Bu denklem aslında tam olarak benim icadım sayılmaz. Bizim bölümde doktora yapan ve aynı zamanda yoğun bir şekilde annelik yapan Jamie benzer bir tanesini kendi bloğunda paylaştı. Benim hayatımda cok tekrarlayan bir durumu en güzel bu denklemin özetledigini düşündüğüm için yazmaya karar verdim.
Eğer anne baba iseniz gideceğiniz bir yere yetişmek için evden çıkmanız gereken saati mi merak ediyorsunuz? O halde bu denklemin bir versiyonunu kullanmak durumundayız.
Y: evden çıkmayı planladiginiz saat
X: randevu saatiniz
A: evden hedef noktaya geçen zaman
Peki 0.25 sabiti neyi temsil ediyor? Çocukların eklediği ekstra 15 dakikayı. En azından bizim ailemizin.
Ben bir örneğini bu sabah yaşadım. Denklemimi test ettim ve onayladım yani.
Bu sabah 8:30'da WIC Randevusu vardı. Saat 9:30'da ise bir toplantıya katılmam gerekiyordu. Sekiz bucuktaki randevumuza 15 dakika erken gitsek bir 15 dakika toplantıya hazırlık zamanı kazandırır diye düşündüm ve saat 8'de çıkacakmış gibi Bilge'yi hazırlamaya başladım. Yol 15 dakika sürüyor. Bilge hazır hadi bakalım arabaya. Hayır, olmaz Bilge yolda atistirmasi için bir kaba koyduğum mısır gevreğinin üstüne süt istiyor. Hemen buzdolabına koştum ve biraz süt koydum. Hadi çıkıyoruz. Hayır mı şimdi ne oldu? Su tamam hemen yanımıza şu alalım. Hazır mıyız? Hadi arabaya gidiyoruz. Ne oldu Bilge, nereye gidiyorsun? Çiçekler mi, evet çok güzeller ama başka zaman koklasak olmaz mı? Oh, sonunda arabadayiz. Saat mi kaç? 8:15 ve biz randevumuza ancak yetişebildik. Bütün bunlar 15 dakika sabit erteleme zamanını hesaba katmadığım için oldu.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
25 Haziran 2014 Çarşamba
24 Haziran 2014 Salı
Yarı Zamanlı Kreş Denemesi
Bu yaz çocukları kısmi zamanlı kreşe gönderme fikri bir açıdan iyi bir açıdan kötü bir fikirdi. Bir gün gidip bir gün gitmemeleri iyi oldu çünkü bu sayede bir nebze hafta içinin telaşına, koşuşturmasına biraz dur dedik. Çocuklar ilk defa bu kadar yanımızdalar ve biz de çocuklar da bir arada olunca ne yapabilirizin şaşkınlığını yaşıyoruz. Mesela Bilge hala ben her an gidecekmişim korkusu taşıyor ve sabah bir yere gitmediğimizi görünce "okula gideceğiz?" diye şaşkınlık içeren bir soru yöneltiyor. Ama sonuç olarak evde olmaktan memnunlar. Sanki biz hiç bu kadar uzun zaman dilimlerine sahip olmamışız daha önce ve bir arada nasıl zaman geçirilir onu öğreniyoruz hep birlikte. Paylaştığımız anlarımızı arttırmış olmanın tatlı bir sarhoşluğu var üzerimizde. Sahip olduğumuz ana olan farkındalığımızı arttırmış olmanın güveni, zaman zaman neşeli ve çoğunlukla gürültülü geçen günlerimizin üzerimizde bıraktığı hoş bir yorgunluk var. Meryem'in deyimi ile arada gerçekten "gülmemi(zi) durduramıyorum(z)"
Çocukların kreşe kısmi zamanlı gitmelerinin kötü olan tarafı ise haftalık rutinimizin bozulmasının çocuklarda yarattığı dengesizlik. Bir sabah gidiyoruz, bir sabah gitmiyoruz sonra hafta sonları devreye giriyor ve çocuklar okula gittikleri hergün bir ilk gün sendromu yaşıyorlar. Bilge daha yolda ağlamaya başlıyor. Meryem isyanlarda. Doğal olarak bu durum sınıf içerisindeki arkadaşlıklarına yansımış durumda. Sürekli gitmemelerinden dolayı Meryem'in eski arkadaşları ile olan bağları biraz zayıfladı anladığım kadarıyla. Meryem'in deyimi ile artık sınıfında öyle severek oynamayı istediği bir kişiyi bulamıyor. Bunda Kit ve Ashley'in artık onun sınıfında olmamasının da payı var tabii. Bütün bunlara ek olarak eve nazaran okul öğrenmeleri açısından daha verimli. Çünkü evde zamanı daha geniş kullanıyoruz ve rutinlerimiz az. Mesela bir gün güzel bir kitap okuma saati yapıyoruz sonraki iki gün yok. Aynı şekilde resim, yazma çalışmaları bir gün yaptıysak beş gün yapmıyoruz. Bunları düşününce de insan acaba yanlış bir karar mı verdik diye sormadan edemiyor.
Çocukların kreşe kısmi zamanlı gitmelerinin kötü olan tarafı ise haftalık rutinimizin bozulmasının çocuklarda yarattığı dengesizlik. Bir sabah gidiyoruz, bir sabah gitmiyoruz sonra hafta sonları devreye giriyor ve çocuklar okula gittikleri hergün bir ilk gün sendromu yaşıyorlar. Bilge daha yolda ağlamaya başlıyor. Meryem isyanlarda. Doğal olarak bu durum sınıf içerisindeki arkadaşlıklarına yansımış durumda. Sürekli gitmemelerinden dolayı Meryem'in eski arkadaşları ile olan bağları biraz zayıfladı anladığım kadarıyla. Meryem'in deyimi ile artık sınıfında öyle severek oynamayı istediği bir kişiyi bulamıyor. Bunda Kit ve Ashley'in artık onun sınıfında olmamasının da payı var tabii. Bütün bunlara ek olarak eve nazaran okul öğrenmeleri açısından daha verimli. Çünkü evde zamanı daha geniş kullanıyoruz ve rutinlerimiz az. Mesela bir gün güzel bir kitap okuma saati yapıyoruz sonraki iki gün yok. Aynı şekilde resim, yazma çalışmaları bir gün yaptıysak beş gün yapmıyoruz. Bunları düşününce de insan acaba yanlış bir karar mı verdik diye sormadan edemiyor.
Sevgileri Yarınlara Ertelememek
Dün akşam çocuklarımın yanına yatıp bir süre onları seyrettim. Meryem'in yüzünün kıvrımlarına doyasıya baktım. Allah'ım ne güzel yaratmışssın diye düşündüm. Ne kadar narin ve kendine has bir güzelliği var. Bilge'nin sıcaklığını ve yumuşaklığını daha çok hissetmek için sıkı sıkıya kucakladım. Sonra Allah'a şükrettim. Bize onları verdiği için. O an ikisini de uyandırıp onları ne kadar çok sevdiğimi söylemek istedim. Bunu bilsinler ve içlerinde derin derin hissetsinler diye. Zaman farketmeden geçiyor. Bir zamanlar bebektiler şimdi büyüdüler sonra daha da büyüyecekler ve daha da. İnsan söyleceklerini, yapacaklarını yarınlara ertelememeli. En çok da sevdiklerini içeren konuları. Bir gün sonra, bir ay sonra yıllar sonra şu an ile aynı olmuyor. Ve hiç bir an şu an kadar gerçek değil.
