1 ve 2 yaş arası çocukların en güzel yaptığı şey bence baştan aşağı kirlenmek. Saç derilerine, ağız içlerine varıncaya kadar tepeden tırnağa kirlenmek. Meryem'den hatırlıyorum çok severdi toprakla, çamurla oynamayı. Şimdi sıra Bilge'de. Oyun oynamak için yarım saatliğine bile dışarı çıksak üzerinde zıplayacağı bir su birikintisi veya içinde yatıp yuvarlanacağı bir kum havuzu mutlaka buluyor. Lake Lansing gölü kıyısına koşar gibi gidip suyun içerisine girdiğinde onu geri çekmek için çok geçti.
Suyun tadını çıkarmasına izin verdim. Su çok soğuktu ama bu onun umrunda değildi.
Dün ise oyun parkında kum havuzunun içerisinde resmen kum banyosu yaptı. Kumları alıp başına attı. Sonra yüzün koyun yatıp yemeye çalıştı. Oda yetmedi içinde yuvarlanmaya başladı.
Ancak tepeden tırnağa kum olduktan sonra kum havuzundan çıkmaya karar verdi.
Balkondaki saksılardaki toprakla oyunu genelde Bilge'nin içerisinde yüzebileceği bir toprak birikintisine dönüşmesi ile son buluyor.
Bütün bunlar sırasında o kadar mutlu oluyor ki onu engellemek yerine onu kendi haline bırakıyorum. Bilge'yi bu kadar keyifli oynarken izlemenin tadını çıkarıyor ve kendi kendime kirlenmek güzeldir diyorum.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
9 Mayıs 2013 Perşembe
tobi, tobi, tobi...
Bilge yüzüne dağılan sevimli gülümsemesi ile parmakları ile gıdıklar gibi göbeğine dokunarak tobi, tobi, tobi diyor. Aynı şekilde eğer benim göbeğimi açıkta görürse hemen gelip tobi, tobi, tobi diyerek dokunuyor. Sanırım okulda yaptıkları birşey bu. Tahmin ettiğim kadarı ile "Tummy"nin Bilge versiyonu.
7 Mayıs 2013 Salı
Bahar Çiçekleri
Her taraf rengarenk ve mis gibi kokuyor. Meryem ile çiçeklerin adlarını öğreniyoruz. Laleyi, manolyayı öğrendi. Erguvan ve nergizi hatırlamak için bana soruyor. Leylaklar daha tomurcuk halinde. Birkaç güne onlar da açar.
Akşam üzeri yürüyüşlerimiz aynı zamanda bizim doğa keşif anlarımız. Evin hemen yakınlarındaki orman yürüyüşümüz sırasında karşımıza çıkan, kuru yaprakların içerisinden başlarını uzatan binlerce sarı çiçek, doğanın kuruların arasından nasıl yeniden can bulduğunu anlatır gibiydi.
Orman yürüyüşümüz sırasında Bilge yine kendini içine atacağı bir su birikintisi buldu. Bilge'nin ıslak elbiseleriyle daha ileriye gitmeye çalışmanın çok da iyi bir fikir olmadığını düşünerek yürüyüşümüzü kısa kesmek zorunda kaldık.
Bir kaç gün sonra sarıların yanına pembeler, beyazlar, morlar eklenmişti bile. Ormanda hala sarının egemenliği vardı ama yolumuz üzerindeki evlerin bahçelerindeki çiçekler açmak için sanki birbirleri ile yarışıyorlardı.
Erguvan ağacının yanına yaklaştık ve minik, mora kaçan pembe çiçeklerine dokunduk.
Sonra da önüne geçip poz verdik.
Önümüzdeki manolya ağacını fotoğraflarken, Emre ile manolya ağacının ne kadar gösterişli ama ömrünün ne kadar kısa olduğundan konuştuk.
Yolumuzun üzerindeki çocuk parkında biraz mola verdik. Bilge üzerinde sallanabildiği tahta çubuğu çok sevdi.
Oyun parkı epey bir kalabalıktı ve bu kalabalık Meryem'in çok hoşuna gitmişti. Birçok çocuğun oynadığı dönme tahtasına gitti. Önce diğer çocuklar gibi dönme tahtasının üzerine oturdu ve yaşı büyük çocuklardan birinin önderliğinde dönmeye başladılar. Bir süre böyle oynadıktan sonra büyük çocukların yaptığı gibi dönme tahtasını döndürmeye çalıştı. Çok hızlı döndüğü için birkaç düşme tehlikesi atlatsa da bu onu vazgeçirmedi. Çocuklar teker teker evlerine gittiğinde Meryem ve Bilge dönme tahtasını tekellerine geçirmiş olmanın keyfi ile bir süre daha oynadılar.
Yatma vakitleri çoktan gelmişti. Ellerine yerden kopardıkları sarı kır çiçeklerinden alarak arabalarına oturdular ve eve doğru yürümeye başladık.
Akşam üzeri yürüyüşlerimiz aynı zamanda bizim doğa keşif anlarımız. Evin hemen yakınlarındaki orman yürüyüşümüz sırasında karşımıza çıkan, kuru yaprakların içerisinden başlarını uzatan binlerce sarı çiçek, doğanın kuruların arasından nasıl yeniden can bulduğunu anlatır gibiydi.
Orman yürüyüşümüz sırasında Bilge yine kendini içine atacağı bir su birikintisi buldu. Bilge'nin ıslak elbiseleriyle daha ileriye gitmeye çalışmanın çok da iyi bir fikir olmadığını düşünerek yürüyüşümüzü kısa kesmek zorunda kaldık.
Bir kaç gün sonra sarıların yanına pembeler, beyazlar, morlar eklenmişti bile. Ormanda hala sarının egemenliği vardı ama yolumuz üzerindeki evlerin bahçelerindeki çiçekler açmak için sanki birbirleri ile yarışıyorlardı.
Erguvan ağacının yanına yaklaştık ve minik, mora kaçan pembe çiçeklerine dokunduk.
Sonra da önüne geçip poz verdik.
Önümüzdeki manolya ağacını fotoğraflarken, Emre ile manolya ağacının ne kadar gösterişli ama ömrünün ne kadar kısa olduğundan konuştuk.
Yolumuzun üzerindeki çocuk parkında biraz mola verdik. Bilge üzerinde sallanabildiği tahta çubuğu çok sevdi.
