İnsan kendi çocukluğunu çok hatırlamıyor ama kardeşlerim benden 7-8 yaş küçük oldukları için onların çocukluklarını net hatırlıyorum. İbrahim ile Aydın üç dört yaşlarındayken annem anlatmıştı. "Bir sabah bir uyandım, baktım İbrahim ve Aydın tüm oyuncak çuvalını üzerime dökmüşler benim üzerimde oynuyorlar." O zaman bana bu durum çok komik gelmişti sanki oynayacak yer kalmamıştı. Annemin yatağında, hatta üzerinde oyun oynamaya karar vermişlerdi, hem de o uyurken.
Şu an bu durumu çok daha iyi anlayabiliyorum. Çocukların kendilerini en mutlu ve en güven de hissettikleri yer annelerinin dizlerinin dibi. Ben evin içerisinde nerede isem Bilge ile Meryem'in oyun alanı genelde o bölgede oluyor. Mutfakta isem mutfağa yakın bir yerlerde, banyoda isem banyoya yakın bir yerlerde, yatak odasında yatağımın üzerinde...
Bu haftasonu elektrik süpürgesi ile ev süpürürken yavru civcivlerin annelerini peşi sıra gelmesi gibi Meryem ve Bilge kendi sandalyelerini odadan odaya taşıyarak benim peşimden geldiler. İşin komik tarafı televizyon seyreder gibi koltuklarına kurulup benim elektirk süpürgesi ile evi temizlememi seyrediyorlardı.
Bir ara Bilge odalarına gidip su kaplarını getirdi. Bir yandan su içip bir yandan beni seyrettiler. Patlamış mısır yiyerek film seyreder gibi.
Plajda oyun oynarken de durum çok farklı değil. Oyun oynayacak o kadar yer var. Beni bir şekilde su kenarına çağırıyorlar, yanlarına bir yere oturuyorum ve o alanın ilerisine çok gitmiyorlar. Bu durum özellikle Bilge için geçerli. Bir de beni oyuna dahil etmeleri yok mu... Geçen gün Bilge ve Meryem yerden aldıkları kumları benim üzerime atıyorlar, bacaklarıma, omuzuma artık neresi olursa. Neymiş beni yıkıyorlarmış. Sonra kova kova suyu başımdan aşağı döktüler. İnsanın çocukları sağolsun, göl kenarında da yıkanmadım demem artık.
Bu blog doktora yaparken çocuk yetiştirmenin zorluklarının yanında ne tam zamanlı anne baba, ne tam zamanlı öğrenci ne de tam zamanlı bir çalışan olamamanın verdiği rahatsızlığın bir ürünü. Çocuklarımız çok büyümeden ve zaman elimizden daha fazla akıp gitmeden birşeylerin notunu biryerlere düşme isteği aslında. Bir nevi bizim ailemizi konu alan bir tez çalışması. Hiç bir zaman tam yapılandırılamamış ve hep yeni hedefler içeren.
25 Temmuz 2013 Perşembe
Arabaların Ruh Hali
Bu sabah okula giderken Meryem bana soruyor.
Meryem: Anne, neden bazı arabalar kızgın, bazı arabalar üzgün oluyor?
Ben: Nasıl yani?
Meryem: Siyah araba kızgın görünüyor?
Ben: Bazı arabalar kısa bazı arabalar uzun mu oluyor demek istiyorsun?
Meryem: Hayır, bak kırmızı araba üzgün görünüyor, siyah araba kızgın görünüyor.
Ben: Neden öyle düşünüyorsun?
Meryem: Niye?
Ben: ??
Meryem: Bizim arabamız mutlu mu görünüyor, kızgın mı, üzgün mü?
Ben: [pozitif düşünmeyi destekleme amaçlı] Mutlu görünüyor değil mi Meryem?
Meryem: Hayır, kızgın mı, üzgün mü, mutlu mu?
Ben: Bilemedim şimdi kızım.
Arabadan inince durur, arabanın ön tarafına bakar. "Bak işte kızgın görünüyor!"
Meryem: Anne, neden bazı arabalar kızgın, bazı arabalar üzgün oluyor?
Ben: Nasıl yani?
Meryem: Siyah araba kızgın görünüyor?
Ben: Bazı arabalar kısa bazı arabalar uzun mu oluyor demek istiyorsun?
Meryem: Hayır, bak kırmızı araba üzgün görünüyor, siyah araba kızgın görünüyor.
Ben: Neden öyle düşünüyorsun?
Meryem: Niye?
Ben: ??
Meryem: Bizim arabamız mutlu mu görünüyor, kızgın mı, üzgün mü?
Ben: [pozitif düşünmeyi destekleme amaçlı] Mutlu görünüyor değil mi Meryem?
Meryem: Hayır, kızgın mı, üzgün mü, mutlu mu?
Ben: Bilemedim şimdi kızım.