17 Haziran 2014 Salı
Babalar Günü
Babalık öyle annelik
gibi doğal olarak kazanılan bir isim değil. Annelik insanın içinde ilk canı
hissettiği an başlıyor ve çocuğunun içinde büyümesi ile annelik hislerin büyüyor.
İçindeki canlıyı daha görmeden büyük bir aşk ile sevmeye başlıyorsun. O senin
bir parçan oluyor. Anne ve bebek doğal olarak birbirlerinin vazgeçilmezleri
oluyorlar. Baba ise çocuğunu kucağına alıyor ve çocuk ile arasındaki bağı
keliminin tam anlamı ile tırnakları ile kazıyarak elde ediyor. Özelikle ilk 3
ay. Ne zor bir dönemdir o ilk üç ay babalar için. Eğer bir de çocuğunuzu
emziriyorsanız. Baba isterse ağzı ile kuş tutsun çocuk yine anneyi istiyor.
Baba anneden çalabildiği zamanlarda çocuğu ile baba-çocuk ilişkisi kurmaya
çalışıyor. O zamanlarda her anın değeri daha bir artıyor. Baba kendi kokusuna,
kendi sesine alıştırabildiği ölçüde çocuk onu tanıyor ve baba daha çok baba
gibi hissediyor.
Geçmişimize dair
biriktirdiğimiz anılarımızı sadece gözümüzde canladırdığımız ve kelimelere
döktüğümüz olaylara indirgemek o yüzden eksik bence. Kokular, sesler,
dokunuşlar da hatıralarımızın bir parçası. Çocuğu doğduğu andan itibaren orada
hazır olduğunu gösteren ve bunu çocuğuna hissettiren babanın biriktirdiği anılar
o yüzden çok değerli. Bu açıdan bir baba olarak babalığınızı çocuğunuzun sizi
tanıyacağı veya sizin gülümsemelerinize karşılık vereceği vakitlere ertelemeyin
bence.
Emre ile Meryem
(daha sonra Bilge) ilk doğduğunda kim daha fazla sarılacak, kucağına alacak
tartışması yapardık. Meryem daha birkaç haftalıkken benim kokuma alışmıştı.
Geceleri Emre ona sarılarak uyumaya çalıştığında yaygarayı basardı ve bu durum
Emre’yi eper bir üzerdi. İşte yukarıda bahsettiğim doğal olarak ve çalışarak edinilen
haklar bu noktada önem taşıyor. Çocuğu tamamen anneye bırakmak yerine orada
kendi kendine bir yer edinmeye çalışmak bazı babaları diğerinden farklı
kılıyor. Nitekim bizim ailemizde de böyle oldu. Her ne kadar Meryem yine arada
gelip beni koklayıp “sen anne gibi kokuyorsun!” dese de onun için babasının
yeri çok ama ayrı. Geceleri
özellikle 1.buçuk yaşından sonra Bilge her uyandığında Emre onu sakinleştirmeye
gitti. Şimdi Bilge korktuğu zamanlarda babasına sarılmayı bana sarılmaya tercih
ediyor. Çünkü onun rahatlamak için yaslandığı omuz çoğunlukla babasının
omuzları oldu.
Yemek yerken kaşığı ağızlarına götürerek “deliyor,
deliyor, deliyor” (yani geliyor, geliyor geliyor) yapmak onlara hem yemeği
eğlenceli kılıyor hem de yemek yerken babaları ile paylaştıkları bir an oluyor.
Bir de bizim babamız biraz komiktir. Özellikle Meryem için bu çok değerli. Ben,
nasıl anlatsam, biraz fazla düzüm galiba. Çocuklar üzerlerine elbise mi
giyecekler benden en fazla duyacakları “hadi elbiselerinizi giyin” komutu olur.
Emre ise “hadi önce kim giyecek” diyerek onların yarışma isteğini uyandırıyor.
Bilge bile başladı “ben kazandım”lara. Sonra onları giydirirken çeşitli
komiklikler yapıyor. Özellikle sabah biraz aksi olarak uyandılarsa Emre’nin
hareketleri uykularını hemencecik açıyor, neşelerini yerine getiriyor. Mesela Bilge’nin
pantolonunu alıyor kendi giymeye çalışıyor veya bluzunu ayağına giydirmeye
çalışıyor. Biraz önce ağlayan veya ters davranan çocuklar basıyorlar kahkahayı.
Babalar gününde
ailecek bir arada vakit geçirebilmek için parka gittik. Yarış bisikletlerinin
olduğu yerdeyiz. Daha birkaç gün önce çocukları tek başıma getirdiğimde Bilge’yi
tüm yarış pisti boyunca itmekten yorulmuştum. O yüzden bu sefer çocukları Emre’ye
bıraktım. Meryem artık kendi başına gidip gelebiliyor. Emre, Bilge ile
ilgileniyor. Ve bir süre sonra baktım Bilge direksiyonu kendi başına kullanır
olmuş. Emre sadece onu yokuştan aşağı itiyor. Bilge kendi gidiyor. İşte tam bu
sebeple zor işleri öğretecek bir babası olması lazım insanın. Ben anne olarak
Bilge’nin güvenliğinden duyduğum endişe ile onun öğrenmesini engellemiştim.
Halbuki Emre orada ona nasıl tek başına gidebileceğini gösterdi.
