Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Paylaşma
Geçen Cumartesi Emre bir arkadaşının veda yemeğine katılmıştı. Akşam yemeğine yeni bir şeyler hazırlamak yerine evde önceki günlerden olan yemekleri ısıtarak Meryem ve Bilge'nin tabağına koydum. Kendime ayrıca bir tabak koymadım çünkü çok aç hissetmiyordum ve bir de çocukların tabağından yerim diye düşündüm. Meryem hemen yemeğini bitirip kalktı, yemek sonrası patlamış mısır için sabırsızlanıyordu. Bilge her zamanki gibi kendi hızında biraz konuşarak biraz etrafı seyrederek yemeğini yiyordu. Ben bir yandan onunla sohbet ediyor bir yandan da onun tabağından yiyordum. Sanırım onun tabağından yeme işini biraz abartmıştım. Bilge benim onun tabağından bu kadar çok yememe şaşırmış bir şekilde bana dönerek "sen ne kadar çok benimle paylaşıyorsun" dedi. Aslında demek istediği ne kadar çok benim tabağımdan yiyorsundu ama onun kelime hazinesinde bu paylaşma demekti. Ben ise ona benimle yemeğini paylaştığı için teşekkür ederek cevap verebildim.
14 Ağustos 2014 Perşembe
AquaPark
Çocuklarla birkaç hafta önce bir Cumartesi günü East Lansing Aquaparka gittik. Havuza gelince heyecanla hemen suya girmek istediler. İkisine de hemen can yeleklerini giydirdim. Kendim kenardaki şezlonglardan birine geçtim. Gözüm üzerlerinde hem onların suda eğlenmelerini seyrediyorum hem de kendi gölge köşemin tadını çıkarıyorum. Meryem bir süre oynadıktan sonra can yeleğini çıkarmak istedi. Can yeleğinin onu sürekli kaldırmasından rahatsız oluyormuş. Önce izin vermek istemedim ama sonra etrafttaki çocuklara baktığımda hepsinin can yeleği olmadığını gördüm. Dikkatli olmasını, ona gösterdiğim alandan uzaklaşmamasını söyleyerek can yeleğini çıkarttım.
Bir süre sonra Atahan'lar geldiler. Atahan da onlara katılınca minik kurbağlı su kaydırağı daha bir eğlenceli hale geldi. Ancak ben Aylin (Atahan'ın annesi) ile bir ara sohbete dalınca çocukları gözümün önünden kaçırdım. Heralde su kaydırağının arka tarafındalar diye düşünüyordum ama bir yandan da gözlerimle onları arıyordum. Bir süre sonra bizim çocukların havuzun öbür ucunda can kurtan ile birlikte yürüdüklerini farkettim. Ne oldu şaşkınlığı ve telaşı içinde onların yanına gidince can kurtan bana çocuklarımın ikisinin de can kurtaranlar tarafından boğulmaktan kurtarıldığını söyledi. Ben daha ne olduğunu tam anlamamışken bir de gözümün sürekli çocuklarımın üzerinde olması gerektiğini bana azarlar bir tonda söylemesin mi? O anki yaşadığım şok ile bana verdiği formu doldurdum. Çocukları alıp hemen oturduğumuz yere gittim. Meryem'den tam olarak ne olduğunu bana anlatmasını söyledim. Farkında olmadan biraz derin olan bölgeye geçtiğini ve tam o anda can kurtaranın düdüğünü duyup korktuğunu anlattı bana. Ne olduğunu tam hatırlamıyordu ama çok korkmuştu. Gerçekten bir boğulma tehlikesi atlatmıştı ama farkında değildi. Bilge orada ne yapıyordu? O nasıl onlara katıldı hiçbir fikrim yok. İkisi can kurtaranın yanında tıpış tıpış yanıma doğru gelirlerken ben karşımda birbirine sıkı sıkı tutunmuş iki kardeş gördüm. Zor anlarında birbirlerine sarılmışlar ve ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığı ile olanları anlamlandırmaya çalışıyorlardı.
Bu olay bana büyük bir ders oldu. Suyun şakası ihmali yoktu. Bir türlü sonuca ulaştıramadığımız yüzme işini bu sene halletmemiz gerekiyordu. Ancak o an için daha öncelikli birkaç şey vardı. Meryem'e her ne olursa olsun yüzmeyi tam olarak öğrenmeden can yeleğini çıkartmaması gerektiğini anlatmalı ve bu yaşadığı korkunun kalıcı bir korkuya dönüşmesini engellemeliydim. Bir-iki dakika kızıma sarılıp kucakladıktan sonra can kurtaran yeleğini giydirip tekrar suya soktum. Meryem can kurtaranın düdük sesini duyduğu sahneyı aklından bir türlü çıkaramadığını söylüyordu. Epey bir korkmuştu. Ancak bu korkunun üstesinden gelmeliydik. Bilge ve Meryem'i suyun biraz derin kısmına götürdüm ve onlarla nasıl suyun dibinden kendimizi yukarı çekeriz alıştırması yaptırdım. Meryem'le epey bir tekrar yaptık ve zamanla bu alıştırma bir oyuna dönüştü. Meryem'in yavaş yavaş eski neşesi geri gelmeye başlamıştı. Bilge ile birlikte tekrar kurbağlı kaydırağın oraya geçtiler ve kaydıraktan önce kim kayacak yarışı ile oyuna daldılar. Ben köşemde ama hep gözüm üzerlerinde onların neşeli oyunlarını seyretmeye devam ettim.