Oyun parkı epey bir kalabalıktı ve bu kalabalık Meryem'in çok hoşuna gitmişti. Birçok çocuğun oynadığı dönme tahtasına gitti. Önce diğer çocuklar gibi dönme tahtasının üzerine oturdu ve yaşı büyük çocuklardan birinin önderliğinde dönmeye başladılar. Bir süre böyle oynadıktan sonra büyük çocukların yaptığı gibi dönme tahtasını döndürmeye çalıştı. Çok hızlı döndüğü için birkaç düşme tehlikesi atlatsa da bu onu vazgeçirmedi. Çocuklar teker teker evlerine gittiğinde Meryem ve Bilge dönme tahtasını tekellerine geçirmiş olmanın keyfi ile bir süre daha oynadılar.
Yatma vakitleri çoktan gelmişti. Ellerine yerden kopardıkları sarı kır çiçeklerinden alarak arabalarına oturdular ve eve doğru yürümeye başladık.
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Gökkuşağı ve Yokuş
Meryem yokuşa gökkuşağı diyor. Ben gökkuşağını yağmurdan sonra güneşli havalarda göreceğimizi hatirlatiyorum ona ama o inatla her yokuş çıktığımızda anne gökkuşağı demeye devam ediyor. "Annecim biz yokuş çıkıyoruz" dedikçe "yani gökkuşağı" diye ekliyor. İnatla bu ikisinin aynı anlama geldiğini söylüyor. Gökkuşağının ne olduğunu çok iyi biliyor. Hatta resmini bile yapıyor. Gökkuşağı da yokuş gibi inişli çıkışlı olduğu için mi yokuşu gökkuşağı olarak görüyor tam anlayamadım. Şu an için bu konuda çok ısrarcı olmadan kavram ayrımını zamana bıraktım.
Bilge'nin Balkon Keyfi
Havalar ısındığından beri bizim evin balkon kapısı açık. Bu durum en çok Bilge'nin hoşuna gidiyor. Ördeklere, kazlara, kuşlara, sincaplara "hi" diyor, evin içinden eline geçirdiğini aşağıya atıp "attı" diyor ve bunu yaparken muzur muzur yüzüme bakıyor. Bir de tabii saksıdaki topraklar. Onlarla elini, yüzünü güzel bir yıkıyor; arada ağzına götürüp tadına bakıyor. Bazen hızını alamayıp tüm saksıyı yere devirip yere dökülen toprağın içerisinde yüzüyor.
Gecen gün biz yemek masasının üzerinde oturup mısırlarımızı yerken bir de baktım Bilge aldı eline mısırını, balkondaki minik pembe sandalyeyi göle doğru çevirdi ve sandalyeye oturup mısırını yemeye başladı.
İşte keyif diye buna derim ben.
Gecen gün biz yemek masasının üzerinde oturup mısırlarımızı yerken bir de baktım Bilge aldı eline mısırını, balkondaki minik pembe sandalyeyi göle doğru çevirdi ve sandalyeye oturup mısırını yemeye başladı.
İşte keyif diye buna derim ben.
Aargıınnn
Dün Mete ile Aslı'lara gittik. Oraya her gittiğimizde bizim çocukların akıllarına ilk gelen Mete ile Aslı'nın kedisi Tarçın. Bilge daha eve girer girmez Tarçın'ı aramaya başladı. Tarçın'a sesleniyor "aargıınn" diyerekten. Tarçın bizimkileri görünce evin içerisinde biryerlere saklandı. Biz bahçeye çıkınca kapıya yaklaşır gibi oldu. Bizimkiler bu fırsatı kaçırır mı hemen cama yapıştılar. Bilge yine başladı "aargıınn" diye bağırmaya. Cama yapışmış bir şekilde gözlerini kocaman açarak Tarçın'ın yanına gelmesini bekledi epey bir süre. Tarçın akıllı, gelir mi hiç bizim gibi canavarların yanına. Bilge de sonunda pes etti ve oyuna döndü. Arada bir Taçın'ı yoklamayı ihmal etmedi ama.
3 Mayıs 2013 Cuma
Deneysel Çalışma'da İkinci Tur
Bilge ile Kültürler Arası Duyguları İfade Etme çalışmasının ikinci veri toplama aşamasını Çarşamba günü yaptık. Bu seferki yarım saat sürdü. İlk seans bir saati geçmişti. Aktiviteleri üç grupta toplayabiliriz. Anne-oğul serbest oyun zamanı, hikaye okuma ve problem çözme. Proje lideri Claire ve iki öğrencisi vardı.
Geçtiğimiz sefer olduğu gibi yaklaşık 1 metrekare olan yeşil bir batteniyenin üzerine koydukları oyuncaklarla oluşturdukları oyun alanında Bilge ile 7 dakika kadar oyun oynamamızı istediler. Biz oynarken onlar bizi videoya kaydettiler. Daha önceki seferde (yaklaşık 6 ay önce) Bilge değil oradaki oyuncaklarla oynamak o 1 metrekarelik alanda durma fikrinden bile çok uzaktı. Odanın içerisinde girmedik köşe bırakmamıştı. Geçtiğimiz çalışmadan bu yana Bilge'de gözle görülebilir bir değişiklik vardı. Bu sefer yeşil batteniyenin üzerindeki oyuncaklarla çok ilgiliydi. Önce minik çimento kamyonunu aldı ve onunla bir süre oynadı. Bu kamyonun kasasındaki çimentoları karıştırdığı kazanın kamyonu sürdükçe dönüyor olması hoşuna gitmişti. Daha sonra minyatür hayvanları aldı. Hayvanlarla epey bir süre birlikte oynadık.Aslanı elinde tutarken aslan gibi kükremeye çalışıyor, atı dıgıdık-dıgıdık yürütüyordu. Bir ara kitabı aldı ve sayfalarını çevirdi sonra oyuncak tefi ancak tekrardan kamyona ve hayvanlara döndü. Battaniyenin üzerindeki bloklar hiç dikkatini çekmemişti.
İkinci aktivite hoşuna gitmedi. Claire üzerinde resimler bulunan kartları kullanarak değişik duyguları içeren kısa hikayeler anlattı. Bu hikayelerde geçen duygu ifadelerine Bilge'nin nasıl tepki verdiğini görmek istiyorlardı. Mutlu, kızgın, üzgün, korkmuş bu hikayelerdeki duygulardı. Hikayenin birinde çocuk annesi ile oynuyor. Dondurma alıyorlar ve çocuk dondurmayı yediği için mutlu oluyor. Diğer bir hikayede annesi çocuğu parka götürüyor. Çocuk kum havuzunda oynarken annesi bankta oturuyor. Çocuk büyük bir köpek görüyor ve korkuyor. Annesini olduğu yerde göremiyor, endişeleniyor...