Parkta oturmuş
onları seyrederken kendi babam ile biriktirdiğim anılarıma dönüyorum. Elimde
kalan bir iki tanesine bütün gücümle sarılmaya çalışıyorum. Babamı babam olarak
tanımlayacağım birkaç net özelliği var benim için. Kendi deyimiyle benim babam demokrat
bir insan. Ama harbi demokrat. Herkes bilir babamın insanların düşüncelerine ve
yaşayışlarına saygı duyduğunu. Bir de bizim ilk öğretmenimiz sayılır. Biz küçükken eline kitabı alır bizi ders
çalıştırırdı. Onunla matematik çalışmayı çok sevmezdim çünkü çabuk sinirlenirdi
ama bir arada Türkçe çalıştığımız zamanlar çok değerliydi. Bize bir tane “Güzel
Konuşma ve Yazma” kitabı almıştı. Oradan parçaları birlikte okur ve üzerinde
düşünürdük. O anları çok severdim. Ve tabii Beşiktaşlı olması. Birlikte oturur maç
izlerdik. Hatta bir keresinde bizi Beşiktaş maçına götürmüştü. Beşiktaş-Konyaspor
maçıydı. Gerçek bir maça gittik diye ne çok heyecanlanmıştım. Ben o yüzden soran herkese gururla “ben
babadan Beşiktaşlıyım” derim. Benim üniversite zamanlarımda Beşiktaşın
yenildiği bir gün babamla telefonda konuşuyorduk. Üzgün bir şekilde Beşiktaşın yenildiğinden
bahsediyordum bana cevabı “hayat bu kızım, kazanmak da var kaybetmek de”
olmuştu. Babamın bu sözü bizim Emre ile aramızda bir özdeyiş oldu diyebilirim. Yaşanılan
küçük başarısızlıklarda birbirimizi bu şekilde teselli ederiz. Bir sabah ailecek çok erken kalkmıştık ve
güzel bir sabah geçirmiştik. Sanırım bahçeye gitmiştik. O günün sonunda babam
bundan sonra hep saat altıda kalkacağız demişti. Ve tabii ki sonraki gün, daha
sonraki ve daha sonraki günler olmayan bir söz olarak kalmıştı bu hep saat
altıda kalkma isteği... Bir de babamın bana bıraktığı yarın sözü var. Hiç
gelmeyecek zamandı yarın benim için. Hep inanıp sonra hayal kırıklığına
uğradığım yarınlar öğretmişti bunu bana.
İnsan belki
çocukken anılarını daha taze tutabiliyor ama belli bir yaşa gelince bütün
yaşadıklarının ağırlığı ile bir avuç dolusu anı kalıyor sana geriye. O açıdan baba
olarak çocuklarımıza ayırdığımız zamanlar iki taraflı değerli bence. Babaya
baba olduğunu hissettiriyor. Çocuğun da büyüyüp yetişkin olduğunda yanında
olmasa bile zihninde, hislerinde babasını her daim canlı tutuyor.
2 Mayıs 2014 Cuma
İş Görüşmesi
Meryem ile arabada okul dönüşü konuşmalarımızdan birisini yapıyoruz. Günün nasıl geçti sorusundan sonra ben ona yarınki planlarımızdan bahsediyorum.
Ben: Yarın akşam Danny'lere gideceğiz.
Meryem: Danny kim?
Ben: Hani düğünlerine gitmiştik ya. Selçuk ve Danny. Selçuk'a mezuniyet partisi düzenleyeceklermiş. Selçuk okulu bitirmiş.
Meryem: Yani taşınacaklar mı?
Ben: Büyük ihtimalle. Buldukları işe göre. Yarın benim de bir tane iş görüşmem var Meryem. Dua et iyi geçsin. Yoksa gelecek seneye hiç paramız olmayabilir.
Meryem: O zaman bir "Sign" gösterip ona paramız yok diye mi yazarız?
Ben: !?!? İnşallah sokaklarda paramız yok yazılı bir kağıt taşıyacak kadar parasız kalmayız kızım.
Ben: Yarın akşam Danny'lere gideceğiz.
Meryem: Danny kim?
Ben: Hani düğünlerine gitmiştik ya. Selçuk ve Danny. Selçuk'a mezuniyet partisi düzenleyeceklermiş. Selçuk okulu bitirmiş.
Meryem: Yani taşınacaklar mı?
Ben: Büyük ihtimalle. Buldukları işe göre. Yarın benim de bir tane iş görüşmem var Meryem. Dua et iyi geçsin. Yoksa gelecek seneye hiç paramız olmayabilir.
Meryem: O zaman bir "Sign" gösterip ona paramız yok diye mi yazarız?
Ben: !?!? İnşallah sokaklarda paramız yok yazılı bir kağıt taşıyacak kadar parasız kalmayız kızım.
Ölümden Sonrası
Meryem ile balıklarla başlayan konuşmamız bir şekilde ölümden sonraki hayata geldi.
Meryem: Anne balıklar nereden geldiler?
Ben: Nasıl yani, göldeki balıklar mı?
Meryem: Evet.
Ben: Yumurtadan çıkıyorlar. Anneleri yumurta bırakıyor sonra onlar da yumurtadan çıkıyorlar.
Meryem: Anneanne nasıl geldi?
Ben: Annesinden.
Meryem: Şimdi annesi nerde, öldü mü?
Ben: Evet annecim öldü.
Meryem: Ölünce ne oluyor? Yeniden mi doğuyoruz?
Ben: Evet, öyle de diyebiliriz.
Meryem: Peki biz yine insan mı olacağız?
Ben: Evet?!
Meryem: Yine Turkish mi konuşacağız?
Ben: Bilmem. Sen ne konuşmak istersin?
Meryem: Chinese. Yok, yok "hola" o ne Spanish mi?
Ben: Evet.
Meryem: Spanish "adın ne" nasıl denir?
Ben: Sen istersen babanla konuş bunu. O daha iyi biliyor.
Nereden nereye. Balıklardan başladık, ölümden sonraki hayata geldik ve bir baktım İspanyolca pratiği yapıyoruz. Bu çocuklarla insan gerçekten sıkılmaz.
Meryem: Anne balıklar nereden geldiler?
Ben: Nasıl yani, göldeki balıklar mı?
Meryem: Evet.
Ben: Yumurtadan çıkıyorlar. Anneleri yumurta bırakıyor sonra onlar da yumurtadan çıkıyorlar.
Meryem: Anneanne nasıl geldi?
Ben: Annesinden.
Meryem: Şimdi annesi nerde, öldü mü?
Ben: Evet annecim öldü.
Meryem: Ölünce ne oluyor? Yeniden mi doğuyoruz?
Ben: Evet, öyle de diyebiliriz.
Meryem: Peki biz yine insan mı olacağız?
Ben: Evet?!
Meryem: Yine Turkish mi konuşacağız?
Ben: Bilmem. Sen ne konuşmak istersin?
Meryem: Chinese. Yok, yok "hola" o ne Spanish mi?
Ben: Evet.
Meryem: Spanish "adın ne" nasıl denir?
Ben: Sen istersen babanla konuş bunu. O daha iyi biliyor.
Nereden nereye. Balıklardan başladık, ölümden sonraki hayata geldik ve bir baktım İspanyolca pratiği yapıyoruz. Bu çocuklarla insan gerçekten sıkılmaz.
Bak Şu Hayal Gücünün Yaptığına
Meryem bize çok yakın oturan arkadaşı Rocky'i dışarıda görünce dışarıya çıkmak istedi. Meryem'i dışarıda gören Bilge onun peşinden çıkmak isteyince mecburen peşlerinden gittim. Bir süre oynadılar ama artık uyku vakitleri geliyordu. Meryem ve Rocky'i eve gitmeleri konusunda ikna ettikten sonra sıra Bilge'ye gelmişti ve bu en zor olanıydı.
Ben: Hadi oğlum içeri gidelim.
Bilge: Ben balık bakcam.
Ben: ama hadi artık uyku vaktin geldin.
Bilge: Ben ördek bakcam. Ben balık bakcam.