Arabadan inince durur, arabanın ön tarafına bakar. "Bak işte kızgın görünüyor!"
17 Temmuz 2013 Çarşamba
Babbaaaa
Meryem'in canı yandıysa, bir şeye üzüldüyse genelde ağlaması bu şekilde oluyor. Özellikle bu son iki ayda Emre Şikago'da olduğu için babasının ihtiyacı olduğu zaman yanında olmasına biraz içerliyor gibi. Benden istediği ilgiyi göremeyince başlıyor "babbaa" diye ağlamaya. Yalnız bu durum bizim evde bir geleneğe dönüştü. Bilge istediği bir şey olduğunda eğer ben ona vermediysem önce normal bir şekilde ağlıyor. Sonra bakıyor yine benden bir tepki yok başlıyor "babbaaaa" diye ağlamaya. Bu biraz onlar için oyun, biraz alışkanlık oldu. Bazen ikisi koro halinde başlıyor. Aynı anda olanca sesi ile "babbaaa" diye ağlayan çocukları olunca insan bir soruyor kendine, nedir bunları böyle hassas anlarında bu kadar babacı yapan diye.
Gözlem
Bu sabahki bir konuşmamızdan:
Meryem: Anne, insanlar hep kötü şeyler yapıyorlar.
Ben: Nasıl yani, mesela?
Meryem: Kollarını hep arabanın camından dışarı çıkarıyorlar.
Ben: Başka?
Meryem: Hep üf içiyorlar [sigara demek istiyor]
Ben: Başka?
Meryem: Başka bilmiyorum.
Canım kızım keşke insanların yaptıkları kötü şeyler senin dediklerinle sınırlı kalsa. Evet ama haklısın, insanlar kendilerine veya başkalarına zararlı olduğunu bildikleri halde yapmaya inatla devam ettikleri o kadar çok şey var ki...
Meryem: Anne, insanlar hep kötü şeyler yapıyorlar.
Ben: Nasıl yani, mesela?
Meryem: Kollarını hep arabanın camından dışarı çıkarıyorlar.
Ben: Başka?
Meryem: Hep üf içiyorlar [sigara demek istiyor]
Ben: Başka?
Meryem: Başka bilmiyorum.
Canım kızım keşke insanların yaptıkları kötü şeyler senin dediklerinle sınırlı kalsa. Evet ama haklısın, insanlar kendilerine veya başkalarına zararlı olduğunu bildikleri halde yapmaya inatla devam ettikleri o kadar çok şey var ki...
2 Temmuz 2013 Salı
Kısa Kısa
Bilge geceleri uyanınca ben yanına gitmeyince kapıyı tekmeliyor. Yere sırtüstü yatıyor ve olanca gücü ile kapıya vuruyor. Epey bir gürültü yapıyor ve uzun bir süre de pes etmiyor. Dün ben inatla yanına gitmedim, o da inatla kapıyı tekmelemeye devam etti. Bir 10 dakika sürdü. Sonunda pes etti.
Kız çocukları bebekleri ile filan uyur değil mi? Bu bizim için geçerli değil. Meryem genelde yanına inek, kedi veya havyan oyuncaklarından birisini alıyordu. İki gecedir bu durum değişti. Bu Cumartesi Garage Sale'lerin birinden bir çanta dolusu oyuncak araba aldık. İki gecedir bu oyuncak arabaların içinden seçtikleri ile uyuyor. Dün gece mavi olanını seçmiş. Bu gece mavinin yanına bir mor bir de siyah eklenmiş. Bilge sabaha karşı uyanıp benim yanıma geliyor. Meryem de onunla birlikte. Bir baktım oyuncak arabalar Meryem ile birlikte benim yatağımda. Sabahın 5'i mi 6'sı mı artık her ne ise o vakitte kendisi ile arabalarını taşımak sadece Meryem'in yapacağı birşey.
Bugün okula giderken Meryem okula oyuncak arabalarını götürmek istedi. Bir buzdolabı poşetinin içine seçtiği dört taneyi koyduk. Bunu gören Bilge poşete arabaları doldurmaya başladı. Kapıdan çıkarken poşetinden çıkarıp elinde götürmeye karar verdi. Bilge kahvaltı için onlara hazırladığım peynirli gözlemesini bitirmemişti. Belki arabada yer diye yanıma aldım. Elimde gözlemeyi görünce arabaları bir yere atışı vardı ki anlatamam. Yemek varken arabaya kim bakar der gibi. Gözlemesini eline alıp merdivenlere yöneldi.