Bilge hikayeleri dinlemek istemiyordu. Dinlemediği için de onların bekledikleri tepkileri gösteremiyordu. Tek yaptığını o durumdan mutlu olmadığını bana anlatmaya çalışmaktı. Kucağıma geliyor, bana sarılıyor ve onlara arkasını dönüyordu. Hikaye dinlemeye hazır olsa idi bile duygularını mimikleri ile ifade etmede o kadar geniş bir aralığının olduğunu sanmıyorum. Bu belki de kültürel bir şeydir. Bana göre bizim kültür olarak mimiklerimiz amerikaların mimikleri kadar belirgin değil. Amerikalıların endişeli yüz, şaşkın yüz, utanmış yüz, korkmuş yüz, mutlu yüz, kızgın yüz diye nitelendirdikleri ifade şekilleri var. Ben kendimi düşündüğümde biz de en çok kullanılan mutlu, üzgün ve kızgın.
Üçüncü aktivitede Bilge'ye üç tane problem durumu sundular ve Bilge'nin bu problem durumundaki davranışlarına baktılar. Birinci problem, üzerinde üçgen, daire ve dikdörtgen delikler olan kutuya uygun bokları uygun deliklerden atma problemi. Bilge henüz şekillere dikkat etmiyor. Daha çok sonuca odaklanıyor. Eline aldığı blokları kutunun içerisine bir şekilde atabilmekti tüm derdi. Önce dikdörtgen bloğu üçgen delikten atmaya çalıştı, blok o delikten girmeyince diğer deliği denemek yerine kutunun kapağını kaldırıp atmaya çalıştı ama tabii biz bu duruma engel olduk. Bu sefer benim yardımımla diğer delikleri denedi. Bütün blokları kutunun içine atınca blokları kutudan çıkardı ve tekrar yaptı. Sonra tekrar. Sonra tekrar yapacaktı biz elinden aldık çünkü diğer probleme geçmemiz gerekiyordu.
İkinci problem kavanozun içindeki nesneyi çıkarma problemiydi. Claire, minik oyuncak ördeği Bilge'nin gözü önünde kavanozun içine koydu ve kavanozun kapağını kapatarak Bilge'nin eline verdi. Bilge önce kavanozu ters çevirdi. Baktı kapak açılmıyor kapağı kaldırmaya çalıştı; baktı olmuyor eliyle birazcık çevirdi ve kapak açıldı. Ördeği kavanozun içinden çıkardı. Tekrar yapmak istiyordu ama Claire bu sefer ona daha sıkı kapatılmış içinde fil olan başka bir kavanoz verdi. Bunu açmayı başaramadı. Benden yardım isteyen gözlerle bana bakınca ben ona sen yap dedim. Denedi olmuyor. Bu sefer kavanozu bıraktı ve kucağıma geldi. Claire tekrar yapması için kavanozu verdi ama Bilge çoktan pes etmişti. Kavanozu bıraktı ve bana sarıldı.
Son problem tahta çubuğa büyükten küçüğe dizilmiş halklar. Birkaçı dizilmişti ve kalan üç dört taneyi Bilge'nin dizmesini istiyordu. Bilge halkaları boyutuna dikkat etmeden eline gelme sırasına göre halkanın deliğinden geçirip dizmeye çalışıyordu. Ancak iki tanesi ne kadar denediyse tahta çubuğa girmiyordu. Bilge bunları çubuğa sokmayı epey bir denedi. Daha önce çubuğa dizidklerini çıkarıp tekrar takıyor sonra o kalan iki tanesini deniyordu. Sanki kendi kendine bu çubuğa dizme şeklini test ediyordu. Diğerlerinde oluyordu ama neden bu ikisinde olmuyordu onu anlamaya çalışıyor gibiydi. Birkaç kere diğerlerini çıkardı taktı. Bir maviyi bir sarıyı alıp tekrar tekrar denedi Pes etmişti. Halkaları bırakıp kucağıma geldi. Önce ben de anlamamıştım ama o iki halka çubuğa girmiyordu ve bu oyunun bir parçasıydı. Kararlılığını ve problem çözme şeklini öğrenmek istemişlerdi. Oğlum bu konuda azimli davrandı ve iyice emin olmadan bırakmadı. Bilge pes edince Claire çantasından yeni iki tane mavi ve sarı halka çıkardı ve bunları Bilge'ye verdi. Bu sefer olmuştu. Bilge hepsini çubuğa dizmişti.
Aktiviteler bitmişti. Ben Bilge konusunda birkaç yeni şey öğrenmiştim. Herhangi bir hayal kırıklığı veya imkansızlık durumunda ağlamak veya bağırmak yerine sessizce bana gelip kucağıma sığınıyordu. Aşabileceğini düşündüğü zorluklar karşısında tekrar tekrar denemekten çekinmiyordu. Bir işi tamamlamış olsa bile ilgisini çekecek bir zorluk içeriyorsa tekrar tekrar pratik yapmak istiyordu.
Bilge'ye hediye olarak bir kitap bana ise 10 dolar değerinde Starbucks hediye kartı verdiler. Ben Bilge ile farklı bir anı paylaşmıştım ve ayrıca ikimiz de hediye almıştık. Bundan daha güzel ne olabilirdi. Bilge kitabını alınca yerde serili olan yeşil battaniyeyi üzerine çekerek yanıma kucağıma yatmaya çalıştı. Ben ne olduğunu anlamıştım. Kitabı eline alınca uyku zamanı öncesi hikaye okuma saatimiz aklına gelmişti. Ona orada kitabı okuyamayacağımızı söyleyince kitabı koltuğunun altına aldı ve yüzünde büyük bir iş yapıyormuş bakışı ile sınıfının yolunu tuttuk.