Havuzdan sonra epey bir süre kum havuzunda oynadılar. Bilge bir ara fıskıyelerin oraya gitti.
Sabah 11'den hemen hemen havuzun kapanış saati olan 7'ye kadar orada vakit geçirdik. Bilge'yi havuzdan zar zor da olsa çıkmaya ikna ettikten sonra arabamıza bindik ve ben daha havuz alanından ayrılmadan ikisi de arabada uykuya daldılar.
12 Ağustos 2014 Salı
Yaz, yaz, yaz!
Yaz ne de çabuk geçiverdi yine. Haftaya yeni dönem başlıyor. Ders verip almadığım için benim için çok da farketmeyecek ama yine de dönemin başlayacak olması insanı ürkütüyor. Yazın bitiyor olması sıcak havaların ve yaz aktivitelerinin yavaş yavaş sonlanması demek. Bugün hava buz gibi ve bu yazın sonuna geldiğimizin en iyi habercisi bence. Bu yaz yine dolu dolu geçti. Çocuklarla havuzda, göl kenarında parklarda sokaklarda çok güzel vakit geçirdik. Çocuklar doyasıya olmasa da bol bol bisiklete bindiler. Göl kenarına gitmek yapmayı en çok sevdikleri aktiviteler arasında yerini alıyordu. Bilge bile haftasonu tempomuza alışmıştı. Güne onun yüzmeye gidiyoruz, parka gidiyoruz soruları ile başlıyorduk. Havaların soğuması ile birlikte bu aktivite çeşitliliğimiz de yavaş yavaş azalacak. Bu bile insanda buruk bir his oluşmasına yeterli. Bu yaz sanırım geçtiğim yazlara nazaran en az yaptığımız şey mangal başında vakit geçirme oldu. Meryem ne kadar mangalda pişirilen eti yemeyi özlediğini ve pikniğe gitmeyi istediğini söylediyse de bir türlü arkadaşlarla hep beraber yapacağımız bir piknik ayarlayamadım. Yazdan kalma bir kaç güzel güne bütün az yaptıklarımızı sıkıştırmaya çalışacağız artık.
5 Ağustos 2014 Salı
Kararlı Olabilmek
Kararlılık, azim ve sebat hayatta dinlediğimiz, okuduğumuz başarı hikayelerinde tekrar tekrar karşımıza çıkan kelimeler değiller mi? Keşke küçükken sahip olduğumuz kararlılığımız aynı şiddeti ile büyüdüğümüz zaman da kendisini gösterebilse. Maalesef bir çok güzel özellik gibi kararlı olabilme özelliğini de farkında olmadan törpülüyoruz çocuklarımızda.
Kararlılık, azim ve sebat Bilge'nin en belirgin karakter özelliklerinden. Birşeyi kendi yapmak istiyor ve yapasıya kadar deniyor. Daha kolayını veya daha güzeli değil kendi yaptığı olsun, kendi seçtiği olsun istiyor. Deniyor ve başarıyor da. Daha önce de yazmıştım burada. O "ben yaparım Bilge". Birşeyi ben yaparım diyorsa gerçekten o yapacak anlamına geliyor.
Meryem ve Bilge Lake Lansing parkta bisiklet sürüyorlar. Bilge kaldırımdan çimlerin üzerine geçti. Çimlerin üzerinde pedalleri çevirmesi çok daha zor. Girdiği yer biraz da engebeli. Ben ona yardım etmek adına bisikletini itiyorum kaldırıma doğru. Bana kızıyor. "ben kendim yapmak istiyorum" diyor. Bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Orada bekliyorum. Bir beş dakika orada bisikletini çıkarmaya çalışıyor. İleri gidiyor, geri gidiyor ve sonunda başarıyor. Yüzünde bir gurur ifadesi ile "ben kendim yaptım" diyor. Sanırım en çok sonundaki bu zafer hissi hoşuna gidiyor.
Meryem ve Bilge babaları ile dışarıya bisiklet binmeye çıkacaklar. İkisi de kapıda. Bilge'ye ayakkabılarını giydirmek istiyorum ama o ben yaparım diyor. Ayakabısını çıkarıp çıkarıp tekrar giyiyor. Herşey iyi hoş da her seferinde arka tarafı biraz içerde kalıyor. Ben elimi atıyorum düzeltmek için ama bana kızıyor ve tekrar çıkarıyor. "Ben kendim giyerim" diyor. Ben bu arada kapının önünde "bak oğlum Meryem indi, bisiklet biniyor" gibi sözlerle onu ikna etmeye çalışıyorum ancak Bilge beni duymuyor bile. Ve sonunda giyebildi. Yine aynı zafer ifadesi ile "ben tek başıma giyebildim" diyor.