Meryem ve Bilge'ye gofret verdim. Meryem arabada bana birkaç kere sordu. "Anne, Bilge bitirince başka yiyemez değil mi" diye. ben bu sorunun nedenini pek anlamamıştım. Evet dedim. Bu soruyu birkez daha tekrarladı ve ben yine evet dedim. Bilge heyecanlı bir şekilde gofretini yerken Meryem kendininkini elinde tutuyordu. Bilge gofretini bitirince Meryem Bilge'ye dönüp "Bilgeee bak" diye kendi gofretini göstermesin mi? Tabii tamamen içgüdüleri ile hareket eden Bilge Meryem'in gofretini almak istedi. Koltuğunda olduğu için gofret istediğini belirten sesler çıkarmaya başladı. Meryem ise gofretini Bilge'ye göstere göstere yiyerek "Sen kendininkini bitirdin, bu benim" dedi. Ben Meryem'in baştaki sorusunu o an anladım. Daha önceleri böyle bir durum olduğunda ben Meryem'e kardeşini üzme, onunla paylaş diyordum. Meryem benim olası paylaşma isteğimi baştan engellemiş oldu ve tadını çıkara çıkara gofretini yedi.
Kız çocukları bebekleri ile filan uyur değil mi? Bu bizim için geçerli değil. Meryem genelde yanına inek, kedi veya havyan oyuncaklarından birisini alıyordu. İki gecedir bu durum değişti. Bu Cumartesi Garage Sale'lerin birinden bir çanta dolusu oyuncak araba aldık. İki gecedir bu oyuncak arabaların içinden seçtikleri ile uyuyor. Dün gece mavi olanını seçmiş. Bu gece mavinin yanına bir mor bir de siyah eklenmiş. Bilge sabaha karşı uyanıp benim yanıma geliyor. Meryem de onunla birlikte. Bir baktım oyuncak arabalar Meryem ile birlikte benim yatağımda. Sabahın 5'i mi 6'sı mı artık her ne ise o vakitte kendisi ile arabalarını taşımak sadece Meryem'in yapacağı birşey.
Bugün okula giderken Meryem okula oyuncak arabalarını götürmek istedi. Bir buzdolabı poşetinin içine seçtiği dört taneyi koyduk. Bunu gören Bilge poşete arabaları doldurmaya başladı. Kapıdan çıkarken poşetinden çıkarıp elinde götürmeye karar verdi. Bilge kahvaltı için onlara hazırladığım peynirli gözlemesini bitirmemişti. Belki arabada yer diye yanıma aldım. Elimde gözlemeyi görünce arabaları bir yere atışı vardı ki anlatamam. Yemek varken arabaya kim bakar der gibi. Gözlemesini eline alıp merdivenlere yöneldi.
Meryem ve Bilge'ye gofret verdim. Meryem arabada bana birkaç kere sordu. "Anne, Bilge bitirince başka yiyemez değil mi" diye. ben bu sorunun nedenini pek anlamamıştım. Evet dedim. Bu soruyu birkez daha tekrarladı ve ben yine evet dedim. Bilge heyecanlı bir şekilde gofretini yerken Meryem kendininkini elinde tutuyordu. Bilge gofretini bitirince Meryem Bilge'ye dönüp "Bilgeee bak" diye kendi gofretini göstermesin mi? Tabii tamamen içgüdüleri ile hareket eden Bilge Meryem'in gofretini almak istedi. Koltuğunda olduğu için gofret istediğini belirten sesler çıkarmaya başladı. Meryem ise gofretini Bilge'ye göstere göstere yiyerek "Sen kendininkini bitirdin, bu benim" dedi. Ben Meryem'in baştaki sorusunu o an anladım. Daha önceleri böyle bir durum olduğunda ben Meryem'e kardeşini üzme, onunla paylaş diyordum. Meryem benim olası paylaşma isteğimi baştan engellemiş oldu ve tadını çıkara çıkara gofretini yedi.
Meryem'in Hüzünlü Şarkısı
Chicago yolculuğumuz sırasına arabada Zuhal Olcay çalıyordu. Meryem "Yalnızlar Rıhtımı" şarksına takıldı. Şarkının bir yerinde "Bütün gece ağladım" diyordu ve bu söz Meryem'in içine dokundu. "Anne ben üzüldüm çünkü şarkıda ağladım diyor". O an böyle hüzünlü şarkıları çocuklarla dinlemenin çok doğru olmayacağını düşündüm. Ancak Meryem bir kere şarkıya takılmıştı. Şarkının sözlerini dinliyor bana "anne, neden ağladım diyor?" gibi sorgulayıcı sorulara başladı. Ben elimden geldiğince neden üzgün olabileceğini açıklamaya çalıştım. Arkadaşını bekliyormuş, gelmemiş. Yanlız kalınca üzülmüş gibi.
Bir ben miyim perişan gecenin karanlığında
Yosun tuttu gözlerim yalnızlar rıhtımında
Bütün gece ağladım dalgalar kucağında
Yosun tuttu gözlerim yalnızlar rıhtımında
Bir beni mi unuttular uçup gitti martılar
Geceler, ben ve deniz yalnızlar rıhtımında
Bütün gece ağladım dalgalar kucağında
Yosun tuttu gözlerim yalnızlar rıhtımında.