Sınıfına girdik ama beni bırakmak istemiyordu. O sabah dışarıdaki oyun alanındaydılar ve Bilge dışarıdaki oyun alanına gitmek dahi istemiyordu. Kitabını da vermiyordu. Bilge'yi öğretmenlerinin birisinin kucağına verip ayrılmaya çalıştım ama öğretmenin kucağından inip bana doğru koşmaya başlayınca doğru gitmeyen birşeyler olduğunu anladım. Geri döndüm ve birlikte emzirme odasına gittik. Kitabı ona okumamı istiyordu ve o bu arada beni emecekti. Birkaç kez bize verdikleri kitabı okuduktan sonra onu mutlu bir şekilde sınıfına bıraktım.
Geçtiğimiz sefer olduğu gibi yaklaşık 1 metrekare olan yeşil bir batteniyenin üzerine koydukları oyuncaklarla oluşturdukları oyun alanında Bilge ile 7 dakika kadar oyun oynamamızı istediler. Biz oynarken onlar bizi videoya kaydettiler. Daha önceki seferde (yaklaşık 6 ay önce) Bilge değil oradaki oyuncaklarla oynamak o 1 metrekarelik alanda durma fikrinden bile çok uzaktı. Odanın içerisinde girmedik köşe bırakmamıştı. Geçtiğimiz çalışmadan bu yana Bilge'de gözle görülebilir bir değişiklik vardı. Bu sefer yeşil batteniyenin üzerindeki oyuncaklarla çok ilgiliydi. Önce minik çimento kamyonunu aldı ve onunla bir süre oynadı. Bu kamyonun kasasındaki çimentoları karıştırdığı kazanın kamyonu sürdükçe dönüyor olması hoşuna gitmişti. Daha sonra minyatür hayvanları aldı. Hayvanlarla epey bir süre birlikte oynadık.Aslanı elinde tutarken aslan gibi kükremeye çalışıyor, atı dıgıdık-dıgıdık yürütüyordu. Bir ara kitabı aldı ve sayfalarını çevirdi sonra oyuncak tefi ancak tekrardan kamyona ve hayvanlara döndü. Battaniyenin üzerindeki bloklar hiç dikkatini çekmemişti.
İkinci aktivite hoşuna gitmedi. Claire üzerinde resimler bulunan kartları kullanarak değişik duyguları içeren kısa hikayeler anlattı. Bu hikayelerde geçen duygu ifadelerine Bilge'nin nasıl tepki verdiğini görmek istiyorlardı. Mutlu, kızgın, üzgün, korkmuş bu hikayelerdeki duygulardı. Hikayenin birinde çocuk annesi ile oynuyor. Dondurma alıyorlar ve çocuk dondurmayı yediği için mutlu oluyor. Diğer bir hikayede annesi çocuğu parka götürüyor. Çocuk kum havuzunda oynarken annesi bankta oturuyor. Çocuk büyük bir köpek görüyor ve korkuyor. Annesini olduğu yerde göremiyor, endişeleniyor...
Bilge hikayeleri dinlemek istemiyordu. Dinlemediği için de onların bekledikleri tepkileri gösteremiyordu. Tek yaptığını o durumdan mutlu olmadığını bana anlatmaya çalışmaktı. Kucağıma geliyor, bana sarılıyor ve onlara arkasını dönüyordu. Hikaye dinlemeye hazır olsa idi bile duygularını mimikleri ile ifade etmede o kadar geniş bir aralığının olduğunu sanmıyorum. Bu belki de kültürel bir şeydir. Bana göre bizim kültür olarak mimiklerimiz amerikaların mimikleri kadar belirgin değil. Amerikalıların endişeli yüz, şaşkın yüz, utanmış yüz, korkmuş yüz, mutlu yüz, kızgın yüz diye nitelendirdikleri ifade şekilleri var. Ben kendimi düşündüğümde biz de en çok kullanılan mutlu, üzgün ve kızgın.
Üçüncü aktivitede Bilge'ye üç tane problem durumu sundular ve Bilge'nin bu problem durumundaki davranışlarına baktılar. Birinci problem, üzerinde üçgen, daire ve dikdörtgen delikler olan kutuya uygun bokları uygun deliklerden atma problemi. Bilge henüz şekillere dikkat etmiyor. Daha çok sonuca odaklanıyor. Eline aldığı blokları kutunun içerisine bir şekilde atabilmekti tüm derdi. Önce dikdörtgen bloğu üçgen delikten atmaya çalıştı, blok o delikten girmeyince diğer deliği denemek yerine kutunun kapağını kaldırıp atmaya çalıştı ama tabii biz bu duruma engel olduk. Bu sefer benim yardımımla diğer delikleri denedi. Bütün blokları kutunun içine atınca blokları kutudan çıkardı ve tekrar yaptı. Sonra tekrar. Sonra tekrar yapacaktı biz elinden aldık çünkü diğer probleme geçmemiz gerekiyordu.
İkinci problem kavanozun içindeki nesneyi çıkarma problemiydi. Claire, minik oyuncak ördeği Bilge'nin gözü önünde kavanozun içine koydu ve kavanozun kapağını kapatarak Bilge'nin eline verdi. Bilge önce kavanozu ters çevirdi. Baktı kapak açılmıyor kapağı kaldırmaya çalıştı; baktı olmuyor eliyle birazcık çevirdi ve kapak açıldı. Ördeği kavanozun içinden çıkardı. Tekrar yapmak istiyordu ama Claire bu sefer ona daha sıkı kapatılmış içinde fil olan başka bir kavanoz verdi. Bunu açmayı başaramadı. Benden yardım isteyen gözlerle bana bakınca ben ona sen yap dedim. Denedi olmuyor. Bu sefer kavanozu bıraktı ve kucağıma geldi. Claire tekrar yapması için kavanozu verdi ama Bilge çoktan pes etmişti. Kavanozu bıraktı ve bana sarıldı.
Son problem tahta çubuğa büyükten küçüğe dizilmiş halklar. Birkaçı dizilmişti ve kalan üç dört taneyi Bilge'nin dizmesini istiyordu. Bilge halkaları boyutuna dikkat etmeden eline gelme sırasına göre halkanın deliğinden geçirip dizmeye çalışıyordu. Ancak iki tanesi ne kadar denediyse tahta çubuğa girmiyordu. Bilge bunları çubuğa sokmayı epey bir denedi. Daha önce çubuğa dizidklerini çıkarıp tekrar takıyor sonra o kalan iki tanesini deniyordu. Sanki kendi kendine bu çubuğa dizme şeklini test ediyordu. Diğerlerinde oluyordu ama neden bu ikisinde olmuyordu onu anlamaya çalışıyor gibiydi. Birkaç kere diğerlerini çıkardı taktı. Bir maviyi bir sarıyı alıp tekrar tekrar denedi Pes etmişti. Halkaları bırakıp kucağıma geldi. Önce ben de anlamamıştım ama o iki halka çubuğa girmiyordu ve bu oyunun bir parçasıydı. Kararlılığını ve problem çözme şeklini öğrenmek istemişlerdi. Oğlum bu konuda azimli davrandı ve iyice emin olmadan bırakmadı. Bilge pes edince Claire çantasından yeni iki tane mavi ve sarı halka çıkardı ve bunları Bilge'ye verdi. Bu sefer olmuştu. Bilge hepsini çubuğa dizmişti.