Ben: Bilge bak hava kararıyor. Eve gitmemiz gerek. Hem bak balıklar da uyuyor.
Bilge: Balık uyucak?
Ben: Evet.
Bilge: Ördek uyucak?
Ben: Evet.
Bilge: Kuş uyucak?
Ben: Evet.
Bilge: Aslan uyucak?
Ben: Bilmiyorum.
Bilge: Aslan uyucak?
Ben: Evet.
Bilge: ııı..[düşünüyor].. Ayı uyucak.
Ben: Evet. Bilge hadi bizim de uyuma vaktimiz.
Bilge: Balık adam uyucak? [Balık tutam adamı kastediyor]
Ben: Evet.
Bilge: Balık uyucak?
Ben: Evet. hadi bakalım gidiyoruz.
Kucakladım ve eve doğru taşıyorum. Yolda hala kimlerin uyuyacağını sayıyordu. Eve geldik. Evde bir süre oynamaya devam ettiler. Birer dilim kavun istediler. Bilge kavunun kabuklarını ağzı ile kopararak yere atıyordu. Ne yapıyorsun Bilge diyerek ona kızdım. Bana "dana yicek" diye cevap verdi. Boşluğu göstererek "Dana orda" diye bana gösterdi. Hayalini biraz daha renklendirmeye karar verdi. "Aslan orda, ayı orda" diye devam ettik. Bilge'nin hayal oyununa katılmaya karar verdim. "Bak şu danaya... çekil bakalım oradan" diyerek ona karşılık verdim. Bilge ile birlikte danaları kovmaya başladık. Bir süre sonra Bilge ciddi ciddi danaları kovmaya başlamıştı. "anne kokuyom" Boşluğu gösteriyor ve bana "dana, kokuyom" diyordu. Bir süre hala oyun oynadığımızı zannettim. Olduğu yerde kaldı ve yerinden kalkmayı inatla reddediyordu. Tek söylediği söz "dana kokuyom" idi. Ben onu benimle gelmeye ikna etmeye çalıştım ama ona sarılmama bile izin vermiyordu. Sonra Emre geldi, neyse ki ona sarıldı. Bir süre kafasını Emre'nin omzuna yasladı ve sonunda gerçek dünyaya döndü. Canım oğlum hayalini o kadar gerçek düşünmüştü ki kendi kurduğu hayalden korkar olmuştu.
Ertesi sabah Bilge biraz erken kalkınca onunla anne-oğul vakti geçirdik. O yine hemencecik hayal dünyasına dalmıştı. Kedi taklidi yapıyordu ben ise ona gel pisi git pisi diyerek eşlik ediyordum. O benim de onun oyununa katılmamı istiyordu. Bana baktı, baktı ve "sen ayı ol. Büyük ayı ol" dedi. Bunu acaba iltifat mı hakaret mi kabul etsem bilemedim ama rolümü hemen benimseyip ayı taklidi yaptım. Bu ayı taklidim sanırım onu korkuttu fikrini değiştirip "sen kedi ol, büyük kedi ol" dedi. Anne kedi ve oğul kedi olarak bir süre miyavlayarak koklaştık.
Ben: Hadi oğlum içeri gidelim.
Bilge: Ben balık bakcam.
Ben: ama hadi artık uyku vaktin geldin.
Bilge: Ben ördek bakcam. Ben balık bakcam.
Ben: Bilge bak hava kararıyor. Eve gitmemiz gerek. Hem bak balıklar da uyuyor.
Bilge: Balık uyucak?
Ben: Evet.
Bilge: Ördek uyucak?
Ben: Evet.
Bilge: Kuş uyucak?
Ben: Evet.
Bilge: Aslan uyucak?
Ben: Bilmiyorum.
Bilge: Aslan uyucak?
Ben: Evet.
Bilge: ııı..[düşünüyor].. Ayı uyucak.
Ben: Evet. Bilge hadi bizim de uyuma vaktimiz.
Bilge: Balık adam uyucak? [Balık tutam adamı kastediyor]
Ben: Evet.
Bilge: Balık uyucak?
Ben: Evet. hadi bakalım gidiyoruz.
Kucakladım ve eve doğru taşıyorum. Yolda hala kimlerin uyuyacağını sayıyordu. Eve geldik. Evde bir süre oynamaya devam ettiler. Birer dilim kavun istediler. Bilge kavunun kabuklarını ağzı ile kopararak yere atıyordu. Ne yapıyorsun Bilge diyerek ona kızdım. Bana "dana yicek" diye cevap verdi. Boşluğu göstererek "Dana orda" diye bana gösterdi. Hayalini biraz daha renklendirmeye karar verdi. "Aslan orda, ayı orda" diye devam ettik. Bilge'nin hayal oyununa katılmaya karar verdim. "Bak şu danaya... çekil bakalım oradan" diyerek ona karşılık verdim. Bilge ile birlikte danaları kovmaya başladık. Bir süre sonra Bilge ciddi ciddi danaları kovmaya başlamıştı. "anne kokuyom" Boşluğu gösteriyor ve bana "dana, kokuyom" diyordu. Bir süre hala oyun oynadığımızı zannettim. Olduğu yerde kaldı ve yerinden kalkmayı inatla reddediyordu. Tek söylediği söz "dana kokuyom" idi. Ben onu benimle gelmeye ikna etmeye çalıştım ama ona sarılmama bile izin vermiyordu. Sonra Emre geldi, neyse ki ona sarıldı. Bir süre kafasını Emre'nin omzuna yasladı ve sonunda gerçek dünyaya döndü. Canım oğlum hayalini o kadar gerçek düşünmüştü ki kendi kurduğu hayalden korkar olmuştu.
Ertesi sabah Bilge biraz erken kalkınca onunla anne-oğul vakti geçirdik. O yine hemencecik hayal dünyasına dalmıştı. Kedi taklidi yapıyordu ben ise ona gel pisi git pisi diyerek eşlik ediyordum. O benim de onun oyununa katılmamı istiyordu. Bana baktı, baktı ve "sen ayı ol. Büyük ayı ol" dedi. Bunu acaba iltifat mı hakaret mi kabul etsem bilemedim ama rolümü hemen benimseyip ayı taklidi yaptım. Bu ayı taklidim sanırım onu korkuttu fikrini değiştirip "sen kedi ol, büyük kedi ol" dedi. Anne kedi ve oğul kedi olarak bir süre miyavlayarak koklaştık.
30 Nisan 2014 Çarşamba
Arkadaş Etkisi
Meryem arkadaşlıklarında bir şekilde hep daha çekinik taraf olarak kalıyor. Arkadaşlarını çok seviyor ve bazen kendi tercihlerini sırf bir arkadaşı ile daha uzun oynayabilmek için geri plana atıyor. Arkadaşının peşinden koşarken bizi bile unutuyor.