Sabah okula bırakıyorum. Okulun ağır kapısını kendi başına açmaya çalışıyor. Açıyor açmasına ama kapı aynı hızda geri kapanıyor. Kapıyı aralık tutabilmek biraz daha fazla güç istiyor. "Oğlum sen aç kapıyı, ben tutuyum, olur mu?" Benim ona açarken yardım ettiğim kapıyı tekrar kapatıyor, kendisi yapacak. Başka birisi geldi ve Bilge için kapıyı tuttu. Ben onlara teşekkür edip kendimizin yapmak istediğini söylüyorum. Sonuçta onlar da anne-baba ve ne demek istediğimi anlayan bir gülümseme ile kapıdan çıkıyorlar. Kapıyı açtı içeri giriyor ancak kapı üzerine kapanmak üzere. Artık dayanamayıp onunla birlikte ve ona belli etmemeye çalışarak kapıyı tutuyorum. Sonunda içeri giriyoruz. Bana "anne birlikte açtık" diyor. Benim ona yardım ettiğimi farketmiş ve bu yüzden kendisi yapmış saymıyor. Neyse ki tekrar denemek için ısrar etmiyor.
Bu kararlılık sadece birşeyleri kendisinin yapması konusunda değil. Kendi tercihlerini yapmak istiyor. Masadaki kaptan meyveyi kendisi alacak, şekerlerin arasında kendisi bir tane şeker seçecek ve buna benzer seçim gerektiren olaylarda etken bir tavır takınmak konusunda mutlaka kararlılığını belli ediyor. Geçtiğimiz günlerde kahvaltı soframızda bu sebeple kısa bir gerginlik yaşadık. Yumurtasından önce simit yemek istiyor. Emre ise önce yumurtasını bitirmesi konusunda ısrarlı. İkisi de birbirine direniyor. Emre artık dayanamıyor ve Bilge'yi odasına gönderiyor. Bilge'nin odasından "bagel istiyorum" sesleri geliyor. Ben bu duruma dayanamıyorum. Bir de oğlumun karakterini de biliyorum. Her ikisinin de istediği olacak bir anlaşma yapıyoruz. Bilge yumurtasını ve simitini aynı anda yiyor.
Anne-babaları olarak bize düşen görev Bilge'nin ve Meryem'in kararlı duruşlarını beslemek, teşvik etmek ve güzel işlere yönlendirebilmek. Umarım hayatlarındaki seçimlerinde edilgen değil her zaman etken bir tutum gösterirler.
Kararlılık, azim ve sebat Bilge'nin en belirgin karakter özelliklerinden. Birşeyi kendi yapmak istiyor ve yapasıya kadar deniyor. Daha kolayını veya daha güzeli değil kendi yaptığı olsun, kendi seçtiği olsun istiyor. Deniyor ve başarıyor da. Daha önce de yazmıştım burada. O "ben yaparım Bilge". Birşeyi ben yaparım diyorsa gerçekten o yapacak anlamına geliyor.
Meryem ve Bilge Lake Lansing parkta bisiklet sürüyorlar. Bilge kaldırımdan çimlerin üzerine geçti. Çimlerin üzerinde pedalleri çevirmesi çok daha zor. Girdiği yer biraz da engebeli. Ben ona yardım etmek adına bisikletini itiyorum kaldırıma doğru. Bana kızıyor. "ben kendim yapmak istiyorum" diyor. Bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Orada bekliyorum. Bir beş dakika orada bisikletini çıkarmaya çalışıyor. İleri gidiyor, geri gidiyor ve sonunda başarıyor. Yüzünde bir gurur ifadesi ile "ben kendim yaptım" diyor. Sanırım en çok sonundaki bu zafer hissi hoşuna gidiyor.
Meryem ve Bilge babaları ile dışarıya bisiklet binmeye çıkacaklar. İkisi de kapıda. Bilge'ye ayakkabılarını giydirmek istiyorum ama o ben yaparım diyor. Ayakabısını çıkarıp çıkarıp tekrar giyiyor. Herşey iyi hoş da her seferinde arka tarafı biraz içerde kalıyor. Ben elimi atıyorum düzeltmek için ama bana kızıyor ve tekrar çıkarıyor. "Ben kendim giyerim" diyor. Ben bu arada kapının önünde "bak oğlum Meryem indi, bisiklet biniyor" gibi sözlerle onu ikna etmeye çalışıyorum ancak Bilge beni duymuyor bile. Ve sonunda giyebildi. Yine aynı zafer ifadesi ile "ben tek başıma giyebildim" diyor.
Sabah okula bırakıyorum. Okulun ağır kapısını kendi başına açmaya çalışıyor. Açıyor açmasına ama kapı aynı hızda geri kapanıyor. Kapıyı aralık tutabilmek biraz daha fazla güç istiyor. "Oğlum sen aç kapıyı, ben tutuyum, olur mu?" Benim ona açarken yardım ettiğim kapıyı tekrar kapatıyor, kendisi yapacak. Başka birisi geldi ve Bilge için kapıyı tuttu. Ben onlara teşekkür edip kendimizin yapmak istediğini söylüyorum. Sonuçta onlar da anne-baba ve ne demek istediğimi anlayan bir gülümseme ile kapıdan çıkıyorlar. Kapıyı açtı içeri giriyor ancak kapı üzerine kapanmak üzere. Artık dayanamayıp onunla birlikte ve ona belli etmemeye çalışarak kapıyı tutuyorum. Sonunda içeri giriyoruz. Bana "anne birlikte açtık" diyor. Benim ona yardım ettiğimi farketmiş ve bu yüzden kendisi yapmış saymıyor. Neyse ki tekrar denemek için ısrar etmiyor.