Meryem: Neden martılar diyor?
Ben: Martılar gitmişler ona üzülmüş.
Meryem: Biz de martılar çok seviyoruz değil mi? Neden martılar gitmiş.
Ben: Acıkmışlar, yemek bulmak için gitmişler.
Meryem: Annesi, babası nerede?
Ben: Bilmem, belki öbür odadadırlar.
Meryem: Neden ağladım diyor?
Ben: Arkadaşını özlemiş de ondan.
Meryem'i ilk başta hüzünlendiren bu şarkı zamanla favori şarkısı oldu. Eğer arabada Zuhal Olcay çalıyorsa bana "anne, ben Ağladım'ı istiyorum" diyor ve bir kaç kere bu şarkıyı çalıyoruz. Şarkıda dört kere "ağladım" diyor. Bunu biliyor ve bekliyor, "şimdi üç kere söylecek... iki kere söyleyecek" diye. Sonra Zuhal Olcay ile birlikte o da söylüyor. Hatta Bilge bile eşlik etmeye başladı. İkisi birden "ağladım" diyorlar. Zuhal Olcay şarkının en sonunda sözleri söylemek yerine "la, la, la, la" diyor ve tabii ki Meryem.
Bu arada kendi sorularına kendince açıklama getirdi. "Belki annesi babası Türkiye'ye gitmiştir, o yüzden ağladım" diyordur.
Şarkının başında geçen "perişan" kelimesi şu anki ilgi alanımız. "Anne, herişan ne demek?". Bu soru üzerine ben de kendime sordum. Gerçekten perişan ne demek? Kendimce açıklamaya çalışıyorum. Kızım böyle çok üzgün olduğunda, güçsüz hissettiğinde, canın hiç birşey yapmak istemediğinde perişan olursun.
Meryem şarkıyı dinliyor ve bana "anne biz üzüldük değil mi" diyor. Evet, kızım hüzünlendik. "Biz herişanız değil mi?". Tam öyle değil Meryem, biz hüzünlendik ama kendimizi çok güçsüz hissetmiyoruz. "Hayır, bir herişanız".
Geçenlerde yine bu şarkıyı dinlerken "Anne, ben üzüldüm. Çünkü babamı özledim. Babam gelsin artık. Burada çalışsın" dedi. Bu hüzünlü anımız ona babasına olan özlemini hatırlatmıştı.
Bir ben miyim perişan gecenin karanlığında
Yosun tuttu gözlerim yalnızlar rıhtımında
Bütün gece ağladım dalgalar kucağında
Yosun tuttu gözlerim yalnızlar rıhtımında
Bir beni mi unuttular uçup gitti martılar
Geceler, ben ve deniz yalnızlar rıhtımında
Bütün gece ağladım dalgalar kucağında
Yosun tuttu gözlerim yalnızlar rıhtımında.
Meryem: Neden martılar diyor?
Ben: Martılar gitmişler ona üzülmüş.
Meryem: Biz de martılar çok seviyoruz değil mi? Neden martılar gitmiş.
Ben: Acıkmışlar, yemek bulmak için gitmişler.
Meryem: Annesi, babası nerede?
Ben: Bilmem, belki öbür odadadırlar.
Meryem: Neden ağladım diyor?
Ben: Arkadaşını özlemiş de ondan.
Meryem'i ilk başta hüzünlendiren bu şarkı zamanla favori şarkısı oldu. Eğer arabada Zuhal Olcay çalıyorsa bana "anne, ben Ağladım'ı istiyorum" diyor ve bir kaç kere bu şarkıyı çalıyoruz. Şarkıda dört kere "ağladım" diyor. Bunu biliyor ve bekliyor, "şimdi üç kere söylecek... iki kere söyleyecek" diye. Sonra Zuhal Olcay ile birlikte o da söylüyor. Hatta Bilge bile eşlik etmeye başladı. İkisi birden "ağladım" diyorlar. Zuhal Olcay şarkının en sonunda sözleri söylemek yerine "la, la, la, la" diyor ve tabii ki Meryem.
Bu arada kendi sorularına kendince açıklama getirdi. "Belki annesi babası Türkiye'ye gitmiştir, o yüzden ağladım" diyordur.
Şarkının başında geçen "perişan" kelimesi şu anki ilgi alanımız. "Anne, herişan ne demek?". Bu soru üzerine ben de kendime sordum. Gerçekten perişan ne demek? Kendimce açıklamaya çalışıyorum. Kızım böyle çok üzgün olduğunda, güçsüz hissettiğinde, canın hiç birşey yapmak istemediğinde perişan olursun.
