression 5 Muzesine oyun icin goturdu. Biz kahvaltimizi 9:30 gibi bitirdik, eun mi de saat 10'da bizim eve Meryem'i almaya gelmisti. Meryem arabaya biner binmez. "I am hungary, I want coffe and muffin" demis. Yani "Ben aciktim kahve ve kek istiyorum" demis sanki kahvalti etmemeis gibi. tabii istedigi sey de bir ayri komik. Biz bundan birkac hafta once bir kafede oturup kahve icmistik, cocuklara da kek almisitk. Sanirim onu hatirladi. Eun Mi gulumseyerek ona cocuklarin kahve icemeyecegini ama kek alabilecegini soylemis.
Muzede birkac saat oynadiktan sonra , eve donus yolunda Eun Mi cocuklara ac olup olmadigini sormus. Meryem hemen atlamis tabii ki. Bizim eve yakin bir restorana gitmisler. Meryem cocuk pizzasi almis ve hepsini tek basina bitirmis. Ben de Meryem'in hic istahi yok diye herkese anlatip duruyorum. Eun Mi bana sasirarak bunu anlatince ne diyecegimi bilemedim. Kizim bizim yanimizda da biraz boyle istahli olsan ya.

Bulasik Makinesinin Cekiciligi

Bulasik makinesinin sesi Bilge icin sanki acma kapama dugmesi. O sesi duyunca bizim cocugu tutabilene ask olsun. Hic vakit kaybetmeden, olanca hiziyla hemen makinenin basinda. Bizim ona cok musaade etmedigimizi o da farketmis olacakki dun bulasik makinesi acilir acilmaz hemen makinanin icindeki tahta kasiklardan birini kaptigi gibi kactigi bir oldu. Ne kaparsam yanima kar kalir hesabi yani:) Kasigi alip arkasini donup kacmasi gercekten cok sevimliydi.

Ben Buyuyunce

Seneler gectikce "Ben Buyuyunce" ile baslayan nice cumleler gelecektir sanirim. Ama iste bunlardan birisi.
Meryem: "anne ben buyuyunce Donkwan'i okula araba ile birakacagim"
Meryem buyunce sanki arkadasi Donkwan hep cocuk kalacak:)

Eğlenceli Çoraplar


Emre geçen gün bana bir deste farklı renklerde çorap almış. Hiç birisi birbirinin eşi değil. Desenler temelde aynı ama renkler farklı. Çok eğlenceli. Bu çoraplar Meryem'in cok hoşuna gitti. Aldı, bir süre baktı ve sonra, anne ben dolaba koyarım dedi. Bir baktım çorapları ikimize paylastırmış. Kendi sevdiği renkleri ayırıp, kendine göre çiftler yapıp dolabına koymuş. Hemen hemen eşit miktarda benim dolabima koymayı da ihmal etmemiş. Sadece kendine almamış. Biraz bakıp geri benim dolabıma da koymamış. Rasgele ikiye de bölmemiş. Her ne kadar coraplar onun ayağına büyük de gelse bir süre bu çoraplarin tadını çıkarmasına müsaade ettim. Ayrıca birisi ile sorgusuz birşeylerini paylaşabilme duygusu cok hoşuma gitti. Canım kızım, seninle paylaşmayacağım da kiminle paylaşacağım?