Aktiviteler bitmişti. Ben Bilge konusunda birkaç yeni şey öğrenmiştim. Herhangi bir hayal kırıklığı veya imkansızlık durumunda ağlamak veya bağırmak yerine sessizce bana gelip kucağıma sığınıyordu. Aşabileceğini düşündüğü zorluklar karşısında tekrar tekrar denemekten çekinmiyordu. Bir işi tamamlamış olsa bile ilgisini çekecek bir zorluk içeriyorsa tekrar tekrar pratik yapmak istiyordu.
Bilge'ye hediye olarak bir kitap bana ise 10 dolar değerinde Starbucks hediye kartı verdiler. Ben Bilge ile farklı bir anı paylaşmıştım ve ayrıca ikimiz de hediye almıştık. Bundan daha güzel ne olabilirdi. Bilge kitabını alınca yerde serili olan yeşil battaniyeyi üzerine çekerek yanıma kucağıma yatmaya çalıştı. Ben ne olduğunu anlamıştım. Kitabı eline alınca uyku zamanı öncesi hikaye okuma saatimiz aklına gelmişti. Ona orada kitabı okuyamayacağımızı söyleyince kitabı koltuğunun altına aldı ve yüzünde büyük bir iş yapıyormuş bakışı ile sınıfının yolunu tuttuk.
Sınıfına girdik ama beni bırakmak istemiyordu. O sabah dışarıdaki oyun alanındaydılar ve Bilge dışarıdaki oyun alanına gitmek dahi istemiyordu. Kitabını da vermiyordu. Bilge'yi öğretmenlerinin birisinin kucağına verip ayrılmaya çalıştım ama öğretmenin kucağından inip bana doğru koşmaya başlayınca doğru gitmeyen birşeyler olduğunu anladım. Geri döndüm ve birlikte emzirme odasına gittik. Kitabı ona okumamı istiyordu ve o bu arada beni emecekti. Birkaç kez bize verdikleri kitabı okuduktan sonra onu mutlu bir şekilde sınıfına bıraktım.
Meryem'in Küçük Çetesi
Meryem'in öğretmeni ile olan toplantımızından bazı şeyleri Meryem ile paylaştım. Mrs. Kasey'nin Meryem'in ne kadar güler yüzlü, hareketli ve arkadaşları ile iyi geçinebilen bir çocuk olduğunu söylediğini anlattım ona. Kendi kendine çok güzel şarkılar söyleyip dans ettiğini de. Bir arkadaşı onun oynadığı bir oyuncağı isterse çok güzel bir şekilde arkadaşına beş dakika içerisinde alabileceği gibi cevaplar verdiğini ancak bazı durumlarda arkadaşları ile oyuncakları toplama zamanında oyuncakları toplamak yerine dağıtabildiğini öğretmeninin söylediğinden bahsettim ona.
Meryem'in öğretmeninin benimle paylaştıklarından bazılarını Meryem'le paylaştım çünkü ona özel olan ve güzel yaptığı şeylerin görüldüğünü ve takdir edildiğini bilsin istedim. Problem olarak nitelendirebileceğimiz davranışını paylaştım çünkü bizim okulda yaptıklarından haberdar olduğumuzu bilsin istedim. Ancak bunu paylaşırken herhangi bir yargılama ifadesi kullanmadım. Tamamen olayı tanımlayıcı ifadelerle aktardım. Benim bu yargısız paylaşımım, Meryem'in benimle öğretmenlerinin çok hoşuna gitmeyen ama onun arkadaşları ile yapmaktan hoşlandığı diğer şeyleri paylaşmasını sağladı.
Meryem: Anne arada saklanıyorum. Bir de arada seni istiyorum. "I want my mommy" diyorum.
Ben: Nereye saklanıyorsun:
Meryem: My Locker (Dolabıma).
Ben: Ne zaman saklanıyorsun?
Meryem: Clean up time. (Temizlik yani oyuncak toplama zamanı)
Ben: Peki ne yapıyorsun?
Meryem: Diego ile diğer arkadaşlarımızın dolaplarındaki eşyalarına bakıp geri yerine koyuyoruz.
Ben: Sadece ikiniz mi?
Meryem: Hayır, Ali de var.
Sanırım Mrs. Kasey'in problem çocuklar diye nitelendirdiği grup bu ve Meryem de bu çetenin bir parçası. Endişelenmeli miyim yoksa çocukça bir merak ve yaramazlık tutkusuna mı bağlamalıyım bu durumu bilemedim.
Meryem'in öğretmeninin benimle paylaştıklarından bazılarını Meryem'le paylaştım çünkü ona özel olan ve güzel yaptığı şeylerin görüldüğünü ve takdir edildiğini bilsin istedim. Problem olarak nitelendirebileceğimiz davranışını paylaştım çünkü bizim okulda yaptıklarından haberdar olduğumuzu bilsin istedim. Ancak bunu paylaşırken herhangi bir yargılama ifadesi kullanmadım. Tamamen olayı tanımlayıcı ifadelerle aktardım. Benim bu yargısız paylaşımım, Meryem'in benimle öğretmenlerinin çok hoşuna gitmeyen ama onun arkadaşları ile yapmaktan hoşlandığı diğer şeyleri paylaşmasını sağladı.
Meryem: Anne arada saklanıyorum. Bir de arada seni istiyorum. "I want my mommy" diyorum.
Ben: Nereye saklanıyorsun:
Meryem: My Locker (Dolabıma).
Ben: Ne zaman saklanıyorsun?
Meryem: Clean up time. (Temizlik yani oyuncak toplama zamanı)
Ben: Peki ne yapıyorsun?
Meryem: Diego ile diğer arkadaşlarımızın dolaplarındaki eşyalarına bakıp geri yerine koyuyoruz.