Meryem şarkıyı dinliyor ve bana "anne biz üzüldük değil mi" diyor. Evet, kızım hüzünlendik. "Biz herişanız değil mi?". Tam öyle değil Meryem, biz hüzünlendik ama kendimizi çok güçsüz hissetmiyoruz. "Hayır, bir herişanız".
Geçenlerde yine bu şarkıyı dinlerken "Anne, ben üzüldüm. Çünkü babamı özledim. Babam gelsin artık. Burada çalışsın" dedi. Bu hüzünlü anımız ona babasına olan özlemini hatırlatmıştı.
Zamana Ayak Uyduran Hayaller
Meryem yavru ördekleri görünce çok sevindi. "Ne kadar güzeller değil mi anne?" O kadar çok hoşuna gitti ki bana döndü ve "keşke biz de ördek olsaydık. Niye değiliz?". Ben bu garip istek karşısında ne diyeceğimi bilemedim. "Annecim, biz insanız. Mesela biz hayal kurabiliriz. Sen hayalinde istediğin şey olabilirsin. İstersen bir kuğu, istersen ördek olmayı hayal edebilirsin. Ama ördek olsaydın sadece ördek olacaktın." Tam olarak anlayamadı. İçinde o anda o ördek ailesinin içerisinde olmaya karşı o kadar büyük bir istek vardı ki bana "Anne, sen periye telefon aç. Bizi ördek yapsın tamam mı?" dedi.
24 Haziran 2013 Pazartesi
Oyunlardan Çeşitlemeler
Meryem'in evcilik oyununa girişi öyle aniden oluyor. Ben kanepede oturmuş bir şey yapıyor olabilirim, mutfakta iş yapıyor veya Bilge ile ilgileniyor olabilirim. Yanıma geliyor ve bana soruyor: "Senin evin neresi?". Ben oyun modumuza geçtiğimizi anlıyorum ve bir yer gösteriyorum. Salondaysak kanepeyi gösteriyorum, onun odasındaysak benim kendi odamı söylüyorum. Sonra bana soruyor: "Misafir senin adın ne?" Ben "Aslı, Ayşe, Selma" gibi isimler söylediğimde beğenmiyor". "Benim adım Limon". Bu ismi beğendi. O kendi adını söylüyor: "Benim adım Pamuk Prenses". Bundan sonra oyuna birbirimize adımızla hitap ederek devam ediyoruz. O hep Pamuk Prenses oluyor ben de Limon. Arada Gökkuşağı da olabiliyorum. Bana hadi benim evime gelsene diyor. Ben odasının kapısını çalıyorum. O beni kapıda karşılıyor, elimi sıkarak hoşgeldiniz diyor. Sonra bana çok güzel mamalar hazırladığını söylüyor. Ben bana getirdiklerini yiyor gibi yapıyorum sonra güle güle diyerek gidiyorum.
Bu sefer bir köşede bizi gözlemleyen Bilge başlıyor evcilik oyununa. Yumruk yaptığı elinin arkası ile kapıyı "knock, knock" diyerek çalıyor sonra elini uzatıyor ben ona hoşgeldin diyerek elini sıkıyorum. İçeri daha tam girmeden "bye-bye" diyerek kendisi kapıyı örtüp dışarı çıkıyor. Sonra tekrar kapıyı çalıyor, içeri girip elimi sıkıyor ve tekrar çıkıyor. Sonra tekrar, sonra tekrar. Böyle bir on kere yapıyor. Onun oyununda içerik kapı çalma, el sıkma ve kapı örtme.
Saklambaç oynuyoruz. Ben ona kadar sayıyorum. Meryem saklanıyor ve ben onu buluyorum. Saklanma sırası bende. Meryem gözünü yarı kapatarak sayıyor. Benim ne tarafa gittiğime bakıyor. Hangi odaya gittiğimi bildiği için tek yapması gereken odanın neresine saklandığımı bulmak. Bulunca hemen koşup beni sobeliyor ve saklanma sırası onda. Nereye mi saklanıyor? Ben nereye saklandıysam oraya. Ben onun odasında kapının arkasına saklandıysam biliyorum ki Meryem oraya saklanacak. Dolabın içine girdiysem, dolabın içine. Çocukların bu yaştaki düşünme şekillerini anlamak gerçekten kolay değil. O saklandığı yerde onu daha kolay bir şekilde bulacağımı mı düşünüyor, yoksa oranın karar verilmiş bir saklanma yeri mi olduğunu düşünüyor bilemiyorum.