Bu kararlılık sadece birşeyleri kendisinin yapması konusunda değil. Kendi tercihlerini yapmak istiyor. Masadaki kaptan meyveyi kendisi alacak, şekerlerin arasında kendisi bir tane şeker seçecek ve buna benzer seçim gerektiren olaylarda etken bir tavır takınmak konusunda mutlaka kararlılığını belli ediyor. Geçtiğimiz günlerde kahvaltı soframızda bu sebeple kısa bir gerginlik yaşadık. Yumurtasından önce simit yemek istiyor. Emre ise önce yumurtasını bitirmesi konusunda ısrarlı. İkisi de birbirine direniyor. Emre artık dayanamıyor ve Bilge'yi odasına gönderiyor. Bilge'nin odasından "bagel istiyorum" sesleri geliyor. Ben bu duruma dayanamıyorum. Bir de oğlumun karakterini de biliyorum. Her ikisinin de istediği olacak bir anlaşma yapıyoruz. Bilge yumurtasını ve simitini aynı anda yiyor.
Anne-babaları olarak bize düşen görev Bilge'nin ve Meryem'in kararlı duruşlarını beslemek, teşvik etmek ve güzel işlere yönlendirebilmek. Umarım hayatlarındaki seçimlerinde edilgen değil her zaman etken bir tutum gösterirler.
31 Temmuz 2014 Perşembe
Ana-Oğul Başbaşa
Bugün çocukların evde olma günü. Meryem ile Beyza daha önceden plan yaptılar. Beyza'nın babası onları bugün kütüphanedeki hikaye zamanına götürecek. Meryem'in yaşıtındaki arkadaşlarının fazla olması ve yaşının biraz büyük olması dolayısıyla bir yerlere giden hep Meryem oluyor, Bilge ise çoğunlukla geride kalan. Bugün oğlumun Meryem'in arkasında üzgün üzgün bakmasına gönlüm razı olmadı. Eline bir ipad tutuşturup avutmak da istemedim. Bilge ile bugün birkaç saat de olsa ana-oğul başbaşa vakit geçirelim istedim. Onun için özel bir gün olsun diye düşünerek onu at binmeye götürmeye karar verdim.
Bilge ilk başta Meryem'e güle güle derken üzüldü ve bir süre onun gittiği yere gitmek istediğini söyledi. Ben tercihi ona bıraktım. Yolda giderken ondan biraz düşünmesini istedim. Kütüphaneye gitmek isterse kütüphaneye götüreceğimi at binmeye gitmek isterse at binmeye götüreceğimi söyledim. İlk başta kütüphane dedi. Bir süre düşün diyerek cevabını hemen söylememesini istedim. 7-8 dakika sonra bana "anne ben at binmek istiyorum" dedi. Başbaşa geçireceğimiz güne hazırdık.
Bilge ile arabada beraber giderken ikimizin de üzerinde ayrı bir rahatlık vardı. Ben arabada tek çocuk olmasının rahatlığını yaşıyordum. Bilge ise bütün ayrıcalıklara geçici bir süre için kendisinin sahip olmasının zevkini. Sadece Meryem varken tek bir çocuğa bile baş edebilmenin dünyanın en zor işi olduğunu düşünürdüm. Sonra Bilge geldi ve ben her ikisi ile her yere gitmeye o kadar alışmıştım ki tek çocuk sahibi olmak nasıl bir duygu unutmuştum. İşte şimdi Bilge ile başbaşaydık ve sanki şu an dünyanın en kolay işini yapıyordum.
At çiftliğine geldiğimizde Bilge büyük bir heyecanla arabadan indi. Yarım saatlik bir midilli gezisi ayarladık. Çiftlik sahibi atımızı hazırlarken biz bir süre çiftlikteki diğer hayvanlarla ilgilendik.
Bilge heyecanla atının gelmesini bekliyordu.
Atımız kahverengi bir midilliydi. Adı Barney. Bilge benden önce benimsedi adını. Çiftlik sahibi atın adını söyler söylemez atımıza Barney diye hitap etmeye başladı. Barney ile birlikte mini gezimiz içn ormana doğru ilerledik. Yol boyunca oğlumla bol bol sohbet ettik. Arada şarkılar söyleyip olmadık şeylere güldük. Arada Barney'e laf atıp onun fikrini sorduk. Ben Barney'le konuşmaya çalışırken Bilge bana "atlar konuşmaz ki" diyerek güldü. Barney ot yemek için durunca ona çiftliğe dönünce rahat rahat yiyebileğini ama şu anda yolumuza devam etmemiz gerektiğini söyledik.
Acaba sıkılır mıyız diye at gezisini yarım saatlik bir süre almıştım ama yolda bir saat boyunca gitsek hiç sıkılmadan gezermişiz onu farkettim. Oğlumla yaptğımız bu yarım saatlik orman yürüyüşü ikimize de çok iyi geldi. Arada böyle kaçamaklar yapmak gerek. Kalabalık ve gündelik koşuşturma içerisinde ne tam birbirmizi duyabiliyoruz ne de anlayabiliyoruz.
Biz oğlumla başbaşa bir gün geçiriyorduk ama yine de oğlumun aklında ailemizin diğer yarısı vardı. Arada durup durup baba yok, baba evde veya Meryem yok diyordu. Zaten arabaya binince hemen babası ile konuşmak istedi. Eve kadar bekleyemedi. Babasına telefonda heyecanla at bindiğini anlattı. Aralara küçük kaçamaklar sıkıştırsak da en güzeli sonuçta hep bir arada olacağımızı bilmek.