Okul çıkışında arkadaşlarından biri ile zıplaya zıplaya gitmeyi çok seviyor. Ashley veya Bella Fay ile el ele tutuşup dışarı gidiyorlar. Bilge de onlara katılmak istiyor. Arkalarından bağırıyor, koşuyor ama Meryem Bilge'yi duymamayı tercih ediyor. Dışarı çıktığımızda bizi değil arkadaşını takip ediyor neredeyse onunla aynı arabaya binecek. Hem biz hem de arkadaşının ailesi zor durumda kalıyor.
Geçtiğimiz günlerde Atahan ile parkta oynuyorlar. Atahan'a babası takla atar mısın diye sordu Atahan'a. Atahan taklaya hiç benzemeyen bir hareket yaptı. Arkasından Meryem de Atahan gibi takla attı. Meryem takla atmasını çok iyi biliyor ama onun için önemli olan arkadaşı ile aynı şeyi yapıyor olmak.
Hayvanat bahçesi gezimiz sırasında Meryem ve Erva hep yanyana idiler. Oyun parkı alanına gelince bu birliktelik beni rahatsız etmeye başladı çünkü Meryem genelde Erva'yı takip ediyordu. Yemek yeme sırasında Meryem masaya oturdu hızlı bir şekilde birkaç şey atıştırdı. Erva hala oyuna devam ediyordu. Meryem hem kendi için hem de Erva için Quesedilla alarak Ervan'nın yanında oynamaya gitti. Kısa bir süre sonra geldi "bu Quesedilla yere düştü, benim değil Erva'nın" diyerek. Sonra kendisine çikolatalı süt alarak gitti. Hemen sonra Erva da istiyor diyerek geldi. Sesimi çıkarmadan sütü verdim. Bir süre sonra baktım Erva Meryem'in sallandığı salıncağa binmek istiyor ve doğal olarak Meryem yerini vermek istemiyor. Erva biraz ısrar ettikten sonra gitti. İçimde bir zafer hissi oldu. Sonuçta Meryem istediği bir şey konusunda ısrarcı olmuştu. Bir süre sonra Meryem üzülerek Erva'ya "Erva beni seviyor musun" diyerek yalvarır bir şekilde soruyor. Erva ise hiç oralı olmuyor. Sanki biraz önceki olayın acısını kızımdan çıkarıyordu. Erva Beyza ile oynamaya başladı. Meryem ise onların peşlerinde ve sürekli olarak Erva'ya onu sevip sevmediğini soruyor. Bu duruma artık tahammül edemedim ve Meryem'i salıncağın oraya çağırdım. Onu sallayarak ona arkadaşlık etmeye çalıştım. Bir süre sonra Erva geldi. Meryem Erva'ya sallanıp sallanmak istemediğini sordu. Neyse ki yandaki salıncak boşalmıştı ve Erva da o salıncağa bindi. Meryem tekrar sordu "Erva beni seviyor musun?" Erva biraz umursamaz bir şekilde "evet" dedi.
Dün gözlem odasında Meryem'i gözlemliyorum. Atıştırmalık zamanı. Meryem masada gayet neşeli. Karşısında Ashley oturuyor. Bir yanında Aaron diğer bir yanında Mr. Andy. Meryem hepsiyle birlikte sohbet ediyor, şakalar yapıyor ve gayet mutlu.

Toplu grup zamanına geçiyorlar. Meryem olanca sessizliği ile Aaron'un yanında bulduğu bir boşluğa oturuyor.

Bu durum bizim canımızı acıtıyor. Meryem'in güçlü olmasını istiyoruz. Kendinden emin olmasını ve kararlarının arkasında durabilmesini istiyoruz. Bu başkaları üzerine hakimiyet kurmak demek değil. Bazı çocuklarda bu üstünlük isteği çok daha bariz oluyor. Anne babalar hatta bunu liderlik olarak nitelendirerek gurur duyuyorlar. Meryem'in liderlik vasıflarını geliştirmesi konusunda onunla daha çok ilgilenmemiz gerektiğini biliyoruz. Ancak Meryem'in bu davranışlarının arkasında onda baskın olan arkadaşlık ve paylaşma duygusunu da yatsımamak gerekiyor. O sevgisini ve mutluluğunu paylaşmak istiyor. Onun için önemli olan arkadaşı ile birlikte vakit geçirmek. Bu bazen kendi tercihlerini diğerlerinin arkasına koymak olsa da. Kendine göre çıkış yolları buluyor. Mesela oyun sırasında Ashley hep anne rolünü üstlenip hiç kimseye vermediği için Meryem ara sıra Ashley ile ara sıra Bella Fay ile oynadığını söylüyor. Ashley ile oynarken roller baştan belli. Ashley anne, Kit bebek ve Meryem büyük abla. Bella Fay ile oynarken daha çeşitli rol dağılımı yaptıkları için onunla oynamayı Ashley ile oynamaya tercih etmeye başladı son zamanlarda. Ablamın kızı Gülfem ile oynarken de çok problem yaşıyorlar. Yine aynı benim istediğim olsun dayatması ile karşı karşıya kalıyor ve bu onu bazen mutsuz ediyor. Bana geçen gün soruyordu. Anne benim istediklerimi Gülfem istemezse ne yapabilirim diye. Birlikte ortak bir çözüm bulabilirsiniz dediğimde "ya onu da istemezse onun istediğini yaparız o zaman değil mi?" Meryem çözüm istiyordu, problem değil. Bu onun ezik bir kişilik olması veya çevresindeki olan biteni farketmemesi ile ilgili birley değildi. Bütün olanların farkındaydı ama birlikte oynayacağı, onu sevecek ve onun seveceği arkadaşlarının olma isteği diğer herşeyin önüne geçiyordu.
Bu durum bizi üzse de bir açıdan baktığımda Meryem'deki bazı karakter özelliklerini daha iyi farkediyor ve onunla gurur duyuyoruz. Okulun uluslararası gecesinde Meryem yine Ashley ile birlikte oynarken onlar arasında geçen bir konuşmaya kulak misafiri oldum. Ashley konuşuyor "Medha koridorda geçerken bize çarptığında yanlışlıkla olduğunu söyledi. Aslında bence öyle olmadı. Bilerek yaptı." Meryem karşılığında hiç birşey demedi. Gülüp oynamaya devam etti. Ashley'in bu konuşması beni ürpertti. Bu çocuk daha beş yaşında ve bunları düşünüyor. Meryem'in arkadaşları hakkında böyle konuşmalarda bulunmasını istemeyeceğimi düşündüm o an. Bu zaman zaman daha az baskın olmak demek olsa bile. Meryem'in koruyucu, birleştirici ve merhametli yanları ile birkez daha gurur duydum.
Anne-baba olarak bize düşen çocuklarımızın daha az baskın olan özelliklerini kuvvetlendirmeye çalışmak. Ancak bunun yanında çocuklarımızdaki zenginliklerin farkına varmak ve herşeyin öyle dışarıdan görüldüğü gibi basit olmadığının farkındalığını taşımak sanırım.