Ben: Sadece ikiniz mi?
Meryem: Hayır, Ali de var.
Sanırım Mrs. Kasey'in problem çocuklar diye nitelendirdiği grup bu ve Meryem de bu çetenin bir parçası. Endişelenmeli miyim yoksa çocukça bir merak ve yaramazlık tutkusuna mı bağlamalıyım bu durumu bilemedim.
Meryem'in Dönem sonu Değerlendirmesi
Meryem Yeşil sınıfta iki dönemini tamamladı. Dün Meryem'in öğretmeni ile dönem sonu değerlendirme toplantımızı yaptık. Mrs. Kasey benimle Meryem ile ilgili gözlemlerini paylaştı. Ben de ona bazı kaygılarımı dile getirdim. Mrs. Kasey'in gözünden Meryem bir kaç kelime ile herkesle anlaşabilen, hareketli, mutlu ama büyük gruplarda utangaç ve sessiz bir çocuk. Meryem'in kendisini o ortama ait hissetmeden tam anlamıyla o ortama dahil olmayacağı konusunda hem fikirdik. Büyük grupları sevmediği konusunda da. Mrs. Kasey Meryem'in öyle durumlarda tamamen sessiz olduğunu paylaştı benimle.
Meryem'in sınıfa adapte olması için geçen süreçten konuştuk. Meryem bu sınıfa 2012 senesinin Ağustos ayında başlamıstı. O sırada 3 buçuk yaşında idi. İngilizce olarak kendini tam olarak ifade edemiyordu ve hala duygusal olarak bana çok bağlıydı. İlk birkaç haftada çok zorlanmıştık. Bu zorluk sadece yeni bir ortam ve Meryem'in kendini ifade etmemesi ile ilgili değildi. Bu durum Meryem'in karşılaştığı yeni gruplarla genel ilişki durumunun karakteristik bir özelliğiydi. Meryem iyi bir gözlemcidir. Bulunduğu ortamı tanımak ve benimsemek için gözlemlerini çok güzel biriktirir. Bulunduğu ortamın kurallarını ve kişilerini anlamaya başladığı zaman katılmaya ve kendini açmaya başlar. Yeşil sınıfa başladıktan dört beş ay geçtikten sonra Mrs. Lea benimle Meryem'in muzur yanını görmeye başladıklarını paylaşmıştı. İşte o zaman, Meryem'in kendisi gibi davranmaya başladığını anladım.
Meryem'in doğası gereği ihtiyacı olan bu süre onun yakın arkadaşlıklar kurmasına bir engel oluşturmuştu. Bu toplantımızda Mrs. Kasey sonunda açık bir şekilde Meryem'in sınıfta sürekli olarak bir arada oynadığı yakın bir arkadaşı olmadığını söyledi. Bu bizim Meryem'den son birkaç aydır duyduğumuz bir durumdu ve ne zaman öğretmenlerine bu durumu dile getirsem, Meryem'in gayet mutlu olduğu, herkesle çok güzel oynadığı şeklinde cevaplar alıyordum. Öğretmenlerinin bu cevapları üzerine acaba bu durum kızımın sadece olumsuzlukları bize aktarması mı diye düşünmeye başlamıştım. Geçtiğimiz günlerde Meryem'in sınıftaki diğer arkadaşları ile gözlemlerini çok net bir şekilde benimle paylaşması bana kızımın ilişki analizlerinde aslında çok başarılı olduğunu ve benim onun bana söylediği durumunu önemsemem gerektiğini gösterdi. Bana sınıfındaki arkadaşlarını anlatıyor: Chole hep Aaron ile oynuyor arada Alice ile oynuyor. Ben Ali ile oynamak istiyorum ama o benimle oynamak istemiyor. Garret ile oynamayı seviyor... Mrs. Kasey ile bu görüşmemizde dersimi çalışmıştım. Meryem'in benimle paylaştığı arkadaşlık analizlerinden örnekler vererek Meryem'in bize anlattığı gibi yalnız olup olmadığını sordum. Mrs. Kasey, yakın arkadaşlıkların çocukların geldiği ilk birkaç ay içerisinde kurulmaya başladığını ve ilk iki ayın sonunda ikili, üçlü grupların oluştuğunu söyledi. Meryem bu süreç içerisinde daha gruba alışmaya çalışıyordu ve arkadaş treni çoktan gitmişti. Emre ile en büyük hayal kırıklığımız, sınıfın gerçeklerini somut örneklerle öğretmenlere göstermeden onlardan gerçeği gösteren yanıtlar alamayışımız. Bu sanırım çocukların okul hayatı olunca böyle olacak. Bizim okulda neler olup bittiğini çok iyi takip ediyor olmamız gerekli. Bu özellike Amerika'da böyle. Onlara göre herşey mükemmel ta ki somut bir olay bu durumun öyle olmadığını gösterene kadar.
Meryem People's Church'de kalsaydı arkadaşlık durumu bu kadar dramatik olmayacaktı çünkü orada zaten hali hazırda oluşmuş arkadaşlık bağları vardı. Hemen hemen bütün kreş birbirini tanıyordu. Yani bir üst sınıfa geçseydi bile adapte olma süreci daha hızlı olacaktı. Orada da dil engeli karşısına çıkacaktı. Çünkü konuşma ağırlıklı ilişkilerin kurulduğu süreçte sessiz olanlar grup dışı kalıyor. Meryem'in Michaeale ile ilişkisi böyle zayıflamıştı. Bebekken çok iyi arkadaşlardı ama ne zaman Michaele kendini çok iyi ifade etmeye başladı Meryem ile bağları zayıfladı. Ancak arkadaş grubunda eksilemeler olduğu gibi zamanın verdiği alışkanlıkla artmalar olacak ve burada olduğu gibi bir yalnızlık süreci yaşamayacaktı. Bizi bu konuda rahatlatan tek şey hayatında bu gibi zorlukların her zaman karşısına çıkacak olması ihtimaline karşın bizim bu durumdan erkenden haberdar olmamız.
Meryem hem Türkçe'de hem de İngilizce'de kendini ifade etme olarak şu anda başladığı durumdan çok daha ileride. Mrs. Kasey geçtiğimiz yıla göre çok büyük gelişmeler gösterdiğini söyledi. Ben bunu arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmalarından gözlemleyebiliyorum. Ancak yaşıtlarına göre hala sınırlı. Anlatmak istediklerini uzun cümlelerle anlatmakta hala zorlanıyor.