Bizi izleyen Bilge bizimle birlikte heyecanlanıp koşuyor. Bir sonraki gün o da oynamak istiyor. Bana "gel, gel" yapıyor ve beni giyinme odasının en köşeşine götürüyor. Bir gün önce saklandığımız yerlerden biriydi burası. Bilge ile odaya gidiyoruz. Odanın en köşesinde, elbiselerin altına girerek orada bir süre öylece oturuyoruz. Bir süre sonra bizim nerede olduğumuzu merak eden Meryem geliyor ve biz olduğumuz yerden çıkıyoruz. Bilge beni tekrar çağırıyor "gel, gel" diyerek. Tekrar giyinme odasının en köşesine gidiyoruz ve orada elbiselerin altında öylece oturuyoruz. Bunu defalarca tekrarlıyoruz. Bu da Bilge'nin saklambaç versiyonu oluyor.
Biz Bilge versiyonu saklambaç oynarken Meryem bir süre sonra gelip oyunu değiştiriyor. Birden bir canavar ailesi oluyoruz. Meryem giyinme odasının kapısını örtüyor ve bir süre orada karanlıkta bekliyoruz. Meryem sonra diyor ki "siz durun ben bir bakıp geleceğim". Giderken kapıyı örtüyor ve biz yine Bilge ile karanlıkta bekliyoruz. Sonra Meryem koşarak geliyor, kapıyı açıyor ve insanları gördüğünü ve onları korkutmamız gerektiğini söylüyor. Üçümüz kollarımızı kanat gibi yaparak uçma taklidi yapıyoruz. Meryem ve ben korkunç, Bilge ise son derece sevimli sesler çıkararak insanları korkutuyor yine giyinme odasındaki karanlık yerimize dönüyoruz. Bu oyun ben "yeter artık" deyinceye kadar devam ediyor.
Canavar oyunu değişik versiyonları ile hep popüler oyunlar arasında. Ancak Meryem ile oynadığımız oyunlarda birimizin canavar diğerinin kurban olma lüksü yok. Ne olursak ailecek oluyoruz. Ben mesela canavar gibi onları korkutmaya çalışıyorum. Meryem hemen "anne sen anne canavar ol, ben çocuk canavar, Bilge de bebek canavar olsun". ee kim kimi korkutacak? Hayali kişilerden kaçıp yatağın altına saklanıyoruz veya hayali insanları korkutuyoruz. Bazen bu canavar ailesi durumunu abartıp tüm oyuncak hayvanlarını tek tek getirip "anne bak buyavru canavar" diye yanıma diziyor. Ben oyuna biraz canlılık katayım diye yavru hayvanlardan birini korkutmaya çalışırsam beni uyarıyor: "sen anne canavarsın, onlar senin bebeklerin" diye.
Kendi kendilerine oynamayı en sevdikleri oyunlar yakalamaca, bir kova veya çantaya eşyaları doldurup, omuzlarına takıp bir odadan diğerine taşımak bir de bizim gibi ders çalışıyor taklidi yapmak. Geçen gün Bilge benim defterimi ve kalemimi alıp balkona geçip kendine göre karaladı. Arada bana göstererek kendini alkışlıyordu.
Meryem ise bir eline köpeğini diğer eline ineğini almış, hayvanlarını gezintiye çıkarmıştı.
Yine ne hayal kuruyorsa hayali insanları sayıyordu. Galiba misafirlerine ikram yapacaktı ve kaç kişi olduklarını belirlemeye çalışıyordu.
Bu sefer bir köşede bizi gözlemleyen Bilge başlıyor evcilik oyununa. Yumruk yaptığı elinin arkası ile kapıyı "knock, knock" diyerek çalıyor sonra elini uzatıyor ben ona hoşgeldin diyerek elini sıkıyorum. İçeri daha tam girmeden "bye-bye" diyerek kendisi kapıyı örtüp dışarı çıkıyor. Sonra tekrar kapıyı çalıyor, içeri girip elimi sıkıyor ve tekrar çıkıyor. Sonra tekrar, sonra tekrar. Böyle bir on kere yapıyor. Onun oyununda içerik kapı çalma, el sıkma ve kapı örtme.
Saklambaç oynuyoruz. Ben ona kadar sayıyorum. Meryem saklanıyor ve ben onu buluyorum. Saklanma sırası bende. Meryem gözünü yarı kapatarak sayıyor. Benim ne tarafa gittiğime bakıyor. Hangi odaya gittiğimi bildiği için tek yapması gereken odanın neresine saklandığımı bulmak. Bulunca hemen koşup beni sobeliyor ve saklanma sırası onda. Nereye mi saklanıyor? Ben nereye saklandıysam oraya. Ben onun odasında kapının arkasına saklandıysam biliyorum ki Meryem oraya saklanacak. Dolabın içine girdiysem, dolabın içine. Çocukların bu yaştaki düşünme şekillerini anlamak gerçekten kolay değil. O saklandığı yerde onu daha kolay bir şekilde bulacağımı mı düşünüyor, yoksa oranın karar verilmiş bir saklanma yeri mi olduğunu düşünüyor bilemiyorum.