Okul çıkışında arkadaşlarından biri ile zıplaya zıplaya gitmeyi çok seviyor. Ashley veya Bella Fay ile el ele tutuşup dışarı gidiyorlar. Bilge de onlara katılmak istiyor. Arkalarından bağırıyor, koşuyor ama Meryem Bilge'yi duymamayı tercih ediyor. Dışarı çıktığımızda bizi değil arkadaşını takip ediyor neredeyse onunla aynı arabaya binecek. Hem biz hem de arkadaşının ailesi zor durumda kalıyor.
Geçtiğimiz günlerde Atahan ile parkta oynuyorlar. Atahan'a babası takla atar mısın diye sordu Atahan'a. Atahan taklaya hiç benzemeyen bir hareket yaptı. Arkasından Meryem de Atahan gibi takla attı. Meryem takla atmasını çok iyi biliyor ama onun için önemli olan arkadaşı ile aynı şeyi yapıyor olmak.
Hayvanat bahçesi gezimiz sırasında Meryem ve Erva hep yanyana idiler. Oyun parkı alanına gelince bu birliktelik beni rahatsız etmeye başladı çünkü Meryem genelde Erva'yı takip ediyordu. Yemek yeme sırasında Meryem masaya oturdu hızlı bir şekilde birkaç şey atıştırdı. Erva hala oyuna devam ediyordu. Meryem hem kendi için hem de Erva için Quesedilla alarak Ervan'nın yanında oynamaya gitti. Kısa bir süre sonra geldi "bu Quesedilla yere düştü, benim değil Erva'nın" diyerek. Sonra kendisine çikolatalı süt alarak gitti. Hemen sonra Erva da istiyor diyerek geldi. Sesimi çıkarmadan sütü verdim. Bir süre sonra baktım Erva Meryem'in sallandığı salıncağa binmek istiyor ve doğal olarak Meryem yerini vermek istemiyor. Erva biraz ısrar ettikten sonra gitti. İçimde bir zafer hissi oldu. Sonuçta Meryem istediği bir şey konusunda ısrarcı olmuştu. Bir süre sonra Meryem üzülerek Erva'ya "Erva beni seviyor musun" diyerek yalvarır bir şekilde soruyor. Erva ise hiç oralı olmuyor. Sanki biraz önceki olayın acısını kızımdan çıkarıyordu. Erva Beyza ile oynamaya başladı. Meryem ise onların peşlerinde ve sürekli olarak Erva'ya onu sevip sevmediğini soruyor. Bu duruma artık tahammül edemedim ve Meryem'i salıncağın oraya çağırdım. Onu sallayarak ona arkadaşlık etmeye çalıştım. Bir süre sonra Erva geldi. Meryem Erva'ya sallanıp sallanmak istemediğini sordu. Neyse ki yandaki salıncak boşalmıştı ve Erva da o salıncağa bindi. Meryem tekrar sordu "Erva beni seviyor musun?" Erva biraz umursamaz bir şekilde "evet" dedi.
Dün gözlem odasında Meryem'i gözlemliyorum. Atıştırmalık zamanı. Meryem masada gayet neşeli. Karşısında Ashley oturuyor. Bir yanında Aaron diğer bir yanında Mr. Andy. Meryem hepsiyle birlikte sohbet ediyor, şakalar yapıyor ve gayet mutlu.
Masadan kalkıp oyun alanına geçiyorlar. Meryem bir süre legolarla oynadıktan sonra Ashely'in olduğu masaya geçiyor. Onunla oynamak istiyor. Oyuncağını onunla paylaşıp paylaşmayacağını soruyor. Ashley olumsuz yanıt veriyor. Üstüne üstlük oyuncağını Medha ile paylaşıyor. Meryem bir süre onları seyrediyor. Tekrar tekrar onunla oynayıp oynamayacaklarını soruyor. Mr. Andy'nın yanına gidiyor ve bu durumu paylaşıyor. Mr. Andy Ashley'e birşey söylüyor ama problemi tabii ki çözmüyor. Meryem pes etmiş bir şekilde bir köşeye kıvrılıyor ve orada sessizce oturuyor. Ashley'nin umrunda bile değil.

Toplu grup zamanına geçiyorlar. Meryem olanca sessizliği ile Aaron'un yanında bulduğu bir boşluğa oturuyor.

Bu durum bizim canımızı acıtıyor. Meryem'in güçlü olmasını istiyoruz. Kendinden emin olmasını ve kararlarının arkasında durabilmesini istiyoruz. Bu başkaları üzerine hakimiyet kurmak demek değil. Bazı çocuklarda bu üstünlük isteği çok daha bariz oluyor. Anne babalar hatta bunu liderlik olarak nitelendirerek gurur duyuyorlar. Meryem'in liderlik vasıflarını geliştirmesi konusunda onunla daha çok ilgilenmemiz gerektiğini biliyoruz. Ancak Meryem'in bu davranışlarının arkasında onda baskın olan arkadaşlık ve paylaşma duygusunu da yatsımamak gerekiyor. O sevgisini ve mutluluğunu paylaşmak istiyor. Onun için önemli olan arkadaşı ile birlikte vakit geçirmek. Bu bazen kendi tercihlerini diğerlerinin arkasına koymak olsa da. Kendine göre çıkış yolları buluyor. Mesela oyun sırasında Ashley hep anne rolünü üstlenip hiç kimseye vermediği için Meryem ara sıra Ashley ile ara sıra Bella Fay ile oynadığını söylüyor. Ashley ile oynarken roller baştan belli. Ashley anne, Kit bebek ve Meryem büyük abla. Bella Fay ile oynarken daha çeşitli rol dağılımı yaptıkları için onunla oynamayı Ashley ile oynamaya tercih etmeye başladı son zamanlarda. Ablamın kızı Gülfem ile oynarken de çok problem yaşıyorlar. Yine aynı benim istediğim olsun dayatması ile karşı karşıya kalıyor ve bu onu bazen mutsuz ediyor. Bana geçen gün soruyordu. Anne benim istediklerimi Gülfem istemezse ne yapabilirim diye. Birlikte ortak bir çözüm bulabilirsiniz dediğimde "ya onu da istemezse onun istediğini yaparız o zaman değil mi?" Meryem çözüm istiyordu, problem değil. Bu onun ezik bir kişilik olması veya çevresindeki olan biteni farketmemesi ile ilgili birley değildi. Bütün olanların farkındaydı ama birlikte oynayacağı, onu sevecek ve onun seveceği arkadaşlarının olma isteği diğer herşeyin önüne geçiyordu.
Bu durum bizi üzse de bir açıdan baktığımda Meryem'deki bazı karakter özelliklerini daha iyi farkediyor ve onunla gurur duyuyoruz. Okulun uluslararası gecesinde Meryem yine Ashley ile birlikte oynarken onlar arasında geçen bir konuşmaya kulak misafiri oldum. Ashley konuşuyor "Medha koridorda geçerken bize çarptığında yanlışlıkla olduğunu söyledi. Aslında bence öyle olmadı. Bilerek yaptı." Meryem karşılığında hiç birşey demedi. Gülüp oynamaya devam etti. Ashley'in bu konuşması beni ürpertti. Bu çocuk daha beş yaşında ve bunları düşünüyor. Meryem'in arkadaşları hakkında böyle konuşmalarda bulunmasını istemeyeceğimi düşündüm o an. Bu zaman zaman daha az baskın olmak demek olsa bile. Meryem'in koruyucu, birleştirici ve merhametli yanları ile birkez daha gurur duydum.