Ben Mrs. Kasey'e Meryem'e Türkçe'de bazı sorduğumuz sorulara tam olarak sorunun cevabını alamadığımızdan bahsettim. Özellikle sorunun tek bir cevabı yoksa. Neden, niçin ve nasıl soruları bu kapsama giriyor ve Meryem ya bu sorularımızı cevaplamak istemiyor ya da "nasıl" sorusu yerine "ne" sorusuna cevap veriyor. Mrs. Kasey bu durumu kendisinin de gözlemlediğini ifade etti. Mrs. Kasey'in soyut olarak nitelendirdiği bu sorulara Meryem'in ya sessiz kaldığını ya da arkadaşlarından duyduğu cevapları tekrar ettiğini söyledi.
Meryem ile ilgili sınıf içerisinde herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığını sorduğumda ara ara sınıftaki "problem" çocuklarla beraber kendilerinin istemediği şeyleri yaptığını söyledi. Meryem'e arkadaşlarını doğru seçmesi gerektiğini hatırlattıklarında davranışını düzelttiğini ekledi. Mrs. Kasey'nin bahsettiği bu durum beni iki sebeple şaşırttı. Birincisi sınıfta her zaman problem olan bir çocuk grubu mu vardı. İkincisi arkadaşlarımızı öğretmenlerin tanımı ile problem grubuna giren çocuklardan mı seçmemiz gerekiyordu. Tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım. Bu durumu örneklendirmesini istedim. Sınıftaki oyuncakları toparlama sırasında toparlama yerine dağıtmayı seçen çocuklar vardı ve Meryem zaman zaman o gruba dahil oluyordu. Bu gibi durumlarda Diego (Meryem'in favori arkadaşı) çete liderlerinden oluyordu.
Meryem'in öğretmeni ile yaptığımız dönem sonu değerlendirmesinden sonra Emre ile beraber aile değerlendirmesi yaptık. Bazı konularda düzenli bir müdahelede bulunmamız gerektiğine karar verdik. Meryem'in olayları tasvir yeteneğini zenginleştirmek, sorulara güzel cevaplar üretebilmesi konsunda yardımcı olmak iyi bir başlangıç noktası olabilirdi. Meryem de aslında bizim gibiydi. Kendini yeterli hissettiği ölçüde özgüveni artıyor ve özgüveni arttıkça daha kolay ilişkiler kurabiliyordu. Hayatın bir gerçeği başarı her zaman başarıyı getiriyordu. Bizim ona en büyük desteğimiz kendisini yeterli hissedebileceği konuları arttırmak olabilirdi. Emre ile arada akşamları harfleri çalışıyorlar. Hangi kelimeler hangi harflerle başlıyor alıştırması yapıyorlar. Ben uyku öncesi kitap okuyorum. Arada onun hayal oyunlarına katılıyorum. Sanırım bizim en büyük eksiğimiz birşeyleri düzenli yapmıyor olmamız. Bu yaptığımız aktiviteler her akşam veya her haftasonu veya üç günde bir şeklinde bir düzen kazanmadıkça yararlarını görmeyi beklemenin bir anlamı yok. Anne baba olmak sadece çocukları dünyaya getirmekle veya sadece onlara güvenli bir ortam yaratmakla olmuyor. Şu anda hayatımızda sadece tezimizi oluşturmanın sancıları yok. Tezimizle birlikte çocuklarımıza nasıl ve ne gibi zengin ortamlar oluşturabileceğimizin kaygılarını yaşıyoruz.
Meryem'in sınıfa adapte olması için geçen süreçten konuştuk. Meryem bu sınıfa 2012 senesinin Ağustos ayında başlamıstı. O sırada 3 buçuk yaşında idi. İngilizce olarak kendini tam olarak ifade edemiyordu ve hala duygusal olarak bana çok bağlıydı. İlk birkaç haftada çok zorlanmıştık. Bu zorluk sadece yeni bir ortam ve Meryem'in kendini ifade etmemesi ile ilgili değildi. Bu durum Meryem'in karşılaştığı yeni gruplarla genel ilişki durumunun karakteristik bir özelliğiydi. Meryem iyi bir gözlemcidir. Bulunduğu ortamı tanımak ve benimsemek için gözlemlerini çok güzel biriktirir. Bulunduğu ortamın kurallarını ve kişilerini anlamaya başladığı zaman katılmaya ve kendini açmaya başlar. Yeşil sınıfa başladıktan dört beş ay geçtikten sonra Mrs. Lea benimle Meryem'in muzur yanını görmeye başladıklarını paylaşmıştı. İşte o zaman, Meryem'in kendisi gibi davranmaya başladığını anladım.
Meryem'in doğası gereği ihtiyacı olan bu süre onun yakın arkadaşlıklar kurmasına bir engel oluşturmuştu. Bu toplantımızda Mrs. Kasey sonunda açık bir şekilde Meryem'in sınıfta sürekli olarak bir arada oynadığı yakın bir arkadaşı olmadığını söyledi. Bu bizim Meryem'den son birkaç aydır duyduğumuz bir durumdu ve ne zaman öğretmenlerine bu durumu dile getirsem, Meryem'in gayet mutlu olduğu, herkesle çok güzel oynadığı şeklinde cevaplar alıyordum. Öğretmenlerinin bu cevapları üzerine acaba bu durum kızımın sadece olumsuzlukları bize aktarması mı diye düşünmeye başlamıştım. Geçtiğimiz günlerde Meryem'in sınıftaki diğer arkadaşları ile gözlemlerini çok net bir şekilde benimle paylaşması bana kızımın ilişki analizlerinde aslında çok başarılı olduğunu ve benim onun bana söylediği durumunu önemsemem gerektiğini gösterdi. Bana sınıfındaki arkadaşlarını anlatıyor: Chole hep Aaron ile oynuyor arada Alice ile oynuyor. Ben Ali ile oynamak istiyorum ama o benimle oynamak istemiyor. Garret ile oynamayı seviyor... Mrs. Kasey ile bu görüşmemizde dersimi çalışmıştım. Meryem'in benimle paylaştığı arkadaşlık analizlerinden örnekler vererek Meryem'in bize anlattığı gibi yalnız olup olmadığını sordum. Mrs. Kasey, yakın arkadaşlıkların çocukların geldiği ilk birkaç ay içerisinde kurulmaya başladığını ve ilk iki ayın sonunda ikili, üçlü grupların oluştuğunu söyledi. Meryem bu süreç içerisinde daha gruba alışmaya çalışıyordu ve arkadaş treni çoktan gitmişti. Emre ile en büyük hayal kırıklığımız, sınıfın gerçeklerini somut örneklerle öğretmenlere göstermeden onlardan gerçeği gösteren yanıtlar alamayışımız. Bu sanırım çocukların okul hayatı olunca böyle olacak. Bizim okulda neler olup bittiğini çok iyi takip ediyor olmamız gerekli. Bu özellike Amerika'da böyle. Onlara göre herşey mükemmel ta ki somut bir olay bu durumun öyle olmadığını gösterene kadar.