27 Eylül 2012 Perşembe

Kutuda Kalan Son Çilek

Meryem, meyve yemeyi çok seviyor. Berry'ler onun vazgecilmezleri. Blueberry ve Strawberry (cilek) başta, bunları Rasberry ve Blackberry izliyor. Çilekler indirime girmiş diye yazin son günlerinde mevsimi tamamen geçmeden Meryem'e biraz daha alayım istedim. İki tane 1 poundluk kutulardan aldım. Kutunun birini Donkwan ile birlikte yediler. İkinci kutunun bir kısmını dün sabah yedi ve cok az da akşama kalmıştı. Okuldan gelince hemen masaya oturdu ve kalan çilekleri yemeye başladı. Son bir tane kalmıştı ki tuvaletinin geldiğini farketti. Kutunun kapağını güzelce kapattı ve bunu kimse yemesin diyerek kutuyu mutfak tezgahına koydu. Tuvalete gitti. Ben o sırada Emre ile konuşuyordum, dalmışım. Konusma arasında çilek kutusunu actim ve son kalan çileği tam yiyordum ki Meryem'in sözü aklıma geldi. İş işten çoktan geçmişti. Çileğin yarısından fazlasını yemiştim. Hemen kutuyu çöpe attım ve umarım Meryem kutuda kalan son çileğini hatırlamaz dedim. O ise tuvaletten çıkar çıkmaz nerede benim çileğim diye sormaya basladı. Özellikle kimse bunu yemesin demişti ve şimdi nasıl ona kızım ben yedim diyecektim. Hemen alternatif birsey bulmalıydım. Meryem sana şeker vereyim mi? Olmadı. Muz yer misin? Olmadı. "Kizim, ben onu yanlislikla yedim". Yüzüme bana inanmayan gözlerle bakarak anne çilegimi ver dedi. Şaka yaptığımı düşündü. Suçlu bir şekilde tekrarlardım. "Annecim ben onu yedim."

Çare yok, markete gittik ve yeni iki kutu çilek aldık. Sonuçta ben, bana emanet ettiği kutuda kalan son çileğini yemiştim. Üstelik hiç kimse yemesin demesine ragmen.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Azalmayan Heyecanlar Diliyorum!

İnsanın küçüklükteki azmi, öğrenme heyecanı, merakı neden zamanla azalıyor? Bilge o kadar heyecanlı, enerjik, hayat dolu ve herşeye karşı o kadar ilgili ki keşke diyorum hep böyle kalabilse. Yeni birşey hemen dikkatini çekiyor. Hedefine çok güzel odaklanıyor. İstediği birşey karşısında ısrarcı ve kolay kolay pes etmiyor. En ufak şey bile onun icin çok büyük bir neşe kaynağı. Bilge'nin bu sabah boş mama kavanozu ile oynarkenki keyfine imrendim. Kavanozun kapağını alıyor, kapatıyor, açıyor, tekrar kapatıyor, tekrar açıyor. Ne büyük bir keyifle ve dikkatle bunu yapıyordu. Sonra onun o yüzündeki müthiş gülümseme için ona bakmanız yeterli. Bir bakışınıza karşılık dünya tatlısı bir gülümseme, bir de kendi dilinde hecelerle size karşılık veriyor. İnsanın içi sıcacık oluyor.

En ufak sey bile onun için oyuna dönüşebiliyor. Şu aralar mesela mutfaktaki çöp kutusuna taktı. Dolabı açıyor ve çöpe ulaşmaya calışıyor. Bizim bunu yapmasını istemediğimizi çok iyi biliyor. Bazen biz özellikle oradayken gözümüzün içine içine bakıyor ki biz ona "seni yaramaz yine çöpü mü buldun" diye yanına gidelim istiyor. Sonra gelsin kahkahalar... Bir diğer merakımız banyo. Orası onun için bir macera yeri. Karıştırmasına asla izin vermediğimiz dolaplar, fırçalar, kovalar, tuvalet ve su var. Banyonun kapısını açık unutmayalım, bizimki hemen orada. O yuzden esktra dikkatli olmamız gerekiyor.

Bebekken ki bu merakımız zamanla törpüleniyor. Girişimci ruhumuz edilgen bir hale dönüşüyor. Meryem'de bile bunun etkilerini görebiliyorum. Büyüdükçe hayata karşı daha bir olumsuz ve daha bir isteksiz mi oluyoruz nedir? Çocuklarımın ikisi için de azalmayan heyecanlar diliyorum. Ve tabii ki bol bol küçük, sebepsiz mutluluklar.