Bilge ilk başta Meryem'e güle güle derken üzüldü ve bir süre onun gittiği yere gitmek istediğini söyledi. Ben tercihi ona bıraktım. Yolda giderken ondan biraz düşünmesini istedim. Kütüphaneye gitmek isterse kütüphaneye götüreceğimi at binmeye gitmek isterse at binmeye götüreceğimi söyledim. İlk başta kütüphane dedi. Bir süre düşün diyerek cevabını hemen söylememesini istedim. 7-8 dakika sonra bana "anne ben at binmek istiyorum" dedi. Başbaşa geçireceğimiz güne hazırdık.
Bilge ile arabada beraber giderken ikimizin de üzerinde ayrı bir rahatlık vardı. Ben arabada tek çocuk olmasının rahatlığını yaşıyordum. Bilge ise bütün ayrıcalıklara geçici bir süre için kendisinin sahip olmasının zevkini. Sadece Meryem varken tek bir çocuğa bile baş edebilmenin dünyanın en zor işi olduğunu düşünürdüm. Sonra Bilge geldi ve ben her ikisi ile her yere gitmeye o kadar alışmıştım ki tek çocuk sahibi olmak nasıl bir duygu unutmuştum. İşte şimdi Bilge ile başbaşaydık ve sanki şu an dünyanın en kolay işini yapıyordum.
At çiftliğine geldiğimizde Bilge büyük bir heyecanla arabadan indi. Yarım saatlik bir midilli gezisi ayarladık. Çiftlik sahibi atımızı hazırlarken biz bir süre çiftlikteki diğer hayvanlarla ilgilendik.
Bilge heyecanla atının gelmesini bekliyordu.
Atımız kahverengi bir midilliydi. Adı Barney. Bilge benden önce benimsedi adını. Çiftlik sahibi atın adını söyler söylemez atımıza Barney diye hitap etmeye başladı. Barney ile birlikte mini gezimiz içn ormana doğru ilerledik. Yol boyunca oğlumla bol bol sohbet ettik. Arada şarkılar söyleyip olmadık şeylere güldük. Arada Barney'e laf atıp onun fikrini sorduk. Ben Barney'le konuşmaya çalışırken Bilge bana "atlar konuşmaz ki" diyerek güldü. Barney ot yemek için durunca ona çiftliğe dönünce rahat rahat yiyebileğini ama şu anda yolumuza devam etmemiz gerektiğini söyledik.
Biz oğlumla başbaşa bir gün geçiriyorduk ama yine de oğlumun aklında ailemizin diğer yarısı vardı. Arada durup durup baba yok, baba evde veya Meryem yok diyordu. Zaten arabaya binince hemen babası ile konuşmak istedi. Eve kadar bekleyemedi. Babasına telefonda heyecanla at bindiğini anlattı. Aralara küçük kaçamaklar sıkıştırsak da en güzeli sonuçta hep bir arada olacağımızı bilmek.
29 Temmuz 2014 Salı
Benim Minik Mutlu Kardan Adamım
Karlar Ülkesi çizgi filmini seyretmediyseniz mutlaka seyredin. Büyükler olarak biz bile birkaç defa izledik. Bu film Meryem ve Bilge'yi ilk sinemaya götürdüğüm filmdi. Meryem daha önce babası ile gitmişti ama Bilge'nin ilk sinema tecrübesiydi ve film uzun bir film olmasına rağmen ve hiç ara vermedikleri halde hem Bilge hem Meryem filmi hiç sıkılmadan izlediler. Sonra evde, sonra Türkiye yolculuğumuz sırasında bilimum araçlarda. Çocukların sessiz durmalarını istediğimiz anda filmi önlerine koyuyorduk ve o anda derin bir sessizliğe gömülüyorlardı. Ne kadar uykuları olursa olsun aynı etkiyi yaptı. Çocukların açma kapama düğmesi gibiydi.
Emre ile Meryem geçen hafta kütüphaneden filmin müziklerinin olduğu CDyi ödünç almışlar. Bütün bir hafta yol boyunca karlar ülkesi müzikleri dinledik. Meryem'in favori şarkıları var. Türkçe'ye "Aldırma" olarak çevrilen "Let it go" bu listede bir numara. Ve filmin iki ana kahramanı Elsa ve Anna'nın söylediği tüm diğer şarkılar.
Filmde bir de kardan adam karakteri var. Filmin komik karakteri. Espirileri ile filmin duygusal anlamda yoğun sahnelerini neşelendiren karakteri. Adı Olaf. Bilge Olaf'ı çok seviyor. Olaf filmin bir yerinde şarkı söylüyor. Bu şarkı da CD'de. Meryem Olaf'ın şarkısı gelince diğer şarkılara geçmemi istiyor. Bilge ise Olaf'ın şarkısını dinlemek istiyor. Sadece dinlemekle kalmıyor eşlik de ediyor. En çok Olaf'ın "Happy Snowman" yani "Mutlu kardan adamı" dediği yeri seviyor. Bilge'ye Olaf ne diyor diye sorunca ilk aklına happy snowman geliyor.
Yüzüne yayılan aynı kocaman gülümseme ile Bilge de benim minik mutlu kardan adamım.