Meryem People's Church'de kalsaydı arkadaşlık durumu bu kadar dramatik olmayacaktı çünkü orada zaten hali hazırda oluşmuş arkadaşlık bağları vardı. Hemen hemen bütün kreş birbirini tanıyordu. Yani bir üst sınıfa geçseydi bile adapte olma süreci daha hızlı olacaktı. Orada da dil engeli karşısına çıkacaktı. Çünkü konuşma ağırlıklı ilişkilerin kurulduğu süreçte sessiz olanlar grup dışı kalıyor. Meryem'in Michaeale ile ilişkisi böyle zayıflamıştı. Bebekken çok iyi arkadaşlardı ama ne zaman Michaele kendini çok iyi ifade etmeye başladı Meryem ile bağları zayıfladı. Ancak arkadaş grubunda eksilemeler olduğu gibi zamanın verdiği alışkanlıkla artmalar olacak ve burada olduğu gibi bir yalnızlık süreci yaşamayacaktı. Bizi bu konuda rahatlatan tek şey hayatında bu gibi zorlukların her zaman karşısına çıkacak olması ihtimaline karşın bizim bu durumdan erkenden haberdar olmamız.
Meryem hem Türkçe'de hem de İngilizce'de kendini ifade etme olarak şu anda başladığı durumdan çok daha ileride. Mrs. Kasey geçtiğimiz yıla göre çok büyük gelişmeler gösterdiğini söyledi. Ben bunu arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmalarından gözlemleyebiliyorum. Ancak yaşıtlarına göre hala sınırlı. Anlatmak istediklerini uzun cümlelerle anlatmakta hala zorlanıyor.
Ben Mrs. Kasey'e Meryem'e Türkçe'de bazı sorduğumuz sorulara tam olarak sorunun cevabını alamadığımızdan bahsettim. Özellikle sorunun tek bir cevabı yoksa. Neden, niçin ve nasıl soruları bu kapsama giriyor ve Meryem ya bu sorularımızı cevaplamak istemiyor ya da "nasıl" sorusu yerine "ne" sorusuna cevap veriyor. Mrs. Kasey bu durumu kendisinin de gözlemlediğini ifade etti. Mrs. Kasey'in soyut olarak nitelendirdiği bu sorulara Meryem'in ya sessiz kaldığını ya da arkadaşlarından duyduğu cevapları tekrar ettiğini söyledi.
Meryem ile ilgili sınıf içerisinde herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığını sorduğumda ara ara sınıftaki "problem" çocuklarla beraber kendilerinin istemediği şeyleri yaptığını söyledi. Meryem'e arkadaşlarını doğru seçmesi gerektiğini hatırlattıklarında davranışını düzelttiğini ekledi. Mrs. Kasey'nin bahsettiği bu durum beni iki sebeple şaşırttı. Birincisi sınıfta her zaman problem olan bir çocuk grubu mu vardı. İkincisi arkadaşlarımızı öğretmenlerin tanımı ile problem grubuna giren çocuklardan mı seçmemiz gerekiyordu. Tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım. Bu durumu örneklendirmesini istedim. Sınıftaki oyuncakları toparlama sırasında toparlama yerine dağıtmayı seçen çocuklar vardı ve Meryem zaman zaman o gruba dahil oluyordu. Bu gibi durumlarda Diego (Meryem'in favori arkadaşı) çete liderlerinden oluyordu.
Meryem'in öğretmeni ile yaptığımız dönem sonu değerlendirmesinden sonra Emre ile beraber aile değerlendirmesi yaptık. Bazı konularda düzenli bir müdahelede bulunmamız gerektiğine karar verdik. Meryem'in olayları tasvir yeteneğini zenginleştirmek, sorulara güzel cevaplar üretebilmesi konsunda yardımcı olmak iyi bir başlangıç noktası olabilirdi. Meryem de aslında bizim gibiydi. Kendini yeterli hissettiği ölçüde özgüveni artıyor ve özgüveni arttıkça daha kolay ilişkiler kurabiliyordu. Hayatın bir gerçeği başarı her zaman başarıyı getiriyordu. Bizim ona en büyük desteğimiz kendisini yeterli hissedebileceği konuları arttırmak olabilirdi. Emre ile arada akşamları harfleri çalışıyorlar. Hangi kelimeler hangi harflerle başlıyor alıştırması yapıyorlar. Ben uyku öncesi kitap okuyorum. Arada onun hayal oyunlarına katılıyorum. Sanırım bizim en büyük eksiğimiz birşeyleri düzenli yapmıyor olmamız. Bu yaptığımız aktiviteler her akşam veya her haftasonu veya üç günde bir şeklinde bir düzen kazanmadıkça yararlarını görmeyi beklemenin bir anlamı yok. Anne baba olmak sadece çocukları dünyaya getirmekle veya sadece onlara güvenli bir ortam yaratmakla olmuyor. Şu anda hayatımızda sadece tezimizi oluşturmanın sancıları yok. Tezimizle birlikte çocuklarımıza nasıl ve ne gibi zengin ortamlar oluşturabileceğimizin kaygılarını yaşıyoruz.
30 Nisan 2013 Salı
Hava Durumu
Ben: Meryem, bugün hava çok sıcak değil mi?
Meryem: Anne hava sıcak olunca terliyorum. Soğuk olunca üşüyorum. Ben soğuk olmasını seviyorum. Soğuk olsun istiyorum.
Ben: Michigan'lı kızım benim...
Meryem: Anne hava sıcak olunca terliyorum. Soğuk olunca üşüyorum. Ben soğuk olmasını seviyorum. Soğuk olsun istiyorum.
Ben: Michigan'lı kızım benim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