Anne-baba olarak bize düşen çocuklarımızın daha az baskın olan özelliklerini kuvvetlendirmeye çalışmak. Ancak bunun yanında çocuklarımızdaki zenginliklerin farkına varmak ve herşeyin öyle dışarıdan görüldüğü gibi basit olmadığının farkındalığını taşımak sanırım.
24 Nisan 2014 Perşembe
Ben Yaparım Bilge
Bilge'ye en yakışacak sıfat sanırım "ben yaparım" olurdu. Az biraz kendini yeterli hissettiği veya yapabileceğini düşündüğü hiç birşeyde değil bizim yapmamız ona yardım etmemizi bile istemiyor. Bu durumun böyle olduğu yürüme konusundaki kararlığından belliydi. Yapacağım dedi ve yaptı. Düştü, kalktı, düştü, kalktı ve yürüdü. Merdivenden inerken, bisikletini sürerken, eşyaları taşırken ne olursa "ben yaparım" diyor. Yemeğini hızlı yesin diye bazen onun için çatalına batırıyorum onu bile kabul etmiyor. Benim batırdığım lokmayı çatalından çıkarıp kendisi yeniden batırıyor. Arabadaki emniyet kemerini bağlama durumunu anlatmıştım. Hala bu konuda çok iyi sayılmaz ama artık en azından 5 dakika içerisinde bağlayabiliyor.
Yine bir banyo sonrası pijamalarını giyip yatağa hazırlanıyorlar. Bilge'ye kendisi için bez getirmesini söyledim. Bezle birlikte çekmecelerinden aldığı pijama benzeri şeyler ile yanıma geldi. İki tane tişört almış. Oğlum bu ne bir tane de alt almalısın dememe zaman vermeden "I do it!" diyerek başladı üzerini giymeye. Tişörtlerden birisi üste, diğeri alta.
Bize de bu komik görüntünün tadını çıkarmak kaldı.

Yine bir banyo sonrası pijamalarını giyip yatağa hazırlanıyorlar. Bilge'ye kendisi için bez getirmesini söyledim. Bezle birlikte çekmecelerinden aldığı pijama benzeri şeyler ile yanıma geldi. İki tane tişört almış. Oğlum bu ne bir tane de alt almalısın dememe zaman vermeden "I do it!" diyerek başladı üzerini giymeye. Tişörtlerden birisi üste, diğeri alta.
Bize de bu komik görüntünün tadını çıkarmak kaldı.
O tabii kendi komik durumundan habersiz bir şekilde yine ben yaparım Bilge edalarında babasının çayından bir yudum alıp çay bardağını babasına görürüyor.
Mutfaktan getirdiği taburenin üzerinde salonun ışığını açıp kapamakla uğraşıyor.

Şimdi Okullu Olduk!
Bugün Meryem'in gideceği anaokulunun tanıtım ve bir nevi kayıt günü vardı. Sabah evimizde hoş bir telaş vardı. Önce Bilge'yi kreşe bıraktım. Eve geldiğimde Emre Meryem'i giydiriyordu. Okul için uygun olacak güzel bir kıyafet seçmişlerdi. Gömlek ve kot pantolon. Kot pantolon ile Meryem gözüme daha bir büyük göründü. Meryem için okuldan bize verdikleri belge dosyasını aldık ve yola çıktık.
Okula gitmeye hazırdık.
Okul park alanı doluydu. Okulun hemen bitişiğindeki diğer okulun park yerine park etmek durumunda kaldım. Meryem ile randevu saatimizi kaçırmamak için hızlı adımlarla okul binasına doğru yürüdük. Kapıda bizi gönüllü annelerden biri karşıladı ve tanıtım programının olduğu tarafa yönlendirdi. Meryem'in isminin ve doğum tarihinin yazılı olduğu etiketi alıp Meryem'in ceketinin üzerine yapıştırdık. Benim için de bir etiket hazırlamışlardı ama bu seferki kendi adıma değildi. Bu okulda Meryem'in velisi olarak bulunuyordum. Meryem'in velisi olarak anılmak hoşuma gitti. Kızım büyümüştü ve şu anda merkezde o vardı.
İlk başta okul kütüphanesine aldılar bizi. Meryem'i diğer çocukların oturduğu halının üzerine bıraktım ve ben arka taraftaki sandalyelerden birisine oturdum. Her ne kadar başlarda Meryem kendini rahat hissetmese de heyecanlı ve ne olacağı konusunda meraklı idi. Okul kütüphane görevlisi bayan kitap okumaya başlayınca tek başına olmaktan duyduğu endişe çoktan kaybolmuştu.
Hikaye zamanından sonra çocuklar isim etiketlerindeki renklere göre sınıflara gittiler. Biz anne babalar ise mini bir oryantasyon dinledik ve çocuklarımızın kayıtları için gerekli belgeleri teslim ettik. Sabah bütün formları doldurmuştum. Aman unutmayayım diye çıkardığım aşı kartını herşeye rağmen unutmuştum. Aşı kartını okul açılasıya kadar getirebileceğimi söylediler. Meryem yarım saat kadar diğer çocuklar ve öğretmenlerle bir arada yalnız kaldı. Biz anne babalar çocuklarımızın geri gelmesini bekliyorduk. Çocuklar birer ikişer öğretmenlerinin elini tutarak yanımıza gelmeye başladığı zaman heyecanla Meryem'i beklediğimi farkettim. Kızım bu kadar büyümüş müydü? Şimdi gerçekten okula mı gidecekti? Gerçek bir okula... Hep öğretmen veya bir şekilde araştırmacı, eğitimci olduğum okul ortamında bir anne olarak beklemek öğretmen olmaktan çok zor geldi o an. Ben bu düşüncelerle Meryem'i beklerken o öğretmeninin elini tutarak geldi. Güzel vakit geçirmiş görünüyordu. Sınıfta itsy-bitsy spider şarkısını söylemiş ve aktiviteler yapmışlardı.
Sıra en heyecanlı kısımdaydı. Okul otobüsüne binecektik. Meryem beni bile beklemeden otobüse geçti. Otobüsün nereye gideceğini merak ediyordu. Ona tekrar okula geleceğimizi söyleyince bir anlam veremedi. Ona göre otobüsler bizi bir yerden alır başka bir yere götürürdü. Bunun tanıtım amaçlı kısa bir seyahat olduğunu anlattım.
Otobüs ara sokaklardan dolaşarak bizi Haslett civarında 10 dakika kadar gezdirip yeniden okula getirdi.