Bizi izleyen Bilge bizimle birlikte heyecanlanıp koşuyor. Bir sonraki gün o da oynamak istiyor. Bana "gel, gel" yapıyor ve beni giyinme odasının en köşeşine götürüyor. Bir gün önce saklandığımız yerlerden biriydi burası. Bilge ile odaya gidiyoruz. Odanın en köşesinde, elbiselerin altına girerek orada bir süre öylece oturuyoruz. Bir süre sonra bizim nerede olduğumuzu merak eden Meryem geliyor ve biz olduğumuz yerden çıkıyoruz. Bilge beni tekrar çağırıyor "gel, gel" diyerek. Tekrar giyinme odasının en köşesine gidiyoruz ve orada elbiselerin altında öylece oturuyoruz. Bunu defalarca tekrarlıyoruz. Bu da Bilge'nin saklambaç versiyonu oluyor.
Biz Bilge versiyonu saklambaç oynarken Meryem bir süre sonra gelip oyunu değiştiriyor. Birden bir canavar ailesi oluyoruz. Meryem giyinme odasının kapısını örtüyor ve bir süre orada karanlıkta bekliyoruz. Meryem sonra diyor ki "siz durun ben bir bakıp geleceğim". Giderken kapıyı örtüyor ve biz yine Bilge ile karanlıkta bekliyoruz. Sonra Meryem koşarak geliyor, kapıyı açıyor ve insanları gördüğünü ve onları korkutmamız gerektiğini söylüyor. Üçümüz kollarımızı kanat gibi yaparak uçma taklidi yapıyoruz. Meryem ve ben korkunç, Bilge ise son derece sevimli sesler çıkararak insanları korkutuyor yine giyinme odasındaki karanlık yerimize dönüyoruz. Bu oyun ben "yeter artık" deyinceye kadar devam ediyor.
Canavar oyunu değişik versiyonları ile hep popüler oyunlar arasında. Ancak Meryem ile oynadığımız oyunlarda birimizin canavar diğerinin kurban olma lüksü yok. Ne olursak ailecek oluyoruz. Ben mesela canavar gibi onları korkutmaya çalışıyorum. Meryem hemen "anne sen anne canavar ol, ben çocuk canavar, Bilge de bebek canavar olsun". ee kim kimi korkutacak? Hayali kişilerden kaçıp yatağın altına saklanıyoruz veya hayali insanları korkutuyoruz. Bazen bu canavar ailesi durumunu abartıp tüm oyuncak hayvanlarını tek tek getirip "anne bak buyavru canavar" diye yanıma diziyor. Ben oyuna biraz canlılık katayım diye yavru hayvanlardan birini korkutmaya çalışırsam beni uyarıyor: "sen anne canavarsın, onlar senin bebeklerin" diye.
Kendi kendilerine oynamayı en sevdikleri oyunlar yakalamaca, bir kova veya çantaya eşyaları doldurup, omuzlarına takıp bir odadan diğerine taşımak bir de bizim gibi ders çalışıyor taklidi yapmak. Geçen gün Bilge benim defterimi ve kalemimi alıp balkona geçip kendine göre karaladı. Arada bana göstererek kendini alkışlıyordu.
Meryem ise bir eline köpeğini diğer eline ineğini almış, hayvanlarını gezintiye çıkarmıştı.
Yine ne hayal kuruyorsa hayali insanları sayıyordu. Galiba misafirlerine ikram yapacaktı ve kaç kişi olduklarını belirlemeye çalışıyordu.
21 Haziran 2013 Cuma
Meryem'in Çöp Adamları
Meryem resimlerinde somut nesneleri çizmeye daha yeni yeni başladı. Önce güneş ve çiçek ve şimdi insan yapıyor. Ben genel olarak Meryem'in boyama yaparken renkleri karıştırmasını çok beğeniyorum. Kendisine haz bir tarzı var ve ne istediğini biliyor. Çizimleri ise ince motor gelişimine paralel olarak daha yeni somut bir hal almaya başladı.
Meryem'in çizimleri sırasında en büyük problemimiz çok mükemmelliyetçi olması. Nereden aldıysa bu huyunu? -Emre kulakların çınladı mı? Yaptıklarını çok gerçekçi değerlendiriyor ve eğer istediği gibi olmadıysa çok çabuk sinirleniyor. Mesela geçen gün çiçek yaparken çiçeğin etrafındaki daire şeklindeki yaprakları tam hizalayamadığı için sinirlendi. Bana olmuyor diyor, ben kızım denemen ve uğraşman lazım diyorum ama ısrarla olmuyor diyor. Böyle durumlarda üzerine gitmek yerine bir süre ara vermesini sağlayıp daha sonradan tekrar o konuya dönmek gerekiyor. Biz de öyle yaptık.