Emre ile Meryem geçen hafta kütüphaneden filmin müziklerinin olduğu CDyi ödünç almışlar. Bütün bir hafta yol boyunca karlar ülkesi müzikleri dinledik. Meryem'in favori şarkıları var. Türkçe'ye "Aldırma" olarak çevrilen "Let it go" bu listede bir numara. Ve filmin iki ana kahramanı Elsa ve Anna'nın söylediği tüm diğer şarkılar.
Filmde bir de kardan adam karakteri var. Filmin komik karakteri. Espirileri ile filmin duygusal anlamda yoğun sahnelerini neşelendiren karakteri. Adı Olaf. Bilge Olaf'ı çok seviyor. Olaf filmin bir yerinde şarkı söylüyor. Bu şarkı da CD'de. Meryem Olaf'ın şarkısı gelince diğer şarkılara geçmemi istiyor. Bilge ise Olaf'ın şarkısını dinlemek istiyor. Sadece dinlemekle kalmıyor eşlik de ediyor. En çok Olaf'ın "Happy Snowman" yani "Mutlu kardan adamı" dediği yeri seviyor. Bilge'ye Olaf ne diyor diye sorunca ilk aklına happy snowman geliyor.
Yüzüne yayılan aynı kocaman gülümseme ile Bilge de benim minik mutlu kardan adamım.
Bir Kaç Saate Sığdırılan Bayram Kutlamaları
Yurt dışında bayramlar sadece birkaç saate sıkıştırılan bayram kutlamaları ile sınırlı. Bayram günü hayat aynı hızı ile devam ediyor. Bu bayram sabahı ne bayram namazına katılabildik ne de gün içerisinde herhangi bir bayram kutlaması yapabildik. Bayram sabahı benim yeni projemin sunum günüydü. Birkaç haftadır hazırlandığım konunun sunumunu yapacaktım ve bu sunum benim için önemliydi. Bu sebeple gün içerisinde çocuklara ayıracak hiç zamanım yoktu. Emre'nin durumu da benden farklı olmadığı için çocukları okula bırakmanın daha doğru bir fikir olacağına karar verdik. Çocuklar bayramın ilk gününü okulda hafta içi herhangi bir günmüş gibi geçirdiler.
Neyse ki günün sonunda buradaki Türk topluluğunun düzenlediği bayram pikniği vardı. Meryem artık bayramları bildiği için okuldaki öğretmenine akşamki kutlamadan bahsetmişti. Ancak bana öğretmenine bayramı nasıl anlatacağını bilemediğinden dert yandı. Öğretmenine sadece bugünün özel bir gün olduğunu ve akşam Türk çocuklarla oynayacağını söyleyebilmişti.
Akşam üzeri çocukları alarak bayram kutlamasının olduğu piknik alanına gittik. Çocuklar bir süre parkta oynadılar. Yemeğimizi yedikten sonra çocuklar için en eğlenceli kısım olan bayram hediyelerine sıra gelmişti. Meryem ve Bilge heyecanla sıraya girdiler. Meryem sıranın ilk başında idi ve hediyesini çok merak ediyordu.
Toplulukta yaşlı bir teyzeyi temsili olarak oturttular. Çocuklar sıra ile teyzenin elini öpüp hediyelerini aldılar. İlk hediyesini alan Meryem'di.
Meryem'in hediyesi Dora oyuncağı idi. Ancak diğer kızların elinde prenses oyuncaklarını görünce ilk baştaki mutluluğu yerini mutsuzluğa bıraktı. Bütün diğer kızlar gibi bir prenses oyuncağı istiyordu. Oyuncağını değiştirmek için cesaretini toplayıp gittiğinde geriye kalan Hello Kitty seçeneği kabul etti ve Dora oyuncağını Hello Kitty ile değiştirdi.
Bilge sırada heyecanla bekliyordu. Sırada beklerken bir boşluğunu bulup birkaç çocuğun önüne geçerek sıranın kendisine gelmesini hızlandırdı.
Alacağı hediyeye odaklanmıştı. Meryem hediye almıştı ve o da almak istiyordu. El öpmesi gerektiğini söyleyince hızlı bir şekilde yaşlı teyzenin elini öptü ve heyecanla hediyesini kucaklayarak yanıma geldi.
Meryem ile birlikte hediyesini açtılar. Hediyesi casus oyuncak seti idi.
Birkaç arkadaş daha bizim çocuklara hediyeler almışlardı. Birer adet yeni kıyafetleri, hediyeleri, şekerleri ve balonları ile piknik yerinden ayrıldık. Bayram en çok çocuklara bayramdı.
Eve gitmeden yarım saatliğine Atahan'lara bayram kutlamasına uğradık ve sonra evimize döndük.
Bayram burada bu birkaç saatlik bayram kutlaması ve bir de iki arada bir derede ailelerimizle yaptığımız telefon görüşmelerimiz ile sınırlı. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki dar zamanlara sığdırmaya çalıştığımız bu paylaşım anları bizim için geniş zamanlara serpiştirilmiş silik bir kaç anıdan çok daha değerli.
Bayram burada bu birkaç saatlik bayram kutlaması ve bir de iki arada bir derede ailelerimizle yaptığımız telefon görüşmelerimiz ile sınırlı. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki dar zamanlara sığdırmaya çalıştığımız bu paylaşım anları bizim için geniş zamanlara serpiştirilmiş silik bir kaç anıdan çok daha değerli.