Son olarak işitme ve görme testi vardı. Meryem işitme testinin olduğu odaya kendi başına girdi ve oturdu. Bir ara parmak bile kaldırdığını gördüm. Belki de anne-baba olarak o kadar da endişelenmeye gerek yoktur. Meryem, kendi başının çaresine bakabilecek kadar büyüdü aslında. Komutları çok güzel takip ediyor ve katılması gerektiği yerde ise katılımda bulunuyor.
İşitme testinin sonucuna göre sağ kulağında bir problem vardı. Bundan iki üç gün önce gece birkaç kere kalkıp sağ kulağının içinin ve dışının ağrıdığını söylemişti. Ağrısı ertesi gün geçtiği için onu doktora götürmemiştim. Sanırım hafif bir kulak enfeksiyonu atlatmıştı. Doktora götürüp kontrol ettirmenin iyi olabiceğini tavsiye ettiler.
Görme testi için sırada beklerken görme testini yapan bayan Meryem'i kreşten hatırladı. Senin testini daha bir kaç hafta öncesinden yaptım. Seni hatırlıyorum, sana gerek yok deyince Meryem biraz hayal kırıklığına uğradı. Diğer çocuklar her ne yapıyorsa aynısını yapmak istiyordu.
Okuldan ayrılma zamanı gelmişti. Ancak Meryem daha ayrılmak istemiyordu. Okulu baştan sona gezdikten sonra Meryem'e seneye burada yeteri kadar vakit geçireceğini söyledim.
Okuldan ayrılmadan son bir defa okul otobüsüne el salladık ve arabımıza binerek kreşe doğru yola çıktık.
Meryem'e bu okul gezisi ile ilgili en çok neyi sevdiğini sorduğumda okulun bir çok sınıfı olmasını ve her sınıfta değişik değişik şeyler olmasını sevdiğini söyledi. Keşfedecek ne de çok şey vardı...
Okula gitmeye hazırdık.
Okul park alanı doluydu. Okulun hemen bitişiğindeki diğer okulun park yerine park etmek durumunda kaldım. Meryem ile randevu saatimizi kaçırmamak için hızlı adımlarla okul binasına doğru yürüdük. Kapıda bizi gönüllü annelerden biri karşıladı ve tanıtım programının olduğu tarafa yönlendirdi. Meryem'in isminin ve doğum tarihinin yazılı olduğu etiketi alıp Meryem'in ceketinin üzerine yapıştırdık. Benim için de bir etiket hazırlamışlardı ama bu seferki kendi adıma değildi. Bu okulda Meryem'in velisi olarak bulunuyordum. Meryem'in velisi olarak anılmak hoşuma gitti. Kızım büyümüştü ve şu anda merkezde o vardı.
İlk başta okul kütüphanesine aldılar bizi. Meryem'i diğer çocukların oturduğu halının üzerine bıraktım ve ben arka taraftaki sandalyelerden birisine oturdum. Her ne kadar başlarda Meryem kendini rahat hissetmese de heyecanlı ve ne olacağı konusunda meraklı idi. Okul kütüphane görevlisi bayan kitap okumaya başlayınca tek başına olmaktan duyduğu endişe çoktan kaybolmuştu.
Hikaye zamanından sonra çocuklar isim etiketlerindeki renklere göre sınıflara gittiler. Biz anne babalar ise mini bir oryantasyon dinledik ve çocuklarımızın kayıtları için gerekli belgeleri teslim ettik. Sabah bütün formları doldurmuştum. Aman unutmayayım diye çıkardığım aşı kartını herşeye rağmen unutmuştum. Aşı kartını okul açılasıya kadar getirebileceğimi söylediler. Meryem yarım saat kadar diğer çocuklar ve öğretmenlerle bir arada yalnız kaldı. Biz anne babalar çocuklarımızın geri gelmesini bekliyorduk. Çocuklar birer ikişer öğretmenlerinin elini tutarak yanımıza gelmeye başladığı zaman heyecanla Meryem'i beklediğimi farkettim. Kızım bu kadar büyümüş müydü? Şimdi gerçekten okula mı gidecekti? Gerçek bir okula... Hep öğretmen veya bir şekilde araştırmacı, eğitimci olduğum okul ortamında bir anne olarak beklemek öğretmen olmaktan çok zor geldi o an. Ben bu düşüncelerle Meryem'i beklerken o öğretmeninin elini tutarak geldi. Güzel vakit geçirmiş görünüyordu. Sınıfta itsy-bitsy spider şarkısını söylemiş ve aktiviteler yapmışlardı.
Sıra en heyecanlı kısımdaydı. Okul otobüsüne binecektik. Meryem beni bile beklemeden otobüse geçti. Otobüsün nereye gideceğini merak ediyordu. Ona tekrar okula geleceğimizi söyleyince bir anlam veremedi. Ona göre otobüsler bizi bir yerden alır başka bir yere götürürdü. Bunun tanıtım amaçlı kısa bir seyahat olduğunu anlattım.
Otobüs ara sokaklardan dolaşarak bizi Haslett civarında 10 dakika kadar gezdirip yeniden okula getirdi.
Son olarak işitme ve görme testi vardı. Meryem işitme testinin olduğu odaya kendi başına girdi ve oturdu. Bir ara parmak bile kaldırdığını gördüm. Belki de anne-baba olarak o kadar da endişelenmeye gerek yoktur. Meryem, kendi başının çaresine bakabilecek kadar büyüdü aslında. Komutları çok güzel takip ediyor ve katılması gerektiği yerde ise katılımda bulunuyor.
İşitme testinin sonucuna göre sağ kulağında bir problem vardı. Bundan iki üç gün önce gece birkaç kere kalkıp sağ kulağının içinin ve dışının ağrıdığını söylemişti. Ağrısı ertesi gün geçtiği için onu doktora götürmemiştim. Sanırım hafif bir kulak enfeksiyonu atlatmıştı. Doktora götürüp kontrol ettirmenin iyi olabiceğini tavsiye ettiler.
Görme testi için sırada beklerken görme testini yapan bayan Meryem'i kreşten hatırladı. Senin testini daha bir kaç hafta öncesinden yaptım. Seni hatırlıyorum, sana gerek yok deyince Meryem biraz hayal kırıklığına uğradı. Diğer çocuklar her ne yapıyorsa aynısını yapmak istiyordu.
Okuldan ayrılma zamanı gelmişti. Ancak Meryem daha ayrılmak istemiyordu. Okulu baştan sona gezdikten sonra Meryem'e seneye burada yeteri kadar vakit geçireceğini söyledim.
Okuldan ayrılmadan son bir defa okul otobüsüne el salladık ve arabımıza binerek kreşe doğru yola çıktık.
Meryem'e bu okul gezisi ile ilgili en çok neyi sevdiğini sorduğumda okulun bir çok sınıfı olmasını ve her sınıfta değişik değişik şeyler olmasını sevdiğini söyledi. Keşfedecek ne de çok şey vardı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