Çizdiği insanların bacakları hemen başlarından sonra başlıyor ama olsun. Çook sevimli oluyorlar. İşte kızımın elinden Bilge ve Meryem çalışması:
Meryem'in çizimleri sırasında en büyük problemimiz çok mükemmelliyetçi olması. Nereden aldıysa bu huyunu? -Emre kulakların çınladı mı? Yaptıklarını çok gerçekçi değerlendiriyor ve eğer istediği gibi olmadıysa çok çabuk sinirleniyor. Mesela geçen gün çiçek yaparken çiçeğin etrafındaki daire şeklindeki yaprakları tam hizalayamadığı için sinirlendi. Bana olmuyor diyor, ben kızım denemen ve uğraşman lazım diyorum ama ısrarla olmuyor diyor. Böyle durumlarda üzerine gitmek yerine bir süre ara vermesini sağlayıp daha sonradan tekrar o konuya dönmek gerekiyor. Biz de öyle yaptık.
Çizdiği insanların bacakları hemen başlarından sonra başlıyor ama olsun. Çook sevimli oluyorlar. İşte kızımın elinden Bilge ve Meryem çalışması:
Kütüphaneye Üye Olduk
Uzun zamandır Meryem ve Bilge ile yapmayı planladığım bir şeyi bu Salı akşam üzeri yapabildik. Çocuklarla hızlı bir şekilde yemeğimizi Noddles Company'de yedikten sonra evimizin yakınındaki Haslett kütüphanesine gittik.
Çocuk bölümüne geçtik. Meryem ve Bilge bir süre oradaki oyuncaklarla oynadı. Epey bir süre trenle oynadılar. Bilge treni oynamak için masaya çıkmaya çalıştığı an onun dikkatini diğer oyuncaklara yöneltmeye çalıştım ve o an imdadıma bir diğer masada duran kale ve atlar yetişti. Meryem de bize katıldı ve bir süre kaleye askerleri yerleştirip, atları sıraya dizdiler. Daha sonra yapbozların olduğu köşeye geçtiler. Daha doğrusu Meryem sıra ile tahta yapbozları tamamlarken Bilge onları bozmakla meşguldü.
Meryem'e eve götürmek için kendisi için kitap seçebileceğini söyledim. Kitap raflarındaki kitapları bir süre inceledikten sonra kendisi için beş tane kitap seçti. Üyeliğimizi tamamlayarak kitaplarımızı aldık. Meryem'in kütüphaneden kendisi için seçtiği ilk kitapları:
Pinklacious and The Pink Hat Parade
The JellyBeans and The Big Camp Kickoff

Hey, Presto
Two Cool Coyotes
Dotty

Üç gündür her akşam bu kitapları okuyoruz. Kendisine göre bir sıraya koyuyor ve büyük bir dikkatle dinliyor. Laf aramızda seçtiği kitapları ben de çok beğendim.
Kütüphane kitaplarını tekrar götürmemiz gerektiğini bildiği için mümkün olduğu kadar kitapların tadını çıkarmaya çalışıyor. Bu durum bir açıdan kütüphane kitaplarını evde sahip olduğumuz kitaplardan daha değerli yapıyor. Çünkü o kitaplar bize ait değil ve geçiçi bir süre için bizde kalacaklar.
Çocuk bölümüne geçtik. Meryem ve Bilge bir süre oradaki oyuncaklarla oynadı. Epey bir süre trenle oynadılar. Bilge treni oynamak için masaya çıkmaya çalıştığı an onun dikkatini diğer oyuncaklara yöneltmeye çalıştım ve o an imdadıma bir diğer masada duran kale ve atlar yetişti. Meryem de bize katıldı ve bir süre kaleye askerleri yerleştirip, atları sıraya dizdiler. Daha sonra yapbozların olduğu köşeye geçtiler. Daha doğrusu Meryem sıra ile tahta yapbozları tamamlarken Bilge onları bozmakla meşguldü.
Meryem'e eve götürmek için kendisi için kitap seçebileceğini söyledim. Kitap raflarındaki kitapları bir süre inceledikten sonra kendisi için beş tane kitap seçti. Üyeliğimizi tamamlayarak kitaplarımızı aldık. Meryem'in kütüphaneden kendisi için seçtiği ilk kitapları:
Pinklacious and The Pink Hat Parade
The JellyBeans and The Big Camp Kickoff
Hey, Presto
Two Cool Coyotes
Dotty
Üç gündür her akşam bu kitapları okuyoruz. Kendisine göre bir sıraya koyuyor ve büyük bir dikkatle dinliyor. Laf aramızda seçtiği kitapları ben de çok beğendim.
Kütüphane kitaplarını tekrar götürmemiz gerektiğini bildiği için mümkün olduğu kadar kitapların tadını çıkarmaya çalışıyor. Bu durum bir açıdan kütüphane kitaplarını evde sahip olduğumuz kitaplardan daha değerli yapıyor. Çünkü o kitaplar bize ait değil ve geçiçi bir süre için bizde kalacaklar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