Doğum Günleri ve Pinyata'dan Yere Dökülen Şekerler
Bu hafta sonu doğum günleri haftasonu idi. Cuma akşamından doğum günü kutlamalarına başladık. Atahan'ın doğum günü için Atahan'lara gittik. Thomas'lı doğum günü pastası Atahan'ın olduğu kadar Bilge'nin de hoşuna gitti.
Cumartesi iki doğum günü birden vardı. Önce Diego'nun doğum gününe gittik. Diego Meryem'in arkadaşı olmasına rağmen Bilge'yi de götürdüm çünkü Bilge Diego'yu çok seviyor ve birlikte güzel vakit geçiriyorlar. Diego'nun doğum gününü kendi evlerinde planlamışlardı. Doğum gününün teması süper kahramanlardı. Doğum günü davetinde eğer istersek "Süper Kahraman" kostümlerimizi giyerek gelebileceğimiz yazılıydı. Bir an Bilge'nin sırtına battaniye'den yaptığımız pelerini takıp gitmek aklıma gelmedi değil ama çok basit olacağını düşünerek vazgeçtim. Oraya gittiğimizde gördüm ki sadece çocuklar değil büyükler bile süper kahraman kostümleri giymişlerdi. Herkesi kostüm içerisinde gören Meryem ilk başlarda takmak istemediği "4th of July" bağımsızlık günü saç bandını takınca biz de biraz olsun doğum günü temasına uyum sağlamış olduk.
Doğum günü çok eğlenceliydi. Yemekten hemen sonra doğum günü pastasını kestiler.
16-17 yaşlarında bir genç çocuklara göz yanılması gösterisi yaptı.
Çocuklar su balonları ile Penguen rolüne bürünen Diego'nun babasını vurmaya çalıştılar.
Su kayağının üzerinde bol bol ıslandılar.
Hediyeleri açarken Meryem hemen Diego'nun yanında yerini aldı ve Diego ile birlikte hediyeleri açmaya başladılar. O an ikisi arasındaki teklifsiz arkadaşlığı farkettim. Meryem Diego'nun yanına oturmuş hiç sormadan onun hediyelerini kendi hediyeleri gibi heyecanla açıyordu ve Diego bu durumdan hiç rahatsız olmuyordu.
Hediyelerden sonra sırada Pinyata vardı. Sıra ile Pinyata'yı parçalamaya çalıştılar.
Şekerler yere saçılır saçılmaz bütün çocuklar şekere hücum etti. Bilge şekerlerin içerisinden bir iki tanesini alıp bana getirdi. Aldığı lolipoplardan birisini açmamı istedi. Meryem yere dağılan şekerleri toplamaya yoğunlaşmıştı. Epey bir ganimet toplamıştı.
Öğleden sonra Syney'in doğum günü vardı. Bu sefer Bilge'yi evde bıraktım. Yol üzerinde Beyza'yı alarak doğum gününün olduğu yere geldik. Burası bir spor kompleksiydi. Sydney'in doğum günü teması Karlar Ülkesi idi. Doğum günü odası Karlar Ülkesi filmine uygun dekore edilmişti. Çocuklar önce spor salonlarının birinde oyunlar oynadılar.
Sonra havuz kısmına geçtiler. Bir süre havuzda vakit geçirdikten sonra üzerlerini değiştirip doğum günü odasına geldiler. Doğum günü pastasından sonra sıra Pinyataya geldi.
Pinyata'nın içerisindeki ganimetler yere dökülür dökülmez bütün çocuklar yerdeki şekerleri, oyuncakları toplamaya başladılar. Bu konuda Meryem'in ne kadar ustalaştığını gördüm. Yerdekileri tek tek toplamıyordu. Yeri eli ile süpürüp eteğinin altına depo yapıyordu.
O kadar çok toplamıştı ki topladıkları poşete zor sığdı. Aslında Meryem'in amacı topladıklarını yemek değildi. Meryem kelimenin tam anlamı ile bir yarışçıydı ve oradan en fazla sonuçla çıkmalıydı.
Cumartesi iki doğum günü birden vardı. Önce Diego'nun doğum gününe gittik. Diego Meryem'in arkadaşı olmasına rağmen Bilge'yi de götürdüm çünkü Bilge Diego'yu çok seviyor ve birlikte güzel vakit geçiriyorlar. Diego'nun doğum gününü kendi evlerinde planlamışlardı. Doğum gününün teması süper kahramanlardı. Doğum günü davetinde eğer istersek "Süper Kahraman" kostümlerimizi giyerek gelebileceğimiz yazılıydı. Bir an Bilge'nin sırtına battaniye'den yaptığımız pelerini takıp gitmek aklıma gelmedi değil ama çok basit olacağını düşünerek vazgeçtim. Oraya gittiğimizde gördüm ki sadece çocuklar değil büyükler bile süper kahraman kostümleri giymişlerdi. Herkesi kostüm içerisinde gören Meryem ilk başlarda takmak istemediği "4th of July" bağımsızlık günü saç bandını takınca biz de biraz olsun doğum günü temasına uyum sağlamış olduk.
Doğum günü çok eğlenceliydi. Yemekten hemen sonra doğum günü pastasını kestiler.
16-17 yaşlarında bir genç çocuklara göz yanılması gösterisi yaptı.
Çocuklar su balonları ile Penguen rolüne bürünen Diego'nun babasını vurmaya çalıştılar.
Su kayağının üzerinde bol bol ıslandılar.
Hediyeleri açarken Meryem hemen Diego'nun yanında yerini aldı ve Diego ile birlikte hediyeleri açmaya başladılar. O an ikisi arasındaki teklifsiz arkadaşlığı farkettim. Meryem Diego'nun yanına oturmuş hiç sormadan onun hediyelerini kendi hediyeleri gibi heyecanla açıyordu ve Diego bu durumdan hiç rahatsız olmuyordu.
Hediyelerden sonra sırada Pinyata vardı. Sıra ile Pinyata'yı parçalamaya çalıştılar.
Şekerler yere saçılır saçılmaz bütün çocuklar şekere hücum etti. Bilge şekerlerin içerisinden bir iki tanesini alıp bana getirdi. Aldığı lolipoplardan birisini açmamı istedi. Meryem yere dağılan şekerleri toplamaya yoğunlaşmıştı. Epey bir ganimet toplamıştı.
Öğleden sonra Syney'in doğum günü vardı. Bu sefer Bilge'yi evde bıraktım. Yol üzerinde Beyza'yı alarak doğum gününün olduğu yere geldik. Burası bir spor kompleksiydi. Sydney'in doğum günü teması Karlar Ülkesi idi. Doğum günü odası Karlar Ülkesi filmine uygun dekore edilmişti. Çocuklar önce spor salonlarının birinde oyunlar oynadılar.
Sonra havuz kısmına geçtiler. Bir süre havuzda vakit geçirdikten sonra üzerlerini değiştirip doğum günü odasına geldiler. Doğum günü pastasından sonra sıra Pinyataya geldi.
Pinyata'nın içerisindeki ganimetler yere dökülür dökülmez bütün çocuklar yerdeki şekerleri, oyuncakları toplamaya başladılar. Bu konuda Meryem'in ne kadar ustalaştığını gördüm. Yerdekileri tek tek toplamıyordu. Yeri eli ile süpürüp eteğinin altına depo yapıyordu.
O kadar çok toplamıştı ki topladıkları poşete zor sığdı. Aslında Meryem'in amacı topladıklarını yemek değildi. Meryem kelimenin tam anlamı ile bir yarışçıydı ve oradan en fazla sonuçla çıkmalıydı.
Mini Bisiklet Gezisi
Bir Perşembe sabahı çocuklarla hemen kahvaltı sonrası dışarı mini bisiklet gezisine çıktık. Meryem ile rotamızı belirledik. Birlikte yakındaki parka kadar gidecektik. Bilge bisiklet üzerinde biraz daha uzun mesafe gidecek kadar büyümüştü. Çocuklar bisikletinde ben onların yanında yürüyerek yola çıktık. Meryem son hedefe odaklı bir şekilde bisikletini hızlı sürüyor, biraz ilerleyince bizi beklemek durumunda kalıyordu. Bilge ise yolculuğun tadını çıkarıyor, bisikletini sürerken etrafı seyrediyor, ara ara durup yerdeki otları, yaprakları inceliyor sonra yoluna devam ediyordu. Kesin olan bir şey vardı ki ikisi de bu yolculuktan çok keyif alıyordu. Bilge arada "Ni Ha!" diyerek keyif çığlıkları atarak başına büyük gelen mavi şapkasını çıkarıp havada sallıyordu. Parka yakın bir yerde büyük bir taş görünce orada biraz dinlenmeye karar verdiler.
Sonra yola devam. Sonunda hedefimize ulaşmıştık. Bilge parkta oynarken Meryem bir süre oradaki yokuştan aşağı bisiklet sürmenin keyfini çıkardı. Kısa bir süre parkta oynadıktan sonra yine aynı neşe ile eve doğru yola koyulduk.
Bu gezimiz sırasında çocuklarla planladığımız aktivitelerden artık o kadar çok yorulmadığımı farkettim. Çocuklarımızın her geçen gün daha bağımsız olduklarını görebilmek ne kadar güzel.
Sonra yola devam. Sonunda hedefimize ulaşmıştık. Bilge parkta oynarken Meryem bir süre oradaki yokuştan aşağı bisiklet sürmenin keyfini çıkardı. Kısa bir süre parkta oynadıktan sonra yine aynı neşe ile eve doğru yola koyulduk.
Bu gezimiz sırasında çocuklarla planladığımız aktivitelerden artık o kadar çok yorulmadığımı farkettim. Çocuklarımızın her geçen gün daha bağımsız olduklarını görebilmek ne kadar güzel.
Sen adam gibi oldun!
Yine bir sabah ve hepimiz okul icin dışarı çıkmaya hazırlanıyoruz. Emre de bizimle geleceği için hazırlandı. Emre genelde evde çalışıyor ve çocuklar onu rahat kıyafetleri ile görmeye alışıklar. Çocuklar Emre'yi giyinmiş görünce şaşkınlıklarını gizleyemedi ama günün yorumu Bilge'den geldi:
Baba, sen adam gibi oldun!
Bilge biraz daha büyük olsaydı bu adam gibi olmanın anlamını biraz olsun açabilmek isterdik ama o anda bu yoruma sadece gülebildik.
Baba, sen adam gibi oldun!
Bilge biraz daha büyük olsaydı bu adam gibi olmanın anlamını biraz olsun açabilmek isterdik ama o anda bu yoruma sadece gülebildik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

































